?> toplumsal zeka arşivleri - Kişisel Gelişim
Jun 252014
 
1,142 views

Robotlar ve Yapay Zeka İnsanlığın Sonunu mu Getirecek?

Teknolojik gelişim ve rekabet koşulları, maliyeti düşürüp, karlılığı yukarı çeken otomatik üretim sistemlerini hızla yaygınlaştırıyor. Otomotiv ve tekstil sektörlerinin başı çektiği otomasyon giderek diğer alanlara da yayılıyor. Gıda üretimi de bunlardan biri.

Resim: news.filehippo.com

Resim: news.filehippo.com

Hayvan gücünden yararlanma, çok özel durumlar dışında, artık yok. At, eşek, katır gibi hayvanların kas gücüne ihtiyaç kalmadı. Öküzler ve mandalar için de aynı durum sözkonusu. Artık bu hayvanlar, ancak et veya sütleri işe yarıyorsa yaşam hakkına sahipler. Aksi halde, soyları tükenip gidiyor. Çünkü onların kas gücünü çok daha ekonomik olarak üstlenen traktörlerimiz, taşıyıcılarımız, bir sürü araç-gerecimiz var.

İnsan Gücüne Gereksinimin Azalması

Artık insan gücüne de daha az gereksinim duyuluyor. Aynı miktardaki üretimi yapmak için gereken insan gücü hızla azalıyor. Kas gücü ihtiyacı çok daha hızla azalmakta. Ama bilgi ve muhakeme yeteneği hala işe yarıyor.

Kapitalist sistem, nesnel meta üretimi hızla artar ve üretim maliyetleri düşerken, bilginin metalaştırılmasına ağırlık verdi. Bilgiyi edinmek de, edinilen bilgiyi kullanabilmek de artık neredeyse tamamen ticaret konusu. Bedelini ödeyemiyorsan -sağlıklı- eğitim göremiyorsun. Kaliteli bilgi -eğitim- sahibi değilsen, iş bulamıyorsun. Bu yüzden diplomalı -gizli- işsizlerin sayısı çığ gibi büyüyor.

Bilginin Meta Haline Dönüştürülmesi

Günümüzde, bilginin kendisinden çok, ambalajlanması daha ön planda. Çok satanlar listesini ona yatırım yapanlar belirliyor. Neyi öğrenmen, neden hoşlanman, neyi tüketmen gerektiğine birileri karar veriyor ve bir tüketici olarak sen de onlara uyuyorsun.

Bütün bu gelişmelerin iyi veya kötüyle, ahlak veya ahlak yoksunluğuyla hiç bir ilgisi olmadığını peşinen söylemek isterim. Bütün bu yaşananlar, doğal gelişimin sonuçlarıdır.

Ancak burada benim asıl ilgimi çeken konu, insanlığın geleceği.

Yapay Zeka İle Bilgi Üretiminin Ucuzlaması

Kas gücüne gereksinimin azalması gibi, beyin gücüne gereksinimin azalacağı günler de pek uzak değil. Bunu sağlayacak olan da “Yapay Zeka”.

Yapay zeka çalışmaları ve elde edilen gelişmeler, tırmanan teknolojik gelişmeye paralel bir değişim içerisinde. Öğrenen ve kendi kendilerini üreten makinalar konusundaki gelişmeler olağanüstü. Üç boyutlu yazıcıların gelişimi bu süreci de hızlandıracak gibi görünüyor.

Üretim aşamasındaki insan gücünün azalması, ürün maliyetlerindeki “ücret” payının azalması ve zaman içinde sıfırlanması sonucunu doğurur.

Bilgi teknolojisi halen küçük değişikliklerle akıllı cep telefonları, tabletler, dizüstü bilgisayarlar vb şeklinde pazara sunuluyor. Pazar geniş, alıcı çok.

Ancak, robot destekli üretimin artması ve ürünlerin ucuzlaması, bu ürünlerin giderek daha fazla sayılarda pazarlanmasını şart koşuyor. Aksi halde toplam kazancın düşmesi sözkonusu olacak.

Ucuzlayan ve Hacmi Artan Ticari Mallar Kime Satılacak?

İşte burada temel bir çelişki gelişmeye başlıyor.

Teknoloji, hem kas, hem de beyin gücüne giderek daha az ihtiyaç duyar hale geliyor. Bu ise, hizmet sektörü dışında iş bulup çalışabilen insanların sayısında azalmaya neden olacaktır. Daha ilerideki aşamalarda üretici sistemin tamamı robot teknolojileriyle karşılanır hale geldiğinde, sadece yöneticiler ve onlara hizmet edenler kalacaktır. Yöneticilerin, daha da zenginleşebilmek için sömürebilecekleri emekçi sınıf ortadan kalkacağı için, geriye kalan tek şey doğal kaynakların sömürülmesidir. Bundan sonrası ise tam bir kısır döngüdür. Üretim araçlarının ve doğal kaynakların sahibi olan yöneticiler sınıfı, zenginliklerinin bir kısmını hizmet sınıfına dağıtacak ve dağıttıklarını da onlara pazarladıkları ürünlerin bedeli olarak gerisin geri toplayacaklardır.

Doğal kaynakların bölüşümü, yine en önemli sorundur. Dünya üzerinde tek bir yönetici grup kalana kadar doğal kaynaklar için savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Savaşların teknolojik oyunlar aracılığıyla bir güç gösterisi haline dönüşmesi güçlü bir olasılıktır. Bütün bu gelişmeler, yönetici sınıfın zenginleşme arzusunu dizginleyemediği koşullarda doğal kaynakların sorumsuzca tüketilmesine yol açacaktır.

Bu koşullarda, yönetenler açısından “işe yaramaz bir fazlalık” haline gelen insan nüfusunun ya direkt metodlarla azaltılması; ya da doğal ortamda teknolojik imkanlardan yararlanmaksızın kendi hallerine bırakılması sözkonusu olabilir. Doğal kaynakları korumak gerekçesiyle nüfus kontrolü mutlaka devrede olacaktır. Kısırlaştırma yöntemi yaygın olarak kullanılabilir.

Hizmet sınıfı tarafından gerçekleştirilebilecek başkaldırıların başarılı olması durumundan bile sadece aktörler değişmiş olacak, sistem yapısal varlığını koruyacaktır.

Kaçınılmaz Sonuç

Yönetici sınıfa sunulan hizmetlerin de zaman içinde gelişmiş robotlar tarafından karşılanmaya başlaması güçlü bir olasılıktır. Bu aşamada, yönetilenleri olmayan çok dar bir yönetici sınıf, hizmet robotları ve üretim robotları kalacaktır. Ancak bu da, daha fazla gelişme ve zenginleşme dürtüsünün anlamsızlaşması sonucunu doğurabilir. Her istediğini kolayca elde edebilmenin sonucu ise tembelleşmek ve yaşame arzusunun zayıflamasıdır.

İşte bu aşamada, gelişmiş yapay zekanın “yönetici?” insanlara ihtiyaç duymaksızın tamamen robotlardan oluşan bir topluluğa dönüşmesi mümkündür. Bu gerçekleştiğinde, beslenme zincirine bağlı zorunlu gereksinimler ortadan kalkacağı için dünya dışı arayışların çok daha yaygın ve etkin bir düzeye ulaşması sözkonusudur. Biyolojik kısıtlamalar olmaksızın, gereksinime göre dizayn edilecek yapay zeka sahibi özel robotlar dünya, güneş sistemi ve galaksi dışına yayılmayı çok daha kolay hale getirebilir.

İnsanlık, bildiğimiz şekliyle çok uzak olmayan bir gelecekte tamamiyle ortadan kalkabilir ama, insanoğlu kendi kendisini fiziksel olarak tamamiyle yok etmezse, teknolojik gelişme ve yapay türlerin bilinçli evrimleşmesi devam edecektir.

İnsanlık için böyle bir olasılık sözkonusuysa, başka evrenlerdeki başka yaşam formlarının da benzer aşamalardan geçmiş olması hiç de küçük bir olasılık gibi görünmüyor.

ahmet aksoy

Kaynaklar:

Feb 212013
 
2,666 views

Gaia

Gaia (Kaya), Biz ve Bakteriler

James Lovelock, William Golding’in önerisiyle Kaya (Gaia) adını verdiği hipotezinde dünyanın başlı başına bir organizma olduğunu ileri sürüyor. Avatar isimli bilimkurgu filminde işlenen temel konulardan biri de bu. Eywa, gezegenin yaşayan ruhudur ve gezegendeki tüm canlılarla bir iletişim ağı oluşturur.

Benzer yaklaşımı güneş sistemleri, galaksiler ve makrokozmosun diğer yapıları için de kurgulamamız mümkün.

Aynı durum, mikrokozmos için de geçerli.

Vücudumuzda istenen ya da istenmeyen konuklar olarak pek çok bakteri çeşidinin, virüslerin ve başka mikro organizmaların bulunduğunu bilmek hiç te yadırgatıcı değil. Ancak bu bakteri ve virüslerin pek çoğunun aslında konuk değil de, biyolojik varlığımızın temel yapıtaşlarından olduğunu öğrendiğimde açıkçası şoke oldum! Bu şaşkınlığımın nedeni böyle bir şeyin olanaksız olduğuna inandığım için değil, tam tersine, böyle bir düşüncenin daha önce nasıl olup ta aklıma gelmemiş olmasıydı!

Bu durumda bizler de, tıpkı Gaia gibi, ya da Eywa gibi, pek çok farklı organizmanın oluşturduğu bir ekosistemden başka bir şey değiliz.

Yani bizim sahip olduğumuz zeka da aslında bir tür toplumsal zekadan ibaret. Çünkü bizler, zannettiğimiz kadar yekpare birer organizma değil, daha çok birer mikroorganizmalar topluluğuyuz.

Tıp uzmanları, artık olur-olmaz antibiyotik kullanmaya sıcak bakmıyor. Çünkü bu tür ilaçlar, zararlı mikroorganizmaların yanısıra, ekosistemimizin içindeki yararlı mikroorganizmaları da etkiliyor. Dolayısıyla, kendimize zarar vermiş oluyoruz.

İster Gaia’yı, ister kendimizi ele alalım, varlığımızın temelinde farklı organizmalar arasındaki denge var. Bu dengenin herhangi bir nedenle tek taraflı bozulması, tüm ekosistemin iç dengelerini altüst edecektir. Halen insanlar olarak Gaia’nın dengesini olağandışı bir hızla bozuyoruz. Bu durumda Gaia’nın kendi varlığını koruyabilmesi için kendine özgü bazı mekanizmaları devreye sokması gerekir. Eğer bunu yapamazsa, kaçınılmaz sonla yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Elimizde bu konuda yeterli bulgular olmasa da, dünya üzerinde insanoğlundan önce de insanoğlununkine benzer zekaya sahip canlıların yaşamış olması mümkündür. Eğer onlar da kendi hırslarını yenememişler ve içinde yer aldıkları ekosistemi tek yanlı olarak tahrip edip bozmuşlarsa, büyük bir olasılıkla, sonunda kendi sonlarını hazırlamışlardır.

Gaia, bu konuda tecrübeli olabilir. Eğer öyleyse, bize, gereken yanıtı vermekte gecikmeyecektir. Eğer gecikirse, zaten yeterli tecrübeye sahip değil demektir.

Eğer Gaia, böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyorsa, önündeki çetin sınavı nasıl atlatacağı önemlidir. Ya kaderine razı olacak, ya da ne tür önlemler alması gerektiğini deneye yanıla öğrenecektir. Varlığını sürdürebilmesi buna bağlıdır.

Kendimizle ilgili şöyle bir öykü yazalım.
Vücudumuzdaki bazı bakteriler, giderek, baskın organizmalar haline dönüştüler. Kendi sınırlarını belirlediler. Aralarında organları paylaştılar. Zaman zaman birbirlerinin üzerinde yaşadığı organlara göz dikip savaşlara giriştiler. Aynı ekosistemi paylaştıkları diğer mikroorganizmaları hor görmeye başladılar. Teknolojilerini geliştirdiler ve enerji kaynaklarını kendi arzularına göre kullanmaya başladılar. Kendi aralarında yaptıkları değerlendirmelerde, teknolojik olarak ne kadar gelişmiş olduklarını vurgulayıp, böbürlendiler. Üzerlerinde yaşadıkları şekilsiz insan bedenini istedikleri gibi kullanabileceklerine inandılar ve uygulamaya geçtiler. Etraflarındaki hücreleri ve diğer yapıları tamamiyle kendi istedikleri gibi kullanmaya başladılar. İçlerinden bazıları bu konuda dikkatli olunması gerektiğini söylese de gülüp geçtiler. Yüksek sesle itiraz etmeye kalkanları susturdular…

Oysa dışarıdan yapılan gözlemlere göre durum vahimdi. O bakterilerin üzerinde yaşadıkları insan vücudunun ateşi iyice yükselmiş durumdaydı. Kan dengeleri iyice bozulmuştu ve acilen önlem alınması gerekiyordu.

Eğer o insan isimli ekosistem gerekli önlemleri alamazsa, hem kendisi, hem de onunla birlikte yaşayan tüm bakteri topluluklarının sonu gelmiş demekti.

Şu ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerek: sözkonusu bakteriler ile üzerinde yaşadıkları insanın birbirleriyle anlaşmaları pek sözkonusu değil. Tek yapmaları gereken şey, birbirlerinin sınırlarını ve dengelerini dikkate alarak anlayış göstermeleri.

İnsanlar ve Gaia için de aynı şey sözkonusu.

İnsanlar olarak Gaia ile konuşmamız, onunla tartışmamız mümkün değil. Ama haddimizi bilebilir, ona ve diğer organizmalara gereken saygıyı gösterebiliriz. Hepimiz için gerekli dengeleri gözetebilir ve koruyabiliriz. Eğer bu konuda neler yaşanabileceğini görmezden gelmeye devam edersek, ya Gaia’nın önlemiyle tanışacak, ya da birlikte aynı sonu paylaşacağız.

Ben, kendi çıkarımız için bile olsa, sonunda onu anlayabileceğimizi umuyorum.

Ahmet Aksoy

Jan 282013
 
1,356 views


Toplumsal Zeka ile ilgili araştırmalara başlamadan önce, mevcut bilgi ve çıkarımlarımla bu konuyu nasıl değerlendirmeye çalıştığımı saptamakta yarar var. Böylece, olası etkilenmelerden bağımsız düşüncelerimi dile getirmem daha kolay olacak. Bu nedenle, bu aşamada, bu cümleleri çala-kalem kağıda-bilgisayara- dökmek bana daha anlamlı geliyor.

Toplumsal Zeka kavramını daha önce de duydum ama, pek fazla ilgimi çekmedi. Daha doğrusu bu kavramı, kişisel zekadan bağımsız bir kavram olarak değerlendirmedim. Oysa şimdiki düşüncem, bu kavramın, kişisel zeka ile doğrudan hiç bir bağlantısı olmadığı şeklinde. Kısaca şöyle özetleyebilirim: Toplumsal zeka, o toplumdaki kişlerin zeka düzeyinden bağımsızdır. Ya da doğrudan etkilenmez diyelim. Toplumsal zeka, aynı kişisel zekada olduğu gibi, tercihe bağlı değildir. Örneğin bir kişi “benim zeka düzeyim şu olsun” gibi bir tercihte bulunamaz. Sadece, belli bir aşamadan sonra, zekasını geliştirmek için özel çalışmalara yönelmeyi tercih edebilir. Ya da bana bu kadarı yeter deyip, zekasının gelişmesine yönelik tüm çalışmaları reddedebilir.

Biyo-teknolojinin ilerideki çalışmalarıyla bu konuda farklı gelişmeler sağlanabilir. Örneğin gen mühendisliği ile daha gelişmiş insan -veya yaratık-lar dizayn edilebilir. Ancak bunun nasıl bir sonuç vereceğini şimdiden öngörmek pek kolay değil.

Kendi kendini üretebilen ve değiştirebilen bir robot ile aynı durumda olabiliriz. Hatta, robotun, kendi yapısı için kullanacağı maddeleri seçme konusunda çok daha geniş bir spektruma sahip olabilmesi sözkonusu. Ayrıca bu robotlar, var olacakları ortamlara göre kendilerini çok daha kolaylıkla adapte etme şansına sahip olabilir. Çok düşük ve/veya çok yüksek ısılara dayanabilirler. Oksijen, azot ve karbon bağımlılıkları olmayabilir.

Ayrıca, kendi bünyelerinde kullanabilmek için benzerlerini tüketerek, onların yapıtaşlarından yararlanmak zorunda olmayabilirler. Elbette bu konuda yeterince temel malzeme üretimi yapılıyor olursa. Eğer bu konuda bir darlık başgösterirse, bu tür robotların bile kendileri kadar yetenekli olamayan benzerlerinin beden malzemelerine göz koymaları pek te düşük bir olasılık değil.
Bu tür robotların bizlere kıyasla çok daha uzun ömürlü olmaları da kuvvetle olası.

Bireylerin özellikleri nasıl olursa olsun, onların oluşturdukları toplumsal yapının da kendi zekası olmak zorunda. Aksi halde bir toplum olma özelliğini -yani kendi varlığını- koruması mümkün değildir.

Zekayı kendi açımdan şöyle yorumluyorum: temel özelliklerini yitirmeden koşullara uyabilme yeteneği. Bu tanımlamaya göre sonsuz çeşitlilikte zeka vardır. Hatta zekayı sadece “canlı”larla kısıtlamak ta doğru olmayabilir. Örneğin toplumları da “canlı” grubuna dahil ediyor muyuz? Ya da yıldızlar, gezegenler, vb bu gruba dahil edilebilir mi?

Halen yeryüzünde bulunan tüm yaşam formları zekidir. Çünkü, varolmayı sürdürebilmişlerdir. Gelişme düzeyleri ve kullandıkları yöntemler farklı olabilir. Ama, değişen koşullara ayak uydurabildiklerine göre, zeka sahibidirler.

Bugüne göre değerlendirme yaptığımızda, hamam böcekleri, dinozorlardan daha zeki yaratıklardır. Çünkü hamam böcekleri hala varlıklarını sürdürüyor. Oysa dinozorlar yokolup gittiler.

Sivrisinekler de zeki yaratıklar. Hatta, neredeyse, insanlarla yarışır durumdalar. Çünkü insanların onları yok etmek için kullandıkları tüm saldırıları, ustalıkla ve güçlenerek püskürttüler. Elbette, buradaki zeka, sivrisineklerin bireysel zekası değil, onların toplumsal zekasıdır. Eğer sivrisinek toplulukları genetik açıdan yeterli çeşitlilik gösteremeseydiler, varlıklarını sürdürmeleri mümkün olamazdı. Kimyasal silahlara karşı dirençli bireylerin avantaj kazanarak sivrisinek topluluklarında baskın hale gelmeleri; bu silahların sivrisinek toplulukları karşısında başarısız kalmaları sonucunu doğurmuştur.

Hamam böcekleri için de benzer şeyler geçerli değil mi? Üstelik onların radyasyona karşı da dayanıklı oldukları söyleniyor. Üstelik bir kaç gün önce, kafası kopmuş bir hamam böceğinin 12 gün boyunca canlı kalabildiğinden bahseden bir yazı okumuştum. Bu süre, döllenmiş dişi bir hamam böceğinin, vücudunun önemli bölümleri tahrip olsa bile, yumurtlayabilme ve soyunu sürdürebilme olasılığını güçlendiriyor.

Dinozorların soyu, büyük olasılıkla, ısı değişikliklerine uyum gösterme yetenekleri yeterli olmadığı için tükendi.

İnsan türünün, bireysel ve toplumsal zekasını entegre bir şekilde kullanarak, büyük bir avantaj elde ettiğini söyleyebiliriz. Cildinin koruyucu bir tüy-kıl tabakasına sahip olmaması, onu, yüksek ısıya; giyinebilme becerisi ise düşük ısıya karşı dayanıklı kıldı. Kendi barınaklarını ve korunaklarını üretebilmesi ise bu avantajı iyice pekiştirdi. Enerjinin, hammaddelerin ve ürünlerin denetlenebilmesi onun açıkara bir üstünlük elde etmesiyle sonuçlandı.

Ancak, insan topluluklarının sahip göründükleri bu avantajları kontrolsüz olarak kullanmaları, kendi sonlarını getirmeleri olasılığını da gündeme taşıyor. Özellikle çevre kirliliği ve yeşil alanların yok edilmesi konusunda, ekolojik dengelerin bir patlama hızıyla bozulması sözkonusu. Eğer insanların toplumsal zekası, bireysel zekanın kötüye kullanımını kısa sürede engelleyemezse, varlığını sürdürmesi pek te kolay olacak gibi görünmüyor.

Sorun şurada: toplumların zaman süreci, bireylerin zaman süreçlerine kıyasla çok yavaş işliyor. Bireysel olarak dramatik bulduğumuz pek çok değişim, toplumsal zeka tarafından dikkate almaya bile değmeyebilir. Ama ne yazık ki sonucu görebilmek çok büyük çoğunluğumuz için hiç bir zaman mümkün olmayacak.

Bir diğer ayrıntı ise şu: Bireyler olarak, oluşmasına katkıda bulunduğumuz toplumsal zekanın işleyişini kavramak, bireysel bakış açısıyla hiç te mümkün görünmüyor. Geçmişi değerlendirmek bu açıdan çok yararlı ama, elimizdeki sağlıklı veriler yetersiz.

Aslında şahsen, tarihle aram pek te iyi değildir. Ama toplumsal zeka konusunu daha iyi kavrayabilmek için, insanlık tarihini oldukça iyi bilmek gerekecek. Sözünü ettiğim tarihte önemli olan kişilerin değil, toplumların, toplulukların neler yaptığıdır.

Bu günden itibaren, konuyla ilgili internet araştırmalarına başlayacağım. Öyle sanıyorum ki, basılı bilginin çok büyük kısmı internete taşınmış durumda. Yeni bilgiler ise, zaten internet aracılığıyla yayılıyor.

İlk araştıracağım konu: Gaia (kaya) olmalı…

Ahmet Aksoy