?> lie to me arşivleri - Kişisel Gelişim
Jan 102014
 
1,836 views

Yüz Okuma Bilim midir, Yoksa Safsata mıdır?

Bazıları, nedenini bile sorgulamadan, “yüz okuma” gibi yöntemlerin birer safsata olduğunu düşünür. Çünkü onlara göre “yüz okuma” gibi yöntemler, sadece falcılar veya üfürükçüler tarafından insanları eğlendirmek veya kandırmak için kullanılan uydurmalardır. Onlara göre, bir insanın gerçek duygularını yüzüne bakarak anlamak mümkün olmaz.

facial_recognitionOysa yüz okuma, bilimsel yöntemlerle birlikte günlük yaşamımızın içine girmeye başladı bile. Henüz yeterince etkin ve yaygın olarak kullanılmasalar da insan yüzlerini tanıyabilen ve yüz ifadelerini yorumlayarak değerlendirme yapabilen bilgisayar programları hızlı bir gelişim içinde.

İlk aşamada bu tür programların kriminal olaylarla bağlantılı bir gelişim sergilemesi olağan. Örneğin hareketli otoların plakalarının uzaktan okunabilmesi gibi, bir objektife takılan yüzün kimliği ve hangi ruh yapısında olduğunu çözümlemek, bazı risklerin ortaya çıkmadan çözülmesini sağlayabilir. Bu nedenle, insan yüzlerindeki mikro ifadelerin ve bunların birbiriyle ilişkilerinin hangi ruh haline karşılık geldiği bilgisi istatistiksel olarak saptanmış durumda. Artık yalan makineleri pek fazla kullanılmıyor. Çünkü bir insanın sorgulama sırasında heyecanlanmasının, söylediklerinin mutlaka yalan olmasını gerektirmediği acı tecrübeler sonunda anlaşılmış durumda. Artık daha bilimsel ve güvenilir yöntemler tercih ediliyor.

Yüz okuma, toplumsal ve kişisel güvenlik açısından önemlidir.

Örneğin, uçak yolcularının kimliklerinin yanısıra, yüz ifadeleri ve beden dilleri okunarak bunlar arasında tutarsızlıklar olup olmadığının belirlenmesi, uçak korsanlığı girişimlerini peşinen engelleyebilir. Benzer bir programın oto sürücülerinin yüz hareketlerini ve tepki sürelerini değerlendirerek sürüşü sağlıklı bir şekilde sürdürüp sürdüremeyeceklerini saptaması, trafik kazalarının azaltılmasını sağlamada etkili olabilir.

Canlı bombaların ve intihar saldırılarının tesbiti açısından da yüz okuma etkin bir araç olabilir.

Bilgisayarların bu tür konularda karar verici konuma gelmesi biraz George Orwell’in 1984 romanındaki karabasana uygun görünüyor olsa da, toplumsal güvenlik açısından çok yararlı bir işleve sahip olabileceğini yadsımak pek mümkün değil.

Yapay zeka programları henüz her alanda yeterli etkinliğe ulaşamadılar. Çünkü hesaplamaları gereken o kadar fazla değişken var ki, günümüz teknolojosi ile bunları uygun şekilde ve kısa bir sürede çözümlemek kolay olmuyor. Bu nedenle, şimdilik, klasik programlama yöntemlerine uygun tiplemeler yapılmasından başka bir çare yok.

İşte bu amaçla belli yüz ifadeleri net olarak tanımlanmış zorunda. Bu tanımlamalara uygun binlerce mikro ifadeyle oluşturulmuş çeşitli veritabanları var. Basit bir kaç örnek:

Üzüntü: Üst göz kapaklarının aşağı sarkması, gözlerde odaklanma kaybı, dudak uçlarının hafifçe aşağı eğilmesi.
SFp5dmMybDBGc3cx_o_you-cant-lie-to-me-certification-training

Kızgınlık: Kaşların aşağı inmesi ve birbirine yaklaşması, gözlerde parlama, dudakların birbirine doğru bastırılması.
lie-to-me (1)

Korku: Kaşların yukarı kalkması ve birbirine yaklaşması, üst göz kapaklarının yukarı kalkması, alt göz kapağının gerginleşmesi, dudak uçlarının hafifçe kulaklara doğru çekilmesi.
lie-to-me-fear

Tiksinme:  Burunda kırışma, üst dudağın yukarı doğru çekilmesi
lie-to-me-disgust

Küçümseme:  Dudağın bir ucunun hafifçe kasılarak yukarı kalkması
lie-to-me contempt

Henüz bebekken doğal olarak bildiğimiz ve zaman içinde bize unutturulan yüz okumayı yeniden öğrenmeye çalışmamız ne ilginç değil mi?

Oysa karşımızdakileri doğru bir şekilde anlamanın ve kendimizi anlaşılır şekilde ifade edebilmenin en sağlıklı araçları bunlar. Eğer yüz okuma ve beden dilini bilmiyor veya kullanmaya gerek duymuyorsak, karşımızdakilerin vermek istediği mesajı değil, kendi zihnimizin sözcüklere yüklediği anlamlardan türettiği kendi mesajımızı geçerli saymak zorunda kalırız.

Birbirimizi yanlış anlamamızdaki en önemli etmenlerden biri bu.

Kısacası, biriyle konuşurken sadece onu işitmekle yetinmeyin; hem dinleyin, hem de görün! Asıl mesaja o zaman ulaşırsınız.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

http://www.blurtit.com/q5290719.html
http://www.askastrologer.com/Physiognomy.html
http://www.facedetection.com/
http://electronics.howstuffworks.com/gadgets/high-tech-gadgets/facial-recognition.htm
http://blog.ted.com/2013/10/17/the-future-of-facial-recognition-7-fascinating-facts/

 

Dec 262013
 
1,699 views

Yüzünüz Sizi Ele Veriyor
Evet!… Yüzünüz tıpkı görsel bir megafon gibi sizin düşüncelerinizi ve duygularınızı bağırıyor!

Beden dili, evrensel bir dil. Yüz ise bedenin bu açıdan en belirgin parçası. Üstelik bu evrensel dil sadece insanlara özgü değil. Çevrenizdeki canlılara, kuşlara, kedilere, köpeklere bakın! Özellikle memeli hayvanlarda pek çok ortak kalıp bulunduğunu göreceksiniz.

lie_to_me-1024Beden dili, doğrudan bilinçaltı tarafından kullanılan görsel bir dildir. Bu dilin gerçek kullanıcısı beynimizin “sürüngen” bölümüdür. Bir yandan karşı cinse iletilen ve türün devamına yönelik mesajları; öte yandan çevresel tehditlere karşı kullanılan “kaç-savaş-ölü taklidi yap” üçlemesini bu ilkel beyin yönetir. Bu dil net, kesin ve hızlı mesajlar içerir. Hepsi, hayatta kalma veya türün devamını sağlamaya yöneliktir. İşte bu nedenle de, kalıcı olarak genlerimize kodlanmıştır.

Sonradan öğrenilen veya geliştirilen davranışların pek çoğuna bilinçli olarak müdahale etmek mümkün olabilir. Oysa genlerimize kodlanmış olan beden dilimiz ve bunun yüzümüze mikro ifadeler (micro-expressions) halinde yansıması tamamiyle bilinçaltımız tarafından, otomatik olarak kontrol edilir. Bu ifadeleri bilinçli olarak denetim altında tutmak ise neredeyse olanaksızdır.

En belirgin mikro ifadeler, gözlerimizde yer alır. Örneğin gözbebeklerimiz, duygusal pozisyonumuzu ve bir sonraki davranışımızı tıpkı bir ayna gibi yansıtır.

Eğer rahat ve güvenlikli bir ortamdaysak gözbebeklerimiz büyür. Çünkü bu koşullarda çok net bir odaklanmaya ihtiyacımız bulunmamaktadır. Oysa bizi tedirgin eden şeyler varsa, gözbebeklerimiz küçülür ve çevremizi çok daha net ve ayrıntılı görebilmeye kendini hazırlar. Bu tedirginliğin kaynağı ister basit bir endişe, isterse yoğun bir tehdit olsun davranış aynıdır. Bu tepkiye eşlik eden gözkapağı, alın, çene veya dudak hareketleri tepkinin yoğunluğunu ve niyetimizi iyice belirginleştirir.

Bu nedenle, eğer toplumsal kurallar sizi bunu yapmaktan alakoymuyorsa, öncelikle karşınızdaki kişinin gözbebeklerine bakın. Sonra gözkapağının durumuna, ne sıklıkta kapanıp açıldığına bakın. Göz kenarlarındaki kırışıklıkların, kaşların ve alın çizgilerinin şekline dikkat edin. Dudaklardaki kıvrımlar çok önemli bilgiler içerir. Daha da önemlisi, bu tepkiler birbiri ile ne denli uyumlu? Ellerin hareketleri veya bedenin duruşuyla destekleniyor mu? Aksi halde -nedeni ne olursa olsun- verilmek istenen mesajda bir tutarsızlık var demektir.

Örneğin dudakların gülümser gibi kıvrılmış olması, tek başına o kişinin mutlu ve rahat olduğunu göstermeye yetmez. Bu ifadenin gözbebeklerinin büyümesiyle, gözlerin hafifçe kısılıp uçlarının kırışmasıyla da desteklenmesi gerekir.

Bunların yanısıra, bu tepkilerin süresi ve sürekliliği de büyük önem taşır.

Üzüntüsünü ifade etmek için yüksek sesle ağlayan bazı insanların bu duyguyu içsel olarak ta yaşayıp yaşamadığını onların yüzlerinde yakalayacağınız mikro ifadelerle tesbit etmeniz mümkündür.

Karşınızdaki insanın aslında rol yaptığını sezdiğiniz durumlar olmuştur. Bunu mantıksal olarak açıklamakta zorlansanız bile, bilinçaltınız aldığınız mesajlardaki tutarsızlıkları çözümleyip sizi uyarır. Ancak çoğu kez onun uyarılarını dikkate almaz, sonra bunun acısını çekeriz. Sosyal yaşamımız, çoğu kez sezgilerimizin zaman içinde körleşmesine neden olur. Farkındalığımız zayıflar, bilinçaltımızın yönlendirici mesajlarını mantıksal gerekçelerle örtüp görmezden ve duymazdan gelmeye alışırız.

Günümüzün çalkantılı siyasi yaşamında sağlıklı değerlendirmeler yapabilmemiz için beden dilini bilinçli olarak çözümleyebilir hale gelmemiz önemlidir. Ancak, düzenli bir eğitim ile beden dilini denetim altına almanın mümkün olabileceğini unutmamalıyız. Usta siyasetçiler bu konuda başarılı olurlar. Buna rağmen, mikro ifadeleri onların bile denetlemesi pek mümkün değildir.

Bu konuda en azından farkındalığınızı geliştirebilmeniz için, eğer erişebilirseniz, “Lie To Me” isimli televizyon dizisini izlemenizi öneririm. Özellikle ilk bölümleri bu konuda eğitici bir içeriğe de sahip.

Eğer karşınızdaki insanların beden dili ve yüz ifadelerini hızlı ve etkin bir şekilde, bilinçli olarak çözmek isterseniz, mutlaka bunun eğitimini almanız gerekir.

Beden dilini, yüz ifadelerini ve mikro ifadeleri içselleştirmeniz hem karşınızdakileri daha iyi anlamanızı sağlayacak; hem de sizi, kendi mesajlarınızı daha anlaşılır hale getirmenin sezgisel araçlarıyla donatacaktır.

Unutmayın ki karşılıklı iletişimin sadece yüzde yedisi (%7) (*) sözcüklerle ifade ediliyor. Asıl mesaj ses vurguları ve beden dili aracılığıyla iletiliyor.

Konuyla ilgili yeni yazılarımızı ve açıklayıcı örneklerimizi sizlerle paylaşmayı sürdüreceğiz.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

(*) – İnternette pek çok yerde iletişim araçları için %55 görsel, %38 ses ve %7 söz olarak ayrıştığına ilişkin bilgiler yer alır. Bazı görüşler ise bunun bir yanlış anlamadan kaynaklandığını ve zamanla bir şehir efsanesi haline dönüştüğünü vurguluyor. (Bu konuya eğilen kaynaklardan birine şu adresten erişebilirsiniz: http://www.cuttingedgepr.com/articles/big-myth-nonverbal-communication.asp )

Her şeye rağmen, vurgusuz ve renksiz bir sesle aktarılmaya çalışılan mesajların yerine ulaşmakta zorlanacağı oldukça açık.