?> bilim arşivleri - Kişisel Gelişim
Dec 082014
 
867 views

EFT’nin Bilimsel Temelleri

(Aşağıdaki yazım 10 Kasım 2014 tarihinde Radikal Blog‘da yayınlanmıştır.)

EFT'nin Bilimsel Temelleri

EFT, bildiğiniz gibi Eski Çin Tıbbı anlayışından kaynaklanan ve 1990’larda modernize edilen bir “enerji uygulaması”dır.

EFT terimi Emotional Freedom Techniques sözcüklerinin ilk harflerinden oluşur. Terimin Türkçe karşılığı “Duygusal Özgürleşme Teknikleri”dir.

EFT uygulaması yüz, göğüs ve ellerdeki bazı akupunktur noktalarının parmak uçlarıyla vuruşlar yaparak uyarılması esasına dayanır. Bu uygulamadan amaç, enerji sisteminin dengeye kavuşturulmasıdır. EFT tekniğinin yaratıcısı Gary Craig’in deyişiyle “Enerji sisteminde meydana gelen aksamalar fiziksel, ruhsal veya duygusal sorunlar halinde dışa vurur. Bu aksamalar ortadan kaldırıldığında, sorunlar da ortadan kalkar.”

EFT (tepeleme), Doğu Kültürü kavramlarına dayandığı için Batı kültürü tarafından kavranmasında bazı sorunlar vardır. En basitinden, Batılı bilimsel anlayışta “Enerji Meridyenleri” diye bir kavram bulunmamaktadır. Oysa tüm enerji uygulamaları bu meridyenlerin varlığını temel alır.

(EFT vuruş noktaları için: http://www.gamet.com.tr/eft-tepeleme-vurus-noktalari/ )

BONGHAN KANALLARI

1962 yılında Koreli bir Bilim adamı olan Kim Bong-han, vücudumuzda kan ve lenf dolaşım sistemlerinin yanısıra üçüncü bir dolaşım sistemi bulunduğunu öne sürdü. Bu dolaşım sistemi çok ince kılcal yapılardan oluşuyordu. Ancak Bonghan bir trafik kazası geçirerek öldüğünde, çalışmaları da rafa kalktı. Çünkü kullanmış olduğu boyama tekniğini başka hiç kimseyle paylaşmamıştı.

Son yıllarda nano-teknoloji alanında yaşanan gelişmeler ve yeni boyama teknikleri sayesinde bu çalışmalar yeniden gündeme geldi ve “primo-vasküler sistem”in varlığı çeşitli bilim insanları tarafından da doğrulandı. Bu ipliksi kanallar şimdi “Bonghan kanalları” olarak isimlendirilmektedir. Sözkonusu kanalların en önemli özelliklerinden biri, insan vücudundaki enerji meridyenleri üzerinde yer alan akupunktur noktalarını birbirine bağlamasıdır.

(Daha ayrıntılı bilgiler için: http://www.gamet.com.tr/bonghan-kanallari/ )

YENİ DENEYLER

Harvard Tıp Okulundan Dr. Dawson Church öncülüğünde yapılan deneylerde EFT uygulamalarının deneklerin vücutlarındaki stres hormonu (cortisol) seviyesini ortalama %24 oranında düşürdüğü saptandı. EFT uygulamalarının beyindeki amigdala merkezini “alarm” konumundan uzaklaştırdığı da elde edilen bulgular arasında.

PSİKO-NÖRO İMMÜNOLOJİK BULGULAR

Yeni bir bilim dalı olan Psiko-Nöro İmmünoloji (psychoneuroimmunology) alanında yapılan araştırmalar sonucunda korku, öfke, üzüntü gibi duyguların bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve bazı hastalıkların gelişmesine yol açtığı kanıtlandı.

Batılı bilimsel bakış açısından elimizde hala yeterince veri bulunmamasına rağmen, EFT uygulamaları duygusal belleklerimizin yeniden şekillenmesinde mucizeler yaratmaya devam ediyor. Yeni tezlerden birisi, bu mekanizmanın aslında DNA düzeyinde etkileşimde bulunduğu yönünde.

Belki de aradığımız bazı yanıtlara epigenetik çalışmalar sonucunda ulaşacağız.

ahmet aksoy

Kaynak: http://www.gamet.com.tr/eft-nicin-bu-kadar-etkili-oluyor/

Jun 252014
 
1,209 views

Robotlar ve Yapay Zeka İnsanlığın Sonunu mu Getirecek?

Teknolojik gelişim ve rekabet koşulları, maliyeti düşürüp, karlılığı yukarı çeken otomatik üretim sistemlerini hızla yaygınlaştırıyor. Otomotiv ve tekstil sektörlerinin başı çektiği otomasyon giderek diğer alanlara da yayılıyor. Gıda üretimi de bunlardan biri.

Resim: news.filehippo.com

Resim: news.filehippo.com

Hayvan gücünden yararlanma, çok özel durumlar dışında, artık yok. At, eşek, katır gibi hayvanların kas gücüne ihtiyaç kalmadı. Öküzler ve mandalar için de aynı durum sözkonusu. Artık bu hayvanlar, ancak et veya sütleri işe yarıyorsa yaşam hakkına sahipler. Aksi halde, soyları tükenip gidiyor. Çünkü onların kas gücünü çok daha ekonomik olarak üstlenen traktörlerimiz, taşıyıcılarımız, bir sürü araç-gerecimiz var.

İnsan Gücüne Gereksinimin Azalması

Artık insan gücüne de daha az gereksinim duyuluyor. Aynı miktardaki üretimi yapmak için gereken insan gücü hızla azalıyor. Kas gücü ihtiyacı çok daha hızla azalmakta. Ama bilgi ve muhakeme yeteneği hala işe yarıyor.

Kapitalist sistem, nesnel meta üretimi hızla artar ve üretim maliyetleri düşerken, bilginin metalaştırılmasına ağırlık verdi. Bilgiyi edinmek de, edinilen bilgiyi kullanabilmek de artık neredeyse tamamen ticaret konusu. Bedelini ödeyemiyorsan -sağlıklı- eğitim göremiyorsun. Kaliteli bilgi -eğitim- sahibi değilsen, iş bulamıyorsun. Bu yüzden diplomalı -gizli- işsizlerin sayısı çığ gibi büyüyor.

Bilginin Meta Haline Dönüştürülmesi

Günümüzde, bilginin kendisinden çok, ambalajlanması daha ön planda. Çok satanlar listesini ona yatırım yapanlar belirliyor. Neyi öğrenmen, neden hoşlanman, neyi tüketmen gerektiğine birileri karar veriyor ve bir tüketici olarak sen de onlara uyuyorsun.

Bütün bu gelişmelerin iyi veya kötüyle, ahlak veya ahlak yoksunluğuyla hiç bir ilgisi olmadığını peşinen söylemek isterim. Bütün bu yaşananlar, doğal gelişimin sonuçlarıdır.

Ancak burada benim asıl ilgimi çeken konu, insanlığın geleceği.

Yapay Zeka İle Bilgi Üretiminin Ucuzlaması

Kas gücüne gereksinimin azalması gibi, beyin gücüne gereksinimin azalacağı günler de pek uzak değil. Bunu sağlayacak olan da “Yapay Zeka”.

Yapay zeka çalışmaları ve elde edilen gelişmeler, tırmanan teknolojik gelişmeye paralel bir değişim içerisinde. Öğrenen ve kendi kendilerini üreten makinalar konusundaki gelişmeler olağanüstü. Üç boyutlu yazıcıların gelişimi bu süreci de hızlandıracak gibi görünüyor.

Üretim aşamasındaki insan gücünün azalması, ürün maliyetlerindeki “ücret” payının azalması ve zaman içinde sıfırlanması sonucunu doğurur.

Bilgi teknolojisi halen küçük değişikliklerle akıllı cep telefonları, tabletler, dizüstü bilgisayarlar vb şeklinde pazara sunuluyor. Pazar geniş, alıcı çok.

Ancak, robot destekli üretimin artması ve ürünlerin ucuzlaması, bu ürünlerin giderek daha fazla sayılarda pazarlanmasını şart koşuyor. Aksi halde toplam kazancın düşmesi sözkonusu olacak.

Ucuzlayan ve Hacmi Artan Ticari Mallar Kime Satılacak?

İşte burada temel bir çelişki gelişmeye başlıyor.

Teknoloji, hem kas, hem de beyin gücüne giderek daha az ihtiyaç duyar hale geliyor. Bu ise, hizmet sektörü dışında iş bulup çalışabilen insanların sayısında azalmaya neden olacaktır. Daha ilerideki aşamalarda üretici sistemin tamamı robot teknolojileriyle karşılanır hale geldiğinde, sadece yöneticiler ve onlara hizmet edenler kalacaktır. Yöneticilerin, daha da zenginleşebilmek için sömürebilecekleri emekçi sınıf ortadan kalkacağı için, geriye kalan tek şey doğal kaynakların sömürülmesidir. Bundan sonrası ise tam bir kısır döngüdür. Üretim araçlarının ve doğal kaynakların sahibi olan yöneticiler sınıfı, zenginliklerinin bir kısmını hizmet sınıfına dağıtacak ve dağıttıklarını da onlara pazarladıkları ürünlerin bedeli olarak gerisin geri toplayacaklardır.

Doğal kaynakların bölüşümü, yine en önemli sorundur. Dünya üzerinde tek bir yönetici grup kalana kadar doğal kaynaklar için savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Savaşların teknolojik oyunlar aracılığıyla bir güç gösterisi haline dönüşmesi güçlü bir olasılıktır. Bütün bu gelişmeler, yönetici sınıfın zenginleşme arzusunu dizginleyemediği koşullarda doğal kaynakların sorumsuzca tüketilmesine yol açacaktır.

Bu koşullarda, yönetenler açısından “işe yaramaz bir fazlalık” haline gelen insan nüfusunun ya direkt metodlarla azaltılması; ya da doğal ortamda teknolojik imkanlardan yararlanmaksızın kendi hallerine bırakılması sözkonusu olabilir. Doğal kaynakları korumak gerekçesiyle nüfus kontrolü mutlaka devrede olacaktır. Kısırlaştırma yöntemi yaygın olarak kullanılabilir.

Hizmet sınıfı tarafından gerçekleştirilebilecek başkaldırıların başarılı olması durumundan bile sadece aktörler değişmiş olacak, sistem yapısal varlığını koruyacaktır.

Kaçınılmaz Sonuç

Yönetici sınıfa sunulan hizmetlerin de zaman içinde gelişmiş robotlar tarafından karşılanmaya başlaması güçlü bir olasılıktır. Bu aşamada, yönetilenleri olmayan çok dar bir yönetici sınıf, hizmet robotları ve üretim robotları kalacaktır. Ancak bu da, daha fazla gelişme ve zenginleşme dürtüsünün anlamsızlaşması sonucunu doğurabilir. Her istediğini kolayca elde edebilmenin sonucu ise tembelleşmek ve yaşame arzusunun zayıflamasıdır.

İşte bu aşamada, gelişmiş yapay zekanın “yönetici?” insanlara ihtiyaç duymaksızın tamamen robotlardan oluşan bir topluluğa dönüşmesi mümkündür. Bu gerçekleştiğinde, beslenme zincirine bağlı zorunlu gereksinimler ortadan kalkacağı için dünya dışı arayışların çok daha yaygın ve etkin bir düzeye ulaşması sözkonusudur. Biyolojik kısıtlamalar olmaksızın, gereksinime göre dizayn edilecek yapay zeka sahibi özel robotlar dünya, güneş sistemi ve galaksi dışına yayılmayı çok daha kolay hale getirebilir.

İnsanlık, bildiğimiz şekliyle çok uzak olmayan bir gelecekte tamamiyle ortadan kalkabilir ama, insanoğlu kendi kendisini fiziksel olarak tamamiyle yok etmezse, teknolojik gelişme ve yapay türlerin bilinçli evrimleşmesi devam edecektir.

İnsanlık için böyle bir olasılık sözkonusuysa, başka evrenlerdeki başka yaşam formlarının da benzer aşamalardan geçmiş olması hiç de küçük bir olasılık gibi görünmüyor.

ahmet aksoy

Kaynaklar:

Jan 122014
 
1,233 views

Komşu Sitelerde Neler Var?

0204686
Zaman Gezginleri

vaybe.axtelsoft.com  sitesinde yayınlanmaya başlayan, bilimkurgu filmleri hakkında kısa görüşler ve linkler. Bilimkurgu meraklıları için.

Dünyada Ekonomik Kırılma

Süper Kampanya 8 saatlik Hızlı Okuma ve Etkin Öğrenme Atölyesi

Süper Kampanya 8 saatlik Hızlı Okuma ve Etkin Öğrenme Atölyesi

8 saatlik Hızlı Okuma ve Etkin Öğrenme Atölyesi Hızlı Okuma, pek çoklarının zannettiği gibi 100 metre yarışlarına benzemez. O bir maratondur. Tempolu bir süreklilik ve dayanıklılık gerektirir. Uzun solukludur. Sunduğu çözümler anlık değil, süreklidir. Size sadece zaman kazandırmakla kalmaz; kişisel ve çevresel farkındalığınızı da geliştirir. Hızlı Okuma sayesinde hem okuduklarınızı, hem de yaşamın kendisini daha []

 

Nov 122013
 
1,392 views

Bir Dijital Kıyamet Senaryosu

Son dönemlerde, insanoğlunun yeryüzünde -ya da evrende- ne denli kalıcı olabileceği sorusu aklıma daha sık takılır oldu.

İnsanlığın geçmişine yönelik araştırmalardaki temel bulgularımız taş, kemik ve benzeri dayanıklı malzemelerle bağlantılı.

Belki de insanoğlunun geçmişinde teknolojik olarak geliştirilmiş ve bildiklerimizin ötesinde dayanıklı malzemeler yok. Geçmişten bize miras kalanlar sadece büyük kütleli taş yapılar ve taşlara işlenmiş bilgiler. Üstelik bu devasa yapılardan bir çoğu tonlarca ağırlıktaki kaya bloklarından oluşuyor. Ancak bu blokların yerlerine hassas bir şekilde nasıl oturtulduğuna ilişkin yeterince sağlıklı bilgilere sahip değiliz.

Tablet, papirüs, kağıt ve benzeri ortamların üzerine kaydedilmiş yazılı bilgiler ise hem çok yeni, hem de dayanıksız.

Günümüzde tüm kayıtlar elektronik ortama odaklanmış durumda. Yeni kayıtlar oluşturma ve mevcutları çoğaltma konusunda çok fazla esnekliğe sahibiz. Buna rağmen, bir enerji kaosu, mevcut dijital bilgilerimizin çok büyük oranda yitirilmesine neden olabilir.

Bu konuda daha önce yapılmış bir girişim var mı bilmiyorum ama, insanoğlunun teknolojik birikimlerinden en azından temel nitelikte olanlarının elektronik ortam dışında da kayda geçirilerek korumaya alınması, çok önemli ve yararlı olabilir.

Manyetik meteorlar nedeniyle oluşan teknolojik krizlere ilişkin bazı bilimkurgu öyküleri/ filmleri var. Ancak bildiklerimde, kriz eninde sonunda atlatılıyor.
Ya atlatılamayacak büyüklükte veya çok uzun sürebilecek bir durumla karşılaşılırsa ne olur?

Yani elektrik şebekeleri, elektrikli ve elektronik araçlar, haberleşme ve bilgiişlem sistemleri kullanılamaz hale gelirse ne olur?

Önce kendi halimi düşünüyorum: Yazmış olduğum yüzlerce yazı bir anda kaybolacak. Çünkü neredeyse tamamı internet üzerinde veya bilgisayarımda kayıtlı. Elle not tuttuğum sadece bir kaç not defteri mevcut. Bunlara yazdıklarım ise sadece kısa notlar, bazı algoritmalar ve sorular. Yani sadece bir bulmaca derlemesi.

Peki ne yapabilirim?
Tüm yazılarımı kağıda bastırıp arşivlesem, onları nasıl ve nerede koruma altına alabilirim? Eninde sonunda hepsi kağıt.
Ya da yazılarımın hepsini DVD disklerine aktarsam. Bilgisayarlar çalışmasa bile, bu kayıtlar laser ışınlarıyla çentik atılarak oluşturulduğuna göre manyetik alanlardan çok fazla etkilenmeyebilir. Ama bildiğim kadarıyla bu disklerin raf ömrü de 30-40 yıl ile sınırlı.
Teyp bantları ve sabit diskler manyetik esaslı oldukları için, onlara zaten hiç güven olmayacak.
Acaba irice bir kaya bulup hiç olmazsa bazı yazılarımı eski çağlardaki gibi kaya yüzeylerine mi oysam?
En dayanıklısı herhalde bu sonuncusu olacaktır. Manyetik, kozmik ve termal etkilere en fazla dayanabilecek ortam o gibi. Ama ne yazık ki uygulama potansiyeli çok düşük.

Şöyle bir yönteme ne dersiniz?

Dünyanın pek fazla kullanılmayan ama dayanıklı bazı bölgelerinde yer altına bazı üsler yapılır. (Mevcut bitkilerin DNAlarını korumak üzere kurulmuş üsler gibi)
Kayıt ortamı olarak betondan (veya daha dayanıklı başka malzemelerden) yapılmış tabletler hazırlanır ve daha malzeme yumuşak durumdayken bunların yüzeyine önemli bilgiler işlenir. Sertleştirme işleminden sonra bu tabletler sistematik bir şekilde depolanır.
Elbette bu depodaki bilgilerin nasıl kullanılabileceğine dair kayıtlar da bırakılır.
Bu tür depoların mümkün olduğu kadar çok olması, bilgilerin korunma olasılığını arttıracaktır.

Henüz erken olsa da, ileride kullanılabilecek bir başka yöntem daha var: Bilgileri canlı organizmaların DNA sarmallarına işlemek. Hele bu bilgileri insan DNA’sına işleyebilirsek, insanoğlu tamamiyle evrenden silinmedikçe, bu bilgiler otomatikman korunmuş olacaktır.

Ya bütün bunlar zaten yapılmışsa?…

Ahmet Aksoy

Jul 042012
 
1,260 views
Peter Higgs

Peter Higgs

Bugün çeşitli kaynaklardan yapılan açıklamalara göre, İsviçre’deki CERN laboratuvarındaki bilim adamları, Higgs Bosonu için öngörülen davranışları gösteren bir atomaltı parçacığın saptandığını duyurdu.

CERN proje yöneticisi profesör Hoorst Vedeveltignnen’e göre “Nasıl ki elektrik yüklerini  tau lepton mekanizması ile açıklıyorsak, Higgs bosonu da çekim mekanizmasını açıklıyor. Bu, heyecan verici bir gelişme. Hala yapılacak çok iş var ama, Standart Model ayaktadır ve iyi durumdadır. ”

Higgs Bosonu’na isim babalığı yapan profesör Higgs’e göre bu gelişmeler sonunda uçan arabalar bir bilim-kurgu imgesi olmaktan kurtulup gündelik yaşamın içine dahil olabilir.

http://www.guardian.co.uk/science/blog/2012/jul/04/higgs-boson-discovered-live-coverage-cernweb sayfasından verilen güncel bilgilerle gün içinde CERN’de yaşananlar canlı olarak aktarılıyor.

Birçok bilim adamı Higgs Bosonunun bulunmasından çok, bulunamaması durumunda çok daha kaygı verici bir belirsizlik ortamının ortaya çıkacağını belirtiyordu.

www.guardian.co.uk tarafından yayınlanan aşağıdaki videoda Higgs Bosonu ile ilgili bilgiler verilmektedir.