?> popüler haber arşivleri - Page 2 of 3 - Kişisel Gelişim
Aug 282012
 
1,473 views

Küresel Isınma, Yeni Mutabakat:

(Çok geç, çok yetersiz) -I-

Londra’da kazak, ceket, şemsiye ile dolaşıyorduk. Sıcaklıklar bu yıl mevsim ortalamalarının çok altında kaldı. Bodrum (iki haftalığına tatildeyim) ve Türkiye’de de mevsim ortalamalarının çok üzerinde… Mevsimlerde bir gariplik olduğu kesin.

ABD’de bir yılda 26 bin sıcaklık rekoru kırılınca, eyaletlerin yarısı kuraklıktan felaket bölgesine dönüşünce (Krupp, Wall Street Journal, 06/08/2012), hem küresel ısınma tartışmaları yeniden yoğunlaştı hem de “şüpheciler”kampından inanmışlar kampına geçişlerle, muhafazakâr kesimleri de kapsayan yeni bir mutabakat oluşmaya başladı. Ancak tartışmanın yaşandığı dönemin, ekonomik demografik özellikleri göz önüne alındığında, bu mutabakatın hem çok geç kaldığını hem de çok yetersiz olduğunu söylemek gerekiyor.

Küresel ısınma nasıl bir şey?

Bilim insanları, atmosfere salınan sera gazlarının, hızla artmakta olan CO2 oranının gezegeni ısıtmakta, bir iklim krizini hazırlamakta olduğunu, 1960’lardan bu yana savunuyorlar, ancak iş çevrelerini, siyasetçileri inandıramıyor, önlem almaya ikna edemiyorlardı. Nihayet, gelmekte olduğu söylenen şey geldi ve kapıya dayandı.

Son yıllarda sıra dışı ilkim olaylarına tanık olmaya başladık. Ortadoğu ve Avrupa’da 2003 yılında daha önce görülmemiş bir şiddette sıcaklık dalgası yaşandı. Rusya’da 2010 yılında sıcaklık dalgası, kuraklık 13 milyon hektarlık arazide ürünü yok etti (Bloomberg, 06/08/2012). Bu yıl ABD’de tarım alanları felaket düzeyinde bir kuraklıkla savaşıyor. Türkiye’de de sıcaklıklarda bu yıl olağanüstü bir artış var.

Dünyada sıcaklık dalgalarının sıklığı, süresi ve şiddeti giderek artıyor, Doğu Amazon bölgesinde tropik ormanlar giderek çayırlara dönüşüyor, birçok tropik bölgede canlı türleri yok oluyor; Afrika’nın, yağmura bağımlı tarım alanlarında bazı bölgelerde yüzde 50’ye varan kayıplar yaşanıyor; Asya’nın bazı bölgelerinde sel felaketlerine, su baskınlarına ve kuraklıklara bağlı olarak salgın hastalıklarda artış gözleniyor (http://climate.nasa.gov/effects/). Kutuplar, gezegenin geri kalanından iki kez daha hızlı ısınıyor (The Economist, 16/07/2012, Financial Times 05/08/2012). Geçen yıl yapılan bir NASA araştırması buzların hızla erimekte olduğunu ortaya koydu (www.nasa.gov/topics/earth/features/thick-melt.html). Temmuz ayında NASA gözlemleri Grönland’ın buzlarında daha önce görülmeyen oranlarda erime yaşandığını saptadılar (Forbes, 05/08/2012).

Arizona Üniversitesi’nden, jeoloji ve iklim bilimleri profesörü Jonathan Overpeck, “İşte küresel ısınma, bölgesel ve kişisel düzeyde böyle bir şey”diyor. Stanford Üniversitesi Carnegie Kurumu’ndan Chris Field’a göre“bugüne kadar hep konuştuğumuz örneklerin hepsinin birden ABD’yi etkilemekte olduğunu görmek çok çarpıcı”. Princeton’dan Prof. Michael Oppenheimer de son yaşananlar için “Küresel ısınmanın nasıl bir şey olduğunu bize gösteren bir pencere açtı” diyor (Los Angeles Times, 19/07/2012).

‘Yeni mutabakat’

Küresel ısınmanın nasıl bir şey olduğunu gösteren bu örnekler, özellikle ekonomiyi de etkilemeye başlayınca, düne kadar küresel ısınmayı kuşkuyla karşılayan, iddiaları “solcuların kapitalizme atmaya çalıştığı bir kazık” olarak gören muhafazakâr kesimlerde de bir tutum değişikliği yaratmaya başladı. Bu değişiklik, son haftalarda, yukarıda aktardığım gibi, Wall Street Journal, The Economist, Financial Times, Bloomberg, Forbes, gibi iş çevrelerinin yayınlarına da yansıyor, küresel ısınmayı kabul eden yeni bir mutabakatın oluşmakta olduğu görülüyor. Küresel ısınmaya piyasacı bir çözüm aramak için kurulmuş, muhafazakâr Environmental Defense Fund (Çevre Savunma Fonu) adlı kuruluşun direktörü Fred Krupp’un Wall Street Journal’daki yazısı bu mutabakat üzerineydi. Yazar, John Kasich (Ohio), Chris Christie (New Jersey) gibi Cumhuriyetçi Parti’den eyalet valilerinin, Rubert Murdoch’un, Exxon Mobil CEO’su Rex Tillerson’un artık küresel ısınma olgusunu bir gerçek olarak kabul ettiklerini aktarıyordu.

Bu bağlamda en çarpıcı gelişmelerden biri, Kosch kardeşlerin, iklim değişikliği savlarını ya-lanlamak için kurdurdukları Berkley Earth Surface temperature Project’in kurucusu, direktörü, Prof. Richard Muller’in New York Times’ta yayımladığı “Bir iklim şüphecisinin dönüşümü” başlıklı denemeydi. Kosch kardeşler ABD’nin en etkili 100 milyarderi arasında sayılıyor. Çay Partisi’ni finanse ediyorlar ve Obama’ya karşı kararlı bir mücadele sürdürüyorlar (Huffington Post, New York Times). Berkeley Earth’ün araştırmasının bulguları, dünyanın yüzey ısısının son 250 yılda 1.5 derece arttığını, bunun 0.9 derecesinin geride kalan 50 yılda gerçekleştiğini gösteriyor. Bu 1.5 derece ve 0.9 derece ilk anda önemsiz görünebilir, ama 12 bin yıl önce sona eren “mini” buzul çağıyla günümüz arasındaki ısı farkı yalnızca 6 derece.

Richard Muller, “Öyle görünüyor ki tüm bu artış insanların ürettiği sera gazlarından kaynaklanıyor… Artık şüpheci olmamak gerekiyor” diyor.

Geç ve yetersiz

Geçen hafta, küresel ısınma konusunu yeniden gündeme taşıyan etkenlerden biri de NASA’nın en etkili iklim değişikliği uzmanı James Hansen’in, Makiko Sato ve Reto Ruedy adlı uzmanlarla birlikte hazırlayarak yayımladığı araştırmanın basındaki yansımaları oldu. Araştırma son dönemde yaşanan aşırı sıcaklarla küresel ısınma olgusu arasında doğrudan ilişki kuruyor. Dr. Hansen, bu tür aşırı iklim olaylarının 1950-80 arasında hemen hiç yaşanmadığını, o zaman bu aşırı olayların “300’de bir” olan olasılığının“bugün 10’da bir”e yükseldiğini vurguluyor.

Geçen ay “Kapitalist uygarlık Titanic’e benziyor” yazımda aktardığım gibi, bugün CO2 üretimini toptan durdursak bile, sıcaklık bu yüzyılın sonuna kadar artmaya devam edecek. Umutsuzluğu artıran başka nedenler de var. Kapitalist sınıf, WSJ’de yazan Krupp’un, ısrarla vurguladığı gibi bulunacak, çözümlerin daha fazla devlet müdahalesi getirmemesi, piyasa kurallarıyla çelişmemesi konusunda ısrarlı. Bu yüzden bu mutabakatın yararlı pratik sonuçları olacak gibi görünmüyor.

Berkeley Earth’ün nihayet kabul ettiği gibi, ısınmaya yol açan CO2 artışı son 250 yılın, hızlanmasıysa son 50 yılın ürünü. Dr. Hansen’in makalesinde vurgulandığı gibi, iklimde bozulma 1980 sonrası bir gelişme. Bu gözlemlerden iki sonuç çıkıyor: Küresel ısınma esas olarak kapitalizmin (SSCB fabrikalarını da unutmadan) ürünü; hızlanmasıysa, aşırı üretim krizinin patlak vermesine paralel tüketimi, üretimi, hızlandırılmış tüketimi dünya çapına finansallaşmayla da destekleyerek yayma (küreselleşme) atılımının ürünü. Krizinden söz ettiğimiz Fordizm, post-Fordizm (sermaye birikim rejimleri), adı üstünde, yaygın ve yoğun hidrokarbon temelli yakıt kullanımına dayanıyor. Kimsenin henüz bu rejimden vazgeçmeye niyeti yok, zaten serbest piyasa modeli içinde teknolojik ve demografik olarak da olanaklı değil. Çarşamba günü devam ediyorum.

13 Ağustos 2012 – Cumhuriyet

 

Aug 282012
 
1,559 views

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

(Aşağıdaki yazı, Haftalık Kitap Postası Dergisinin 7. sayısında yayınlanmıştır.)

Kaslarımız ve kemiklerimiz

  • Yüzümüzde 60 ayrı kas bulunur.
  • Gülümserken sadece 17 kasımızı kullanırız. Oysa somurtmak için 43 ayrı kasın çalışmasına ihtiyaç vardır. Bu yüzden, uzun süre somurtmak yorucu olur. Gülümseyin!
  • Bebekler ilk doğduklarında vücutlarında tam 300 kemik bulunur. Yetişkinlerde bu sayı 206’ya düşer.
  • Sabahları, gece yatmadan önceki boyumuza kıyasla 1 santimetre kadar daha uzun oluruz. Ayakta kaldığımız süre boyunca boyumuz giderek kısalır.
  • Boyutu ile kıyaslandığında vücudumuzdaki en güçlü kas, dilimizdir.
  • Vücudumuzdaki en sert kemik, çene kemiğidir.
  • Tek bir adım atabilmek için bile 200 ayrı kasımızı kullanırız.
  • Vücudumuzda, kendini onaramayan tek parça, diştir.
  • Kemiklerimiz ağırlığı dikkate alındığında, çelikten daha dayanıklıdır.
  • Vücudumuzdaki 206 kemiğin 52’si bacaklarımızda yer alır.
  • Gamzeler, derinin kaslara bağlandığı yerlerdir.
  • İnsan saçı ve tırnaklar ölümden sonra da uzamaya devam eder.
  • Vücudumuzda, kemiklere bağlı 600’den fazla kas vardır.
  • Kıkırdak dokusunun büyümesi hiç durmaz (Burun ve kulaklar ömür boyu büyümeye devam eder)
  • Vücudumuzdaki en büyük kemik, kalça kemiğidir. O da birbirine sıkıca kenetlenmiş altı parçadan oluşur.
  • En uzun kemik uyluk (femür) kemiğidir. Uzunluğu, yaklaşık boyumuzun dörtte biri kadardır.
  • En küçük kemiğimiz iç kulakta bulunur. Neredeyse bir pirinç tanesi kadardır.
  • Vücudumuzdaki eklemsiz tek kemik boğazımızda bulunur.
  • Kafatasımızda 29 kemik vardır.
  • Yüzümüzdeki kemik sayısı 14’tür.
  • Yetişkinlerin kemik kütlesi vücudun yaklaşık %14’ü kadardır.
  • El tırnaklarımız, ayak tırnaklarımızdan 4 kez daha hızlı uzar

 

Aug 182012
 
1,635 views

Bunları Biliyor muydunuz? – 6

(Aşağıdaki yazı, Haftalık Kitap Postası Dergisinin 6. sayısında yayınlanmıştır.)

İnsan Gözü

İnsan Gözü

Ortalama bir insanın gözü

  • 28 gramdır.
  • Tipik bir gözün yarıçapı 12 milimetredir
  • Sağlıklı bir göz uygun koşullarda 25 kilometre uzaktaki bir mum ışığını görebilir.
  • Sağlıklı bir göz, gri rengin 500 farklı tonunu ve 10 milyon rengi ayırdedebilir.
  • İnsan vücudunda kan damarları içermeyen tek canlı doku, gözdeki kornea dokusudur.
  • Göz, beyinden sonraki en karmaşık organdır.
  • Erkeklerde renk körlüğüne kadınlara kıyasla 10 kez daha sık rastlanır.
  • Kirpiklerin ortalama ömrü 5 aydır.
  • Göz bir saniye içinde 50 farklı nesneye odaklanabilir.
  • Retinada hareketi ve gri tonlarını algılayan 120 milyon çubuk, ayrıntıları ve renkleri algılayan 8 milyon koni hücresi bulunur.
  • Görme eylemi sırasında beynin %50’si işin içine girer.
  • Doğumdan itibaren gözlerin boyutu, tüm yaşam boyunca neredeyse aynı kalır.
  • Her bir gözde 130 milyon algılayıcı bulunur.
  • Bir yetişkin ortalama olarak bir dakikada 10 ila 20 kez göz kırpar. Bir yılda bu sayı ortalama 4 milyon 200 bini bulur.
  • Çocuklar yetişkinlere oranla çok daha seyrek göz kırpar.
  • Dünya üzerinde karşıdan bakıldığında gözlerinin akı görünebilen insandan başka yaratık yoktur.
  • Bebekler, renk körü olarak doğarlar.
  • Doğduklarında bütün bebeklerin gözleri mavidir.
  • Parmak izlerinde 40 ayırdedici karakter varken, iris tabakasında bu sayı 256’yı bulur. Bu nedenle gelecekte göz taramaları çok daha yaygın olacaktır.
  • Çevremizden edindiğimiz bilginin %90’ı gözlerimiz aracılığıyla sağlanır.
  • Gözümüzün sadece altıda biri dış dünyaya açıktır.
  • Göz kaslarımız işlevsel olarak gerek duyduğu gücün 100 katına sahiptir.
  • Ekrandan okuma hızı genellikle kağıttan okumaya kıyasla %25 daha yavaştır.

 

Aug 032012
 
1,750 views

Bizimkiler “evrim çöktü” naraları atadursun, bu haberin verdiği heyecanı hiç yaşamasınBilim insanları, “paleo-deneysel evrim” adı verilen bir yöntem kullanarak, 500 milyon yıllık bir bakteri fosilinden alınan “antik genleri”, canlı bir E. Coli bakterisine aktardı. Yapılan deneyle, bin nesildir hayatta olan bakterinin milyonlarca yıldır süren evrimi daha kolay bir şekilde gözlemlenebilecek.“Bu deney, yaşamın moleküler kaydını geriye sarıp tekrar izlemeye en çok yaklaştığımız andır. Antik bir genin modern bir canlıda nasıl evrim geçireceğini gözlemleme şansı elde ettik, bu sayede bir zamanlar gerçekleşen evrim sürecinin aynı şekilde mi, yoksa daha farklı bir yol izleyerek mi gelişeceğini görebileceğiz.” – Georgia Tech’in NASA , Ribozomal Orijinler ve Evrim Merkezi’nde görevli olan moleküler biyoloji uzmanı Betül Kacar

Gaucher, “Artık hem modern hem de antik genler içeren bu bakteri, ilk başta modern kopyaları kadar sağlıklı değildi ve onun kadar hızlı büyümüyordu, ancak hızla mutasyon geçirerek modern formundan daha da güçlü ve sağlıklı olma yolunda ilerliyor. Her geçen gün geçirdiği mutasyonları biriktiren bakteri, 500 nesil sonra ortamına ve hayatta kalmaya daha uyumlu hale gelecektir.” dedi.

İlk 500 neslin ardından öyle de oldu. Bilim insanları 8 bakteriyal dizinin genomlarını (tüm genetik kodlarını) inceledi ve onların biriken mutasyonlarla nasıl geliştiğini inceledi. 500 nesil sonra bu beklentiler doğru çıktı ve antik genlere sahip bakterinin gelişme hızının da zamanla arttığı görüldü. Birçok dizinin gelişme hızı modern kopyalarınınkine eşitlendiği gibi, bazıları modern bakterilerden bile daha sağlıklı hale geldi. Özetle, antik gen, mutasyon geçirerek modern genlere benzemedi ancak, modern proteinler vasıtasıyla kendisine evrim geçirecek bir yol çizmiş oldu.

Araştırmada elde edilen sonuçlar, NASA Uluslararası Astrobiyoloji Bilim Konferansı’nda açıklandı. Bilim insanları, evrim deneylerine devam edeceklerini ve bu sefer proteinlerin evrim alışkanlıklarını inceleyeceklerini belirtti.

Kaynaklar: http://www.gatech.edu/newsroom/release.html?nid=138621&fb_source=message, NTV ve Medicaldaily.com

Jul 312012
 
1,395 views

Uydular, Grönland’ın orta bölgelerindeki buz tabakasının eridiğini gösteriyor. Her iki resim arasında sadece 4 günlük bir fark var. Soldaki resim 8 Temmuz 2012, sağdaki resim ise 12 Temmuz 2012 tarihine ait.

30 yıllık uydu görüntü arşivlerinde, daha önce bu boyutta bir erime gözlemi bulunmadığı belirtiliyor.

Kutuplardaki buzlar eriyor

Kutuplardaki erimeler olağandışı boyutlarda

Orijinal makaleye buradan ulaşabilirsiniz

 

Jul 202012
 
1,624 views

Amerikada yapılan bir test ile bir model uçak hiç yere inmeden 48 saat boyunca uçuş yaptı. Uçağın batarya sistemi sadece 2 saatlik bir uçuşa izin veriyor. Ancak uçuş sırasında, lazer ışınları ile bataryaların takviye edilmesi sağlandı ve 48 saatlik kesintisiz uçuş sağlandı. Bu yöntem kullanılarak bir uçağın yakıt ikmali için yere inmesine gerek kalmaksızın ömür boyu havada kalması sağlanabilir.

Orijinal haberin  İngilizce ayrıntılarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.space.com/16608-laser-military-drone-flying.html

 

Jul 142012
 
1,315 views

Güneşteki yeni bir fışkırma dünyamızı alazlıyor.

12 Temmuz 2012 itibariyle gözlenen güneş faaliyetlerini aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Bu gece, Kuzey Amerikanın kutba yakın bölgeleri, İngiltere, Danimarka ve daha kuzeyde yer alan ülkelerden  kuzey ışıkları rahatlıkla  izlenebilecek.

Uzmanlar, özellikle ultraviyole ışınlarına dikkat edilmesini öneriyor.

Jul 102012
 
1,744 views

nanonlar

Nanobakteri, nanometre (metrenin milyarda biri) boyutundaki bazı küre ve yumurta şekilli partiküllere verilen isimdir. Ancak bu oluşumlar jeologlar ve mikrobiyologlar tarafından kristalize yapılardan, yeni yaşam formlarına kadar oldukça geniş bir spektrumda değerlendirilmekteydi.

Bir grup İtalyan bilim adamı bu oluşumları fiziksel, kimyasal ve biyolojik açıdan ayrıntılı testlere soktular.  Vardıkları sonuç, normal bakterilerden 100 kat daha küçük ve yüksek ısıya dayanıklı bu yapıların, her ne kadar çoğalma yeteneğine sahip olsalar da nanobakteri değil, nanon adını verdikleri  mineral-fetuin kompleksleri oldukları şeklindeydi.

Konuyla ilgili makalenin ayrıntılarına bu adresten ulaşabilirsiniz:

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2242841/?tool=pmcentrez