?> eft-tepeleme arşivleri - Page 2 of 6 - Kişisel Gelişim
Feb 152014
 
2,962 views

Topluluk Önünde Konuşmak mı Daha Kolay, Yoksa Ölmek mi?

Credits: Cornell.edu

Credits: Cornell.edu

“tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.” N. Hikmet

Çoğumuza tuhaf gelse de pek çok insan, topluluk önünde konuşmak yerine, ölmeyi tercih ettiğini söylüyor. İstatistikler bu yönde. Ve günümüzün en yaygın korkusu, “Topluluk önünde konuşmak”. Toplum karşısında konuşma fobisi, bilimsel adıyla, glossofobi olarak biliniyor.

Bu korkuyu tetikleyip, besleyen başka korkular olabilir:
1- Olumsuz eleştirilmekten korkmak
2- Ne söyleyeceğini unutmaktan korkmak
3- Kalabalıktan korkmak
4- Başarısızlıktan korkmak
5- Başarıdan korkmak

Pek çok korkuda olduğu gibi glossofobinin temel belirtileri şunlar:

  • Sesin titremesi
  • Sesin kısılması
  • Nabzın yükselmesi
  • Ellerin buz kesmesi
  • Ayakların buz kesmesi
  • Ağız veya boğazda kuruluk
  • Zihnin boşalması
  • Halsizlik
  • Ellerin terlemesi ve titreme
  • Mide bulantısı
  • Dudakların ve çenenin titremesi
  • Dilin dolaşması, kekeleme
  • Nefes almakta zorluk
  • Dizlerin, bacakların tutmaması
  • Yüzün aşırı derecede kızarması
  • Sinirlilik, aşırı tepkisellik
  • Kaçıp gitme isteği

Bu belirtilere göre kendi durumunuzu değerlendirebileceğiniz basit bir testi http://www.gamet.com.tr/topluluk-onunde-konusm-korkusu-olanlar-icin-birkac-ipucu/ adresinde yayınlamıştık. Dilerseniz, kendinizi sınayabilirsiniz.

Pek çok canlı gibi insanlar da korku karşısında 3 temel davranış gösteriyor:
1- Savaş
2- Ölü taklidi yap
3- Kaç

Yukarıdaki belirtiler, bu üçlü davranış modelinin “ölü taklidi yapma” ve “kaçma” tepkileriyle örtüşüyor. Bu tepkiler, ilkel/sürüngen beynimiz tarafından yönetiliyor ve mantıkla denetlenmesi mümkün değil.

Peki ne yapmak lazım?

Öncelikle bilinçaltımızın bu durumla yüzleşmesini ve aslında bizi korumak için “korku” aracını kullanmasına gerek olmadığını farketmesini sağlamak gerekli.

Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye Destanı’nın Büyük Taarruzun başladığı geceyi anlatan dizelerinde şöyle diyordu:

….
Sekizinci,
İbrahim,
korkmayacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki :
tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.
….

Ve yine aynı destanın Birinci Babındaki Karayılan Hikayesi, korkunun çözümsüzlüğünü ve yarattığı çaresizliği çarpıcı bir şekilde anlatır.

Public-Speakingİşte bu yüzden, çözümün ilk aşaması, kaçmaktan veya ölü taklidi yapmaktan vazgeçmektir. İçinde bulunduğumuz durumla açıkça yüzleşmektir. Olumsuz duygularımızı deşarj etmek, bedenimizdeki enerji akışını dengelemektir.

EFT – Tepeleme duygusal yüzleşmeler açısından çok etkili ve pratik bir araçtır. Öncelikle bir uzmanın yardımını isteyebilir, daha sonra, kendi başınıza da kolaylıkla sürdürebilirsiniz.

Şunu asla unutmayın: Korku, doğal bir tepkidir. Korku, bedenimizin koruma amaçlı bir savunma mekanizmasıdır. Korkuların çoğu genetik değildir, sonradan öğrenilir. Bunların içinde bazıları, yanlış yönde gelişir ve yaşamımızı olumsuz yönde etkilemeye başlar. Bunda sizin hiç bir suçunuz ve sorumluluğunuz yoktur.

Glossofobi vakalarının pek çoğunun altında, eğitim döneminin ilk yıllarında sınıf önünde bir öğretmen tarafından -ne gerekçeyle olursa olsun- aşağılanma ve diğer öğrenciler tarafından alaya alınma öyküsü yatar. Bu kişiler benzer bir olayı tekrar yaşamamak için bir korku geliştirir ve farkına bile varmadan bunu büyütürler. Birçokları ilk anıyı öylesine bastırırlar ki, anımsamaz olurlar. Bütün bunlar, bilinçaltınızın sizi koruma girişimleridir. Bilinçaltı Sorgulama veya benzeri başka tekniklerle bu sorunun kaynağına inilebilmesi, yüzleşmeyi ve böylelikle çözüme ulaşmayı kolaylaştırır.

Glossofobi yaşayanlarla ilgili önemli bir gözlem, bu kişilerin topluluk önünde fiilen konuşmaktan değil, böyle bir durumla karşılaşmaktan korktukları yönündedir. Bu nedenle, bir kaç konuşma deneyiminden sonra, glossofobi sorunu büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır.

Eğer topluluk önünde konuşma korkunuz varsa, önce bunun farkına varın ve durumunuzu kabullenin. Ve hemen, çözüm arayın. Aksi halde, çözümden kaçındığınız sürece, mevcut korkunuz daha da büyüyecektir. Buna fırsat vermeyin. Yardım istemekten çekinmeyin. Korkularla başa çıkmak sandığınız kadar zor değildir. Yeter ki siz çözüme ulaşmak isteyin.

Ahmet Aksoy
Hızlı Okuma Eğitmeni,
EFT-Tepeleme, İleri Hipnoz ve Master NLP uzmanı,
Master Yaşam Koçu
0216 450 5784 – gelisim@gamet.com.tr

Bağlantılı kavramlar: topluluk önünde konuşmak, toplum önünde konuşmak, toplum içinde konuşmak, toplum karşısında konuşmak, topluluk karşısında konuşmak, kalabalık karşısında konuşmak, kalabalık önünde konuşmak

Jan 232014
 
6,644 views

(Aşağıdaki yazı http://eft-tepeleme.gamet.com.tr/eft-tepeleme-icin-vurus-noktalari/  adresinden  alıntılanmıştır. )

EFT Tepeleme için vuruş noktaları kullanıcılara ve kullanım amaçlarına göre küçük değişiklikler gösterse de temel noktalar aşağıdaki gibidir.

Kısa uygulamada genellikle ellerdeki noktalar devre dışı bırakılmakta, tepe noktası ilave edilmektedir.

EFT Tepeleme Vuruş Noktaları

Temel EFT sisteminde parmak uçlarıyla vuruş yapılacak noktalar şunlardır:
01-KN- Karate Noktası: (İncebağırsak Meridyeni -Nokta: İB2) Her iki elin serçe parmağın dibi ile bilek arasında, yan tarafta bulunan etli kısmın ortasında bulunur. Güven noktasıdır. Psikolojik geliş-gidişlerin giderilmesinde yardımcı olur. Kişisel nefret, kendinden şüphe ve kişisel güvensizlik sorunlarının aşılmasını kolaylaştırır. Uyarıldığı zaman, şok durumundan kurtulmayı kolaylaştırabilir.
02-KB- Kaşın başlangıcı: (Mesane Meridyeni – Nokta: MS2) Her iki kaşın burun tarafındaki uç noktalarıdır. Bu noktalar parmak vuruşlarıyla uyarıldığında cesaret ve enerjide artış sağlanır. Korku ve endişelerin giderilmesinde etkilidir. Ruhsal sarsıntılardan sıyrılmayı sağlar.
03-GU- Göz Ucu: (Safra kesesi Meridyeni – Nokta: SK1) Her iki gözün dış ucunda yer alan kemiğin üzerindedir. Bu noktalar parmak uçlarıyla vurularak uyarıldığında, öfke ve kızgınlığın kontrol edilmesini, şoklardan ve endişe nöbetlerinden kurtulmayı sağlar. Kendine hakimiyet ve sakinlik için yararlı olur.
04-GA- Gözün altı: (Mide meridyeni – Nokta: MD1) Bu nokta gözün 2 cm kadar altında ve gözbebeği ile aynı doğrultudadır. Uyarıldığında topraklama etkisi yaratır. Sabit fikir, bağımlılık, endişe ve eksiklik duygularıyla başedebilmeyi sağlar.
05-BA- Burnun altı: (Du Meridyeni – Nokta: DU27) Üst dudak ile burun arasında kalan bölgede yer alır. Uyarıldığında utangaçlık, içe kapanıklık, sıkılganlık gibi sorunların çözülmesinde yardımcı olur.
Açlık duygusunun denetiminde ve alerji kontrolünde etkindir. Du meridyeni, simetrik olmayan iki ana meridyenden biridir. Bu nedenle bu meridyenin üzerinde yer alan noktalar tektir.
06-ÇN- Çene: (Merkez Meridyeni-Ren – Nokta: REN24) Çene çıkıntısı ile alt dudak arasındaki bölgede yer alır. Parmak uçlarıyla vurularak uyarıldığında bağışıklık sistemini etkiler ve yorgunluğa iyi gelir. Utanç, panik ve endişe için etkili olur. Merkez meridyeni de simetrik değildir.
07-KK- Köprücük Kemiği: (Böbrek Meridyeni – Nokta: BB27) Köprücük kemiğinin göğüs kafesi ile birleştiği, boynun hemen altındaki noktadadır.
Uyarıldığı zaman girişimcilik, işleri tamamlamada kararlılık, zihinsel gerginliğin azalması ve tüm zihinsel sistem üzerinde etkili olur. Ayrıca burası önemli bir acı denetleme merkezidir.
08-KA- Koltuk Altı: (Dalak Meridyeni – Nokta: DL21) Bu nokta, koltuk altının 10 cm kadar aşağısında yer alır. Parmak uçlarıyla vurarak uyarıldığında zihinsel berraklık ve odaklanma konusunda yardımcı olur. Endişe, bağımlılık ve yaşamı olduğu gibi kabullenme açısından önemlidir. Sindirim ve özümsemeyi kolaylaştırır.
09-BP- Başparmak: (Akciğer Meridyeni – Nokta: AK11) Başparmağın ilk boğumu ile tırnak dibi arasında kalan bölgenin yan tarafındadır. Bu noktanın uyarılması negatif düşünceleri, kibiri, gücenmeyi hafifletir.
Sezgi gücünü ve yaşama sevincini geliştirir.
10-İP- İşaret Parmağı: (Kalınbağırsak Meridyeni – Nokta: KB1) İşaret parmağının tırnak hizasındaki, başparmağa bakan yanında yer alır.
Suçluluk ve kızgınlığı giderir ve duyguları serbest bırakır. Zihinsel tıkanıklığı aşmaya ve pozitif düşüncelere olanak sağlar.
11-OP- Orta Parmak: (Perikardium (kalp zarı) Meridyeni – Nokta: PR9) Orta parmağın tırnak dibi ile ilk boğumu arasında ve işaret parmağına bakan tarafında bulunur. Kıskançlık, haset ve alçaklık kompleksi için yararlıdır. Bazı alerjiler için etkili olur. Mizah duygusunu geliştirir.
12-SP- Serçe Parmak: (Kalp Meridyeni – Nokta: KL9) Serçe parmağın tırnak hizasındaki yüzük parmağına bakan tarafında yer alır. Karşılıksız sevgi noktasıdır. Empati, şefkat ve karşılıksız sevgiyi destekler. Kalıcı belleğin gelişimini, kısır düşüncelerden arınmayı sağlar. Duygusal dengeler açısından önemlidir.
13-GM- Gamut Noktası: (Üçlü Isıtıcı Meridyeni – Nokta: ÜI3) Elin sırt tarafında, yüzük parmağı ile serçe parmağın birleştiği noktanın 2 cm kadar aşağısında yer alır. Gamut serisi uygulanırken bu noktaya sürekli olarak vurulur.
14-HN- Hassas Nokta (Sore Point): Boynumuzun ön tarafında, köprücük kemiklerinin arasında yer alan V şeklinin tabanından 7-8 cm aşağı inip, buradan da 7-8 cm sağa ve sola doğru gittiğimizde bu noktalara ulaşırız. Bu bölgeler ovulduğu zaman genellikle rahatsız edici bir hassaslık duyulur. Bu noktalar, lenf sıvısının biriktiği yerlerdir.
Ovma işlemi tekrarlandıkça burada biriken lenf sıvısı zamanla kaybolur ve hassaslık hissi de ortadan kalkar.
Kurgu işlemi sırasında bu noktaların ovulması önerilmekle birlikte; giysilerin engellemesi, yerinin belirlenmesindeki zorluk ve toplu ortamlarda özellikle bayanlar açısından sıkıntı yaratması nedeniyle Hassas Noktanın ovulması yerine Karate Noktasına vuruş yapılması daha pratik olmaktadır. Biz de Karate Noktasının kullanımına daha
sıcak bakıyoruz.
Tek başına ve uygun ortamlarda kurgu cümleleri bu noktalar ovulurken söylenebilir. Bazı görüşlere göre bu noktalar, karate noktasına kıyasla daha fazla etkili olmaktadır.
15-GN- Göğüs Noktası: (Karaciğer Meridyeni – Nokta: KR14) Bu nokta özellikle bayanlar açısından yerinin tespiti ve uygulaması zorluk yarattığı için genellikle kullanılmamaktadır. Özel uygulamalarda vuruş serisine dahil edilmesi daha doğru olur. Karaciğer meridyeninin dengelenmesi önemlidir. Bu açıdan, Tepe Noktası da önemli bir nokta olarak ele alınmalıdır.
16-TN- Tepe Noktası: (Du Meridyeni – Nokta: DU20) Bu noktanın kullanılması, bir EFT konferansında önerilmiş ve bazı EFT uzmanları tarafından kabul görmüştür. Özellikle kısaltılmış EFT uygulamalarında bu nokta başlangıç veya bitiş noktası olarak tercih edilmektedir. Bu noktanın diğerlerinden farkı, yakın bölgelerden birkaç meridyenin
birden geçiyor olma-sıdır. Bu nedenle, hızlandırılmış uygulamalarda bu noktadan yararlanmak ta mümkündür. Gary Craig’in EFT Elkitabında yer almasa da, bazı video kayıtlarında bu noktadan onun da yararlanmakta olduğu görülmüştür.
Tepe bölgesi aslında bir çok akupunktur noktasının sık aralıklarla yer aldığı bir bölgedir. Bu nedenle vuruşlar ya bitiştirilmiş dört parmağın alt tarafıyla, geniş bir alanı kapsayacak şekilde; ya da parmak uçlarını bu bölgede gezdirerek yapılır. Bir çok akupunktur noktasının yer aldığı bu bölge, tepeleme oturumlarında giderek daha yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.
17-BL- Bilek iç taraf: (Üçlü Isıtıcı Meridyeni – Nokta: ÜI4) Bu nokta da sisteme sonradan dahil edilmiştir. Yaygın bir kullanımı olmamakla birlikte, bazı uzmanlar bu noktayı da çalışmalarına dahil etmektedirler.
Deneyebilir, uygun görürseniz, kullanabilirsiniz.
18-BL- Bilek dış taraf: (Kalp Meridyeni – Nokta: KL7 ve İnce Bağırsak Meridyeni – Nokta: İB5) Bu nokta da sisteme sonradan dahil edilmiştir.
Yaygın bir kullanımı olmamakla birlikte, bazı uzmanlar bu noktayı da çalışmalarına dahil etmektedirler. Deneyebilir, uygun görürseniz, kullanabilirsiniz.

Ahmet Aksoy

Jan 192014
 
1,485 views

EFT Tepeleme Çağdaş Bir İsviçre Çakısıdır

EFT Vuruş Noktaları

EFT Vuruş Noktaları

(EFT (tepeleme) içerikli yazılarımıza bir süre ara vermiştik. Ancak bu zaman aralığını boşa harcamadık. Onu, mevcut bilgilerimizi yeni gelişmelerin ışığında gözden geçirmek, çeşitlendirmek ve genişletmek için kullandık. Özellikle basınç noktaları ve meridyen sistemi üzerindeki bilgilerimizi pekiştirdik. Yeni çalışmalarımızı sizler de seveceksiniz.)

Binlerce yıl öncesine dayanan bazı kadim bilgiler artık çağdaş bilim tarafından eskisi kadar katı bir biçimde reddedilmiyor.

Bunda, yoğunlaşarak artan yeni bilimsel keşiflerin büyük payı var. Bu keşifler sayesinde, kısa zaman öncesine kadar “mutlak” gözüyle baktığımız pek çok “doğru”nun saltanatı ya yıkıldı, ya da sallanmaya başladı. (Özellikle genetik ve epigenetik alanındaki gelişmeler çok çarpıcı.)

Örneğin tıp uzmanları, artık çok zorunlu kalmadıkça “antibiyotik” kullanımını önermiyor. Çünkü bünyemizde yer alan ve bizim yaşamımız için gerekli pek çok yararlı bakterinin de antibiyotiklerden zarar gördüğü; sonuçta bu durumun bizi de olumsuz yönde etkilediği ortaya çıktı. Hatta, sindirim sistemimizde yaşayan bazı parazitlerin aslında metobolizmamızın düzgün çalışmasına, ya da alerjik reaksiyonlarla savaşıma katkıda bulunduğu artık biliniyor.

Batıdaki çıkışı 19. yüzyıl gibi görünse de, hipnozun asıl kökeni kızılderili veya afrikalı büyücülere, şamanlara, doğa güçlerine tapınma dönemlerine kadar uzanıyor. Ve bu yöntem, çok uzun bir süre, ya bir eğlence, ya da kötü niyetli kişilere özgü ve uzak durulması gereken lanetli bir araç gibi tanıtılarak gözden düşürülmeye çalışıldı. Oysa son günlerde, ülkemizde bile, hipnozun sadece yetkili tıp uzmanları tarafından kullanılması gerektiği tezi işlenir oldu. Hipnoz artık hor görülen, küçümsenen bir yöntem değil. Tam aksine, hipnoz, narkoz kullanımının riskli olduğu vakalarda çok önemli bir araç haline geldi. Bir çok diş hekimi ve doğum uzmanı bu teknikten yararlanıyor.

Beş bin yıllık geçmişe sahip olan akupunktur yöntemi, yeterince yaygınlaşmış olmasa bile, artık reddedilmiyor.

EFT (tepeleme) yöntemi de akupunktur ile çok benzeşen bir araç. Sadece 20 yıllık bir geçmişe sahip bu uygulama, enerji meridyenleri üzerindeki belli noktalara iğne batırmak yerine bu noktaları sadece parmak uçlarıyla yapılan vuruşlarla veya basınç uygulayarak uyarıyor. Amaç, vücudumuzun enerji sistemini dengelemek.

EFT (tepeleme) pratik ve kolay uygulanabilen bir yöntem. Yan etkisi yok. Bir İsviçre çakısı gibi neredeyse her işe yarayabilen bir araç.

Ancak, Tepeleme yönteminin tıbbi bir yöntem olmadığını tekrar vurgulamak istiyorum. Alternatif tıp alanına da girmiyor. Sadece deneysel bir yöntemdir.

Doktora başvurmamı gerektirmeyen sorunlarımda; örneğin başım ağrıdığında, sırtım tutulduğunda, birine veya bir şeye öfkelendiğimde, kendimi çaresiz veya boşlukta hissettiğimde, gerginleştiğimde hep bu yöntemi kullanıyorum. Ağrılar söz konusu olduğu zaman vuruş yerine, parmak ucuyla basınç uygulamak genellikle daha etkili oluyor. Bu durumda şakaktaki, yüzdeki, ensedeki, ellerdeki ve omuzlardaki ek basınç noktalarından yararlanıyorum.

Size de aynı yaklaşımı öneriyorum: kaslarınızdaki gerginliği, enerji sisteminizdeki eski ve yeni duygusal tıkanmaları çözmek için mutlaka bu araçtan yararlanın. Özellikle günlük stresinizi dengelemek için eşsiz bir araçtır.

EFT (tepeleme) yöntemini öğrenin ve yaşamınızın kalitesini arttıran doğal bir parça haline getirin. Deneyin, pişman olmayacaksınız.

http://eft-tepeleme.gamet.com.tr adresinde yer alan ve bu konuyla ilgili eski yazılarımız bir çok sorunuza yanıt verecektir.

Ayrıca, bu tekniği tanıtan ve ücretsiz olarak indirebileceğiniz kısa bir dokümanımız var: http://eft.axtelsoft.com/eftbasvur/

Bu konuda yanıtını bulamadığınız sorularınız olursa, gelisim@gamet.com.tr adresine yazın.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

(**) Kaynaklar:
http://www.wired.com/wiredscience/2012/11/whipworm-immune-regulation/
http://www.scienceinschool.org/2011/issue20/horrors
http://www.sciencedaily.com/releases/2007/01/070117091058.htm
http://www.emofree.com/
http://www.gamet.com.tr/category/tepeleme/

Jan 162014
 
859 views

Kardeş Özlemi İçin EFT Tepeleme

Kardeş Özlemi, yaygın bir sorun. Hele arada ülke sınırları varsa…
Aşağıdaki videoyu bu konuda bir fikir vermek üzere hazırlamıştık. Belki izlemeyenler vardır. Hiç olmazsa onlara hatırlatalım.

EFT Tepeleme hem çok basit, hem de çok karmaşık bir uygulamadır. En büyük avantajı ise belli bir tecrübeye ulaştıktan sonra kendi başınıza uygulamanıza olanak sağlamasıdır.

EFT ile ilgili yazılarımızı www.gamet.com.tr/category/eft-tepeleme/ veya eft-tepeleme.gamet.com.tr sitemizden izleyebilirsiniz.

Ahmet Aksoy

 

Sep 202013
 
29,796 views

Topluluk Önünde Konuşma Korkusu Olanlar İçin Birkaç İpucu
anxious-clownKuzey Amerika’da yayınlanan istatistiklere göre insanların en büyük korkusu %74 ile “Topluluk Önünde Konuşmak” yani bilimsel adıyla “glossofobi”. İkinci sıradaki “Ölüm korkusu” ise sadece %68. (Ne yazık ki ülkemizde bu tür istatistiklere ulaşmak hiç te kolay olmuyor.)

Korku dendiğinde ilk akla gelenlerden olsa da “Yükseklik korkusu”nun oranı sadece %10.

Topluluk önünde konuşma korkusu genellikle dinleyici sayısı 4-5 kişiden fazla ve yabancı ağırlıklı olduğunda ortaya çıkıyor. Glossofobi, daha önce bir topluluk önünde hiç konuşma deneyimi olmayanlarda kendini daha baskın bir şekilde gösteriyor.

Ayrıntılara ve çözüm önerilerine girmeden önce belki de kendinizi sınamak isteyebilirsiniz. İşte size küçük bir test:
Aşağıdaki her satıra 0 ile 4 arasında bir puan verin (Asla=0, ender olarak=1, bazan=2, çok sık=3, her zaman=4) sonra da tüm satır puanlarını toplayın.
Topluluk önünde konuşma yaparken veya böyle bir olasılık belirdiğinde
(   ) 1- Sesim titriyor/kısılıyor
(   ) 2- Nabız atışım hızlanıyor
(   ) 3- Ellerim ve/veya ayaklarım buz kesiyor
(   ) 4- Ağzım ve/veya boğazım kuruyor
(   ) 5- Zihnim boşalıyor
(   ) 6- Kendimi çok halsiz hissediyorum
(   ) 7- Ellerim terliyor/titriyor
(   ) 8- Midem bulanıyor
(   ) 9- Dudaklarım titriyor
(   ) 10- Nefes almakta zorlanıyorum/ nefes nefese kalıyorum
(   ) 11- Kekeliyorum
(   ) 12- Bacaklarım/dizlerim tutmaz oluyor
(   ) 13- Oradan kaçmak istiyorum
(   ) 14- Yüzüm kızarıyor
(   ) 15- Aşırı sinirli/tepkisel oluyorum
—–
(   ) Toplam puanım

Toplam puanınızı değerlendirin:
0-10 : Yaşadığınız sıkıntıyı fobi olarak değerlendirmek pek doğru olmaz. Diyafram nefesiyle gerginliğinizi kolayca kontrol altına alabilirsiniz. Yaşadığınız olumlu deneyimlerle bu sorunu kendiliğinden aşmanız mümkün.
10-40: Üzerinizdeki duygusal baskıyı bir an önce çözümlemeniz gerek. Başınıza gelecekleri imajine ederek topluluk önünde konuşmaktan kaçmak korkunuzu büyütüp fobi haline dönüştürebilir. EFT veya hipnoterapiden yararlanabilirsiniz. Bir uzmanla görüşmenizde yarar var.
40 ve üzeri: Ne yazık ki sorununuzu fobi olarak kategorize etmek hiç te yanlış olmaz. Mutlaka bir uzmanla görüşmeniz gerekir. Lütfen hemen bir uzmanla bağlantı kurun.

Glossofobi sorununu “Güzel Konuşma Yapamama” sorunu ile karıştırmamak yerinde olur. Çünkü glossofobi söz konusuyken, ne kadar donanımlı ve iyi hazırlanmış olursanız olun, sizi yönlendiren duygular bilinçaltınızı kaçmak ya da ölü taklidi yapmak için zorlayacaktır. Fizyolojik belirtilerin pek çoğu bu nedenle “kaçma” ya da “hareketsiz kalma” hazırlığıyla bağlantılıdır.

Glossofobiden kurtulmak “mantık” yoluyla mümkün olmaz. Çünkü hakim olan duygularınızdır. Bu nedenle, duygularınızın yatıştırılması, bedeninizdeki gerginliklerin boşaltılıp dengelenmesi gerekir.

Peki bu sorundan kurtulmak için neler yapılabilir?
1- Derin nefes alın. Özellikle diyafram nefesi etkili ve yararlıdır. Nefes alırken burnunuzu, verirken ağzınızı kullanın.
2- EFT yapın. EFT ile vücudunuzun enerji dengesini sağlar, duygularınızı tetikleyen olumsuz olaylarla yüzleşip onları birer “eski” anıya dönüştürürsünüz.
3- Bilinçaltı telkin ve otohipnozdan yararlanın
4- Bir hipnoterapiste danışın
5- Bir psikiyatriste danışın

Konuyla ilgili ve daha ayrıntılı yeni yazılarımı en kısa zamanda yine burada yayınlayacağım.

Lütfen yazılarımı paylaşın ve beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy
Hızlı Okuma Eğitmeni,
EFT-Tepeleme, İleri Hipnoz ve Master NLP uzmanı,
Master Yaşam Koçu

Şu yazımı da okuyabilirsiniz: http://www.gamet.com.tr/topluluk-onunde-konusmak-mi-daha-kolay-yoksa-olmek-mi/

Kaynakça:
http://www.statisticbrain.com/fear-of-public-speaking-statistics/
http://www.ask.com/question/what-percent-of-people-fear-death
http://www.speech-topics-help.com/fear-of-public-speaking-statistics.html

Apr 062013
 
2,061 views

Eğer İsterseniz Doğal Yöntemlerle Gözlüklerinizden Kurtulabilirsiniz

Gözler

Göz sorunları, çağımızın getirdiği sorunlardan biridir. Çünkü göz kaslarımızı artık doğal bir şekilde kullanamıyoruz. Zamanımızın çoğu kapalı, dar mekanlarda geçiyor. Üstelik, bu zamanın önemli bir kısmı da bilgisayar, televizyon ya da telefon ekranlarına bakarak geçiyor. Uzun sürelerle işyerimizle ilgili evraklara, gazetelere, kitaplara bakıyoruz. Kısacası göz kaslarımız uzaklara odaklanabilmeyi, yakın, orta ve uzak mesafeler arasında hızlı ve düzgün odak değiştirebilmeyi unutuyor.

Bütün bunlara ek olarak, yaşımız da kırkın üzerine çıkmışsa, gelsin gözlükler, gelsin lensler. Ya da lazer operasyonları…

Peki bunları yaşamak sizi mutlu ediyor mu? Koltuk değnekleriyle yürür gibi, gözlerinizin de gözlük veya lenslere bağımlı hale gelmesinden memnun musunuz? Sanmıyorum.

Oysa vücudumuz bu sorunları doğal yöntemlerle ve kolaylıkla çözebilme yeteneğine sahip. Tek yapmamız gereken, ona, unutturduğumuz bu yeteneğini yeniden anımsatmak…

Vücudumuzu çalıştırmak için spor sahalarına, spor salonlarına gidiyoruz. Oysa göz kaslarımızı çalıştırmak için özel tesislere ihtiyacımız yok. Onları neredeyse her ortamda çalıştırmamız mümkün. Günlük olarak sadece 10-15 dakikamızı bu işe ayırmamız yeterli. Bu zamanı da yolcu olarak yolculuk ettiğimiz, ya da dinlendiğimiz zaman aralıklarına serpiştirmemiz mümkün. Tek yapmamız gereken, gerekli alıştırmaları yapmayı UNUTMAMAK…

Daha önce özellikle presbiyopi (yaşlanma nedeniyle yakına odaklanma sorunu) konusunu işlediğim yazıma da göz atmak isteyebilirsiniz:  40 Yaşından Sonra Presbiyopi (Yakını Görememe) Kaçınılmaz mı?(1).

Ayrıca EFT – Tepeleme yönteminden bu konuda nasıl yararlanabileceğinizi anlatan diğer yazım da şurada: 40 Yaşından Sonra Presbiyopi Kaçınılmaz mı?(2).

Ben, iki gün önce 60 yaşımı doldurdum. Üç yıl öncesine kadar hem yakın, hem de uzak gözlüğü kullanıyordum. Artık her ikisine de ihtiyaç duymuyorum.

Bunu siz de başarabilirsiniz. Yeter ki, isteyin!

Hem kas alıştırmaları, hem Tepeleme, hem de alfatrans yöntemlerini kullanarak doğal yollarla sizin de göz sağlığınıza kavuşmanız mümkün. Elbette bu çalışmaları, göz hekiminizin de onayıyla yapmanız gerekiyor. Önce ona danışın. Çünkü bizim önerdiğimiz çözüm, tıbbi çözümlere bir alternatif değil. Sadece tembelleşmiş ama aslında sağlıklı durumdaki göz kaslarınızın, doğal yöntemlerle tekrar eski sağlığına kavuşturulması esasına dayanıyor. Genel sağlığınız için kültür-fizik hareketleri yapar gibi, göz sağlığınız için de bazı alıştırmalar yapıyorsunuz. Üstelik bu alıştırmaları günlük yaşamınızın bir parçası haline getirirseniz, sonuçtan büyük bir mutluluk duyacağınız muhakkaktır.

Genellikle, yapılması gerekenleri bildiğimiz halde uygulamaya geçmede zorlandığımız için, bu çalışmaları gruplar halinde yapabileceğimiz atölyeler düzenlemeyi planlıyoruz.

Gözlüklerinizden kurtulmak, doğal yöntemlerle göz sağlığınıza kavuşmak istiyorsanız bizi arayın. Onar kişilik gruplar oluştukça atölyelerimizi hemen başlatacağız.

GÖZLERİNİZİN DOĞAL SAĞLIĞI İÇİN bizi arayın: 0216 450 5784

Ahmet Aksoy
Gamet Gelişim

Mar 272013
 
1,765 views

Sınav Kaygısı ile Nasıl Başa Çıkabilirsiniz?

Sınav kaygısı

Belli bir düzeydeki kaygı, karşılaştığınız sınavlar için etkin bir motivasyon kaynağı olur.
Ancak kaygının dozu gereken miktarın üzerine çıkarsa, bu kez önemli bir engelleyici haline dönüşür.

Tüm bu sürecin sonuçlarını ilkel beynimizin tanıdığı 3 temel dürtü belirler:

  • savaş
  • kaç
  • ölü taklidi yap

Eğer gireceğiniz sınavın sizde hiç stres yaratmadığını düşünüyorsanız, o sınav sizin için önemli değildir. Belki de sadece ölü taklidi yapıyor veya kaçıyor olabilirsiniz.

İster küçük, ister büyük olsun, bütün sınavlar sizi etkiler. Ama her birine farklı tepkiler verirsiniz.

Aşağıdaki belirtiler sizde de var mı?

  • Terleme
  • Nabız atışınızda hızlanma
  • Nefes daralması
  • Mide bulantısı
  • Kendini sersemlemiş gibi hissetmek
  • Bir boşluk duygusu içinde olmak
  • Herşeyin anlamsız bir hale gelmeye başlaması
  • Endişe
  • Başarmaktan veya başaramamaktan korkma

Eğer önünüzdeki bir sınav yüzünden yukarıdaki belirtilerin tümünü veya bir kısmını yaşıyorsanız siz de sınav kaygısı yaşıyorsunuz demektir. Belirti sayısı fazlaysa, kaygı düzeyiniz de fazladır

Sınav kaygısını tetikleyen inançların bazıları şunlardır:
Yeterince hazırlanmış olmamak veya öyle düşünmek
Kendine güven duyamamak
İyi bir sonuç alabileceğine inanmamak
Sınav sırasında zamanı verimli kullanamamak

Aşırı Sınav Kaygısına Karşı Etkili yöntemler:

  • Sağlığına dikkat et
  • Yeterince ve doğru şekilde hazırlık yap
  • Hedefini iyi belirle
  • Zamanını etkin bir şekilde kullanmayı öğren
  • Kaygı düzeyini ayarla
    • Derin nefes al
    • Kaslarını gevşet
    • Dikkati dağıtacak etkenleri azalt
    • Ritüellerden yararlan
  • Korkularınla yüzleş
  • Olumlamalardan yararlan
  • EFT – Tepeleme yap

EFT – Tepeleme sadece sınav kaygısı için değil, aslında hayatımızın her alanına yönelen kaygı ve beklentiler için kullanılabilir. Üstelik EFT sadece olumsuzluklara karşı bir savunma aracı değil, aynı zamanda beklenti ve hedeflerimizi somutlaştırmamızı sağlayan etkin bir güdüleyicidir. EFT-Tepeleme, yukarıda sözünü ettiğimiz çalışmaların hepsini birleştirip kaynaştırır. Çünkü bu yöntemin özü “kendimizle yüzleşmek”, “zayıf ve güçlü yanlarımızla kendimizi tanımak”tır. Hem korku ve kaygılarımızı, hem zayıf taraflarımızı, hem de güçlü yanlarımızı farkedip tanımamızı sağlar. EFT bizi gerçeklerle yüzleştirir. Ayaklarımızı yere sağlam basabilmemizi, yaşamın gözlerinin taa içine bakabilmemizi sağlar.

İster kendiniz, ister yakınlarınız için olsun; planlanmış sınavlar sözkonusu ise, EFT öğrenmenizi ve onu hayatınızın bir parçası haline getirmenizi öneriyorum. Ayrıca, Tepeleme çalışmalarını içselleştirebilmeniz için kabaca bir aylık süreye gereksinim duyacağınızı da unutmayın. EFT son dakika önlemleri için kullanılacak bir yöntem değildir. Onu yaşamınızın doğal bir parçası yapmanız gerekir.

EFT öğren ve yaşamın denetimini eline al!

Ahmet Aksoy

Not: Yukarıdaki yazıyı, aslına bakarsanız bir hafta kadar önce yazmıştım. Ancak, özellikle YGS sınavına girecek öğrencilerin kafasını son anda karıştırmamak için bekledim. Çünkü alınması gereken önlemler ve yapılması gereken hazırlıklar aslında bir süreçtir. Son anda yapılan girişimler, faydadan çok zarar getirebilir.
Lütfen yukarıdaki yaklaşım ve önlemleri sınav kapıya dayandıktan sonra gündeme taşımayın. İster kendiniz, ister yakınlarınız için olsun, hazırlık sürecine yeterli zaman tanımayı ihmal etmeyin!
EFT ile hemen tanışın!

Mar 172013
 
2,006 views

Aşağıdaki yazı http://eft-tepeleme.gamet.com.tr/kirmizi-kalem-sendromu/  adresinden alınmıştır. 

Kırmızı Kalem Sendromu

Kırmızı Kalem Sendromu

2013 yılının Ocak ayında, Colorado Üniversitesi sosyologlarından Richard Dukes ve Heather Albani, Journal of Social Science dergisine bir açıklama yaptılar. Bu açıklamada, sınav kağıtlarına not verirken kırmızı kalem kullanılmasının öğrencileri tedirgin ettiğini, öğretmen-öğrenci ilişkilerini zayıflattığını ve belki de öğrenme düzeyini düşürdüğünü söylediler. Araştırmacılar, yaptıkları deneylerin sonucunda kırmızı yerine mavi veya yeşil kalem kullanımının daha gerçekçi tepkiler yarattığını saptadıklarını vurguladılar.

Bu görüşleri paylaşan çevrelere göre not verme sırasında kırmızı kalem kullanılması, öğrenciler tarafından bir “tehdit” unsuru olarak algılanıyor.

Buna karşın bazı eski eğitimciler, kırmızı kalem kullanımını savunuyor ve bu rengin uyarıları daha kolay algılanır hale getirdiği için öğrenciler tarafından da desteklendiğini söylüyor.

Kırmızı rengin “vurgulama” özelliği taşıdığına katılmamak mümkün değil. Ancak bu rengin, olumsuz uyarılar için öğretici yanından çok, tehdit edici, aşağılayıcı yanının çok daha baskın bir nitelik taşıdığı muhakkak.

Bazı gözlemciler, bir çok insanda kitap okumayı ve yeni şeyler öğrenmeyi zorlaştıran blokajlar olduğunu ve bu blokajların “Kırmızı Kalem Sendromu” nedeniyle ortaya çıktığını söylüyor. Çevrenize bakarsanız, bu tür örnekleri kolayca görebilirsiniz.

Elbette suçu sadece “kırmızı kalem”e yüklemek doğru değil. Sorunun aslını, öğrencilerin arkadaşları önünde küçük düştüğü, aşağılandığı, kendisini değersiz hissettiği olaylarda aramak lazım.

Bazı derslerde zorlanan ve o derste başarılı olmadıklarını söyleyen öğrencilerin pek çoğunun geçmişinde, o dersle ilgili olumsuz bir anı vardır. Bu tür olumsuz anılar, o kişilerin bilinçaltı tarafından “başarısız duruma düşmemek için hiç denememek” stratejisine dönüştürülür. Başarısızlık baştan kabul edilir ve o konuda risk alıp çaba gösterilmez.

Bu davranış, “cam tavan sendromu” olarak ta adlandırılıyor.

Fillerin eğitiminde aynı yaklaşımın bilinçli olarak kullanıldığını duymuşsunuzdur. Bebek fillerin ayaklarına kelepçe takılıyor ve bu kelepçe güçlü bir zincir veya halatla, zorlasalar da sökemeyecekleri bir kazığa bağlanıyor. Bebek fil, bu kısıtlamadan kurtulabilmek için her yolu deniyor ama, nafile!.. Sonunda pes ediyor. Ve ömrü boyunca bir daha asla prangasından kurtulmaya çalışmıyor. Muazzam bir fiziksel güce sahip olan yetişkin filleri, basit zincirler, oldukları yerde tutmaya yetiyor.

Kesin bir kaynak olmasa da, bazı sirk yangınlarında fillerin, kaçamayacaklarına inandıkları için yanarak öldükleri anlatılıyor.

Farkında bile olmadan, bizler de aynı duruma düşmeyelim. Nedeni ne olursa olsun, geçmiş yaşamımızda edindiğimiz blokajlardan kurtulmak mümkün. Bilinçaltı Sorgulama ve EFTTepeleme bu sorunları çözmenize yardımcı olur.

Sizde, çocuklarınızda veya çevrenizde benzer sorunları yaşayanlar varsa bizimle bağlantı kurmanız yeterlidir. Sorun varsa, birlikte çözeriz!

Ahmet Aksoy

 

Mar 152013
 
1,598 views

Kişisel Gelişim ve Bilimsel Gerçeklik Kişisel Gelişim konusunu, bir çok kişinin bir tür “zırvalar silsilesi” olarak gördüğünü düşünüyorum. Açıkçası, üç-beş yıl öncesine kadar ben de benzer şekilde düşünüyordum.

Ancak, 1990′lardan bu yana bilimsel bilgilerimizde pek çok depremler yaşadık. Yaşamaya da devam ediyoruz.

Örneğin insan beyni ile ilgili temel bilgilerimizden pek çoğu değişti. Bunları sıradan bir vatandaşın gözlemleri olarak yazıyorum. Bize öğrettiklerine göre, ya da daha doğrusu benim aklımda kalanlara göre, insan beynindeki hücreler çocukluk yıllarında tamamlanan çoğalma aşamasından sonra, sadece azalmaya mahkumdu. Ayrıca beynimizdeki bölgelerin yerleşimine bağlı olarak herhangi bir nedenle yitirilen hücreler nedeniyle ilgili fonksiyonlar da zarar görür ve bunu onarmak mümkün olmazdı.

Oysa şimdi “neuro-plasticity” kavramının pek çok örnekle desteklenen işlevlerine baktığımızda; beyin hücrelerinin sürekli yenilendiğini, işlev değiştirdiğini, gerektiğinde başka fonksiyonları üstlenmek üzere başkalaşım geçirebildiğini gösteriyor.

Genetik bilgilerimiz de benzer durumda değil mi? Nöroplastisite kavramının beyin hücrelerimize tanıdığı esneklik, epigenetik kavramlarıyla tüm genetik sisteme de taşınmış durumda. İki artı ikinin kaç edeceği artık sadece genetik kodlarla değil, çevresel koşullar da dikkate alarak belirleniyor.

Benzer değişiklikler bilimin başka alanlarında da yaşanmıyor mu?

İşte bütün bunlar, bilimsel katılığın, yerini daha toleranslı bir bakış açısına terketmesi gerektiğini gösteriyor. Bu esneklik bilimsel doğrulardan vazgeçerek, onlardan ödün vererek değil; bakış ve değerlendirme perspektifimizi biraz daha genişleterek, esneterek yapılmalıdır.

Henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış olguları reddetmek yerine, onları bu genişletilmiş perspektife göre değerlendirmek çok daha sağlıklı olmaz mı?

Örneğin eski Çin uygulamaları olan akupunktur veya akupressure sistemleri, insan vücudunda enerji meridyenleri bulunduğunu varsayar.  Ama, bu meridyenlerin varlığı bu güne kadar bilimsel olarak kanıtlanabilmiş değil. Yaygın bilimsel görüş, kanıtlanamayan önerilerin reddedilmesiyle sonuçlanıyor.  Bilimsel olarak kanıtlanamıyorsa reddedelim!

O zaman akla şu soru geliyor: Newton’dan önce yerçekimi yok muydu? Çekim yasalarının işlevini gösterebilmesi için onların yasalaştırılması şart mıdır?

1960′lı yıllarda Kuzey koreli bir profesör olan Kim Bong Han tarafından keşfedilen ve kendi adıyla “bonghan channels, bonghan ducts” olarak anılmakta olan bazı organların enerji meridyenlerinin yer aldığı düşünülen bölgelerde yoğunlaştığı ve akupunktur noktaları üzerinden dış dünyayla alışverişte bulunduğu söyleniyor. Hatta bu organların oluşturduğu ağın kan ve lenf dolaşımı gibi üçüncü bir dolaşım sistemi olabileceği belirtiliyor.

Bu bilgiler, benim uzmanlık alanımın dışında olduğu için net ve kesin bir değerlendirmede bulunmam mümkün değil. Fakat ben şunu yapmanın daha gerçekçi olacağını düşünüyorum: Bilimsel bir açıklaması yapılamasa da benzer koşullarda tekrarlandığında benzer sonuçlar veren uygulamalar gerçeği yansıtır. Burada önemli olan girdilerle çıktıların uyumudur.

Örneğin EFT (Emotional Freedom Techniques) sistemi, bazı akupunktur noktalarına parmak uçlarıyla vurarak uygulanıyor. Ben bu yöntemi kendi üzerimde yüzlerce kez uyguladım ve beklediğim sonuçları aldım. Aynı yöntemi başkalarına da uyguladım ve yine beklenen sonuçlara eriştim. Bu durumda, insan vücudunda enerji meridyenlerinin bulununup bulunmadığı, ya da Bonghan korpüsküllerinin uyarılmasının bilinmeyen bir dolaşım sistemini harekete geçirip geçirmediği beni çok fazla ilgilendirmiyor. Sadece, yaptığım uygulamanın sonucunda beklediğim sonuçları alıp almadığım önemli.

Bırakılan taşın yere düşmesi gibi, parmak uçlarıyla insan vücudundaki bazı noktalara yapılan vuruşlar fiziksel, zihinsel veya duygusal bazı sorunların üzerimizdeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırabiliyorsa ve bundan insanlar yararlanabiliyorsa, yapılan iş doğrudur. Zamanı geldiğinde, birileri de bunun bilimsel nedenlerini araştırır, bulur.

Yapılan istatistikler, EFT ile elde edilen olumlu sonuçların %85-%97 arasında olduğunu gösteriyor. EFT’nin sadece placebo etkisi yaratıyor olabileceği savı da bu nedenle gerçekçi değil. Çünkü placebo etkisinin maksimum olumlu değeri ancak %60′lar düzeyine erişebiliyor.

Kişisel Gelişim konusuna “Dene ve Gör” yöntemiyle bakıyorum.

Önce Hızlı Okuma ile başladım. Sonuçlarını aldım. Üstelik bir yan etki(!) olarak yakın gözlüklerimden de kurtuldum.

Şimdiyse EFT (biz buna Tepeleme diyoruz) ile uğraşıyorum ve bu yöntemi herkesin öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ve benzeri konulardaki araştırmalarımı ve denemelerimi sürdürüyor ve önümdeki yolun beni nereye taşıyacağını heyecanlı bir merakla bekliyorum.

Ahmet Aksoy

Jan 272013
 
1,503 views

sosyal tango

Carlos Gavito: “Tango paylaşılan bir andır”

“Gamet Gelişim ile tangonun ne alakası var?” diye düşünebilirsiniz.

Kaliforniya, St. Mary Kolejinde yapılan bir çalışmada deneyimli tangocuların beyinlerinde, tango müziği dinlerken, düşük alfa dalgalarının kontrol grubuna kıyasla büyük oranda artış gösterdiği saptandı. Bu deney sırasında, deneklerin beyin dalgaları EEG cihazlarıyla ölçüldü. Çalışmaya katılan deneklerin cinsiyet, sosyal statü ve benzer özelliklerinin düzgün bir dağılım göstermesine özellikle dikkat edildi.

Dolayısıyla, tango dansının, stresle başa çıkmada çok etkili bir araç olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle düşük alfa dalgalarındaki artış, genellikle uyku öncesinde rastlanan gevşeme ve rahatlamayı vurguluyor.

Tango, EFT – Tepeleme gibi, stres denetiminde kullanabileceğimiz etkin bir araç.

Burada, sözünü ettiğimiz tangonun “sosyal tango” olduğunu ve bu tangonun “gösteri tangosu” ile hiç bir ilgisinin olmadığının altını çizelim. Sosyal tango, Arjantin tangosu olarak ta tanınır.

Sosyal tangonun temel karakteristiklerini şöyle özetleyebiliriz:

1- Tango, 3 veya 5 dakikalık dostça ve içten bir ilişkidir.
2- Tango, müziktir.
3- Tango, o anda ve irticalen yapılır.
4- Tango bir yönlendir (erkek)-izle (kadın) dansıdır.
5- Tango incelikli, deneyim gerektiren bir danstır.
6- Tangoda yönlendirmeyi öğrenmek zor bir iştir.
7- Tangoda izlemeyi öğrenmek zor bir iştir.
8- Tangoda partnerlerin deneyimlerinin eşit düzeyde olmasına pek ender rastlanır.
9- Tango bir güç gösterisi değil, sosyal bir danstır.
10- Tango, nefis kontrolü ve medeni cesaretin güçlenmesini sağlar.

Bu nedenle, önümüzdeki dönemde “Sosyal Tango” atölyemizi de devreye sokacağız. Gelişmelerle ilgili ayrıntıları bu sayfalarımızdan duyuracağız.

Bizi izlemeye devam edin!

Ahmet Aksoy

Kaynakça:
Low Frequency EEG Analysis of Argentine Tango Dancers an Non-Dancers, Nicholas J. A. Wan
What I have Learned About Tango, Richard Isaacs
Origins of Argentine Tango, Bruno E. Romero
History of Argentine Tango, Mike Higgins