?> kişisel gelişim arşivleri - Kişisel Gelişim
Dec 082014
 
868 views

EFT’nin Bilimsel Temelleri

(Aşağıdaki yazım 10 Kasım 2014 tarihinde Radikal Blog‘da yayınlanmıştır.)

EFT'nin Bilimsel Temelleri

EFT, bildiğiniz gibi Eski Çin Tıbbı anlayışından kaynaklanan ve 1990’larda modernize edilen bir “enerji uygulaması”dır.

EFT terimi Emotional Freedom Techniques sözcüklerinin ilk harflerinden oluşur. Terimin Türkçe karşılığı “Duygusal Özgürleşme Teknikleri”dir.

EFT uygulaması yüz, göğüs ve ellerdeki bazı akupunktur noktalarının parmak uçlarıyla vuruşlar yaparak uyarılması esasına dayanır. Bu uygulamadan amaç, enerji sisteminin dengeye kavuşturulmasıdır. EFT tekniğinin yaratıcısı Gary Craig’in deyişiyle “Enerji sisteminde meydana gelen aksamalar fiziksel, ruhsal veya duygusal sorunlar halinde dışa vurur. Bu aksamalar ortadan kaldırıldığında, sorunlar da ortadan kalkar.”

EFT (tepeleme), Doğu Kültürü kavramlarına dayandığı için Batı kültürü tarafından kavranmasında bazı sorunlar vardır. En basitinden, Batılı bilimsel anlayışta “Enerji Meridyenleri” diye bir kavram bulunmamaktadır. Oysa tüm enerji uygulamaları bu meridyenlerin varlığını temel alır.

(EFT vuruş noktaları için: http://www.gamet.com.tr/eft-tepeleme-vurus-noktalari/ )

BONGHAN KANALLARI

1962 yılında Koreli bir Bilim adamı olan Kim Bong-han, vücudumuzda kan ve lenf dolaşım sistemlerinin yanısıra üçüncü bir dolaşım sistemi bulunduğunu öne sürdü. Bu dolaşım sistemi çok ince kılcal yapılardan oluşuyordu. Ancak Bonghan bir trafik kazası geçirerek öldüğünde, çalışmaları da rafa kalktı. Çünkü kullanmış olduğu boyama tekniğini başka hiç kimseyle paylaşmamıştı.

Son yıllarda nano-teknoloji alanında yaşanan gelişmeler ve yeni boyama teknikleri sayesinde bu çalışmalar yeniden gündeme geldi ve “primo-vasküler sistem”in varlığı çeşitli bilim insanları tarafından da doğrulandı. Bu ipliksi kanallar şimdi “Bonghan kanalları” olarak isimlendirilmektedir. Sözkonusu kanalların en önemli özelliklerinden biri, insan vücudundaki enerji meridyenleri üzerinde yer alan akupunktur noktalarını birbirine bağlamasıdır.

(Daha ayrıntılı bilgiler için: http://www.gamet.com.tr/bonghan-kanallari/ )

YENİ DENEYLER

Harvard Tıp Okulundan Dr. Dawson Church öncülüğünde yapılan deneylerde EFT uygulamalarının deneklerin vücutlarındaki stres hormonu (cortisol) seviyesini ortalama %24 oranında düşürdüğü saptandı. EFT uygulamalarının beyindeki amigdala merkezini “alarm” konumundan uzaklaştırdığı da elde edilen bulgular arasında.

PSİKO-NÖRO İMMÜNOLOJİK BULGULAR

Yeni bir bilim dalı olan Psiko-Nöro İmmünoloji (psychoneuroimmunology) alanında yapılan araştırmalar sonucunda korku, öfke, üzüntü gibi duyguların bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve bazı hastalıkların gelişmesine yol açtığı kanıtlandı.

Batılı bilimsel bakış açısından elimizde hala yeterince veri bulunmamasına rağmen, EFT uygulamaları duygusal belleklerimizin yeniden şekillenmesinde mucizeler yaratmaya devam ediyor. Yeni tezlerden birisi, bu mekanizmanın aslında DNA düzeyinde etkileşimde bulunduğu yönünde.

Belki de aradığımız bazı yanıtlara epigenetik çalışmalar sonucunda ulaşacağız.

ahmet aksoy

Kaynak: http://www.gamet.com.tr/eft-nicin-bu-kadar-etkili-oluyor/

Oct 012014
 
2,067 views
sunucu

foto: vibrant.com

Merhaba!

Sizlere daha kaliteli ve daha hızlı hizmet verebilmek amacıyla yurtdışındaki sunucularımızı, ülkemize taşıdık. Bu sayede sayfalarımıza, eskisine kıyasla yaklaşık 10 kat daha hızlı bir şekilde erişebileceksiniz.

Bu geçiş döneminde gözümüzden kaçan bazı sorunlar olabilir. Böyle bir durumu farkettiğinizde lütfen bizi uyarın! DNS dağılımı yüzünden bazan sayfalara erişimde aksamalar olabilir. Kısa bir süre içinde bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Anlayışınız için teşekkür ederiz.

Her şey gönlünüzce olsun…

Gamet Gelişim

 

Sep 212014
 
1,078 views
Eran Katz

Bellek Şampiyonu Eran Katz

Guiness Hafıza rekortmeni Eran Katz, Ulus Özel Musevi Okulları’nın 100. Yıl etkinlikleri çağrılısı olarak geldiği İstanbul’da başarılı bir seminer verdi.

Seminer sırasında izleyicilerin söylediği rasgele rakamlardan oluşan 38 basamaklı bir sayı Katz tarafından baştan sona ve sondan başa kadar hatasız bir şekilde tekrarlandı. Katz, kullandığı tekniğin rakam gruplarıını sözcüklere  dönüştürmek ve bu sözcükleri de anlamlı bir öykü haline getirmekten ibaret olduğunu açıkladı.

Bazılarının savunduğu gibi “fotoğrafik hafıza” adı verilen bir yeteneğin hiç kimsede bulunmadığını; fakat uygun teknikler kullanarak herkesin belleğini güçlendirebileceğini vurguladı.

Kalıcı belleğimize yerleştirilecek bilgilerde ilgi, ilişkilendirme ve abartmanın önemine dikkat çeken konuşmacı, sözkonusu tekniklerin aslında binlerce yıldan beri kullanılmakta olduğunun da altını çizdi.

Katz, konuşmasında, herhangi bir dili bir aylık düzenli bir çalışma sonunda günlük gazeteleri kolayca takip edebilecek düzeyde öğrenmenin mümkün ve kolay olduğunu belirtti.

Katz’a göre herşeyi aklımızda tutmamız mümkün değil.  Buna gerek te yok.  Ancak neleri aklımızda tutmamız gerektiğine baştan karar verirsek, belleğimizi başkalarını şaşırtacak kadar güçlü bir hale getirebiliriz.

Katz’ın 15 dile çevrilmiş olan hafıza teknikleri konulu kitaplarını, muhtemelen yakın bir gelecekte Türkçe olarak ta okumamız mümkün olacak.

Eran Katz’ı ve onun Türkiye’ye gelmesine fırsat yaratanları içtenlikle kutluyorum.

Ahmet Aksoy

 

Jul 292014
 
1,052 views

Aynadaki öküz – Özsaygısızlık sürecine ayak uydurmak 2

İkinci Bölüm

ÖküzPeki kötü nedir? İyi ve kötü arasında hangi kıstaslara göre ayrım yaparız? Bu, binlerce yıllık geçmişi olan felsefe biliminin çağlar boyunca cevabını aradığı, üstelik yeni sorulara kaynak olması bakımından eşine az rastlanır bir soru. Ne bu yazı, ne de bu yazar böyle bir soruya cevap verme kabiliyetinde olduğunu iddia etmemekte. Dolayısıyla iyi ve kötü’yü içinde bulunduğumuz şartlara (döneme vs.) göre değerlendirmeye çalışmak elimizden gelenin en iyisini yapmak olacaktır. Öncelikle iyi ve kötü’nün topluluklara göre değiştiğini kabul edelim. Ülkemde bir grubun (sosyal/ekonomik/…) kendi kültürel varlığını sürdürmek için önşart olarak kabul ettiği bir durumu, başka bir grup sapkınlık olarak görebilmekte. Örneklemeye gerek yok, en yakınlarımızdan biraz uzağa baktığımızda bunun pek çok örneğini görebiliyoruz. Dolayısıyla bir grubun, hayatının gereği ve şahsi özgürlüğünün uzantısı olarak sürdürdüğü bir eylem sebebiyle başka bir grup tarafından “bunu yapanlar kötüdür” değerlendirmesine maruz bırakılması mümkün hale geliyor. Mümkün hale gelmek ne demek, bu durum hayatımızın olağan bir parçası haline gelmiş durumda. Üstelik hayatından memnun olmayan kişilerin (kim memnun ki?) hayatlarındaki olumsuzlukları kendilerine bu bağlamda benzemeyen gruplara yüklemesi ile sıklıkla karşılaşıyoruz. Sanıyorum bu durum, hatalarımızın sorumluluğunu üstlenmek istemememizden, daha yaygın tabirle kendimize toz konduramamızdan kaynaklanıyor. Sonuçta biz her koşulda “iyi” olduğumuz için, o bize benzemeyen başkalarının “kötü” oldukları, ve bizim onları algılamayacağımız koşullarda bulunurlarsa (başka bir yerde yaşarlarsa, ölürlerse, ya da kendi şahsi görüşlerini tamamen kenara bırakıp bizim görüşlerimizi benimserlerse) hayatımızın daha iyi olacağı yanılgısına düşmek kolaylaşıyor. Bu ayrımcılık mekanizmasının toplumun kültürel olarak az gelişmiş kesimine özgü olduğunu düşünmek de hata olur. Şahsi tecrübelerimle söyleyebilirim ki, karşılıklı güvensizlik ve doğal olarak özsaygı eksikliğiyle toplumun etkileşime girdiğim her kesiminde karşılaşmaktayım. Sokak şarkıcısından fabrika işçisine, akademisyenden girişimcisine kadar her grupta/kastta bu “yabancı düşmanlığı” eğilimi bulunmakta.

Yani biz de pek sütten çıkmış ak kaşık değiliz aslında. Her toplumun kendince bir “sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma” anlayışı vardır. Bizimki gibi özsaygısı düşük toplumlarda bu durum, kültür seviyesinden bağımsız olarak, “sana yapılmasını istemediğini başkasına yaparken yakalanma” haline dönüşmekte. İkinci dünya savaşını yaşamış kuşağın “uzun süre, sıkı çalış, yavaş yavaş biriktir” felsefesi yerini “bugün sana sayısal çıksa ne yaparsın?” sorusuna bırakmış durumda. Kazanmadan önce harcamanın hayalini kurma eğilimi hala hakim olmadıysa da giderek kuvvetlenmekte. Modern teknoloji de bu algıyı kuvvetlendirecek şekilde gelişmekte. Yanlış anlaşılmasın, teknolojinin bir araç olduğu gerçeğini yadsımıyorum. Ancak bir çekiç ev inşa etmek için de kullanılabilir, cinayet işlemek için de. Teknolojinin gelişim eğilimleri de toplumun satın alma eğilimleri ile paralellik gösterir. Ama konumuzun dışına çıkmayalım.

Ne yapabiliriz? Kanımca yapabileceğimiz pek fazla bir şey yok. Küçücük bir çamur topunun üzerinde milyarlarca kişi sıkışmış durumdayız. Gidebileceğimiz başka bir yer (henüz) yok. Gezegenin olanakları sınırlı. Dolayısıyla bu gibi sıkıntıların bu formatta olmasa da yaşanması doğal. Savaşlar hep oldu, muhtemelen hep de olacak. Çocuklar hep öldü, muhtemelen hep de ölecek. Sanıyorum bizim elimizden gelebilecek tek şey, kendi yakın çevremize bir avuç da olsa güzellik katmak olacaktır. İnsanlıktan umudumuzu kesmiş de olsak insanlara sırtımızı dönmemiz için bir sebep yok. İçten bir gülümsemeyle, samimi bir sohbetle, karşımızdakini anlamaya ya da kendimizi anlatmaya çalışmadan geçireceğimiz kısa bir süre hem bizde hem de karşımızdaki kişide aslında çok da farklı olmadığımız, ve o kadar da kötü insanlar olmadığımız gerçeğini hatırlamamızı sağlayabilir.

M. Toygar Aksoy

Birinci bölüm: http://www.gamet.com.tr/aynadaki-okuz-ozsaygisizlik-surecine-ayak-uydurmak/

Jul 232014
 
1,281 views

Aynadaki öküz – Özsaygısızlık sürecine ayak uydurmak

Birinci Bölüm

Öküz

Arka sokakların karanlığına ayak uydurmak düşündüğümüz kadar zor olmayabilir. Her ne kadar ilkeli insanlar tarafından olabildiğince aydınlık, kendine ve diğerlerine saygılı bireyler olarak yetiştirilmiş olsak da; lanetlediğimiz karanlık zihinlerle aynı sudan içerek büyüdüğümüzü göz ardı etmemeliyiz. Sözde ufku geniş, ahlaklı bireyler bile olsak, içimizde kıvranan, dışarı püskürmek için derimizde çatlak arayan et kurtları olduğunu unutmamalıyız. Bu yazı yazara ve okuyuculara zaten bildikleri, ancak hayatta kalma içgüdülerinin bir uzantısı (özsaygı) olarak (muhtemelen) görmezden gelmeyi tercih ettikleri bu bariz gerçeği bir kez daha hatırlatmak amacıyla yazılmıştır.

Portakal rengi bir sonbahar sabahı düşünün. Pencerenizden dışarı bakıyorsunuz, karşınızda kızıla çalan yapraklarını her esintide biraz daha kaybeden bir çınar ağacının dalları arasından mavileri parça parça bulutlarla fışkıran bir gökyüzü manzarası buluyorsunuz. Tam da eskinin şairleri gibi demli bir bardak çay ve sigara eşliğinde cam kenarında oturup yağmuru bekleyecek bir hava! Bir yandan da sobanın üzerinde kavrulan kestanelerin o kendine has kokusu geliyor burnunuza. Bu tasvirlerin (detaylar değişmekte elbette ama) birbirinden olabildiğince farklı insanların gözlerine aynı hasretli buğuyu çaldığını bilseniz şaşarsınız. Sosyal, ekonomik statü, kültürel kast ayırmadan toplumun çok farklı kısımları, yüzyıllık bir tektipleşme sürecinin son yirmi yıldır heyelan gibi kuvvetlenerek üzerimize çökmesiyle ortak (masum) hayaller üretmekte. Bu hayalleri gerçekleştirmek için ise çok küçük bir kısım hareket etmekte. Kanımca bilinçaltı seviyesinde de olsa, bu tür düşleri gerçekleştirdiğimizde gözümüzde büyüttüğümüz seviyede bir hazza ulaşamayacağımızı hissediyoruz. Dolayısıyla bu düşünceleri hayal seviyesinde tutmak işimize geliyor.

Burada bir kaç satırlığına durup masumluk ölçeğimi hangi kıstaslarla çizdiğimi açıklamalıyım sanırım. Bana göre en basit haliyle masumiyet başkalarının da kendi kadar saf(dürüst vs.) olduğuna inanmak demek. Eh biz “kötü” sıfatları kendimize yakıştırmayız. “Yapmak zorunda kaldığımız” her kötü davranış için bir sebebimiz vardır. Böyle olunca masumiyet ülkemde ender bulunan bir özellik haline geliyor. Ve haliyle az bulunan her şey gibi çok değerli. Masum olarak nitelediğim kişiler soyu tükenmekte olan bir tür. Kişilerarası güvenin bizdeki kadar zayıf olduğu bir yerde doğal bir durum bu. Onyıllarca dilencilerin aslında ne kadar zengin olduğunu dinledik/izledik mesela. Bizimki kadar birbirine güvensiz pek fazla da ülke yoktur herhalde. Yabancılara(hem içerde hem de dışarda) duyduğumuz o derin kıskançlık ve nefret olmasa bizi bir arada tutmaya kimsenin gücü yetmez. Hala, ülkemin fırsat yaratabilen azınlığı sadece tatillerde kısa süreliğine dönmek üzere kaçmaya çalışıyor. Tabii nefret duymak için çok sebep var. Ben mesela kaldırım kenarında yalınayak oturan bacak kadar çocuğu görmezden geldiğim her sefer vicdan azabı hissediyorum. (Gerçi dünyaya nefes verdiğim onyıllarda giderek köreldi vicdanımın azap duyma yetisi.) Benim avantajım, hala vicdanımın sızlayabilmesinin sebebi, o çocuklara harcayacağım her kuruşun boğazımdan kesilmesi. Daha zengin biri olsaydım, görmezden gelmek için daha yaratıcı yollar üretmem gerekebilirdi. (Bu noktada okuyucuyu birkaç saniyeliğine durup neden sokak çocuklarına yardım etmedikleri(ya da daha fazla yardım etmedikleri) konusunda yapmakta oldukları savunmaları kendi kendilerine tekrar etmeye çağırıyorum. Bu savunmaları tarafsız olarak değerlendirmeleri, benim söyleyebileceğim her şeyden daha açıklayıcı olacaktır.)

(İkinci bölümle çok yakında yine karşınızda olacağız.)

M. Toygar Aksoy

Jun 072014
 
1,336 views

Çocuklar Gençler ve Yetişkinler İçin Haiku

serenad yapar
pencerenin önünde
geç mart kedisi

Özellikle çocuklar, doğal haiku yazarlarıdır. Onların gözlem gücü henüz yetişkinler kadar körelmiş değildir.

Onların metaforlarla, kelime oyunlarıyla, süslü cümlelerle pek fazla işleri yoktur.

Düşüncelerini, duygularını lafı dolandırmadan dile getirme becerileri hala canlıdır.

Sadece birazcık yüreklendirilmeye ihtiyaç duyarlar.

Gençler de bu konuda fena sayılmazlar. Çocuklar kadar olmasa bile, haiku yazmanın inceliklerini kavramakta pek fazla zorluk çekmezler. Ancak, haiku yazmanın onlara sağlayacağı ayrıcalıkların değerini farketmek onlar için pek te kolay olmaz. Ancak, haikunun gücünü farkeden gençler, isterlerse, çocuklar kadar başarılı haikular üretmeye çok kısa bir zamanda başlayabilirler.

Ne yazık ki yetişkinlerin haiku yazma konusunda çocuk ve gençlere oranla biraz daha fazla çaba göstermeleri gerekebilir. Çünkü onların öncelikle, artık duyarsızlaşmaya başlayan algı sistemlerini yeniden canlandırmaları gerekir. Çözüm, sabırlı bir uğraşla gelir. Zorlamadan. Ama, hedefi de gözden kaçırmadan.

Haiku yazmak çocuklara ne kazandırır?

  • Öncelikle ana dillerini daha iyi kavrarlar.
  • Heceleri ve sesleri tanırlar. Sözcüklerin hecelerine nasıl bölünebileceğini, hecelerin nasıl sayılabileceğini öğrenirler.
  • Mevsimleri, doğa olaylarını daha yakından tanırlar.
  • Hayvanları, kuşları, bitkileri daha yakından tanır onların farkına varırlar.
  • Birlikte yazmanın hazzını tadarlar.
  • Sözcük dağarcıklarını geliştirir, gerektiğinde sözlük kullanmayı daha iyi öğrenirler.
  • Çevrelerini daha ayrıntılı olarak sorgulamayı, detayları daha iyi kavramayı öğrenirler.
  • Daha az sözcükle, daha çok şey anlatabilmenin ayırdına varırlar.
  • Kendilerini daha iyi tanırlar.
  • Yaratıcılıklarını geliştirirler.
  • Sözcüklerle resim çizmeyi öğrenirler.
  • Paylaşmayı ve bunun tadını çıkarmayı öğrenirler.

Aşağıdaki örnekler dünya çocuklarına ait. Niçin sizinkiler de onlara katılmasın?

Çocuklarınıza haiku yazmayı öğretin. Böylece onların, çevremizde olup bitenlerin farkında olmalarını ve bunu incelikle, güzellikle, gereksiz sözcükler kullanmaya gerek duymadan dile getirebilmelerine olanak tanıyın. Onlar, çevrelerine daha duyarlı olmayı öğrendikçe, daha yaşanası bir dünyanın kurulmasında daha çok katkıları olacak.

Onlara üç maymunun nasıl oynanacağını değil, yaşamın güzelliklerini ve gerçekleri farkında olarak yaşamayı ve bunları dile getirmeyi öğretin.

Haiku, ışıktır.
Hem çocukların, hem gençlerin, hem de yetişkilerin çevresini aydınlatır.

ahmet aksoy
gamet gelişim

Okul çetesi gibi
Güreşiyor evin yolunda
Sert rüzgar iteliyerek
Claudya Sanchez, 11 Yaş, Kız, (2008) ABD

Bir iki üç dört beş
Tarzan kaplan avına gitti
Bir fare ile geri geldi
Shen Hua Quiang, 12 yaş, Erkek, Singapur

gecenin alacakaranlığında
sadece mantarlar
ışıldıyor
Keji Baba, 12 yaş, Japonya

parmaklarını çaprazla
gözlerini kapa
yıldızlara doğru süzül
Brittany, yaş 9, West Midlands, İngiltere

Kaynaklar:

Apr 062014
 
1,198 views

Hipnozla İlgili Neler Biliyorsunuz?

Hipnoz pek çoğumuz için gizemli bir konu. Ona korkuyla bakanlar da var, bir eğlencelik olarak bakanlar da…

Meraklıları için hipnoz.axtelsoft.com sitesindeki bazı yazılarımızı aşağıda özetledik. Belki de kimi sorularınıza yanıt bulabilirsiniz.

Hipnozun 5 Aşaması ve Örnek Betikler

Ele alacağımız konular klasik hipnoza yönelik olacaktır. Sahne hipnozu ve hızlı hipnoz ilgi alanımızın dışındadır.

Klasik Hipnozun Aşamaları
Klasik hipnoz uygulamaları genellikle 5 temel aşamadan oluşur:
1- Ön konuşma ve Yatkınlık Testleri
2- Hipnoza hazırlık (Endüksiyon)
3- Derinleştirme
4- Telkinler
5- Uyandırma / Hipnozdan

Yazının tamamı için tıklayın…

Herkes Hipnoz Olabilir mi?

Klinik zihinsel sorunları olmayan ve hipnoza gönüllü olan hemen herkesin transa girebileceği söylenmektedir. Öte yandan, hipnoza yatkınlık açısından kişiler arasında çok büyük farklılıklar olabilmekte; bazıları çok kolay transa girerken (%15), bazıları -kendisi çok istese bile- aşırı direnç gösterebilmektedir (%15). Kalan %70 ise bu iki grubun arasında yer alıyor. Yazının devamı için tıklayın…

Trans Olmadan Hipnoz Olur mu?

spiralBazıları için hipnoz ve trans eşanlamlı sözcüklerdir. Oysa bazıları her ikisini birbirinden ayrı kavramlar olarak ele alır. Aslında her iki kavram bazan aynı durumu ifade ederken, bazan da farklılıkları vurgular. Yazının devamı için tıklayın…

Mar 112014
 
1,427 views

Reiki ve Kuantum Dokunuş Üzerine Denemeler

reikiReiki sözcüğünü yıllardır biliyorum. Reiki sözcüğü ile “şifa” sözcüğünün hep bir arada kullanıldığını, “şifa dağıtma” savlarını da. İnternette rastladığım duyuruların pek çoğunda da hep “el almış” birileri lanse ediliyordu. Bu nedenlerle reiki konusuna  mesafeli durdum.

Ben, temel iyileştirme gücünün insanın kendisinde olduğuna inanıyorum. Elbette herkes aynı düşünceyi paylaşmak zorunda değil ama, pek çok hastalığa kaynaklık eden bilinçaltımız, bedenimizi onarma yetisine de sahip görünüyor. Özellikle plasebo uygulamalarından elde edilen olumlu sonuçlar, bu açıdan önemli bir gösterge.

EFT-Tepeleme çalışmalarımızda bilinçaltının bu gücünden yararlanıyor ve kendi çözümlerini üretebilmesi için onun yolunu tıkayan çöpleri temizliyor, önünü açıyoruz. EFT – Tepeleme uygulamaları, kişinin kendisini temel alıyor. Sorunun kendisi gibi, çözümü de orada.

Eşimin boyun fıtıkları var. Çok sayıda fıtık olduğu için -şimdilik- beklemeyi önerdiler. Bu durumda kullanabildiği ilaçlar sadece kas gevşeticiler ve bazı ağrı kesiciler. Sürekli kimyasal ilaç kullanmanın yan etkilerini de bildiğimiz için, dayanamayacak hale gelmedikçe bu ilaçları bile kullanmamaya çalışıyor. Yıllardan beri durum böyle.

Eşim, bir kaç yıl önce, enerji terapisti bir arkadaşımızdan bir kaç kez yardım aldı ve bu uygulamalardan çok yararlandı. O sıralarda, konuyla ilgili ve Richard Gordon tarafından yazılmış “Kuantum Dokunuş” isimli bir de kitap almış. Bir ara merak edip ben de okudum. Sonra da birlikte denemelere başladık. Terapist arkadaşımız kadar etkili olamasam da, benim yaptıklarımdan da olumlu sonuçlar alabildiğimizi gördük.

Son dönemde içine girdiğimiz yoğun çalışma temposu ve koşuşturma, eşimin boyun ağrılarını yine üst boyutlara taşımaya başladı. Bunun üzerine hemen hemen her sabah düzenli olarak enerji seansları yapmaya başladık. Seanslarımız yaklaşık yarım saat sürüyor. Her hangi bir nedenle seans yapmaya fırsat bulamadığımız günlerin daha sıkıntılı geçtiğini gözlüyoruz. Enerji çalışması yaptıysak, günü sıkıntısız tamamlaması çok daha kolay oluyor.

Bildiğiniz gibi, bir konuya ilgimiz yoğunlaştığında, onunla ilgili farkındalığımız da otomatik olarak artar. Reiki konusu da biraz öyle oldu. Sonunda, internette araştırma yapmaya başladım. Reiki nedir? Reikinin tarihçesi, uygulama alanları, kullanılan yöntemler… Epeyce bir bilgi derledim.

Şimdi bir yandan bu dokümanları okuyorum, bir yandan da sahip olduğum bilgi ve deneyimlerimle karşılaştırıyorum.

Gördüm ki Reiki 3 aşamaya ayrılmış. Bir aşamayı tamamlamak için mutlaka bir ustadan “el almak” gerekli. Yani usta-çırak ilişkisi var. İkinci ve üçüncü aşamalar ağırlıklı olarak sembolik ve mistik öğeler içeriyor.

Beni en çok ilgilendiren bölüm, ilk aşama, yani pratik uygulama aşaması.

Bu yüzden  bu aşamaya yoğunlaştım. Ellerin duruş biçimi, uygulama süreleri, bölgeler, bölgelerin hangi organlarla ilintili olduğu, hangi sorunlara çözüm ürettiği, vb… “El alma” mekanizmasının da aslında eski çağlardan kalma bilgiyi korumak ve sürekliliğini sağlamakla bağlantılı bir usta-çırak ilişkisi olduğunu düşünüyorum.

Reiki sistemi de enerji meridyenlerinin bağlantı noktalarını, yani akupresür noktalarını kullanıyor. Ancak basınç yok ve uygulama yeri noktasal değil. Bununla birlikte, temel yasalar benzer şekilde işliyor.

Bu konudaki araştırmalarımdan elde ettiğim sonuçları ve uygulama deneyimlerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Tıbben adı konmuş ve ilaç kullanımını sınırlamak istediğiniz kronik ağrılarınız varsa, kaliteli uyku uyuyamıyorsanız, sürekli stres altındaysanız enerji dengeleme ve stres denetimi seanslarına ihtiyacınız var demektir. Sıkıntılarınızı azaltın ve yaşam kalitenizin çıtasını yükseltin.

Beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Feb 242014
 
2,229 views

Kalabalık Karşısında Konuşmak

Kalabalık karşısında konuşmakKalabalık karşısında konuşmak, sizce bir sanat mıdır? Yoksa sadece teknik bir beceri mi?

Bana göre, her ikisi de.

Eğer gerekli teknikleri bilmiyor ve kendinizi ona göre uyarlayıp geliştirmiyorsanız, ne denli yetenekli olursanız olun, eninde sonunda, potansiyel dinleyicilerinizi kaybetmekle karşı karşıya kalırsınız.

Öte yandan, doğal bir yeteneğiniz olmasa bile, mikrofon, prompter, vb gibi teknolojik nimetlerden yararlanır, eksiklerinizi teknik donanımla ve taze bilgiyle tamamlarsanız, deneyimleriniz  başarıya giden yolda size mutlaka eşlik edecek, yolunuzu aydınlatacaktır.

İyi bir konuşmacı topluluk önünde konuşmak için nelere dikkat etmelidir?

  • Konuşma yapacağınız yeri önceden tanıyın (Konuşma yapacağınız yere erken gidin ve oturma düzenini, kürsüyü, ışıkları, mikrofonu, projeksiyon cihazını, lazer göstericiyi kontrol edin.)
  • Dinleyici kitlesini iyi analiz edin (İzleyicilerin yaş, cinsiyet, dil, din, etnik yapı, politik tercihler, konuya ilişkin bilgi düzeyi, fiziksel ve duygusal tepkiler gibi özelliklerini önceden saptayın ve konuşmanızda bu noktaları göz önünde bulundurun.)
  • Amacınızı netleştirin (Konuşmanızın amacını baştan belirleyin: bilgi vermek mi, ikna etmek mi, eyleme çağırmak mı, yoksa eğlendirmek mi?)
  • Organize olun (Gereçlerinizi, notlarınızı, zamanınızı denetim altında tutun. Aksiliklere karşı, mutlaka bir B planınız olsun. Örneğin notlarınız sadece elektronik ortamda kalmasın. Konuşmanızın ana başlıklarını kağıt üzerinde yazılı olarak ta el altında bulundurun ve bütün sayfalarınız düzgün şekilde numaralandırılmış olsun.)
  • Dinleyicilere gereksiz ve aşırı bilgi yüklemekten kaçının (Konuşmanızın içeriğinden sapan konulara ve gereksiz ayrıntılara girmeyin.)
  • Monotonluk ve hareketsizlikten uzak durun (Ses tonunuzu ve sesinizin yüksekliğini gerekli yerlerde değiştirin. Gerektiğinde sessizlikten de yararlanın. El ve beden hareketlerinizi doğru kullanın.)
  • Konuşma sırasında dinleyicilerin beden dilini de okumayı ihmal etmeyin (İzleyiciyle göz teması kurun. Duruşlarından, el ve kol hareketlerinden, bakışlarından onların duygularını saptayabilirsiniz. Böylece dinleyicilerinizin size güven duyup duymadıklarını, konuya ilgilerinin sürüp sürmediğini anlayabilirsiniz.)
  • Önceden imgeleme yapın (Mutlaka başarılı bir sunum yaptığınızı, izleyicilerin sizi alkışlayıp kutladığını hayal edin. Bilinçaltınızı başarıya hazırlayın.)
  • İzleyicilerin başarılı bir sunum izlemek için geldiklerinin farkında olun (İzleyiciler sizin hata yapmanızı beklemez. Aksi halde sizi izlemeye gelmezlerdi. Sizin başarınız, doğru bir karar verdikleri ve zamanlarını boşa harcamadıkları için onları da mutlu edecektir.)
  • Olası sorunlar için özür dilemeyin (Bunu yaparsanız, hem kendinizde, hem de izleyicilerinizde gereksiz yere olumsuz bir beklenti yaratabilirsiniz. )
  • Vermek istediğiniz mesaja odaklanın (İzleyicileri veya ortamı da gözleyin ama, asıl odaklanmanız gereken, mesajınızın kendisidir.)
  • Deneyim kazanacağınızı unutmayın (Kazanacağınız deneyimler, kişisel güveninizi de arttıracaktır)

İstatistiklere göre “Kalabalık karşısında konuşmak”, bazıları için önemli bir korku nedenidir.  Oysa pek çok başka insan da, karşılarında konuşabilecek kalabalıkları bulmakta zorlanmaktadır. Bu nedenle konuşma korkusu yaşayanların, bu sorunlarını, küçük bir çabayla büyük bir fırsat haline dönüştürmeleri mümkündür.

Bu konudaki yazılarımız devam edecek. Ayrıca belli aralarla sohbet toplantıları düzenleyeceğiz.

Lütfen yazılarımızı beğenmeyi unutmayın ve bizi takip edin.

Ahmet Aksoy

Hızlı Okuma Eğitmeni,
EFT-Tepeleme, İleri Hipnoz ve Master NLP uzmanı,
Master Yaşam Koçu
0216 450 5784 – gelisim@gamet.com.tr

Not: Eğer yaptığınız tüm hazırlıklara rağmen kalabalıkla yüz yüze geldiğinizde, hatta sadece o ortamı düşündüğünüzde vücudunuzdan terler boşanıyor, eliniz ayağınıza birbirine dolaşıyor ve bütün bildikleriniz aklınızdan uçup gidiyorsa; üstelik bu durumu bütün deneyimlerinize rağmen kontrol altına almakta başarılı olamıyorsanız duygu-enerji terapisi almanız yararlı olabilir. Topluluk karşısında konuşma korkusu duygusal bir sorundur ve mutlaka çözülmelidir. Danışmak için bizi arayın.