?> hipnoz arşivleri - Kişisel Gelişim
Apr 252014
 
1,472 views

Olumlamalarla Beyninizi Programlayabilirsiniz

Shad Helmstetter’in “İçe Dönük Konuşmanın Gücü” isimli kitabını yeniden okudum. Bu tür okumaları, belli aralarla tekrarlamakta yarar var.

Helmstetter, istenen sonuçların elde edilmesi için öncelikle kişinin kendisini olumlu bir şekilde programlamasını ve bunu da “İçe Dönük Konuşma” yöntemiyle yapmasını öneriyor. Bu düşünceye katılıyorum. Çünkü bu yöntem, kişinin özgür iradesini kullanabilmesini; dolayısıyla seçimlerini bilinçli olarak yapabilmesini sağlıyor. Oysa gizli bilinçaltı telkin (subliminal messaging), hipnoz ve NLP gibi araçlar kullanıldığında kişiler, bir başkasının yönlendirmesine maruz kalıyorlar. Şahsen bunu –özel durumlar dışında- doğru bulmuyorum.

İçsel Konuşma (İçe Dönük Konuşma yerine artık bunu kullanacağım) yönteminde ise kişi, kendi bilinçaltına gönderdiği programlama cümleciklerini öncelikle kendi bilinç süzgecinden geçirebiliyor. Bu nedenle bu yaklaşım hem daha sağlıklı, hem de daha etik.

Arzulanan sonuçları elde edebilmek için gereken davranış zinciri,
1- Bilinçaltının programlanması ile inançların oluşturulması,
2- İnançların tutumları belirlemesi,
3- Tutumların duyguları yönlendirmesi,
4- Duyguların davranışları yaratması ve
5- Davranışların sonuçlara yol açması
şeklinde çalışıyor.

Bu etkileşim zinciri, ana karnındaki bebeğin iç ve dış sesleri algılamaya başladığı andan itibaren devrede. Annenin kalp atışları, çevredeki konuşmalar, müzik sesleri biyokimyasal bir öğrenme ve şartlanma (programlanma) sürecini başlatıyor.

Kişisel yazılımlarımızın bir kısmı genlerimizde kodlanmış olarak mevcuttur ve bu kodların oluşturduğu temel program, bir bilgisayarın işletim sistemi gibidir. Bu işletim sistemi, içinde yer aldığı yapıyı -bilgisayarı, vücudu- ayakta tutabilmenin ana koşullarını sağlayan temel denetimleri yapar ve birbirinden bağımsız parçaların eşgüdüm içinde yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlar. Bu işletim sistemine –genetik kodlamaya- müdahale etmek günümüz teknolojisi ile henüz çok kolay görünmüyor. Ancak, bu konuda çok ciddi bilimsel çalışmalar yapılmakta olduğunu da biliyoruz.

Bizleri bitkisel hayattaki bir hücre yığınından farklı hale getiren asıl programlar ise genlerimizde yazılı olanlar değil, sonradan edindiğimiz ve –şimdilik bildiğimiz kadarıyla- bilinçaltımızda, beynimizin belli bölgelerinde depoladığımız programlardır.

Genetik kodlarımızı değiştirmek her ne kadar zor olursa olsun, davranış kodlarımızı değiştirmek o kadar zor görünmüyor. İşin asıl zor tarafı, eski kodları etkisiz hale getirmek. Çünkü o kodların pek çoğu uzun yıllar boyunca beynimize, bilinçaltımıza kazınmış, kemikleşmiş kodlar. Buna rağmen dikkatle ve özenle sürdürülecek sistemli bir çalışma ile bu zorluğun üstesinden gelmek mümkün. Bu tür bir çalışmanın en az 21 gün aksatmadan sürdürülmesi öneriliyor.

İşte İçsel Konuşma yöntemi burada devreye giriyor. İçsel Konuşma basittir, kolay uygulanır, kişiseldir ve dolaysızdır.

İçsel Konuşma yönteminde Olumlama cümlelerinin oluşturulması sırasında bazı küçük ama önemli ayrıntılara dikkat edilmesi gerekli:

1- Cümleler geniş veya şimdiki zamanda olmalıdır
2- İfadeler açık, anlaşılır ve kesin olmalıdır
3- Yan etki yaratacak unsurlar içermemelidir
4- Kullanımı kolay olmalıdır
5- Uygulanabilir olmalıdır
6- İfadeler kişisel ve dürüst olmalıdır
7- En iyiyi istemelidir
8- Olumlu, yapıcı ifadeler içermelidir
9- Özne olarak birinci tekil ve/veya ikinci tekil şahıs kullanılmalıdır

Bu nedenle iyi bir İçsel Konuşma (olumlama), mümkünse kişinin kendi sözcükleriyle oluşturulmalı; kesinlikle muğlak, anlamı bilinmeyen, kafa karışıklığı yaratabilecek sözcükler içermemelidir. Tüm ifadeler yalın ve açık olmalıdır. Olabildiğince kısa ve anlaşılır cümleler kullanılmalıdır.

Örneğin:

Ben planlıyım.
Sen planlısın.

Ben, hayatımın kontrolünü elimde tutarım.
Sen, hayatının kontrolünü elinde tutarsın.

Ben zamanımı verimli harcarım.
Sen zamanını verimli harcarsın.

Ben yapacaklarımı planlar ve tam yapmam gerektiği zamanda yaparım.
Sen yapacaklarını planlar ve tam yapman gerektiği zamanda yaparsın.

Dakik olmak benim için kolaydır.
Dakik olmak senin için kolaydır.

Ben tam istediğim zamanda, tam istediğim yerde olurum.
Sen tam istediğin zamanda, tam istediğin yerde olursun.

Bu tür olumlama cümleleri gün içinde birkaç kez (toplam 5-10 dakika) sesli veya sessiz olarak okunabilir ya da melodik olarak seslendirilebilir. Mümkünse bir ses kaydına çevrilip dinlenebilir. Ses kaydının dinlenmesi tamamen pasif olabileceği gibi, içten veya sesli olarak tekrarlanabilir. Özellikle ses kayıtlarının olumlama sistemine inanmayan pasif dinleyiciler üzerinde de etkili olduğu gözlenmiştir.

İçsel Konuşmada en önemli unsurlardan biri sürekliliktir. Eski programın iptal edilip önerilen programın onun yerine geçebilmesi için bu sürekliliğin sağlanması mutlak bir zorunluluktur.

Ahmet Aksoy

Kaynakça:
İçe Dönük Konuşmanın Gücü – Shad Helmstetter – Sistem Yayıncılık
Yaratıcı İmgeleme – Shakti Gawain – Akaşa Yayıncılık

Apr 062014
 
1,140 views

Hipnozla İlgili Neler Biliyorsunuz?

Hipnoz pek çoğumuz için gizemli bir konu. Ona korkuyla bakanlar da var, bir eğlencelik olarak bakanlar da…

Meraklıları için hipnoz.axtelsoft.com sitesindeki bazı yazılarımızı aşağıda özetledik. Belki de kimi sorularınıza yanıt bulabilirsiniz.

Hipnozun 5 Aşaması ve Örnek Betikler

Ele alacağımız konular klasik hipnoza yönelik olacaktır. Sahne hipnozu ve hızlı hipnoz ilgi alanımızın dışındadır.

Klasik Hipnozun Aşamaları
Klasik hipnoz uygulamaları genellikle 5 temel aşamadan oluşur:
1- Ön konuşma ve Yatkınlık Testleri
2- Hipnoza hazırlık (Endüksiyon)
3- Derinleştirme
4- Telkinler
5- Uyandırma / Hipnozdan

Yazının tamamı için tıklayın…

Herkes Hipnoz Olabilir mi?

Klinik zihinsel sorunları olmayan ve hipnoza gönüllü olan hemen herkesin transa girebileceği söylenmektedir. Öte yandan, hipnoza yatkınlık açısından kişiler arasında çok büyük farklılıklar olabilmekte; bazıları çok kolay transa girerken (%15), bazıları -kendisi çok istese bile- aşırı direnç gösterebilmektedir (%15). Kalan %70 ise bu iki grubun arasında yer alıyor. Yazının devamı için tıklayın…

Trans Olmadan Hipnoz Olur mu?

spiralBazıları için hipnoz ve trans eşanlamlı sözcüklerdir. Oysa bazıları her ikisini birbirinden ayrı kavramlar olarak ele alır. Aslında her iki kavram bazan aynı durumu ifade ederken, bazan da farklılıkları vurgular. Yazının devamı için tıklayın…

Jan 292014
 
1,807 views

Kuantum Sıçraması ve Paralel Evrenler

Burt Goldman ismini duydunuz mu? Ya “Kuantum Sıçraması” (Quantum Jumping) kavramını?

Kaynak: wiredcosmos.com

Kaynak: wiredcosmos.com

Bu görüş, tıpkı bir elektronun yer aldığı yörüngedeki konumunun belirsizliği gibi, düşünsel yapımızın da paralel evrenlerin bir bileşkesi olduğunu ileri sürüyor. Goldman bu durumu bir adım daha ileri götürüp, zihnimizin, bu paralel düşünsel evrenlerle iletişim kurabileceğini ve bilgi alış verişinde bulunabileceğini söylüyor.

Tez şu: sonsuz sayıdaki paralel evrenlerden birinde mutlaka istediğimiz bilgi ve beceriye sahip bir ikizimiz (doppelganger) mevcuttur. Eğer bu ikizimizle zihinsel bağlantı kurarsak, ondan gereksinim duyduğumuz bilgi ve becerileri alıp, kendi evrenimizde yararlanabiliriz.

Goldman, bu konuda kendisinden örnek veriyor. Daha önce hiç fotoğrafçılık deneyimi olmadığı halde; fotoğraf ustası olan bir paralel evren ikiziyle bağlantı kurarak fotoğraf çekmeye başlıyor ve kısa bir süre sonra o kadar başarılı oluyor ki, çektiği fotoğraflar özel sergi salonları ve seçkin müzeler tarafından kabul görüyor.

Benzer uygulamaları resim ve müzik alanlarında da tekrarlıyor ve büyük başarılara imza atıyor.

Goldman’ın “Quantum Sıçraması” olarak adlandırdığı bu yöntem bir giz değil. Aslında bunu, basit bir oto-hipnoz tekniği olarak ta tanımlayabiliriz. Şahsen bu konuda bütün iyi niyetli denemelerime rağmen bir türlü başarılı olamadım. Genel başarı oranı nedir, o konuda da pek bir bilgim yok.

Ancak, bu konuya biraz farklı bir açıdan bakmak istiyorum.

Teorik olarak sonsuz sayıda evrenden bahsetmek elbette mümkün. Ancak zihnimizin bu evrenler arasında geçişi sağlayabilen bir araç olduğunu kabullenmek doğrusu bana pek fazla mantıklı gelmiyor. Olanaksız olduğunu da söylemiyorum ama, doğru olduğunu söylemek için gerekli en ufak bir ipucuna sahip değilim.

Oysa bu iletişimi, paralel evrenler arasındaki ikizlerimizle değil, zihnimizin farklı katmanları arasında yaptığımızı varsaymak çok daha tutarlı olabilir. Hafif hipnoz altındayken zihnimizin özel konulardaki birikimlerini bilinçli zihnimizin kullanımına sunması mümkün. Daha önce o konuda bilinçli bir çalışmamız ve akademik bir birikimimiz olmasa bile, bilinçaltımızın yaratıcı güçlerini yönlendirerek bir tür beyin fırtınası sonrasında bilinçli zihnimizi donatması pek ala mümkün. Hele bunu büyük bir özgüvenle pekiştirirsek…

Bu durumu, belki de eskilerin “ilham” adını verdikleri zihinsel düzeyi hipnotik bir etkileşim altında ortaya çıkarmakla tanımlayabiliriz.

Bu koşullarda paralel evrenlerin sadece zihnimizde varolduğunu söylemek hiç te çelişkili olmaz. İletişim kurduğumuz da başka paralel evrenler değil, sadece kendi paralel düşünce katmanlarımızdır.

Sonuç olarak, “Quantum Jumping” yönteminin etkili olabileceğini, ancak bunun sadece zihinsel yetenek ve becerilerimize bağlı olduğunu söyleyeceğim.

Belki de bu tekniğin adına da “Kuantum Sıçraması – Quantum Jumping” yerine “Kuantum Zihin – Quantum Mind” demek daha doğru olacak.

Ahmet Aksoy

Jul 302013
 
2,819 views

Dunning-Kruger Sendromu yada Cahil Cesareti Sendromu

Dunning-Kruger Sendromu

Dunning-Kruger Sendromu

David Dunning ve Justin Kruger, 2000 yılında Psikoloji dalında Nobel Ödülü kazanan iki psikologun isimleri. Bu psikologlar New York Stern School of Business’ta görevli. Yaptıkları deneysel çalışma, Journal of Personality and Social Psychology dergisinin 1999 Aralık sayısında yayınlanmış.

Özetle şunu bulmuşlar: İnsanların kişisel güvenini bilgi değil, asıl bilgisizlik arttırıyor.

İşte bu büyük çelişki, “Dunning-Kruger Sendromu” olarak adlandırılıyor.

Aslında çok yeni bir bulgu değil. Türkçede buna “cahil cesareti” diyoruz.

Charles Darwin aynı durumu kibar bir dille “Cehalet, genellikle bilgi sahibi olmaktan daha çok özgüvene sebep olur.” diyerek açıklamış.

Bertrand Russell ise bu gözlemi çok daha acımasız bir dille somutlaştırmış: “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.

Dunning ve Kruger’in vardığı sonuçlar şunlar:

Belli bir konuda yetersiz olan kişiler:

  1. Kendi niteliklerini abartma eğilimindedirler
  2. Başkalarının o konuda sahip olduğu yetenekleri kavrayamazlar
  3. Kendi yetersizliklerinin farkında değillerdir
  4. Eğer bu konuda eğitim görürlerse, eski yetersizlik ve bilgisizliklerinin farkına varırlar

Dunning ve Kruger, Cornell Üniversitesinde 45 öğrenciden oluşan bir gruba çeşitli sorular içeren bir test uyguladılar. Testten sonra da aynı öğrencilere test sonuçlarından nasıl bir başarı beklediklerini sordular.

Testteki başarı oranı en düşük (%10 ve altı) grupta yer alanlar, kendi başarı oranlarını %60 olarak tahmin ettiler. Bu gruptan bazıları, aslında başarı oranlarının %70’lere kadar çıkabileceğini de söyledi.

Öte yandan test sonuçları en yüksek olan (%90 ve üzeri başarı gösteren) diğer gruptaki öğrenciler ise, başarı oranlarını sadece %70 olarak tahmin ettiler.

Bu durumu günlük yaşamda, çevrenizde, hatta kendinizde gözlemlediğiniz zamanlar mutlaka olmuştur.

Bir konuda uzmanlaştıkça, aslında bilginizin ne kadar eksik olduğunu daha çok farkedersiniz. Oysa sizin uzmanlık alanınızla ilgili bilgi düzeyi çok zayıf olan bir çok kişi, sizin konularınızla ilgili ahkam kesmekten çekinmezler.

“Bilgi olmadan fikir sahibi olan” bu kişileri kendi bilgilerinizle altetmeniz mümkün değildir. Çünkü gerçek durumun farkında değillerdir. Sadece içinde bulundukları yetersiz bilgi ve beceri düzeyi nedeniyle, kendilerini sizden daha yetkin görme eğilimindedirler.

İzleyicilerin futbolculardan, hastaların doktorlardan daha kolay hüküm verebilmeleri de bundan kaynaklanır.

İş yaşamında bilgi ve beceri yoksunu yetkililerin varlığı bu kişilerin kendilerine duyduğu aşırı güvene dayanır. Asıl bilgi ve beceri sahibi olanların gereksiz yere geride durması, meydanı bu insanlar lehine boşaltmaktadır.

Bu ikilemi çözmenin tek yolu, tüm insanların her konuda bilgi düzeyini arttırmak gibi görünüyor olabilir. Ancak, yaşadığımız bilgi çağında bunu gerçekleştirebilmek artık bir hayalden başka bir şey değildir. Kısacası, çözüm, gerçek bilgi sahiplerinin bu ikilemin farkında olarak davranmaları, kendi bilgi ve becerilerinden şüphe etmeyi bir kenara bırakmalarıdır.

Uzmanlaştığımız konulardaki özgüven eksikliğini gidermek için EFT ve hipnoz gibi bilinçaltına yönelik araçlardan yararlanmak mümkün olabilir. Çünkü konuyu mantıksal olarak çözümlemek yeterli değildir. Asıl bilinçaltının ikna edilmesi ve koruyucu duygusal tepkilerinin yumuşatılması gerekir. Bu yaklaşım mevcut ikilemi gidermese de, bilgi ve beceri sahibi kişilerin kendilerinden daha hoşnut olmasına ve gündelik gerçekleri kabullenmelerine yardımcı olur. Bu durumun farkında olmak, sorunun çözümü için gereken en kritik bilgidir.

Bilgi ve beceri artışının getirdiği bu ikilemi, karanlık bir gecede, elimizdeki fenerle etrafı aydınlatmaya benzetebiliriz. Fenerin aydınlatma gücü arttıkça, karanlığın büyüklüğünün daha fazla farkına varırız. Ancak, bu farkındalığın bir korku, bir çaresizlik, bir değersizlik duygusuna dönüşmesine asla fırsat vermemeliyiz.

Kişisel Gelişim bu açıdan büyük önem taşır. Çünkü bize öğretildiği gibi bardağın sadece boş tarafıyla ilgilendiğimiz sürece, mutsuzluk, eksiklik ve çaresizlik peşimizi bırakmayacaktır. Kendimize güvenmeyi, kendimizi tanımayı ve kendimizi olduğumuz gibi kabullenmeyi başarmak zorundayız.

Ahmet Aksoy

Kaynaklar:

http://en.wikipedia.org/wiki/Dunning%E2%80%93Kruger_effect

http://xa.yimg.com/kq/groups/21587583/1002473080/name/Dunning.pdf

http://www.psychologytoday.com/blog/evolved-primate/201006/when-ignorance-begets-confidence-the-classic-dunning-kruger-effect

http://krugman.blogs.nytimes.com/2013/03/19/the-dunning-kruger-madoff-effect/?_r=0