?> yapay zeka arşivleri - Kişisel Gelişim
Jun 252014
 
1,210 views

Robotlar ve Yapay Zeka İnsanlığın Sonunu mu Getirecek?

Teknolojik gelişim ve rekabet koşulları, maliyeti düşürüp, karlılığı yukarı çeken otomatik üretim sistemlerini hızla yaygınlaştırıyor. Otomotiv ve tekstil sektörlerinin başı çektiği otomasyon giderek diğer alanlara da yayılıyor. Gıda üretimi de bunlardan biri.

Resim: news.filehippo.com

Resim: news.filehippo.com

Hayvan gücünden yararlanma, çok özel durumlar dışında, artık yok. At, eşek, katır gibi hayvanların kas gücüne ihtiyaç kalmadı. Öküzler ve mandalar için de aynı durum sözkonusu. Artık bu hayvanlar, ancak et veya sütleri işe yarıyorsa yaşam hakkına sahipler. Aksi halde, soyları tükenip gidiyor. Çünkü onların kas gücünü çok daha ekonomik olarak üstlenen traktörlerimiz, taşıyıcılarımız, bir sürü araç-gerecimiz var.

İnsan Gücüne Gereksinimin Azalması

Artık insan gücüne de daha az gereksinim duyuluyor. Aynı miktardaki üretimi yapmak için gereken insan gücü hızla azalıyor. Kas gücü ihtiyacı çok daha hızla azalmakta. Ama bilgi ve muhakeme yeteneği hala işe yarıyor.

Kapitalist sistem, nesnel meta üretimi hızla artar ve üretim maliyetleri düşerken, bilginin metalaştırılmasına ağırlık verdi. Bilgiyi edinmek de, edinilen bilgiyi kullanabilmek de artık neredeyse tamamen ticaret konusu. Bedelini ödeyemiyorsan -sağlıklı- eğitim göremiyorsun. Kaliteli bilgi -eğitim- sahibi değilsen, iş bulamıyorsun. Bu yüzden diplomalı -gizli- işsizlerin sayısı çığ gibi büyüyor.

Bilginin Meta Haline Dönüştürülmesi

Günümüzde, bilginin kendisinden çok, ambalajlanması daha ön planda. Çok satanlar listesini ona yatırım yapanlar belirliyor. Neyi öğrenmen, neden hoşlanman, neyi tüketmen gerektiğine birileri karar veriyor ve bir tüketici olarak sen de onlara uyuyorsun.

Bütün bu gelişmelerin iyi veya kötüyle, ahlak veya ahlak yoksunluğuyla hiç bir ilgisi olmadığını peşinen söylemek isterim. Bütün bu yaşananlar, doğal gelişimin sonuçlarıdır.

Ancak burada benim asıl ilgimi çeken konu, insanlığın geleceği.

Yapay Zeka İle Bilgi Üretiminin Ucuzlaması

Kas gücüne gereksinimin azalması gibi, beyin gücüne gereksinimin azalacağı günler de pek uzak değil. Bunu sağlayacak olan da “Yapay Zeka”.

Yapay zeka çalışmaları ve elde edilen gelişmeler, tırmanan teknolojik gelişmeye paralel bir değişim içerisinde. Öğrenen ve kendi kendilerini üreten makinalar konusundaki gelişmeler olağanüstü. Üç boyutlu yazıcıların gelişimi bu süreci de hızlandıracak gibi görünüyor.

Üretim aşamasındaki insan gücünün azalması, ürün maliyetlerindeki “ücret” payının azalması ve zaman içinde sıfırlanması sonucunu doğurur.

Bilgi teknolojisi halen küçük değişikliklerle akıllı cep telefonları, tabletler, dizüstü bilgisayarlar vb şeklinde pazara sunuluyor. Pazar geniş, alıcı çok.

Ancak, robot destekli üretimin artması ve ürünlerin ucuzlaması, bu ürünlerin giderek daha fazla sayılarda pazarlanmasını şart koşuyor. Aksi halde toplam kazancın düşmesi sözkonusu olacak.

Ucuzlayan ve Hacmi Artan Ticari Mallar Kime Satılacak?

İşte burada temel bir çelişki gelişmeye başlıyor.

Teknoloji, hem kas, hem de beyin gücüne giderek daha az ihtiyaç duyar hale geliyor. Bu ise, hizmet sektörü dışında iş bulup çalışabilen insanların sayısında azalmaya neden olacaktır. Daha ilerideki aşamalarda üretici sistemin tamamı robot teknolojileriyle karşılanır hale geldiğinde, sadece yöneticiler ve onlara hizmet edenler kalacaktır. Yöneticilerin, daha da zenginleşebilmek için sömürebilecekleri emekçi sınıf ortadan kalkacağı için, geriye kalan tek şey doğal kaynakların sömürülmesidir. Bundan sonrası ise tam bir kısır döngüdür. Üretim araçlarının ve doğal kaynakların sahibi olan yöneticiler sınıfı, zenginliklerinin bir kısmını hizmet sınıfına dağıtacak ve dağıttıklarını da onlara pazarladıkları ürünlerin bedeli olarak gerisin geri toplayacaklardır.

Doğal kaynakların bölüşümü, yine en önemli sorundur. Dünya üzerinde tek bir yönetici grup kalana kadar doğal kaynaklar için savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Savaşların teknolojik oyunlar aracılığıyla bir güç gösterisi haline dönüşmesi güçlü bir olasılıktır. Bütün bu gelişmeler, yönetici sınıfın zenginleşme arzusunu dizginleyemediği koşullarda doğal kaynakların sorumsuzca tüketilmesine yol açacaktır.

Bu koşullarda, yönetenler açısından “işe yaramaz bir fazlalık” haline gelen insan nüfusunun ya direkt metodlarla azaltılması; ya da doğal ortamda teknolojik imkanlardan yararlanmaksızın kendi hallerine bırakılması sözkonusu olabilir. Doğal kaynakları korumak gerekçesiyle nüfus kontrolü mutlaka devrede olacaktır. Kısırlaştırma yöntemi yaygın olarak kullanılabilir.

Hizmet sınıfı tarafından gerçekleştirilebilecek başkaldırıların başarılı olması durumundan bile sadece aktörler değişmiş olacak, sistem yapısal varlığını koruyacaktır.

Kaçınılmaz Sonuç

Yönetici sınıfa sunulan hizmetlerin de zaman içinde gelişmiş robotlar tarafından karşılanmaya başlaması güçlü bir olasılıktır. Bu aşamada, yönetilenleri olmayan çok dar bir yönetici sınıf, hizmet robotları ve üretim robotları kalacaktır. Ancak bu da, daha fazla gelişme ve zenginleşme dürtüsünün anlamsızlaşması sonucunu doğurabilir. Her istediğini kolayca elde edebilmenin sonucu ise tembelleşmek ve yaşame arzusunun zayıflamasıdır.

İşte bu aşamada, gelişmiş yapay zekanın “yönetici?” insanlara ihtiyaç duymaksızın tamamen robotlardan oluşan bir topluluğa dönüşmesi mümkündür. Bu gerçekleştiğinde, beslenme zincirine bağlı zorunlu gereksinimler ortadan kalkacağı için dünya dışı arayışların çok daha yaygın ve etkin bir düzeye ulaşması sözkonusudur. Biyolojik kısıtlamalar olmaksızın, gereksinime göre dizayn edilecek yapay zeka sahibi özel robotlar dünya, güneş sistemi ve galaksi dışına yayılmayı çok daha kolay hale getirebilir.

İnsanlık, bildiğimiz şekliyle çok uzak olmayan bir gelecekte tamamiyle ortadan kalkabilir ama, insanoğlu kendi kendisini fiziksel olarak tamamiyle yok etmezse, teknolojik gelişme ve yapay türlerin bilinçli evrimleşmesi devam edecektir.

İnsanlık için böyle bir olasılık sözkonusuysa, başka evrenlerdeki başka yaşam formlarının da benzer aşamalardan geçmiş olması hiç de küçük bir olasılık gibi görünmüyor.

ahmet aksoy

Kaynaklar:

Jun 092014
 
1,194 views

Yapay Zeka ve Evrimdeki Yeri

İlk kez Buckminster Fuller tarafından vurgulanan “Bilginin İkiye Katlanma Eğrisi” (Knowledge Doubling Curve) verilerine göre 1900 yılına kadar insanlık tarafından toplanmış ve geliştirilmiş olan bilgi miktarının iki katına çıkması için bir asırlık bir zamana ihtiyaç duyuluyordu. İkinci Dünya Savaşının sonu itibariyle bu süre 25 yıla düştü. Günümüzde ise bu tür genellemeler yapmak giderek zorlaşıyor. Çünkü değişik alanlardaki bilgi değişim oranları arasında önemli farklılıklar görülüyor. Örneğin nano-teknoloji için bu süre iki yılı bulurken, klinik çalışmalarda gereken süre sadece 18 ay. Bunların da ortalamasını alırsak insanlık bilgi birikiminin ikiye katlanması için toplam 13 aylık bir süre yeterli görünüyor. IBM’e göre bütün bu bilgi artışı internet ağı üzerinden gerçekleştiğinde, ikiye katlanma süresi 12 saate kadar düşmüş olacak.

Bilgi miktarının bu denli hızlanarak devam etmesi, sözkonusu bilginin bir yandan depolanması, bir yandan da işlenmesi için gerekli yeni teknolojilere ihtiyaç duyuyor.

2013 yılında yapılan hesaplamalara göre o dönemdeki internetin kapasitesi 5 milyon terabyte olarak belirlenmiş ve Google, bu bilginin sadece 200 terabayte’lık kısmını endeksleyebilmiş. Yani % 0.004 (yüz binde dört).

datadeluge-infographic

(http://www.industrytap.com/3950/datadeluge-infographic )

Dolayısıyla big brother‘ın işi de giderek zorlaşıyor. Her şeyden haberdar olabilmek için, daha fazla yatırım yapmak zorunda. Üstelik tek başına yatırım yeterli değil. Veri akışını da sağlamak lazım. Facebook ve google gibi sistemlerin asıl işlevi bu. İnsanlar genel, kişisel ve hatta mahrem bilgilerini bu sistemlere kendileri aktarıyor ve gönüllü olarak veri sağlama işlevini üstleniyorlar. İnternet, modern teknolojik toplumun sinir ağı sisteminin omurgasını oluşturuyor.

Ham veriyi elde etmek ve hatta onu depolamak yeterli değil. Onu işlemek ve yorumlamak ta gerekiyor. İşte bu, çok daha büyük bir sorun.

Bizim gibi pilot ülkelerde bu sorunu aşabilmek için yasaklar gündeme getirilmeye çalışılıyor. Erişim ağlarını daraltıp kısıtlayarak, kontrol edilebilir hale getirmeye çalışmak. Ama genel olarak bu sistemler o kadar yaygın hale geldi ki, dayatılan yasaklar, sistemin kendi işlevlerini de önemli ölçüde aksatıyor. O yüzden, uygulanabilir değil.

Sistemin izinsiz bilgi edinme ve gerektiğinde kısıtlama taleplerinin çözümü, bana kalırsa, ancak yapay zeka ile sağlanabilir.

Son bulgulara göre ortalama bir insan beyninde yaklaşık 100 milyar sinir hücresi ve her bir sinir hücresinin de binlerce bağlantı kurma kapasitesi var. Bunlardan yola çıkarak ortalama bir insan beyninin saklayabileceği bilgi miktarının bir kaç milyar petabyte düzeyinde olduğu söyleniyor. Bu da gösteriyor ki, uluslararası teknolojik kapasitemizin tümünün tek bir insan beyninin kapasitesiyle kıyaslanması bile hala zor. Buna rağmen, aradaki açık astronomik bir hızla kapanıyor. Nano-teknolojide olağanüstü gelişmeler var. Elektronik devrelerde elektron seviyelerine inildi. Bilgisayarlarımızın hala ikili taban teknolojisine göre çalışıyor olması en büyük kısıtlarımızdan biri. Yakın bir gelecekte bunun da aşılması olası. Yapay zekanın önü de asıl o zaman açılacak.

Ancak o noktaya gelindiği zaman yapay zeka mekanizmalarının insanlara gereksinimi olup olmadığını tartışmaya başlaması da bir başka kaçınılmaz gerçek. Asimov’un 3 robot yasası bu konuda ne kadar başarılı olur, bilemiyorum.

Açıkçası, insanoğlunun bir üst varlığa -büyük olasılıkla elektronik temelli / solid state- bir forma dönüşmesi de mümkün. Böyle bir gelişme, yeni bir uygarlığın insanoğlunun biyolojik zayıflıklarından kurtularak uzaya yayılabilmesinin de önünü açabilir.

Bu konularda fazla karamsar olmamak lazım. Bütün bunların kaçınılmaz olarak yaşanacağını bilmek zorundayız.

Bütün bu gelişmeler toplumsal genetiğin yapıtaşlarının, yani memlerin denetimindedir ve öyle olmaya devam edecek. Toplumsal evrimleşmenin kural ve koşullarını şimdiki beyin yapımızla kavrayabilmemiz bence mümkün değil. Bu konudaki yorumları ileride, bize kıyasla çok daha gelişmiş durumdaki yeni yaşam formları yapacaklar.

ahmet aksoy

Notlar:
kilo: 1000
mega: 1000 * kilo
giga: 1000 * mega
tera: 1000 * giga
peta: 1000 * tera
exa : 1000 * peta

Kaynaklar:
http://www.industrytap.com/knowledge-doubling-every-12-months-soon-to-be-every-12-hours/3950
http://epoq.wikia.com/wiki/Knowledge_doubling
http://www.glennbeck.com/2014/04/07/will-human-knowledge-soon-have-the-power-to-double-every-12-hours/

May 112013
 
2,659 views

Küresel Isınma – Dünyanın Sonu mu Geliyor?

Küresel Isınma

Düzenli televizyon izlemem. Buna rağmen son günlerde bir kac kez “buzullardaki erime” konulu programa rastladım. Bir fotoğraf ekibi -James Maloc (*)- dünyanın çeşitli yerlerindeki buzulların değişimini saat başı çekilen fotoğraflarla belgeliyor. Bu fotoğraflar birer film karesi olarak bir araya getirilince yaşanmakta olan devasa değişimi daha iyi kavramak mümkün oluyor.

“Küresel Isınma” kavramını genel olarak mantıklı bulurum. Çünkü son yüz küsur yıldır ve hızlanan bir tempo ile fosil yakıtları hoyratça tüketiyoruz. Oysa bu yakıtlar, milyonlarca yıllık bir süreçte biriktirilmiş güneş enerjisinden başka bir şey değil. Ve biz bu yakıtın fitilini ateşledik.

Günlük yaşantımızda, aslında neler yaptığımızın pek te farkında değiliz. Pek çok şeyi “gelişme” diye algılıyor, ya da kendimizi böyle kandırmaya çalışıyoruz. Kendimiz için giderek daha konforlu bir yaşam tarzı geliştiriyoruz. Ama bunun karşılığında doğal dengeler üzerinde oluşturduğumuz yıkımı görmezden geliyoruz.

Oysa biz, ancak, doğal çevremizle birlikte varız. Ve çevremizdeki herşeyi tahrip ediyoruz. Bazı toplumları ve insanları da… Bir çok biyolojik tür kaybolup gidiyor.
Ve her yitirilen tür mevcut biyolojik döngü piramidinin temellerini biraz daha zayıflatıyor.

“Brezilya’da bir kelebeğin kanat çırpması, Teksas’ta bir kasırga yaratır” demiş Philip Merilees… Neden olmasın!.. Kaos teorisinin özü bu cümlede yatıyor. Zaten bir çığ da, minik bir kar yumağıyla tetiklenmiyor mu?

Oysa biz, milyonlarca yılda oluşmuş fosil yakıt rezervlerini kısacık bir zaman diliminde tüketiyoruz. Bize öyle görünmese bile, bu bir patlamadır! Zamanın, onbinlerce kez hızlandırılmış halidir bu yaptıklarımız.

Şimdi buzullar eriyor. Hem de dünya tarihinde daha önce hiç görülmemiş bir hızla. Atmosferdeki CO2 oranı, doğal değerlerin çok üzerinde ve dikleşerek tırmanmaya devam eden bir grafik çiziyor. Atmosferin ortalama sıcaklığı artıyor. Bu artış, beraberinde, atmosferik hareketliliği getiriyor. Kasırgaların tahrip gücü büyüyor. Artık ülkemizde bile hortumlar görülmeye başladı. Ara mevsimleri, baharları yitirdik. Ya kış yaşıyoruz, ya da yaz… Tüm atmosferik dengeler bozuldu.

Bu yüzden, önümüzdeki onyıllarda en önemli meta belki de temiz su kaynakları olacak. Doğal su kaynaklarını besleyen dağ buzulları ortadan kalktığında yaşanacak felaketin boyutunu kavramak hiç te kolay değil.

Daha 50 yıl önce, şişelenmiş suların ticari bir mal haline gelmesi anlamsız gibi görünüyordu. Oysa şimdi doğal olarak erişebileceğimiz neredeyse hiç bir su kaynağı kalmadı. Ülkemizin pek çok yöresinde en küçük derelerin bile “enerji üretimi” bahanesiyle özel şirketlere pazarlanması, aslında “su savaşları” senaryosunun sahneye konması için pek fazla beklememize gerek kalmayacağını gösteriyor.

Peki, hala umut var mı?

Elbette var! Ancak bunun, 8-10 milyarlık nüfusa sahip bir dünya için geçerli olduğunu sanmıyorum. Yakın bir gelecekte, dünya üzerindeki insan popülasyonu azalmak zorunda kalacak. Çünkü sağlıklı su ve besin kaynaklarının maliyeti çok fazla artacak gibi görünüyor.

Öte yandan bir başka olasılık daha var. GDOlu ürünlere, kirli su kaynaklarına, karbondioksit oranı yüksek atmosfere dayanıklı nesillerin ortaya çıkması… Çünkü çok büyük bir olasılıkla bu tür insanlar şimdi bile dünya üzerinde yaşıyorlar. Şartlar biraz daha kötüleştiğinde sıradan insanlar için dünyamız bir cehenneme dönecek. Oysa daha dayanıklı olanlar bu durumdan, özel bir şeyler yapmaya gerek duymaksızın karlı çıkacaklar.

Bir diğer grubun ise zayıf bünyelerine rağmen, ellerindeki ekonomik güçten yararlanarak steril(!) ortamlarda yaşamaları mümkün olabilir. Üstelik bu kesim, eğer işe yarar, üretim yapabilen bir robot teknolojisi geliştirmeleri mümkün olursa, bünyesi güçlü insanların varlığına bile ihtiyaç duymayabilirler.

En son senaryo ise, kendi kendilerini geliştirip üretebilen robot teknolojisinin baskın hale gelmesi ve kendilerini dünyanın değişen koşullarına uyumlu hale getirmeleridir. Yapay zeka ile donatılan bu robotların biyolojik ve zayıf insanlara ihtiyacı olmayacaktır. Bu robotlar olağanüstü zor doğa şartlarına dayanabilecek bir yapıda olabilir. Basınçsız ortamlarda veya binlerce atmosferlik basınç altında varlıklarını sürdürebilirler. Çok düşük veya çok yüksek ısıya dayanabilirler. Enerji elde etmek için biyolojik kökenli başka canlılara gereksinimleri olmaz. Daha güçlü ve daha dayanıklı enerji kaynaklarından yararlanabilirler. Bu robotlar insanlara kıyasla çok daha uzun yaşam sürelerine sahip olabilirler. Derledikleri bilgileri birbirleriyle ve daha merkezi birimlerle kolayca paylaşabilirler. Bir robotun tüm bilgi birikimi kolaylıkla bir başka robota aktarılabilir. Bu robotlar uzay şartlarına dayanıklı hale dönüşebilir ve ivme sınırlamalarıyla karşılaşmak zorunda kalmadan uzay yolculuklarına çıkabilirler.

Kısacası, biz, insanlar olarak aklımızı başımıza devşirip, bu akılsızca gidişe dur demediğimiz taktirde Gaia devreye girecek ve gerekenleri yapacaktır.

Dünyanın bir ekosistem olarak, Gaia olarak varoluşunu sürdürmesi için insanoğluna ihtiyacı yoktur. O, bizden önce de vardı, bizden sonra da varlığını sürdürebilir.

Giderek yaygınlaşan bencil tüketim toplumları aslında kendi sonlarını inşa ediyor. Onların başka düşmanlara ihtiyacı yok.

Ahmet Aksoy

(*) Aşağıdaki yaklaşık 14 dakika süren video global ısınma ile ilgili pek çok gerçeği yeniden gözler önüne seriyor:

(*) Aşağıdaki video James Maloc tarafından verilen bir TED konferansını içeriyor: (Bu video ilgili youtube hesabı sonlandırıldığı için artık izlenemiyor. )