?> kedi arşivleri - Kişisel Gelişim
Dec 032013
 
1,746 views

Büyükadanın Kargaları

Büyükadanın kargalarıBu öyküyü ikinci elden, çok yakın bir dostumuzdan dinledim.

Daha önceden bilmezdim ama, meğer Büyükadanın kargaları epeyce namlıymış. Hem zeki, biraz da gaddar. Adadaki kedilerin pek çoğu bu kuşlar yüzünden tek gözlüymüşler. Çünkü ada sakinleri tarafından kedilere verilen yiyecekleri hemen bu kargalar sahiplenir, itiraz etmeye kalkan kedilerin de bir gözlerini sakat bırakırlarmış.

Dostumuzun bir yakını Büyükadadanın yerlisi. Evlerinin terasında kendi kullandıkları masanın yanında bir başka masaları daha varmış. Bu masanın üzerine çevredeki kuşların yemesi için yiyecekler bırakırlarmış.

Müdavimlerden bazıları da çevredeki kargalarmış.

Bir gün terasta yaralı bir karga bulmuşlar. Hayvan uçamıyormuş. Dikkatle yakalayıp veterinere götürmüşler. Karganın kanadının kırık olduğu anlaşılmış. Tedavi edilip bakımı yapılan kargayı tekrar uçacak hale gelene kadar terasın bir köşesinde beslemişler.

Bu arada, bizim karganın eşi dostu da çevre çatılardan ve ağaçlardan sürekli olarak bu yapılanları gözlüyormuş.

Zaten kargaların birbirine düşkün oldukları, birbirlerini sonuna kadar savunup korudukları bilinir. Hele bir kargaya zarar vermeye kalkın, ne demek istediğimi hemen anlarsınız…

Derken bizim yaralı karga iyileşmiş ve uçup gitmiş.

Bikaç gün sonra, kargasever dostlarımız terastaki kendi masalarının üzerinde bir kangal sucuk bulmuşlar. Sucuk kendilerine ait değil. Sonunda, bir kuşun, o sucuğu yuvasına taşımaya çalışırken oraya düşürdüğünde karar kılmışlar.

Aradan bir kaç gün geçmiş. Bu sefer, aynı masanın üzerinde poşetiyle birlikte bir kutu baklava…

Ara sıra masanın üzerinde çeşitli meyveler ve benzer yiyeceklerle karşılaşmaları yinelenmiş. Bu işin failinin de iyileştirdikleri karga olduğu konusunda kesin bir yargıya varmışlar.

Ama iş bu kadarla kalsa iyi!

Bir kaç gün sonra, aynı masanın üzerinde hane halkına ait olmayan Rolex marka bir saat bulmuşlar. Çevrelerinde soruşturmuşlar ve saatin değerinin en az 10 beş bin lira olduğunu öğrenmişler. Karga bu sefer işi abartmış…

Dostlarımız apar topar karakola gidip, bir saat hırsızlığının rapor edilip edilmediğini sormuşlar. Yokmuş. Saati karakola teslim etmeye yanaşmamış ve çevredeki evleri tek tek dolaşmaya başlamışlar.

Sonunda, tahmin ettikleri gibi, saatini kaybettiğini söyleyen bir komşuya ulaşmışlar. Ondan, saatin kendisine ait olduğunu belgelemesini istediklerinde adam bir fotoğrafını göstermiş. Kolundaki saat, o saat. Böylece saati sahibine teslim etmişler.

Öykünün devamını bilmiyorum. Sürpriz hediyeler devam etti mi, yoksa kesildi mi?..

Ancak, o karganın minnettarlığını ifade ediş şekli inanılır gibi değil!.. Kendince önemli şeyler getirmiş olmasını anlamak bir derece mümkün. Ancak bu kuşun getirdikleri, insanların değer verip kullandıkları nesneler. Bunun ayırdında.

“Kuş kadar aklı var” türü özdeyişlerin en azından kargaları kapsamaması lazım. Bu hayvanlar hem zeki, hem de duygusal yetkinliğe sahip.

Ceviz, kestane gibi sert kabuklu meyveleri arabaların geçtikleri yere bırakıp kırılmasını bekledikleri, arabalar geçip gittikten sonra da kabuğu kırılan meyvelerin içini yediklerine belki siz de şahit olmuşsunuzdur.

Kısacası, karga deyip geçmemek lazım. Fırsat bulduğunuzda siz de çevrenizdeki kargaları gözleyin. Emin olun ki, çok ilginç ayrıntılar yakalayacaksınız.

Ahmet Aksoy

Jan 312013
 
1,570 views

Cheshire-cat

Kuantum fiziği ile ilgili en somut bilgim, temelinde belirsizlik yasasının bulunmasıdır. Özellikle atomaltı partiküller sözkonusu olduğunda, belirsizlik yasası çok net bir şekilde işliyor.

Sanıyorum bu yasayı ben biraz farklı şekilde yorumluyorum.

Örneğin bir elektronun yerini saptamak için kullandığın araç, ölçüm işlemi sırasında o elektonun konumunu değiştirmesine neden oluyorsa, elde edeceğin bilgi net bir koordinat yerine, bir olasılık bulutuna dönüşür. Ama, ölçüm için kullanılan partiküller hedefteki elektron ile etkileşime girmiyor, ya da ihmal edilebilir veya hesaplanabilir etkiler yaratıyorsa, bu belirsizlik ortadan kalkacaktır.

Birkaç gün önce, şimdi tam anımsayamadığım bir nedenle, “Schroedinger’in kedisi” gündeme geldi. Bu terimi daha önceden biliyordum ama, ilgili olduğu konu hakkında hiç bir fikrim yoktu. İnternette yaptığım küçük araştırma sonunda, bu kedinin sanal olduğunu ve kuantum fiziği ile ilgili çok önemli bir sanal deneyde figüran olarak kullanıldığını öğrendim.

Sanal deney şöyle: Kapalı bir kutu var. Bu kutunun içinde bir kedi ve kutunun açılması halinde %50 olasılıkla tetiklenecek ölümcül bir düzenek bulunuyor. Bazı açıklamalarda bu düzenek zehirli bir gaz içeriyor, bazılarında ise bir tabancaya bağlı. Sorgulanan durum ise kutunun açılmaması şartıyla, içindeki kedinin ölü veya diri olduğunu bilmenin mümkün olup olmadığı. Kutuyu açarsanız öldürücü düzenek %50 oranla devreye girebilir veya girmeyebilir ve sonuç olarak siz deneyin sonucuna müdahale etmiş olursunuz.

Bu sanal deney, belirsizlik kuralını örneklemesi açısından, benim aklıma tam yatmıyor. Oysa Alis Harikalar Diyarında kitabında Lewis Carroll tarafından betimlenen Chesire kedisinin, kendi görüntüsünün kaybolup, sırıtmasının görülebilmesi, kuantum fiziğine çok daha denk düşen bir örnek.

Bazı kaynaklarda, ışık ışınlarının madde-dalga özelliklerinin gözlem yapıp yapmamanızdan etkilendiği öne sürülüyor. Üstelik burada bir enerji aktarımı ve etkileşim de sözkonusu değil. Gözlersem sonucu etkilemiş oluyormuşum!.. Bana bu yaklaşım da anlamsız geliyor.

Einstein fiziğinin açıklamakta yetersiz kaldığı pek çok konu olduğu muhakkak. Kuantum fiziği, bu konuda bazı kaçış olanakları sağlıyor olmalı. Ama, gözlemlemenin sonucu değiştireceği kuralına kesinlikle katılmıyorum.

Bana mantıklı gelen asıl açıklama şu: İnsanlar binlerce yıl gözlemledikleri astronomik olayları açıklayabilmek için bir sürü teoriler ve bunlara bağlı araçlar geliştirdiler. Örneğin yıldızların gökyüzünde asılı olduklarını veya dünyanın etrafında döndüklerini düşündüler. Bu konuda işe yarar, pratik takvimler geliştirdiler. Ama yıldızların, gezegenlerin dünyanın etrafında dönmediğinin anlaşılabilmesi için bilgi birikiminin ve teknolojinin belli bir seviyeye gelmesi gerekti.

Kuantum fiziğinin de şimdi benzer durumda olduğunu düşünüyorum. Halen elimizde pek çok olayın tutarlı açıklamasını yapmamıza yetecek kadar birikim yok. Bu nedenle de, takıldığımız yerleri, sanki bir belirsizlik bulutuyla yumuşatıyoruz.

Umuyorum ki, o aşamaya geldiğimizde, birileri, e=mc2 gibi olağanüstü basit bir formülasyonla pek çok şeyin düğümünü çözecek.

O gün gelene kadar, belirsizliğin belirleyiciliğinin bize yol göstermesinde hiç bir mahzur yok. Zaten şimdilik elimizdeki en tutarlı araç bu!

Son olarak, yukarıda yazdıklarımın, bir uzman görüşü olmadığını, sadece bir zihin jimnastiği olduğunu belirtmeliyim. Sözkonusu kuramların geçerliğini tartışmak haddim değil. Yine de popüler bir düzeyde bu konuları tartışabilir olmak hiç te fena olmuyor.

Ahmet Aksoy