?> bonghan arşivleri - Kişisel Gelişim
Mar 152013
 
1,866 views

Kişisel Gelişim ve Bilimsel Gerçeklik Kişisel Gelişim konusunu, bir çok kişinin bir tür “zırvalar silsilesi” olarak gördüğünü düşünüyorum. Açıkçası, üç-beş yıl öncesine kadar ben de benzer şekilde düşünüyordum.

Ancak, 1990′lardan bu yana bilimsel bilgilerimizde pek çok depremler yaşadık. Yaşamaya da devam ediyoruz.

Örneğin insan beyni ile ilgili temel bilgilerimizden pek çoğu değişti. Bunları sıradan bir vatandaşın gözlemleri olarak yazıyorum. Bize öğrettiklerine göre, ya da daha doğrusu benim aklımda kalanlara göre, insan beynindeki hücreler çocukluk yıllarında tamamlanan çoğalma aşamasından sonra, sadece azalmaya mahkumdu. Ayrıca beynimizdeki bölgelerin yerleşimine bağlı olarak herhangi bir nedenle yitirilen hücreler nedeniyle ilgili fonksiyonlar da zarar görür ve bunu onarmak mümkün olmazdı.

Oysa şimdi “neuro-plasticity” kavramının pek çok örnekle desteklenen işlevlerine baktığımızda; beyin hücrelerinin sürekli yenilendiğini, işlev değiştirdiğini, gerektiğinde başka fonksiyonları üstlenmek üzere başkalaşım geçirebildiğini gösteriyor.

Genetik bilgilerimiz de benzer durumda değil mi? Nöroplastisite kavramının beyin hücrelerimize tanıdığı esneklik, epigenetik kavramlarıyla tüm genetik sisteme de taşınmış durumda. İki artı ikinin kaç edeceği artık sadece genetik kodlarla değil, çevresel koşullar da dikkate alarak belirleniyor.

Benzer değişiklikler bilimin başka alanlarında da yaşanmıyor mu?

İşte bütün bunlar, bilimsel katılığın, yerini daha toleranslı bir bakış açısına terketmesi gerektiğini gösteriyor. Bu esneklik bilimsel doğrulardan vazgeçerek, onlardan ödün vererek değil; bakış ve değerlendirme perspektifimizi biraz daha genişleterek, esneterek yapılmalıdır.

Henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış olguları reddetmek yerine, onları bu genişletilmiş perspektife göre değerlendirmek çok daha sağlıklı olmaz mı?

Örneğin eski Çin uygulamaları olan akupunktur veya akupressure sistemleri, insan vücudunda enerji meridyenleri bulunduğunu varsayar.  Ama, bu meridyenlerin varlığı bu güne kadar bilimsel olarak kanıtlanabilmiş değil. Yaygın bilimsel görüş, kanıtlanamayan önerilerin reddedilmesiyle sonuçlanıyor.  Bilimsel olarak kanıtlanamıyorsa reddedelim!

O zaman akla şu soru geliyor: Newton’dan önce yerçekimi yok muydu? Çekim yasalarının işlevini gösterebilmesi için onların yasalaştırılması şart mıdır?

1960′lı yıllarda Kuzey koreli bir profesör olan Kim Bong Han tarafından keşfedilen ve kendi adıyla “bonghan channels, bonghan ducts” olarak anılmakta olan bazı organların enerji meridyenlerinin yer aldığı düşünülen bölgelerde yoğunlaştığı ve akupunktur noktaları üzerinden dış dünyayla alışverişte bulunduğu söyleniyor. Hatta bu organların oluşturduğu ağın kan ve lenf dolaşımı gibi üçüncü bir dolaşım sistemi olabileceği belirtiliyor.

Bu bilgiler, benim uzmanlık alanımın dışında olduğu için net ve kesin bir değerlendirmede bulunmam mümkün değil. Fakat ben şunu yapmanın daha gerçekçi olacağını düşünüyorum: Bilimsel bir açıklaması yapılamasa da benzer koşullarda tekrarlandığında benzer sonuçlar veren uygulamalar gerçeği yansıtır. Burada önemli olan girdilerle çıktıların uyumudur.

Örneğin EFT (Emotional Freedom Techniques) sistemi, bazı akupunktur noktalarına parmak uçlarıyla vurarak uygulanıyor. Ben bu yöntemi kendi üzerimde yüzlerce kez uyguladım ve beklediğim sonuçları aldım. Aynı yöntemi başkalarına da uyguladım ve yine beklenen sonuçlara eriştim. Bu durumda, insan vücudunda enerji meridyenlerinin bulununup bulunmadığı, ya da Bonghan korpüsküllerinin uyarılmasının bilinmeyen bir dolaşım sistemini harekete geçirip geçirmediği beni çok fazla ilgilendirmiyor. Sadece, yaptığım uygulamanın sonucunda beklediğim sonuçları alıp almadığım önemli.

Bırakılan taşın yere düşmesi gibi, parmak uçlarıyla insan vücudundaki bazı noktalara yapılan vuruşlar fiziksel, zihinsel veya duygusal bazı sorunların üzerimizdeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırabiliyorsa ve bundan insanlar yararlanabiliyorsa, yapılan iş doğrudur. Zamanı geldiğinde, birileri de bunun bilimsel nedenlerini araştırır, bulur.

Yapılan istatistikler, EFT ile elde edilen olumlu sonuçların %85-%97 arasında olduğunu gösteriyor. EFT’nin sadece placebo etkisi yaratıyor olabileceği savı da bu nedenle gerçekçi değil. Çünkü placebo etkisinin maksimum olumlu değeri ancak %60′lar düzeyine erişebiliyor.

Kişisel Gelişim konusuna “Dene ve Gör” yöntemiyle bakıyorum.

Önce Hızlı Okuma ile başladım. Sonuçlarını aldım. Üstelik bir yan etki(!) olarak yakın gözlüklerimden de kurtuldum.

Şimdiyse EFT (biz buna Tepeleme diyoruz) ile uğraşıyorum ve bu yöntemi herkesin öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ve benzeri konulardaki araştırmalarımı ve denemelerimi sürdürüyor ve önümdeki yolun beni nereye taşıyacağını heyecanlı bir merakla bekliyorum.

Ahmet Aksoy

Jul 022012
 
2,194 views

EFT, yani Tepeleme, bildiğiniz gibi eski uzak doğu kültürüne dayanıyor.

Batının bilimsel yaklaşımı, bu kültüre ait bir çok unsuru peşinen reddediyor. Batılı gözle baktığımızda, bu durumu elbette doğal karşılamak lazım. Çünkü batılı bilimsel yaklaşımının varsayımları ile doğu kültürlerinin bu konudaki varsayımları birbirinden çok farklı.

Öte yandan, bu farklılığı bile görmezden gelerek, sadece bazı batılı yaklaşımları baz alarak reddedilen “doğu kökenli bilgiye” açıkça haksızlık ediliyor.

Farkında bile olmadan, çok uzun yıllar boyu ben de aynı yaklaşımı kullandım. Ancak şimdi, doğulu bilimlere daha tolerenslı yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum. Doğrudan yargılamak yerine, kendi bakış açımızı genişletecek ve önümüzü aydınlatacak sorgulamalar yapmamızı çok daha yararlı buluyorum.

Enerji meridyenlerinin batılı bilim açısından objektif temelleri yok. Sözkonusu enerjiyi gözlemleyebilen veya ölçebilen cihazlarımız bulunmuyor. Enerjinin içinden aktığı kan, lenf veya sinir ağları benzeri bir yapı da henüz keşfedilmemiş.

Yoksa keşfedilmiş ama, göz ardı edilmiş olabilir mi?

Koreli Profesör Kim Bong Han tarafından 1960’lı yıllarda keşfedilen ve bu nedenle adına Bonghan Channels (Bonghan kanalları veya iplikçikleri) denilen organlar acaba böyle bir işleve sahip olabilir mi?

2005 yılında İngilizce olarak yayınlanan bir makalede bu konuda ilginç ayrıntılar veriliyor. Yazının orijinal önsözü şöyle:

Feulgen Reaction Study of Novel Threadlike
Structures (Bonghan Ducts) on the Surfaces of
Mammalian Organs
HAK-SOO SHIN, HYEON-MIN JOHNG, BYUNG-CHEON LEE, SUNG-IL CHO, KYUNG-SOON SOH, KU-YOUN BAIK, JUNG-SUN YOO, AND KWANG-SUP SOH*
Threadlike structures on the surfaces of internal organs, which are thought to be part of the Bonghan duct system, were first reported about 40 years ago, but have been largely ignored since then. Recently, they were rediscovered, and in this
study we discuss the Feulgen reaction that specifically stains DNA in order to identify these structures on the surface of rabbit livers as part of the Bonghan system. The distribution, shapes, and sizes of their nuclei are found to be similar to
those of intravascular threadlike structures. The endothelial nuclei are rod-shaped, 10–20 !m long, and aligned in a broken-line striped fashion. The threadlike structure consists of a bundle of several subducts, which is a characteristic
feature of Bonghan ducts and distinguishes them morphologically from lymphatic vessels. In addition, the Feulgen reaction clearly demonstrates that the subducts pass through a corpuscle, which is usually irregular or oval-shaped and is connected to two or several threadlike structures that form a web on the surfaces of organs. Furthermore, spherical granules of about 1 !m in diameter are detected in the subducts. These granules were well stained by using the Feulgen
reaction, which implies that they contain DNA. According to previous reports, a granule is a type ofmicrocell and plays an essential role in the physiology and therapeutic effect of the Bonghan system and acupuncture. This role has yet to be
elucidated. Anat Rec (Part B: New Anat) 284B:35–40, 2005. © 2005 Wiley-Liss, Inc.

Makalenin tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz:

DOI 10.1002/ar.b.20061

Published online in Wiley InterScience
(www.interscience.wiley.com).

Aşağıdaki resimlerde bu ilginç yapılardan bazı kesitler yer alıyor:

“Bonghan Channels”, akupunktur enerji meridyenlerinin altyapısını oluşturuyor olabilir mi?