?> beyin arşivleri - Kişisel Gelişim
Jan 062014
 
1,977 views

Beynimizin Kapasitesi Niçin Bu Kadar Büyük?

beyinOrtalama bir insan beyninde 100 milyar sinir hücresi, 900 milyar da glial hücre var. Bu, toplam bir trilyon hücre birbirleri ile çeşitli bağlantılar yapıyor. Yani, muazzam bir kapasite söz konusu. (Bildiğimiz evrende var olduğu hesaplanan yıldız sayısı kadar sinirsel bağlantı.)

Homo sapiens beyninin yaklaşık 50 bin yıl önce ortaya çıktığı ve o zamandan bu yana pek bir değişiklik gözlenmediği biliniyor. Tam bir tarih vermek mümkün olmasa bile, modern insanın beyin yapısı ile 50 bin yıl önceki ilkel insanın beyin yapısının aşağı yukarı aynı olduğunu söyleyebiliriz. (Aslında bu süreçte beyin kütlesinin 1500 gramdan 1350 grama düştüğü ve bunun doğal vahşi yaşamın zorluklarından uzaklaşmayla açıklanabileceği belirtiliyor.)

Eğer ilkel insanın beyin kapasitesi gerçek ihtiyacının çok üzerindeyse, bunun mutlaka mantıklı bir açıklaması olmalıdır. Çünkü evrim bu kadar büyük sıçramalar yapmaz.

Belki de, aslında beyin kapasitemizin sandığımız kadar da büyük olmadığını, hatta ilkel dönemde hayatta kalabilmek için atalarımızın bu kapasiteye gerçekten de ihtiyacı olduğunu söylememiz gerekir.

Bu konuda hala çok net bir görüşe sahip değilim.

Belki de insanlık tarihi bildiklerimizden çok daha farklı bir yönde gelişti.

Küçük bir olasılık, dünya dışı gelişmiş canlıların dünya üzerindeki ilkel gelişime bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde müdahale etmiş olmaları. Böyle bir durumda, henüz kullanılmayan bir kapasitenin varlığı mantıklı hale geliyor.

Bir diğer olasılık, insan neslinin bundan önce de belli uygarlık seviyelerine ulaştığı; daha sonra bu uygarlığın ya da uygarlıkların ortadan kalktığı olasılığı. Üstelik bu döngü birden çok kez yinelenmiş bile olabilir. Yani insanın ortaya çıkışı, bildiğimiz tarihlerden çok daha eskilere uzanmaktadır. Bu tezi savunanlar da var.

Üçüncü olasılık ise, beyin kapasitemizin aslında zannettiğimiz kadar büyük olmadığıdır. Bilim adamları henüz beynimizin tüm gizemlerini çözebilmiş değil.

Özellikle dünyanın bir çok yerinde bulunan megalitik yapılar insanın kafasını karıştırıyor. Örneğin, farklı coğrafik bölgelerde bulunan piramitlerin yapısal benzerlikleri çok şaşırtıcı. Bunun da ötesinde hayal gücümüzü zorlayan ve yüzlerce tonluk kaya blokları kullanılarak inşa edilmiş yapılar sözkonusu. Bu yapıların bir çoğu, bugünün teknolojisiyle bile başarılması güç bir hassasiyetle birbirine kenetlenmiş dev bloklardan oluşuyor. Bütün bunlar, dünya tarihinde bizden çok daha önce gelişmiş ve ileri teknolojiye sahip toplumların yaşadığı; sonra da sadece efsanelerde adı geçecek şekilde yitip gittiklerine ilişkin olasılıkları güçlendiriyor.

Mısır piramitleri, insan gücüyle ve ağaç kütükleri üzerinde çekilerek taşınan kaya bloklarının tabakalar halinde yerleştirilmesinden sonra çevresinin kumla doldurulması ve yeni blokların bir üst seviyeye taşınmasının kolaylaştırılması yöntemiyle inşa edilmiş olabilir. Bu çalışmalarda bazı kaldıraç sistemlerinden yararlanılmış olması da mümkün.

Ancak, yüksek dağ tepelerinde benzeri yapıların (Aztek ve Maya uygarlıkları gibi) nasıl inşa edildiğine dair elimizde hiç bir ipucu yok.

Bu konudaki tezlerden biri, bu tür yapıların gelişmiş bir dünya uygarlığı döneminde yapıldıklarını ileri sürüyor. Ancak böyle bir uygarlığın piramitlerden veya devasa kaya bloklarından oluşan yapılardan başka hiç bir iz bırakmamış olması da ilginç.

Eğer insanlık tarihinin DNA sarmallarımıza kodlanmış olabileceği tezi doğruysa, bu tür bulmacaların çözümüne epeyce yaklaştık demektir.

Bekleyip görelim bakalım!…

Ahmet Aksoy

Not: İnsanlığın gelişimindeki asıl patlamayı sağlayan unsurun bireysel beyin özelliklerimizden çok, ortak toplumsal ve örgütlü zekaya bağlı olduğunu düşünüyorum. Nedeni ne olursa olsun ortak dil, kültür, sanat ve bilimsel alanda sinerjiyi kaybeden toplumlar, geçmişlerindeki tüm başarılara rağmen yitip gidiyor. Acaba insanoğlunun asıl gücü memlerde ve sağladığı bilgi birikiminde mi?

Kaynaklar:
http://www.kigem.com/beynin-kuculmesi-uygarlik-isareti.html
http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=what-is-the-memory-capacity
The Antiquity of Man: Artifactual, Fossil and Gene Records Explored, Michael Brass
Earths Forbidden Secrets Part I Searching for The Past, Maxwell Igan

Jan 032014
 
3,079 views

Kavgacılara Müjde – Yumruk Sıkmak Belleği Geliştiriyor

Yumruk

credit: commons.wikipedia.org

İnanılır gibi olmasa da, 24 Nisan 2013 tarihinde “PLOS ONE” (Public Library Of Science) tarafından yayınlanan bilimsel makale tam da bunu söylüyor: Öğrenirken sağ yumruğunu sık, hatırlamak için sol yumruğunu sık. Eğer solaksan sırayı değiştir.

Ruth E.Propper, Sean E. McGraw, Tad T. Brunyé ve Michael Weiss tarafından yayınlanan yazının giriş bölümünde şunlar var:

“Tek taraflı yumruk sıkma, diğer taraftaki beyin lobunun ön bölümündeki sinirsel etkinliği arttırır. Bu şekilde yumruk sıkma, seçilen bir yarıkürenin “işleme yöntemi” algılamasındaki artışla da ilintilidir. Bu bulgular birlikte ele alındığında, tek taraflı yumruk sıkmanın, bellek kodlaması ve hatırlama sırasında beyin yarıkürelerinin özel davranışlarının test edilebileceği hipotezini destekler…”

Bu bakış açısıyla yola çıkan araştırmacılar sağ elini kullanan 50 denekle çeşitli gruplar oluşturarak deney yapıyorlar.

Deneyin yapıldığı yer New Jersey, Montclair State University. Çalışmanın maddi desteği Amerikan ordusu tarafından sağlanıyor.

Deneyde 2 gruba ayrılan 72 sözcük kullanılıyor.

Denekler 5 cm çapındaki pembe renkli lastik bir topu öğrenme ve hatırlama eylemleri öncesinde 45 saniye boyunca sıkıyor, 15 saniye ara veriyor ve sonra tekrar 45 saniye boyunca sıkıyorlar. Kontrol grubu ise elindeki topları sıkmadan sadece gevşek bir şekilde tutuyor.

Her denek tek başına teste alınıyor.

Deney sonunda, öğrenme aşamasından önce sağ ellerindeki, hatırlama aşamasından önce ise sol ellerindeki lastik topu 90 saniye süreyle sıkan denekler en yüksek başarı oranını elde ediyorlar.

Bu deney, asıl eylemi yapan bölgenin bulunduğu yarıkürenin önceden aktive edilmesinin başarı oranını arttırdığını açıkça gösteriyor.

Sağ yumruğun sıkılması, deneğin sol beyin yarıküresinde yer alan öğrenme fonksiyonunu aktive ediyor. Sol yumruğun sıkılması ise, aynı deneğin sağ beyin yarıküresinde bulunan hatırlama fonksiyonunu daha etkin hale getiriyor.

Özellikle öğrenciler için denemesi kolay bir yöntem bu. Hemen bir stres topu edinin. Çalışmaya başlamadan önce topu 90 saniye süreyle sağ elinizle sıkın. Araya da 15 saniye koyun. Bilgilerinizi test ederken, veya sınav öncesinde bu kez aynı topu aynı sürelerle sol elinizle sıkın.

Elde edeceğiniz sonucu bize bildirmeyi sakın unutmayın!

Yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Kaynaklar:
http://www.plosone.org/article/info%3Adoi%2F10.1371%2Fjournal.pone.0062474
http://www.plosone.org/article/info%3Adoi%2F10.1371%2Fjournal.pone.0053861
http://www.bbc.co.uk/news/health-22270716
http://www.abc.net.au/science/articles/2013/04/25/3744552.htm
http://www.huffingtonpost.com/2013/04/25/clench-fist-memory_n_3148463.html
http://www.medicalnewstoday.com/articles/259678.php
http://healthland.time.com/2013/04/29/grasping-memory-with-both-hands/
http://www.islandcrisis.net/improve-memory-by-clenching-fists/

Sep 252013
 
2,115 views

Beynimizi Sağlıklı Tutmak İçin 13 İpucu

Beyin sağlığı

Beyin

Beynimizin tıpkı bir kas sistemi gibi çalıştığını söylemek hiç te yanlış olmaz. Kullanılmayan kasların zayıflayıp gücünü yitirmesi gibi, kullanmadığımız beyin hücrelerimiz de zaman içinde eriyip kaybolur. Ancak, vücudumuzdaki hemen hemen tüm dokuların kendini yenileme özelliği bulunmasına karşın, beyin hücrelerimiz kendilerini yenileme işlevine sahip değildir. Bu nedenle, ölen beyin hücrelerini yeniden hayata döndürmek bugünkü teknoloji ile mümkün olmuyor. Bu sorunla başedebilmenin tek yolu, beyin hücrelerimizi işlevsiz bırakmamak..

Spor amaçlı hafif yürüyüşler yapmak nasıl beden sağlığımız için önemli ve gerekliyse, beyin hücrelerimizi uygun yöntemlerle aktif tutmamız beyin sağlığımızı korumak açısından aynı şekilde büyük önem taşıyor. Alzheimer gibi hastalıklar için önerilen davranış şekli de bu.

Yapmamız gerekenler çoğunlukla basit şeyler. Ama bunları yaşamımızın doğal bir parçası haline dönüştürmemiz gerekiyor.

Hem beden, hem de beyin sağlığımız açısından uygulamamız gereken bazı ip uçlarını sizin için derledik:

1-Daha fazla oksijen: Beynimiz, vücudumuzun kullandığı toplam oksijenin dörtte birini tek başına tüketir. Bu yüzden beynimizin daha sağlıklı ve verimli çalışabilmesi için derin nefes almanın önemi büyüktür. Bu amaçla kullanabileceğimiz en etkili derin nefes alma yöntemi ise diyafram nefesidir. Diyafram nefesi sayesinde hem daha fazla oksijen alır, hem de iç organlarımıza masaj uygulamış oluruz.

2-Su iç: Beynimizin dörtte üçü sudan oluşur. Bu nedenle bedenimizi susuz bırakmamak özel bir önem kazanır. Bildiğiniz gibi insan bedeninin açlığa dayanma süresi 30-40 günü bulurken, susuzluğa dayanabilme süresi sadece 3 gündür. Su yaşamdır!

3-Dik dur, dik otur: Dik durduğumuzda dolaşım sistemimiz daha düzgün çalışır. Böylece beynimize besin ve oksijen taşıyan ve kirli kanı beyin hücrelerimizden uzaklaştıran kan dolaşımı işlevini daha kolaylıkla yerine getirir.

4-Düzenli ve derin uyu: Uyku, beyin hücrelerimiz arasındaki bağlantıların yeniden organize olduğu ve güçlendirildiği bir dönemdir. Bu nedenle düzenli ve derin bir uyku ile beynimizin kendisini rahatça yeniden düzenleyebilmesine fırsat vermiş oluruz.

Beyin sağlığı için alıştırmalar

Beyin sağlığı için alıştırmalar

5-Düzenli yürüyüş yap: Tempolu yürüyüşler hem beden, hem de beyin sağlığımız açısından büyük önem taşır. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.”

6-Danset: Dans sırasında beyin ve kas korelasyonu en üst seviyededir. Müzik ve ritm, sağ beyin lobunu uyarır. Metabolizma hızlanır. Bu nedenle, dansın, oksijen seviyesi yüksek bir ortamda yapılması önemlidir.

7-Kahkaha at: Kahkaha atmak çok olumlu yan etkiler üretir. Diyaframı çalıştırır. Stresi azaltır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Endorfin salgılanmasını tetikler. Kan akışını hızlandırır. Kasları gevşetir. Gülmek, başlı başına bir iyileştirme aracıdır. Kahkaha atabilmenizi sağlayacak her fırsatı değerlendirin.

8-Şekerden olabildiğince uzak dur: Fazla şekerin hem beden, hem de beyin üzerinde kalıcı hasarlar yarattığı bilinmektedir. Sağlıklı bir yaşam için şekerden olabildiğince uzak durun.

9-Kafein kullanımını dengele: Çay veya kahve gibi içeceklerden alınan sınırlı miktarda kafeinin konsantrasyon arttırıcı etkileri olduğu saptanmıştır. Ancak, alınan kafein miktarı belli limitleri aştığında durum değişir ve olumsuz etkiler başlar.

10-Boşa geçen zamanı daha iyi değerlendir: Büyük şehirlerde yaşıyorsanız, ulaşım sırasında veya kuyruklarda beklerken yitirdiğiniz zamanın ne denli uzun olduğunu bilirsiniz. İşte bu tür zamanları boşa harcamak yerine, basit yöntemlerle değerlendirebilirsiniz. Örneğin MP3 ile sesli kitap dinleyebilir, ya da bir kitap veya dergi okuyabilirsiniz.

11-Arasıra farklı şeyler yap: Pek çok davranışımız kalıplaşmıştır. Arasıra da olsa, bu kalıpları kırmak, beyin hücrelerimiz arasında yeni bağlantılar kurulmasını sağlar. Örneğin işe veya okula giderken farklı bir araç kullan. Dişini fırçalarken ya da yazı yazarken arada bir diğer elini kullanmayı dene.

12-Yabancı bir dil öğren: Yabancı dil öğrenimi, beyin hücrelerini çalıştırmada çok etkin bir yöntemdir. Bu sayede beyin hücreleriniz arasında yepyeni bağlantılar kurulur. Yabancı dile karşı bir ilginiz yoksa, daha önce hiç ilgilenmediğiniz bir konuda araştırmalar yapabilir, beyninizi farklı bir konuda çalışmaya yönlendirebilirsiniz.

13-Barok müziğe kulak ver: Mozart veya Vivaldinin barok eserlerini dinle. Özellikle nefesli veya yaylı çalgıların yer aldığı ve iniş-çıkışların pek bulunmadığı parçalar beyninizin alfa moduna girmesine ve rahatlamasına yardımcı olur. Algılama filtrelerinin etkinlikleri azalır ve öğrenme süreci daha verimli bir hale dönüşür.

Ahmet Aksoy

Kaynaklar:
http://www.rd.com/slideshows/6-ways-exercise-makes-your-brain-better/
http://www.health.harvard.edu/fhg/updates/update0606a.shtml
http://www.alz.org/living_with_alzheimers_your_brain.asp
http://en.wikipedia.org/wiki/Brain_fitness
http://faculty.washington.edu/chudler/plast.html

Mar 152013
 
1,740 views

Kişisel Gelişim ve Bilimsel Gerçeklik Kişisel Gelişim konusunu, bir çok kişinin bir tür “zırvalar silsilesi” olarak gördüğünü düşünüyorum. Açıkçası, üç-beş yıl öncesine kadar ben de benzer şekilde düşünüyordum.

Ancak, 1990′lardan bu yana bilimsel bilgilerimizde pek çok depremler yaşadık. Yaşamaya da devam ediyoruz.

Örneğin insan beyni ile ilgili temel bilgilerimizden pek çoğu değişti. Bunları sıradan bir vatandaşın gözlemleri olarak yazıyorum. Bize öğrettiklerine göre, ya da daha doğrusu benim aklımda kalanlara göre, insan beynindeki hücreler çocukluk yıllarında tamamlanan çoğalma aşamasından sonra, sadece azalmaya mahkumdu. Ayrıca beynimizdeki bölgelerin yerleşimine bağlı olarak herhangi bir nedenle yitirilen hücreler nedeniyle ilgili fonksiyonlar da zarar görür ve bunu onarmak mümkün olmazdı.

Oysa şimdi “neuro-plasticity” kavramının pek çok örnekle desteklenen işlevlerine baktığımızda; beyin hücrelerinin sürekli yenilendiğini, işlev değiştirdiğini, gerektiğinde başka fonksiyonları üstlenmek üzere başkalaşım geçirebildiğini gösteriyor.

Genetik bilgilerimiz de benzer durumda değil mi? Nöroplastisite kavramının beyin hücrelerimize tanıdığı esneklik, epigenetik kavramlarıyla tüm genetik sisteme de taşınmış durumda. İki artı ikinin kaç edeceği artık sadece genetik kodlarla değil, çevresel koşullar da dikkate alarak belirleniyor.

Benzer değişiklikler bilimin başka alanlarında da yaşanmıyor mu?

İşte bütün bunlar, bilimsel katılığın, yerini daha toleranslı bir bakış açısına terketmesi gerektiğini gösteriyor. Bu esneklik bilimsel doğrulardan vazgeçerek, onlardan ödün vererek değil; bakış ve değerlendirme perspektifimizi biraz daha genişleterek, esneterek yapılmalıdır.

Henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış olguları reddetmek yerine, onları bu genişletilmiş perspektife göre değerlendirmek çok daha sağlıklı olmaz mı?

Örneğin eski Çin uygulamaları olan akupunktur veya akupressure sistemleri, insan vücudunda enerji meridyenleri bulunduğunu varsayar.  Ama, bu meridyenlerin varlığı bu güne kadar bilimsel olarak kanıtlanabilmiş değil. Yaygın bilimsel görüş, kanıtlanamayan önerilerin reddedilmesiyle sonuçlanıyor.  Bilimsel olarak kanıtlanamıyorsa reddedelim!

O zaman akla şu soru geliyor: Newton’dan önce yerçekimi yok muydu? Çekim yasalarının işlevini gösterebilmesi için onların yasalaştırılması şart mıdır?

1960′lı yıllarda Kuzey koreli bir profesör olan Kim Bong Han tarafından keşfedilen ve kendi adıyla “bonghan channels, bonghan ducts” olarak anılmakta olan bazı organların enerji meridyenlerinin yer aldığı düşünülen bölgelerde yoğunlaştığı ve akupunktur noktaları üzerinden dış dünyayla alışverişte bulunduğu söyleniyor. Hatta bu organların oluşturduğu ağın kan ve lenf dolaşımı gibi üçüncü bir dolaşım sistemi olabileceği belirtiliyor.

Bu bilgiler, benim uzmanlık alanımın dışında olduğu için net ve kesin bir değerlendirmede bulunmam mümkün değil. Fakat ben şunu yapmanın daha gerçekçi olacağını düşünüyorum: Bilimsel bir açıklaması yapılamasa da benzer koşullarda tekrarlandığında benzer sonuçlar veren uygulamalar gerçeği yansıtır. Burada önemli olan girdilerle çıktıların uyumudur.

Örneğin EFT (Emotional Freedom Techniques) sistemi, bazı akupunktur noktalarına parmak uçlarıyla vurarak uygulanıyor. Ben bu yöntemi kendi üzerimde yüzlerce kez uyguladım ve beklediğim sonuçları aldım. Aynı yöntemi başkalarına da uyguladım ve yine beklenen sonuçlara eriştim. Bu durumda, insan vücudunda enerji meridyenlerinin bulununup bulunmadığı, ya da Bonghan korpüsküllerinin uyarılmasının bilinmeyen bir dolaşım sistemini harekete geçirip geçirmediği beni çok fazla ilgilendirmiyor. Sadece, yaptığım uygulamanın sonucunda beklediğim sonuçları alıp almadığım önemli.

Bırakılan taşın yere düşmesi gibi, parmak uçlarıyla insan vücudundaki bazı noktalara yapılan vuruşlar fiziksel, zihinsel veya duygusal bazı sorunların üzerimizdeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırabiliyorsa ve bundan insanlar yararlanabiliyorsa, yapılan iş doğrudur. Zamanı geldiğinde, birileri de bunun bilimsel nedenlerini araştırır, bulur.

Yapılan istatistikler, EFT ile elde edilen olumlu sonuçların %85-%97 arasında olduğunu gösteriyor. EFT’nin sadece placebo etkisi yaratıyor olabileceği savı da bu nedenle gerçekçi değil. Çünkü placebo etkisinin maksimum olumlu değeri ancak %60′lar düzeyine erişebiliyor.

Kişisel Gelişim konusuna “Dene ve Gör” yöntemiyle bakıyorum.

Önce Hızlı Okuma ile başladım. Sonuçlarını aldım. Üstelik bir yan etki(!) olarak yakın gözlüklerimden de kurtuldum.

Şimdiyse EFT (biz buna Tepeleme diyoruz) ile uğraşıyorum ve bu yöntemi herkesin öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ve benzeri konulardaki araştırmalarımı ve denemelerimi sürdürüyor ve önümdeki yolun beni nereye taşıyacağını heyecanlı bir merakla bekliyorum.

Ahmet Aksoy

Dec 112012
 
2,075 views

Beynimizin bir kas gibi çalıştığını söyleyenler var. Doğrudur. Çünkü, kullanılmayan kaslar nasıl eriyip kaybolursa, kullanılmayan beyin hücreleri de zaman içinde eriyip gider. Üstelik bunun, bilinen bir geri dönüşü de yok.

İşte bu nedenle, tıpkı spor amaçlı yürüyüş yapar gibi beynimizi de çalıştırmamız genel sağlığımız açısından büyük önem taşıyor.

Yapılması gerekenlerin pek çoğu basit şeyler. Ancak bunları olabildiğince bir yaşam biçimi haline dönüştürmek gerekiyor. Hem beden, hem de beyin sağlığımız açısından uygulamamız gereken bu ip uçlarından bazılarını sizin için listeledik:

Derin nefes al: Beynimiz, vücudumuza giren toplam oksijenin dörtte birini tüketir. Bu nedenle beynimizin daha sağlıklı çalışabilmesi için derin nefes almak önemlidir. Bu amaca en uygun yöntem diyafram nefesidir. Diyafram nefesi hem daha fazla oksijen almamızı sağlar, hem de iç organlarımıza masaj uygular.

Dik otur: Dik oturduğumuzda dolaşım sistemimiz daha düzgün çalışır. Dolayısıyla beynimize besin ve oksijen taşıyan kan dolaşımı işlevini daha kolaylıkla yerine getirir.

Düzenli ve derin uyu: Uyku, beyin hücrelerimiz arasındaki bağlantıların yeniden organize olduğu ve sağlamlaştırıldığı bir dönemdir. Bu nedenle düzenli ve derin bir uyku ile beynimizin kendisini rahatça yeniden düzenleyebilmesine fırsat sağlamış oluruz.

Yürüyüş yap: Tempolu yürüyüşler hem beden, hem de beyin sağlığımız açısından büyük önem taşır. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.”

Danset: Dans sırasında beyin ve kas korelasyonu en üst seviyededir. Müzik ve ritm, sağ beyin lobunu uyarır. Metabolizma hızlanır. Bu nedenle, dansın, oksijen seviyesi yüksek bir ortamda yapılması önemlidir.

Gül ve Kahkaha at: Kahkaha atmak çok olumlu yan etkiler üretir. Diyaframı çalıştırır. Stresi azaltır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Endorfin salgılanmasını tetikler. Kan akışını hızlandırır. Kasları gevşetir. Gülmek, başlı başına bir iyileştirme aracıdır.

Şekerden uzak dur: Fazla şekerin hem beden, hem de beyin üzerinde kalıcı hasarlar yarattığı bilinmektedir. Sağlıklı bir yaşam için şekerden uzak durun.

Sınırlı miktarda kafein kullan: Çay veya kahve gibi içeceklerden alınan sınırlı miktarda kafeinin konsantrasyon arttırıcı etkileri olduğu saptanmıştır. Ancak, alınan kafein miktarı arttığında durum değişir ve olumsuz etkiler başlar.

Atıl zamanlarını değerlendir: Büyük şehirlerde yaşıyorsanız, ulaşım sırasında veya kuyruklarda beklerken yitirdiğiniz zamanın ne denli uzun olduğunu bilirsiniz. İşte bu tür zamanları boş boş oturmak yerine, basit yöntemlerle değerlendirebilirsiniz. Örneğin MP3 ile sesli kitap dinleyebilir, ya da bir kitap veya dergi okuyabilirsiniz.

Yabancı dil öğren: Yabancı dil öğrenimi, beyin hücrelerini çalıştırmada etkin bir yöntemdir. Bu sayede beyin hücreleriniz arasında yepyeni bağlantılar kurulur. Yabancı dile karşı bir ilginiz yoksa, daha önce hiç ilgilenmediğiniz bir konuda araştırmalar yapabilir, beyninizi farklı bir konuda çalışmaya yönlendirebilirsiniz.

Barok müzik dinle: Mozart veya Vivaldinin barok eserlerini dinle. Özellikle nefesli veya yaylı çalgıların yer aldığı ve iniş-çıkışların pek bulunmadığı parçalar beyninizin alfa moduna girmesine ve rahatlamasına yardımcı olur. Algılama filtrelerinin etkinlikleri azalır ve öğrenme süreci daha verimli bir hale dönüşür.

Ahmet Aksoy

Sep 092012
 
2,671 views

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

(Aşağıdaki bilgiler Haftalık Kitap Postası Dergisinin 5. sayısında yayınlanmıştır.)

Ortalama Bir İnsan Beyni –

  • Yaklaşık 1400 gramdır (Einstein’ın beyni sadece 1230 gramdı)
  • %75′i sudan oluşur
  • 100 milyar sinir hücresi (nöron) içerir (Dünya üzerindeki toplam nüfusun 15 katı ve Samanyolu galaksimizdeki yıldızların sayısı kadar)
  • Sinir hücrelerinin birbiriyle 100 trilyon bağlantısı (sinaps) vardır
  • Sinir hücrelerinin teorik bağlantı kapasitesi, bilinen evrendeki atom sayısından daha fazladır
  • Beyinde, sinir hücrelerinin yanısıra 100 milyardan daha fazla koruyucu glial hücreleri bulunur. Bu hücreler de birbiriyle haberleşebilir.
  • Bir sinir hücresi saniyede 200 elektriksel atım (impulse) gönderebilir
  • Sinirsel atımlar saniyede 360 kilometrlik hıza sahiptir
  • Sinir hücrelerinin toplam uzunluğu 780 bin kilometredir
  • Bünyedeki kanın %15′ini kullanır
  • Alınan oksijenin %25′ini kullanır
  • Vücudun ürettiği enerjinin %20′sini kullanır
  • Bazı sinir hücreleri (nöronlar) 2 metreden daha uzundur
  • Nöronların gebeliğin başlangıç dönemlerinde çoğalma hızları, dakikada 250 bin nörondur.
  • İnsan beynindeki kan damarlarının toplam uzunluğu yaklaşık 180 bin kilometredir.
  • İnsan beyninin sadece %10′unun kullanıldığı tezi bir şehir efsanesidir. Beyin, bir kaza sonucu işlevsiz hale gelen hücrelere bile hemen başka görevler atar.