?> Ahmet Aksoy arşivleri - Kişisel Gelişim
Apr 192014
 
1,293 views

Krizdeki Firmalar İçin Ortak Sinerjiyi Yakalamada Toplu Tepeleme

Toplu Tepeleme NoktalarıTepeleme (EFT) tekniği, bedensel enerji alanlarının doğal bir dengeye kavuşturulmasını hedefler. Bu teknik, Eski Çin tıbbının öngördüğü enerji meridyenleri ve bu meridyenler üzerindeki bazı özel akupresür noktalarına parmak uçlarıyla vurularak veya ovularak uyarılması esasına dayanır. Bu teknik, aşamalı olarak TFT (Thought Field Therapy) ve EFT (Emotional Freedom Techniques) adları altında modernize edilmiştir.

Temel varsayım şudur: Enerji akışındaki tıkanmalar fiziksel, ruhsal veya psikolojik sorunlara yol açar. Dolayısıyla enerji meridyenlerindeki akışın düzgün ve düzenli hale getirilmesi, bağlantılı sorunların da kendiliğinden ortadan kalkmasını sağlar.

TFT yönteminde her sorunun çözümü için farklı bir vuruş reçetesi kullanılırken, EFT yönteminde her uygulamada hemen hemen aynı akupresür noktaları kullanılmaktadır. Kullanılan noktaların sayısına ve sıralamasına bağlı olarak çok sayıda alternatif yöntemler üretilmiştir ve halen değişik isimler altında kullanılmaktadırlar. Bizim kullandığımız Tepeleme yöntemi de bunlardan biridir.

Tepelemenin toplu uygulamalar sırasında çok daha hızlı ve etkili olduğunu uzun zamandır gözlüyoruz. Bu yüzden, toplu uygulamaların yarattığı büyütme (amplifikasyon) etkisini pratik olarak daha kullanılır bir forma soktuk ve bu yöntemi Toplu Tepeleme olarak adlandırdık.

Toplu Tepeleme yöntemi, hemen her yerde, ortak amaca sahip her türlü grup ve organizasyonda kullanılabilir. Önemli olan bu grup veya organizasyonun belirgin bir amaç doğrultusunda ortak duygu ve düşüncelere sahip olmasıdır. Amaç birliği olmayan gruplarda amplifikasyon etkisini yakalamak pratik olarak mümkün olmayabilir.

Toplu Tepeleme uygulamalarında mutlaka bir sorun olması gerekmez. Grup içi bağları güçlü ve etkin tutmak için de kullanılabilir. Ya da sadece motivasyon amacıyla… Dolayısıyla bireysel enerji alanları, grupsal enerji alanları ile kaynaşıp büyümekte ve çok daha etkin bir yapıya kavuşmaktadır.

Siz de kendi işyerlerinizde ortak sinerjiyi yakalamak amacıyla Toplu Tepeleme uygulamaları yapabilirsiniz.

Örneğin bir satış departmanı bir önceki ay satış kotasını dolduramadıysa, ve personel bu durumda bir eziklik yaşıyorsa, kurgu cümlesini: “Geçen ay kotayı tutturamamış olsak ta, kendimi seviyor ve olduğum gibi kabul ediyorum.” şeklinde kullanmak mümkün. Burada ortak amaç moral bozukluğunu ortadan kaldırmak ve durumu gerçekçi bir şekilde kabullenmektir.

Ya da motivasyonu ön plana çıkarabilirsiniz: “Geçen ay yeterli satış kotasını tutturamamış olsak ta, kendimi seviyor, kendime güveniyor ve çok daha başarılı olmayı seçiyorum.”

Krize saplanmış bir firmada şu kurgu cümlesini kullanabilirsiniz:
“Ağır bir mali krizin içine düşmüş olsak ta, kendimi seviyor, kendime güveniyor ve bir ekip olarak bu krizden çok daha güçlenerek çıkmayı seçiyorum.”

Toplu Tepeleme uygulamalarında 8 temel vuruş noktası kullanıyoruz:
1- Tepe Noktası
2- Kaş başlangıcı
3- Göz ucu
4- Göz altı
5- Burun altı
6- Çene
7- Köprücük kemiği
8- Koltuk altı

Ayrıca kurgu cümlelerini söylerken ellerimizin serçe parmak tarafındaki etli yan kısımlarını (Karate noktaları) birbirine vuruyoruz.

Dar gruplarda (aile içi vb) ve rahat mekanlarda göğüs altı noktası da kullanılabilir. Bu nokta karaciğer meridyeni üzerinde olduğu için önemlidir.

Karate noktalarına bir alternatif olarak hassas noktanın kullanımını önerenler de var. Ancak biz, karate noktalarının birbirine vurulmasını daha fazla tercih ediyoruz. Ayrıca, tekil burun ve çene noktaları dışındaki çift noktalara yapılan vuruşların her iki simetrik noktaya birden yapılması daha etkili olur.

Toplu Tepeleme uygulamasını şöyle özetleyebiliriz:
1- Ortak Kurgu cümlesini ve kısaltmayı saptayın ve bir sözcü seçin (Her hareketi önce sözcü yapsın, sonra da grup birlikte tekrarlasın)
2- Karate noktalarını birbirine vururken kurgu cümlesini peş peşe 3 kez söyleyin
3- Sırasıyla her bir vuruş noktasına yaklaşık 6-7 kez vururken, kısaltma sözlerini söyleyin. (Tepeden başlayın ve koltuk altında sonlandırın)
4- Koltuk altındaki son vuruşu yaptıktan sonra derin bir nefes alın ve sesli bir şekilde boşaltın.
5- İkinci, üçüncü ve dördüncü işlemleri toplam 3 kez peşpeşe tekrarlayın.

Ayrıntılar için bizi arayın! Problem varsa, çözüm de vardır.

Ahmet Aksoy
0216 450 5784
0533 339 0959
ahmet@gamet.com.tr

Mar 282014
 
1,389 views

Başarı Elde Etmek İstiyorsan Homeostaziyle Başa Çıkmak Zorundasın

kaynak: http://chinatripping.files.wordpress.com/2013/05/dscn0220.jpg

kaynak: http://chinatripping.files.wordpress.com/

Wikipedia homeostaz için şunları söylüyor: “Homeostaz (Homeostasi), hücre dışı gerçekleşen olaylar karşısında hücrenin kendi metabolizmasını koruma eğilimi diyebiliriz. Hücre bu olay sırasında ATP harcar ve enerji sentezler. Yaşamın devamı için düzenleyici sistemler yardımıyla organizmanın iç ortamının sabit tutulmasıdır.

Bu kavramı sadece hücre fonksiyonları ile sınırlı tutmak yerine, pek çok farklı yapıya uygulamak ta mümkündür. Çünkü bu, herhangi bir olgunun sürekliliğini sağlayan temel mekanizmadır ve değişime direnci, kararlılığı sembolize eder.

Mikro değişimlerle oluşan ve milyonlarca yıllık bir süreçte, büyük farklılıkların ortaya çıkabilmesini sağlayan evrim de bu şekilde gerçekleşmiştir. Bu süreçteki büyük sıçramalar genellikle uyumsuzluğa ve yıkıma neden olmuş, asıl gelişmeler ise küçük ama sürekli değişimler tarafından desteklenip korunmuştur.

Bilinçaltımız da aynı mekanizmadan yararlanır. Bu sayede kişiliğimizin, davranışlarımızın, karakterimizin tutarlılığı ve sürekliliği sağlanır. Ne kadar arzulasak ta, büyük boyutlu ani ve kalıcı değişimleri gerçekleştirmemiz pek kolay olmaz.

Pek çok insan için sigara içmeyi bırakmak bu nedenle kolay değildir. Çünkü onlar, herşeyin bir anda ve emek harcamadan gerçekleşmesini ister. Oysa bu mümkün değildir.

Her türlü dengeyi, zıtların birliği oluşturur. Hedefe giden yolda yürürken de aslında tek bir çizgi üzerinde yürümemiz mümkün olmaz. Bir yönde belirginleşen bir sapmayı, dümenimizi ters yöne çevirerek dengeleriz. Bu nedenle gerçek rotamız dümdüz bir çizgi değil, küçük sapmalarla karakterize edilen bir zigzag şeklindedir.

Bilinçli olarak kalıcı bir davranış değişikliği istiyorsak, küçük ama sürekli yönlendirmelerle sonuca gitmemiz mümkün olur. Büyük ve ani değişiklikler, bilinçaltımızın mevcut durumu koruma güdülerini harekete geçirir. Oysa küçük değişikliklerin tolere edebilmesi çok daha kolaydır.

Bir arkadaşım, lisedeyken biyoloji laboratuvarında yaşadıkları bir olayı anlatmıştı. Farelerle deney yapıyorlarmış. Farelerin metabolizmaları çok hızlı çalıştığı için çok sık ve düzenli beslenmeleri gerekirmiş. Bu yüzden hafta sonları bu işle görevlendirilen bir öğrenci nöbetçi olurmuş.
Böyle bir hafta sonunda fareleri beslemekle görevlendirilen nöbetçi öğrenci küçük bir kaza geçirmiş ve bir kaç gününü hastanede geçirmek zorunda kalmış.
Bir kaç gün sonra biyoloji dersi için laboratuvara geldikleri zaman trajedinin farkına varmışlar. Küçük karton kutuların içindeki farelerin hepsi ölmüş. Ne yazık ki artık yapılabilecek bir şey kalmamış.
Öğretmen bütün öğrencileri içinde ölü fare bulunan kutulardan birinin başına toplamış ve sormuş: “Söyleyin bakalım. Bu fare niçin öldü?”
Bir sürü yanıt gelmiş:
– Açlıktan.
– Susuzluktan.
– Havasızlıktan.
– …

Öğretmen bütün yanıtları dinledikten sonra:
“Söylediğiniz nedenler gerçekten de bu farelerin ölümünde pay sahibi. ” demiş. “Ancak bu ölümlerin asıl sebebi, kararsızlıktır.”

Sonra karton kutunun içindeki binlerce minik çentiği göstermiş.
“Bakın”, demiş. “Bu fare kutudan çıkabilmek için dişleriyle ve tırnaklarıyla kutunun duvarlarını delmeye çalışmış. Ama her denemeden sonra bir başka noktaya yönelmiş. Oysa hep aynı noktayı kemirmeye, tırmalamaya devam edebilseydi, kartonu kolaylıkla delip dışarı çıkabilirdi. Oysa rastgele yaptığı düzensiz uğraşlar, işte bu sonuca yol açmış. Eğer bizler zorlandığımız sorunları çözmeye çalışırken, enerjimizi ve çabamızı düzenli ve ısrarlı bir şekilde tek bir noktaya yoğunlaştırmazsak, tıpkı bu fareler gibi biz de başarısız oluruz.

Başarıya, küçük ama düzenli ve kararlı adımlarla ulaşılır.”

Kalıcı davranış değişikliklerini elde etmenin temel yöntemi budur. “İstediğimiz yönde küçük, ama düzenli ve kararlı etkiler oluşturmak.”

Eğer kendimizi geliştirmek, olumsuz alışkanlıklarımızdan kurtulup yenilerini oluşturmak istiyorsak bu yöntemi kullanabiliriz.

Yukarılara tırmanmak ve başarıya ulaşmak istiyorsak basamakları birer birer çıkmak en kolay ve garantili yöntemdir.

Ahmet Aksoy

Kaynaklar:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Homeostaz
http://www.getmotivation.com/motivationblog/2011/03/mental-homeostasis-a-tool-for-success-by-takumi-yamazaki/
http://www.mollygordon.com/overcome-fears-anxiety/maintaining-homeostasis.html
https://www.briantracy.com/blog/business-success/6-obstacles-to-creative-thinking-and-how-to-overcome-them-develop-problem-solving-skills-for-business-success/

Mar 152014
 
1,318 views

Deneysel Şiirler 2

Buradaki şiirleri de 1 Mart ile 7 Mart arasında yazdım.

ACIBADEM
acıbadem yerle bir
kim ki yeşile düşman
bir gider biri gelir
savrulur tozla duman

acıbadem şantiye
bahçeler beton oldu
el ovuşur rantiye
ne baştı, ne son oldu

KÖRKÜTÜK
sırtımda bu ağır yük
körkütük sevda yaşam
efkarım öyle büyük
bağırmasam susmasam

TAVŞAN UYKUSU
her bir yeni bilgiyle açar ufkunu
evren açılır büyür avuçlarında
bir çiçek gibi açar dal uçlarında
dağıtır aydınlıklar tavşan uykunu

UMUT
umut tek güvencemiz
gülümser ruhumuzda
çizer günlerimizi
bir paten gibi buzda

PARA
para insanı bozmaz
anca kirini söker
yürekler pak değilse
yaldızlarını döker

turnusol kağıdıdır
takkeler düşer öne
belli eder rengini
döner kişi özüne

para bozmaz insanı
tozunu söker anca
dost mudur düşman mıdır
rus ruleti tabanca

ADAM
İnsanlar mı bozuldu?
Çok şey mi bekliyoruz?
Adam olmak bir yana
Hala emekliyoruz

BİLDİRİ
Kararmasın yüreğim
umudum hala diri
dallara vurmuş bahar
çiçek çiçek bildiri

SUSUZLUK
su sesi yan duvardan
bu sene kış olmadı
umudumuz bahardan

ZOR ZAMANLAR
gittikçe hızlanıyor
zamanlar başaşağı
üstelik fren tutmaz
bunlar zor zamanlar zor

uyaklar leke tutmaz

KÜP
küpümü doldurmuşum
şiirin öz suyundan
bir elimde kalem var
bir omzumda baykuşum

ALAKARGA
ters baktı alakarga
gözlerini belerip
yürüyorum alarga
beni ne yapsın garip

8 MART EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ
bu bir kutlama değil anma günüdür
öfke değil direncidir özgür yaşamın
hem çiçek, hem gülücük, hem nasır avuçları
yaşamın garantisi, emekçi kadın

Ahmet Aksoy

Feb 042014
 
1,469 views

ZAP: Zaman Planlaması – Zaman Yönetimi – 3

saatBu yazının ilk bölümü için tıklayın
Bu yazının ikinci bölümü için tıklayın

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Hedeflerinizi belirleyin
Uzun vadeli (Altı aylık, yıllık ve 5 yıllık)
Kısa vadeli (Haftalık ve aylık)
Günlük

Önceliklerinizi saptayın
(A) Kritik işler (Acil ve önemli)
(B) Öncelikli işler (Acil değil ama önemli)
(C) Acil ama önemli olmayan işler
(-) Angaryalar (Ne aciliyeti, ne de önemi olan işler)

ACİL İŞLER ACİL OLMAYAN
İŞLER
ÖNEMLİ
İŞLER
(A) KRİTİK
İŞLER
(B) ÖNCELİKLİ
İŞLER
ÖNEMLİ
OLMAYAN
İŞLER
(C) SIRADAN
İŞLER
ANGARYALAR

Başarılı Olmak İçin

  • Planla, bitiş tarihini belirle
  • Önceliklere dikkat et
  • Önceliği aynı ise önce zor ve sıkıcı olanları yap
  • Hemen yap
  • Kendini ödüllendirmeyi ihmal etme
  • Gerektiğinde böl ve yönet
  • Uyarıcı, yönlendirici kişilerden yararlan
  • Pes etme

Öncelik Belirleme Sorgusu

1- Bu işi bir başkasına gönül rahatlığıyla devredebilir miyim?
a) Evet -> DEVRET ve yeni bir konu için başa dön
b) Hayır -> 2. soruya geç
2- Bu iş çok önemli ve ondan daha acil veya önemli bir başka işim yok. Doğru mu?
a) Evet -> HEMEN YAP ve bitirdiğinde yeni bir konu için başa dön
b) Hayır -> 3. soruya geç.
3- Bu iş çok acil ve ondan daha acil veya önemli bir başka işim yok. Doğru mu?
a) Evet -> HEMEN YAP ve bitirdiğinde yeni bir konu için başa dön
b) Hayır -> 4. soruya geç
4- Bu iş yapılmazsa aksayacak başka işler var mı?
a) Evet -> HEMEN YAP ve bitirdiğinde yeni bir konu için başa dön
b) Hayır -> 5. soruya geç.
5- Bu iş yapılmazsa sonradan telafisi olanaksız mı?
a) Evet -> HEMEN YAP ve bitirdiğinde yeni bir konu için başa dön
b) Hayır -> 6. soruya geç.
6- Bu işi ertelersem elime geçecek zaman veya kaynağı değerlendirebileceğim bir başka iş var mı?
a) Hayır -> HEMEN YAP ve yeni bir konu için başa dön
b) Evet -> 7. soruya geç.
7- Listede başka iş kaldı mı?
a) Evet -> Bu işin üzerini çiz ve bir başka konuyu ele almak üzere başa dön
b) Hayır -> Liste tamamlanmıştır. Artık keyfine bakabilirsin!

Ahmet Aksoy

Jan 302014
 
1,625 views

ZAP: Zaman Planlaması – Zaman Yönetimi – 2

Bu yazının birinci bölümü için tıklayın

(İkinci Bölüm)

saatZAFERE GİDEN YOLDA HEDEFLERİ SAPTAMAK

Beyin fırtınası yöntemiyle hedef listenizi oluşturun. Bu aşamada hedeflerinizin önem ve aciliyet sırası önemli değildir. Sadece aşağıdaki kriterleri dikkate alarak onları yazın, sıralamayı sonraya bırakın.

  • Hedefleriniz çok basit ve küçük olmasın.
  • Hedefleriniz çok büyük te olmasın. Gerekirse onları daha küçük parçalara bölün.
  • Hedeflerinizin farkında olun. Onları niçin hedef olarak seçtiğinizi sorgulayın. Hedeflerinizi netleştirin.
  • Ana hatlarıyla hedeflerinize hangi araçları kullanarak ulaşabileceğinizi belirleyin.
  • Hedefleriniz çok katı olmasın. Gerektiğinde onları revize edin.

Hedeflerinizi belirlerken ZAFER kriterlerine uyun.

Z: Zaman sınırı koyun. Hedefe ne zaman ulaşacağınızı baştan saptayın.
A: Amaca uygun, erişilebilir ve ulaşılabilir olsun.
F: Farkları kolayca anlaşılabilsin, spesifik olsun.
E: Eski haliyle yeni hali kıyaslanıp ölçülebilsin. Belli bir zaman kesitinde ne kadarının tamamlandığı hesaplanabilsin.
R: Realist, yani gerçekçi olsun.

Hedef listenizi tamamladıktan sonra, önemli hedeflerinizi ayırın ve yeni bir liste oluşturun.

  • İşlerinizde önceliklerinizi belirleyin.
  • Yaşamınızın çeşitli bölümlerine ne kadar zaman ayıracağınızı saptayın.
  • Yıllık ve 5 yıllık planlar yapın.
  • Görevlerinizin önem derecelerini belirleyin.
  • Rutin işler için ayırdığınız zamanı sınırlayın.
  • Planlama için kendinize mutlaka ve yeterli zaman ayırın.
  • Önceliği aynı işlerden zor olanlara ve hoşlanmadıklarınıza daha fazla öncelik tanıyın.
  • Mola verin.
  • Eğlence ve dinlenmeye zaman ayırın.
  • Okumaya ve öğrenmeye zaman ayırın.
  • Kendinizi çok katı kurallarla sınırlayıp gereksiz baskı yaratmayın.
  • Kendinize aşırı yüklenmeyin.
  • Yeterince iş yükünüz varken, yeni görevler üstlenmeyin. Hayır demeyi bilin.
  • Sosyal yaşantınızı koruyun ve geliştirin.
  • Uygun işleri üstlenin. Mümkün olan alt düzey işleri başkalarına aktarın.
  • Hangi işleri başkalarına devredebileceğinizi doğru saptayın.
  • Devrettiğiniz işe ait gerekli tüm ayrıntıları ilgili kişiye aktarın.
  • Başkalarına devrettiğiniz işleri mutlaka takip edin.
  • Ekstra zamanınız olup olmadığını netleştirin.
  • Evinizi evde, işinizi işte bırakın.
  • Bir gününüzün içine sadece yeterli miktarda iş yükleyin.
  • Randevu saatlerinize uyun.
  • İşlerinizi zamanında yapmaya özen gösterin.
  • Konuşma sürelerinizi doğru belirleyin.
  • Telefon konuşmalarınızın süresini kısa tutun.
  • Toplantıları yeterli uzunlukta tutun ve bu süreye uyun.
  • Günlük, haftalık ve aylık planlar hazırlayın ve bu planlara uyun.
  • İşlerin bitiş sürelerini mutlaka dikkate alın.
  • Beklenmeyen telefon ve ziyaretçiler için önlem alın.
  • Ev işlerini de paylaşın.

Lütfen yazılarımı paylaşın ve beni takip edin.

Ahmet Aksoy

Bu yazının üçüncü bölümü için tıklayın

Jan 252014
 
2,097 views

ZAP: Zaman Planlaması – Zaman Yönetimi

saat(Birinci Bölüm)

Zamanla ilgili pek çok yazının başlığı “Zaman Yönetimi” kavramını içerir. (Biz de aynısını yaptık!) Oysa yine aynı yazıların içeriğinde zamanın tek yönde aktığı, biriktirilemediği, kontrol edilemediği, kısaca yönetilemediği belirtilir.

Zaman, halihazırdaki bilimsel bilgilerimize göre , bizim denetleyebileceğimiz, yönetebileceğimiz bir kaynak değildir. Ama biz, kendimizi onun kural ve koşullarına en uygun hale getirebilir, böylece kişisel veya örgütsel zamanımızı nasıl kullanabileceğimizi en ince ayrıntısına kadar planlayabiliriz. Buradaki “yönetmek” kavramı “zamanı yönetmek” değil, “kendimizi yönetmek” olarak algılanmalıdır.

Rüzgarı da yönetemiyoruz. Buna rağmen, rüzgar jeneratörleri veya yeldeğirmenleri aracılığı ile onun gücünden yararlanabiliyoruz. Yelkenli gemiler, rüzgarın gücüyle kanatlanabiliyor.

Okyanusları yönetmemiz de mümkün değil. Ama devasa gemiler dalgaların omuzlarına basarak ayağa kalkıyorlar.

Zaman, hareketin olduğu her yerde kendi kurallarına göre işleyen bir mekanizmadır. Onu olduğu gibi kabullenmeli, oyunu onun kurallarına göre oynamalıyız. (**)

Zamana tabi olmak bir çaresizlik değildir. Ama, kendi kişisel zamanımızı yeterince planlamazsak, kendi yaşamımızın bir bölümünü anlamsız bir şekilde boşa harcamış oluruz.

Zaman, en kaba tanımıyla bir işin, bir sürecin başlangıç ve bitişi arasındaki değişim süresidir.

Pratik, güncel kullanım sırasında doğrusal olarak algıladığımız ve saat, dakika, saniye gibi birimlerle ölçtüğümüz zaman, fiziksel olarak göreli bir yapıya sahiptir ve hızın bir fonksiyonudur. Bir cismin hızı ışık hızına yaklaştıkça, o cisim için zamanın sıfıra yaklaştığı; ışık hızına ulaştığında ise zamanın tamamen durduğu belirtilir.

Psikolojik olarak algıladığımız zaman da göreli bir karaktere sahiptir. Hoşlandığımız bir süreçte zaman çok hızlı geçerken; problemli ve sıkıntılı süreçlerde aynı zamanı daha uzunmuş gibi algılarız.

Bugünkü bilgilerimizin ışığında zaman sadece tek yönde akmaktadır ve onu durdurmak veya geriye çevirmek mümkün değildir.

Zaman bir başka biçime dönüştürülemez, sonradan kullanmak üzere depolanamaz.

Zaman bizim kontrolümüzde değildir. Bu nedenle onu yönetemeyiz, ama ona uyumlu bir şekilde kendimizi yönetebiliriz.

Zaman Planlaması Bize Neler Kazandırabilir?

  • Daha az zararlı stres
  • Kendimize güvende artış
  • Hedeflerimizi belirleme ve onlara ulaşmada daha yüksek başarı
  • Daha dengeli ve huzurlu bir yaşam
  • İş ve sosyal çevremizde daha fazla uyum
  • Üretkenlikte artış
  • Güvenilirlikte artış

Ahmet Aksoy

(**) (Einstein’in Özel Görecelik Kuramına göre zaman, kütle ve enerji birbirlerine E=mc2 formülü ile sıkıca kenetlenmişlerdir. Bu formülasyona göre bir cismin hızı ışık hızına yaklaştıkça, o cismin zamanı giderek kısalır, kütlesi ise artar. Ancak burada söz konusu edilen değerler, günlük yaşam koşullarında karşılaştığımız değerlere kıyasla çok büyük değerlerdir. Örneğin halen insansız jet uçaklarının erişebildiği maksimum hız saatte 10 bin kilometrenin biraz üzerindedir. Oysa ışık, sadece bir saniye içinde 300 bin kilometre yol kateder. Bu nedenle pratik ve teknolojik olarak zamanı fiziksel olarak etkileyebilmekten hala çok uzak olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.)

Bu yazının ikinci bölümü için tıklayın
Bu yazının üçüncü bölümü için tıklayın

Dec 262013
 
1,824 views

Yüzünüz Sizi Ele Veriyor
Evet!… Yüzünüz tıpkı görsel bir megafon gibi sizin düşüncelerinizi ve duygularınızı bağırıyor!

Beden dili, evrensel bir dil. Yüz ise bedenin bu açıdan en belirgin parçası. Üstelik bu evrensel dil sadece insanlara özgü değil. Çevrenizdeki canlılara, kuşlara, kedilere, köpeklere bakın! Özellikle memeli hayvanlarda pek çok ortak kalıp bulunduğunu göreceksiniz.

lie_to_me-1024Beden dili, doğrudan bilinçaltı tarafından kullanılan görsel bir dildir. Bu dilin gerçek kullanıcısı beynimizin “sürüngen” bölümüdür. Bir yandan karşı cinse iletilen ve türün devamına yönelik mesajları; öte yandan çevresel tehditlere karşı kullanılan “kaç-savaş-ölü taklidi yap” üçlemesini bu ilkel beyin yönetir. Bu dil net, kesin ve hızlı mesajlar içerir. Hepsi, hayatta kalma veya türün devamını sağlamaya yöneliktir. İşte bu nedenle de, kalıcı olarak genlerimize kodlanmıştır.

Sonradan öğrenilen veya geliştirilen davranışların pek çoğuna bilinçli olarak müdahale etmek mümkün olabilir. Oysa genlerimize kodlanmış olan beden dilimiz ve bunun yüzümüze mikro ifadeler (micro-expressions) halinde yansıması tamamiyle bilinçaltımız tarafından, otomatik olarak kontrol edilir. Bu ifadeleri bilinçli olarak denetim altında tutmak ise neredeyse olanaksızdır.

En belirgin mikro ifadeler, gözlerimizde yer alır. Örneğin gözbebeklerimiz, duygusal pozisyonumuzu ve bir sonraki davranışımızı tıpkı bir ayna gibi yansıtır.

Eğer rahat ve güvenlikli bir ortamdaysak gözbebeklerimiz büyür. Çünkü bu koşullarda çok net bir odaklanmaya ihtiyacımız bulunmamaktadır. Oysa bizi tedirgin eden şeyler varsa, gözbebeklerimiz küçülür ve çevremizi çok daha net ve ayrıntılı görebilmeye kendini hazırlar. Bu tedirginliğin kaynağı ister basit bir endişe, isterse yoğun bir tehdit olsun davranış aynıdır. Bu tepkiye eşlik eden gözkapağı, alın, çene veya dudak hareketleri tepkinin yoğunluğunu ve niyetimizi iyice belirginleştirir.

Bu nedenle, eğer toplumsal kurallar sizi bunu yapmaktan alakoymuyorsa, öncelikle karşınızdaki kişinin gözbebeklerine bakın. Sonra gözkapağının durumuna, ne sıklıkta kapanıp açıldığına bakın. Göz kenarlarındaki kırışıklıkların, kaşların ve alın çizgilerinin şekline dikkat edin. Dudaklardaki kıvrımlar çok önemli bilgiler içerir. Daha da önemlisi, bu tepkiler birbiri ile ne denli uyumlu? Ellerin hareketleri veya bedenin duruşuyla destekleniyor mu? Aksi halde -nedeni ne olursa olsun- verilmek istenen mesajda bir tutarsızlık var demektir.

Örneğin dudakların gülümser gibi kıvrılmış olması, tek başına o kişinin mutlu ve rahat olduğunu göstermeye yetmez. Bu ifadenin gözbebeklerinin büyümesiyle, gözlerin hafifçe kısılıp uçlarının kırışmasıyla da desteklenmesi gerekir.

Bunların yanısıra, bu tepkilerin süresi ve sürekliliği de büyük önem taşır.

Üzüntüsünü ifade etmek için yüksek sesle ağlayan bazı insanların bu duyguyu içsel olarak ta yaşayıp yaşamadığını onların yüzlerinde yakalayacağınız mikro ifadelerle tesbit etmeniz mümkündür.

Karşınızdaki insanın aslında rol yaptığını sezdiğiniz durumlar olmuştur. Bunu mantıksal olarak açıklamakta zorlansanız bile, bilinçaltınız aldığınız mesajlardaki tutarsızlıkları çözümleyip sizi uyarır. Ancak çoğu kez onun uyarılarını dikkate almaz, sonra bunun acısını çekeriz. Sosyal yaşamımız, çoğu kez sezgilerimizin zaman içinde körleşmesine neden olur. Farkındalığımız zayıflar, bilinçaltımızın yönlendirici mesajlarını mantıksal gerekçelerle örtüp görmezden ve duymazdan gelmeye alışırız.

Günümüzün çalkantılı siyasi yaşamında sağlıklı değerlendirmeler yapabilmemiz için beden dilini bilinçli olarak çözümleyebilir hale gelmemiz önemlidir. Ancak, düzenli bir eğitim ile beden dilini denetim altına almanın mümkün olabileceğini unutmamalıyız. Usta siyasetçiler bu konuda başarılı olurlar. Buna rağmen, mikro ifadeleri onların bile denetlemesi pek mümkün değildir.

Bu konuda en azından farkındalığınızı geliştirebilmeniz için, eğer erişebilirseniz, “Lie To Me” isimli televizyon dizisini izlemenizi öneririm. Özellikle ilk bölümleri bu konuda eğitici bir içeriğe de sahip.

Eğer karşınızdaki insanların beden dili ve yüz ifadelerini hızlı ve etkin bir şekilde, bilinçli olarak çözmek isterseniz, mutlaka bunun eğitimini almanız gerekir.

Beden dilini, yüz ifadelerini ve mikro ifadeleri içselleştirmeniz hem karşınızdakileri daha iyi anlamanızı sağlayacak; hem de sizi, kendi mesajlarınızı daha anlaşılır hale getirmenin sezgisel araçlarıyla donatacaktır.

Unutmayın ki karşılıklı iletişimin sadece yüzde yedisi (%7) (*) sözcüklerle ifade ediliyor. Asıl mesaj ses vurguları ve beden dili aracılığıyla iletiliyor.

Konuyla ilgili yeni yazılarımızı ve açıklayıcı örneklerimizi sizlerle paylaşmayı sürdüreceğiz.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

(*) – İnternette pek çok yerde iletişim araçları için %55 görsel, %38 ses ve %7 söz olarak ayrıştığına ilişkin bilgiler yer alır. Bazı görüşler ise bunun bir yanlış anlamadan kaynaklandığını ve zamanla bir şehir efsanesi haline dönüştüğünü vurguluyor. (Bu konuya eğilen kaynaklardan birine şu adresten erişebilirsiniz: http://www.cuttingedgepr.com/articles/big-myth-nonverbal-communication.asp )

Her şeye rağmen, vurgusuz ve renksiz bir sesle aktarılmaya çalışılan mesajların yerine ulaşmakta zorlanacağı oldukça açık.

Dec 202013
 
1,781 views

Yüzümüz Evrensel Dille Yazılmış Bir Kitaptır
Beden Dili evrenseldir. Sadece insanların değil, bir çok hayvanın duygusal tepkilerini de bedensel duruşuna ve yüzüne bakarak okuyabiliriz.
Ancak bu okumalar, genellikle bir çok insan açısından belli-belirsiz bir sezgi düzeyinde kalmaktadır. Bazıları ise sadece belli konularda uzmanlaşmıştır. Usta kuyumcuların, müşterisinin bir ürünü alıp almayacağını onun gözbebeklerine bakarak anlayabildiğini büyük olasılıkla siz de duymuşsunuzdur.

Beden dili konusunda basılı veya elektronik ortamda pek çok kaynak bulmak mümkün olsa da, bu sistemin önemli bir parçasını oluşturan “yüz okuma” ile ilgili kaynaklar aynı yaygınlıkta değil.

Yüz OkumaYüz okuma (fizyognomi) konusunda en geniş deneyim ve birikime sahip olanlar yine Çinliler. Çinlilerin, yüz okuma konusuna ilişkin pek çok farklı öğretileri var. Bu öğretilerden bazıları daha çok yüzün geometrik şekline odaklanırkan, bazı öğretiler simetriyi ön plana çekmiş. Bazı öğretiler ise, yüzümüzü yüzlerce noktadan oluşan bir harita haline dönüştürmüşler.

Bu yazımızda bir yüzün temel bölümlerinin neler olduğunu ve ne gibi anlamlar ifade ettiğini irdeleyeceğiz:

Bir yüz, temel olarak 3 ayrı yatay bölüm halinde incelenebilir:
1- Saç bitiminden kaşların üzerine kadar olan üst bölge
2- Kaş üzerinden burun altına kadar olan orta bölge
3- Burun altından çene ucuna kadar olan alt bölge

1- Çinliler alın bölgesini “gençlik dönemi (14-30 yaş)” olarak tanımlıyor. Batıda ise bu alan daha çok düşünce kalıpları ile ilişkilendirilmektedir.

2- İkinci bölge “orta yaşlılık (31-50 yaş)” dönemidir. Aynı zamanda “duygusal tepkiler” bu bölge değerlendirilerek yorumlanır.

3- En alttaki çene bölgesi “olgunluk (51 yaş ve üstü )” dönemine aittir. Bir yandan o kişinin “irade”sini belirlerken, bir yandan da o kişinin olgunluk dönemini nasıl geçireceğine ilişkin ipuçlarını barındırır.

(Burada bir not düşmek istiyorum. Yüz okuma ile ilgili saptama ve yorumlar hiç bir zaman “kesin” gerçekler olarak kabul edilmemelidir. Aktardığımız bilgiler, o konudaki eğilime vurgu yapmakla birlikte, “yüzdeyüz” kesinlik içermez. Yüz bir kabuk, bir ambalajdır. Bir ambalaj, genellikle, nasıl içeriğine uygun tasarlanmışsa; yüz için de aynı şey geçerlidir. Ancak bir mücevher kutusunun içinden iğrenç şeyler çıkabilir. Ya da paçavralardan oluşan kötü bir ambalajın içinde olağanüstü bir pırlanta bulabilirsiniz. Kısacası kişilerle ilgili değerlendirmelerimizi tek bir ayrıntıya bakarak değil, farklı alanlardaki bilgileri birlikte ele alarak yapmalıyız.)

Bazı insanlar ise bir insanın yüzüne veya duruşuna bakarak bunlardan anlam çıkartmaya çalışmanın tutarsız olduğunu düşünüyor olabilir.

Böyle düşünenler bence şunu da dikkate almalı: her insanın biyokimyasal planı, kendi genlerinde tanımlıdır. Ve bu genler, döllenmiş tek bir yumurta hücresinden başlayarak kendisini her yeni hücreye kopyalar. Bulunduğu yere ve işlevine göre ne kadar farklılaşmış olursa olsun, her hücrenin temel yapısı, temel kodları aynıdır. Bu benzeşimin, moleküler düzeyden, organlar düzeyine kadar etkin olmasını beklemek için mantık sınırlarını zorlamaya ihtiyacımız olmaz. Bu yüzden, binlerce yıl süren gözlemlerin ışığında oluşan bu kategorizasyonu hiç te yabana atmamak gerekir.

Bununla birlikte, bu tür bilgileri insanları farklı sınıflara ayırmak için değil, onlarla daha etkin ve sağlıklı bir iletişim kurabilmek için kullanmalıyız.

Yeni yazılarımızda yüz okuma ve beden dili ile ilgili örnekler de vereceğiz.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy