?> kendine güven arşivleri - Page 2 of 2 - Kişisel Gelişim
Feb 182013
 
2,694 views

Kendine Güven

Size Kişisel Güven ile ilgili çeşitli sorular derledik. Kendinizi yoklayın!

  • Kendinize gerçekten güveniyor musunuz?
  • Kendinizle gurur duyuyor musunuz?
  • Kişisel görünümünüzü beğeniyor musunuz?
  • Kariyerinizle gurur duyuyor musunuz?
  • İyi bir insan olduğunuzu düşünüyor musunuz?
  • İstediğiniz sosyal statü ve çevreye sahip misiniz?
  • Sahip olduğunuz kişilikten memnun musunuz?
  • Ailenizin, arkadaşlarınızın ve çevrenizin sizi sevdiğini hissediyor musunuz?
  • Risk alabiliyor musunuz?
  • Sizi engelleyen korkularınız var mı?
  • Başkalarının sizi mutlaka onaylaması gerektiğini düşünüyor musunuz?
  • Kendine güven duymanın önemli olduğuna inanıyor musunuz?
  • Geçmişinizle ilgili kendinizi suçladığınız veya utanç duyduğunuz konular var mı?
  • Kendine güven duymanın sizce başarıyla bir ilişkisi var mı?
  • Aşırı güven duygusu zararlı olabilir mi?
  • Kendini sevmekle kişisel güven arasında bir ilişki var mı?
  • Kendine güven duymak performansı arttırır mı?

Yukarıdaki soruları ve kendine güven duygusunu arttırmanın pratik yollarını  19 Şubat 2013 günü saat 19.00’da yapacağımız Başarı ve Motivasyon atölyesinde ele alacağız. Atölyeyi Ahmet Aksoy yönetecek ve çalışmalar yaklaşık 1.5 saat sürecektir.

Kişisel Güven konusunda aklınıza takılan ve yanıtını aradığınız konular varsa, sizi de bekleriz.
Atölyemiz ücretsizdir.
Katılımcılarımıza ücretsiz olarak Kendine Güven MP3 dosyaları hediye edilecektir.

Gamet Gelişim

Kendine Güven Atölyesi
Tarih: 19 Şubat 2013, Salı
Saat: 19.00 – 20.30
Atölye Danışmanı: Ahmet Aksoy
İletişim: 0216 450 5784 – 0533 472 7723 – 0533 339 0959
Adres: Rasimpaşa Mah Çeltikçi Sk No:3 Yalı Ap Giriş Kat Kadıköy

 

Feb 162013
 
3,148 views

Başarı ve Motivasyon

Gamet Gelişim Akademisi olarak yeni bir atölye çalışması başlatıyoruz: “Başarı ve Motivasyon Atölyeleri”

Bu çalışmada, her hafta başarı ve motivasyonla ilgili yeni bir konuyu ele alacağız.
Bu haftanın konusu: Hedeflerini İyi Belirle.
İzleyen haftaların konularını sitemizden ve facebook gibi paylaşım ağlarından duyurmaya devam edeceğiz.
İlk atölyemizi tanıtım amacıyla ücretsiz olarak düzenliyoruz.
Yerimiz kısıtlı olduğu için, öncelikleri başvuru sırasına göre vereceğiz.
Fırsatı değerlendirmek istiyorsanız, lütfen elinizi çabuk tutun.

Başarı ve Motivasyon Atölyeleri
Konu: Kendine Güven
Tarih: 12 Mart 2013
Saat: 19.00
Süre: 1.5 saat
Adres: Çeltikçi Sokak No:3 Yalı Ap. Giriş Kat Kadıköy – İstanbul
İletişim: 0216 450 5784
Eposta: gelisim@gamet.com.tr

Önceki haftaların konuları:

19.02.2013: Kendine Güven
26.02.2013: Kendini Tanımak: Güçlü ve Zayıf Yanlarımızı Saptamak
05.03.2013: Korkularınla Yüzleş

 

Nov 162012
 
3,977 views

Başarı ve Motivasyon

(Başarı ve motivasyon ile ilgili aşağıdaki yazı Gamet Gelişim Bülteni 4. sayı‘da yayınlanmıştır. )
Başarı

Kişisel Gelişim, insanların başkalarını değil, sadece kendilerini değiştirebildiğini kabul eder ve bu doğrultuda kişinin kendisini nasıl geliştirebileceği konusuyla ilgilenir.

Fiziksel, duygusal, zihinsel, sezgisel ve ruhsal gelişim kapsamına giren her türlü çalışma bu nedenle Kişisel Gelişimin ilgi alanında yerini bulur.

Bireysel olarak elde ettiğimiz başarılar ve bu çalışmalarımızın süreklilik kazanması açısından, kendimizi geliştirme düzeyimiz büyük bir öneme sahiptir.

Başarı için en fazla gereksinim duyduğumuz konuların başında motivasyon gelir.

Motive olmak ve bu motivasyonu yüksek tutmak hiç te kolay bir iş değildir. İş hayatında ve kişisel ilişkilerde başarılı insanlar bile zaman zaman motivasyonlarını korumakta zorlanırlar. Yine de, bu durumu doğal olarak kabullenmek en doğrusudur. Çünkü asıl önemli olan, en olumsuz koşullardayken bile tekrar toparlanıp yoluna devam edebilme gücünü yitirmemektir. Bunu sağlamanın ilk koşulu kendine güven duymaktır.

Bu bölümde yer alacak yazılarımızda kendine güven, başarı, motivasyon ve benzeri konuları işleyeceğiz. Bazan iyice yakına odaklanarak ağaçların, dalların ve yaprakların arasında dolaşacak; bazan da uzaklara çekilip, ormanı bir bütün olarak kavramaya çalışacağız.

MOTİVASYONUMUZU NASIL YÜKSELTİR VE NASIL KORUYABİLİRİZ?

Kendine Güven: Kişisel Gelişim çalışmaları için mutlaka sahip olmamız gereken ilk temel özellik, kendine güven duymaktır. Kendine güvenmek, her konuda mükemmel özelliklere sahip olmayı gerektirmez. Ama öncelikle, güçlü ve zayıf yanlarımızı bilmeli; yani kendimizi tanımalıyız. Önümüzdeki haftalarda bu konuyu daha ayrıntılı olarak ele alacağız.

Kendini iyi tanı: Güçlü taraflarını bil ve koru. Zayıf yanlarını geliştir. Bunu yapmak için kendini yakından izle. Düşüncelerini ve eylemlerini analiz etmeyi bir alışkanlık haline getir. Her olumlu veya olumsuz davranışının arkasında yatan nedenleri bul. Böylece hangi konularda güçlü, hangilerinde zayıf olduğunu keşfetmen kolaylaşacaktır. Elden geçirdiğin davranışlarını, keşfettiğin özelliklerine uygun olarak şekillendir.

Korkularınla yüzleş: Herkesin bir takım korkuları vardır. Bunlar, bilinçaltımızın bizi korumak için geliştirdiği davranışlardır. Ancak bu davranışların, bizi korumak yerine hayatımızı olumsuz yönde etkilemeye, bizi olumsuz şekilde yönlendirmeye başlamalarına izin vermemek gerekir. Aşırı korkularımızı tetikleyen ortamlardan uzak kalmaya çalışmak, korkumuzu daha da besleyip güçlendirir. Bu nedenle, asıl yapmamız gereken şey korkularımızla yüzleşmek, onların üzerine gitmek; gerekirse bu konuda profesyonel yardım almaktır.

Hedeflerini iyi belirle: İyi belirlenmiş hedeflerimiz olmazsa, motive olmamız ve motivasyonumuzu korumamız zorlaşır. (Bir sonraki yazımızda hedeflerimizi nasıl belirlememiz gerektiği konusunu işleyeceğiz.)

Büyük hedefleri küçük bileşenlere ayır. Eğer hedefimiz çok büyük ve karmaşık bir yapıya sahipse, onu daha küçük bileşenlerine ayırmak daha doğrudur. Böyle yaparsak hem büyük hedefi takibetmek, hem de onu daha kolay ulaşılır hale getirmek mümkün hale gelir.

Hedeflerini kağıda dök: Düşüncelerimiz her zaman bizim kontrolümüzde değildir. Belleğimize ne denli güvenirsek güvenelim, hedeflerimizi yazıya döktüğümüzde onları zihnimizde canlandırmayı daha kolay bir hale getiririz. Unutmayalım ki “Söz uçar, yazı kalır!

Hedeflerini gözden geçir, revize et: Hiç bir hedefini “mutlak” olarak algılama. Koşullara bağlı olarak hedefe ulaşma yöntemini, kullanılacak kaynakları veya tamamlanma zamanını değiştirmek gerekebilir. Hatta öyle gelişmeler olur ki, bazan, hedefin kendisini bile değiştirirsin.

Hedeflerini görselleştir: Görselleştirme -imgeleme, imajinasyon- en etkin araçlardan biridir. Görselleştirdiğimiz hedefleri, gelecekten şu ana, şimdiye taşımış oluruz. Böylece hedefimizi bilinçaltımızın kolayca kavrayacağı bir şekilde betimleriz. Çünkü bilinçaltımız görsel imgelerle düşünür ve tanıdığı tek zaman dilimi “ŞİMDİ”dir.

Hayal kur: Çocuklar, oyun oynayarak kendilerini hayata hazırlar. Hayal dünyası onlar için çok önemlidir. Çünkü onlar herşeyi şimdi yaşar. Bu nedenle biz de içimizdeki çocuğu canlandırıp, onun hayal dünyasından yararlanabiliriz. Hayal kurabilmek, hedeflerimizi daha kolay ve daha ayrıntılı olarak görselleştirebilmemizi sağlar.

Hedeflerine bitiş zamanı koy: Bitiş zamanı belirlenmeyen hedefler, ertelemeye karşı savunmasız hale gelir. Daha sonra değiştirmek zorunda kalsan bile, mutlaka her hedefine bir bitiş tarihi koy.

Engelleri gözünde büyütme: Engellerin yoluna çıkabileceğini en baştan kabullen. Karşılaştığın zaman, onları birer fırsata dönüştürüp dönüştüremeyeceğini incele. Onlara karşı en yararlı manevranın ne olacağını bul.

Pozitif düşün: Konu ne olursa olsun, olumlu taraflarını ön plana taşı. Eğer bir şeyi yapamayacağını düşündüğün olursa, düşünceni hemen “Nasıl yaparım?” sorgusuna dönüştür. Yapamamak senin için bir seçenek olmaktan çıksın! Gerekiyorsa, başkalarından yardım isteyebilirsin. Ama, olumsuz düşüncelere asla taviz verme. Çünkü onlar senin motivasyonunu düşürür, olumlu enerjini tüketirler.

Çok yönlü düşün: Bir kızılderili atasözü şöyle diyor: “Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü.” Sadece kendi bakış açını kullanarak yaptığın değerlendirmeler hatalı veya yanlış olabilir. Karşındaki insanlarla empati kur. Hem karşındakinin, hem de başkalarının bakış açılarını dikkate al.

Başarılı insanların yaşam öykülerini oku: Hepimiz öyküleri severiz. Hele bunlar, yaşanmış gerçek başarı öyküleri olursa, daha da fazla etkileniriz. Bu tür öykülerden aldığımız net mesaj şudur: “Başkaları yapabiliyorsa, ben de yapabilirim!” Ayrıca motivasyon sağlayan kitap ve filmler de bizim için önemli bir destektir.

Pes etme: Olumlu sonuç vermeyen denemelerini, birer başarısızlık olarak değil, tecrübe olarak değerlendir. Çünkü onların da sana sağlayacağı çok yararlı bilgiler vardır. Başarının en önemli araçlarından biri, pes etmemek, direncini kaybetmemektir. Edison, ilk elektrik ampulünü çalışır hale getirmeden önce 2 binden fazla deneme yapmıştı. O, bu denemelerin her birini, deneme alanını daraltan, yeni denemelerde neleri yapmaması gerektiğini öğreten değerli araçlara dönüştürdü.

Başarısızlıktan korkma: Çünkü aslında başarısızlık diye bir şey yoktur. Sadece işine yaramayacak bir seçeneği daha elemiş olursun. Bu da senin başarıya giden yoldaki olumsuz seçeneklerinin bir madde daha azalması anlamına gelir. Tekrar yola koyulduğunda, başarı şansın daha da güçlenmiş olacaktır.

İşlerini zamanında yap: İşlerini ertelemek, seni sorumluluktan kurtarmaz. Tam tersine, zamanının giderek daralmasına ve en sonunda kaçınılmaz krizi yaşamana neden olur. Başkalarına aktaramadığın – delege edemediğin – işlerin en sevmediğin, en zor olanlarını ilk önce ele al ve bir an önce onlardan kurtul! Her şey birden bire kolaylaşacaktır…

Zamanını planla: Zamanını sen planlamazsan, olaylar, denetimin dışında seni sürüklemeye başlar. Böyle bir durumda motivasyonunu yüksek tutmak olanaksız hale gelir. 

Beslenmene dikkat et: Sağlıklı beslen. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.” Yediklerinde aşırıya kaçma. Tek yönlü beslenmekten uzak dur. Farklı besinlerden küçük miktarlarda ye. Vücudun, gereksinim duyduğu her türlü maddeye erişebilsin. Bünyeni susuz bırakma.

Yürüyüş yap: Düzenli spor yapma imkanı bulamasan da, en azından yürüyüş yapmayı ihmal etme. Tek bir adım atabilmemiz için bile vücudumuzdaki kasların % 70’i bir uyum içinde harekete geçer. Yürüyüş sırasında kaybettiğin suyu tekrar dengelemeyi unutma.

Dinlenmeyi bil: Çalış ama, dinlenmeyi de bil. Aşırı yorgunluk, moralini ve motivasyonunu düşürür. Baltanı bilemezsen daha çok ağaç kesmek yerine, sadece daha fazla yorulursun. Dinlenmek için ayıracağın zaman bir kayıp değildir. Tam tersine, çalışma verimliliğini arttırır.

Hayatın tadını çıkar: Önemli olan dolu dolu yaşamaktır. Her fırsatta yaşamın tadını çıkarmayı ihmal etme. Hem çalışırken, hem dinlenirken, hem başkalarına yardımcı olurken yaptıklarını severek, tadını çıkararak yap. Yaşam güzeldir.

Ahmet Aksoy

www.gamet.com.tr

0216 450 5784

0533 339 0959

Not: Yukarıda vurgulamaya çalıştığımız temel bilgiler başarıya giden yolun sadece ana çerçevesini çiziyor. Tüm bu ayrıntıların farkına varmak elbette önemli ama, ne yazık ki yeterli değil. Asıl önemlisi onları hayata geçirmek, onlara hayatımızın doğal akışı içinde hakettikleri yeri verebilmektir.

İşte bu amaçla, Gamet Gelişim Akademisi bünyesinde Başarı Atölyeleri düzenlemeye başladık. Bu atölyelerde bir yandan kendimizi daha iyi tanıyarak eksiklerimizi tamamlama fırsatı yakalıyor; bir yandan da beklentilerimizi sorguluyor ve hedeflerimize ulaşmanın etkin yollarını öğreniyoruz.

Çalışmalarımızı genellikle birebir sürdürüyoruz. Böylelikle her bireyin kendi performansını doruğa ulaştırması kolaylaşıyor. Bu bireysel çalışmaların yanısıra yaşam öykülerimizi paylaştığımız ortak değerlendirme ve tanışma toplantıları düzenliyor, ayrıca temel eğitim çalışmalarında bir araya geliyoruz.

Başarı Atölyelerimiz her yaş için geçerli. Eğer siz de hedeflerinize başarıyla ulaşmak istiyorsanız, yerinizi ayırtmak için hemen bizi arayın!

Gamet Gelişim: 0216 450 5784

Adres: Çeltikçi Sokak No: 3 Yalı Apt Zemin kat Kadıköy

(Deniz Otelin arka sokağı)

Not 2: Daha önce yapmakta olduğumuzu birebir atölye çalışmalarına ilave olarak, aynı çalışmaları daha küçük birimler haline dönüştürüp, grup çalışmaları haline getirdik. Yeni dönemde her hafta yeni bir konuyu ele alıp inceleyeceğiz.

Nov 072012
 
3,774 views

(Aşağıdaki yazı Gamet Gelişim Bülteni Sayı-3‘te yayınlanmıştır.)

Soichiro Honda

Soichiro Honda

Birçok ülke gibi Japonya da 1930 Büyük Krizine kötü yakalandı. Soichiro Honda, 1938 yılında piston segmanı geliştirmeyi planlayan küçük atölyesini kurduğunda hala bir öğrenciydi.

Asıl planı, bu fikri Toyoto’ya pazarlamaktı. Bunun için gecesini gündüzüne katarak çalıştı. Bazan atölyede sabahladı. Ürününü geliştirip, tüm bu uğraşa değecek bir başarı elde edeceğine inanıyordu. O arada evlendi ve eşinin takılarını da işyerine sermaye olarak kullandı.
Sonunda piston segmanını tamamladı. Artık elinde Toyota’ya sunabilecek bir ürün örneği vardı ama, onların beklediği standartlara sahip değildi. Bunun üzerine Soichiro okula geri döndü ve mühendislerin projesiyle alay etmelerini sineye çekti.
Pes etmeyi asla düşünmedi. Tam tersine, hatalarına odaklandı ve hedefine doğru yürüyüşünü sürdürdü. İki yıl süren çaba ve yeniden projelendirmelerden sonra Toyota ile bir anlaşmasını yaptı.
Bu arada Japon hükümeti savaşa hazırlanıyordu. Elindeki kontratla Toyota’ya ürün sağlamak için Soichiro Honda yeni bir fabrika inşa etmeliydi ama, elinde yeterli malzeme yoktu. Yine de vazgeçmedi. Yeni bir beton hazırlama sistemi geliştirdi ve fabrikayı tamamladı.
Fabrika üretime hazırdı ama, iki kez bombalandı ve elindeki tüm çelikler kullanılmaz hala geldi. Artık yolun sonuna gelmiş gibi görünen Honda, yine pes etmedi!
Bu kez Amerikan ordusu tarafından terkedilen artık benzin bidonlarını toplamaya başladı. “Truman’ın Hediyesi” olarak adlandırdığı bu malzemeyi hammadde olarak olarak kullanan yeni bir üretim süreci oluşturdu. Bu kez de bir deprem fabrikasını yerle bir etti.
Savaştan sonra yaşanan benzin kıtlığı insanları yürümeye veya bisiklet kullanmaya zorladı. Honda, küçük bir motor geliştirdi ve bunu kendi bisikletine monte etti. Onu gören komşuları da aynı şeyi istediler ama elinde yeterli malzeme yoktu.
Soichiro Honda vazgeçmek yerine, 18 bin bisiklet sahibine mektup gönderdi ve Japonya’yı yeniden ayağa kaldırmak için kendisine yardımcı olmalarını istedi. Bunlardan 5 bin kadarı olumlu yanıt verdi ve onu bisiklet motorları üretebilmesi için desteklediler. İlk denemeler pek başarılı olmasa da, sonunda istediği motoru üretti. Japonya’da elde ettiği başarıdan sonra Honda, ürettiği bisiklet motorlarını Amerika ve Avrupa’ya ihraç etmeye başladı.
Öykü burada da bitmedi. 1970’lerde yaşanan yakıt sıkıntısı Amerikan otomotiv sektörünü küçük arabalar üretmeye zorladı. Honda bu eğilimi çabuk farketti. Bu kez küçük araba motorları tasarlamaya yöneldi ve daha önce hiç kimsenin görmediği kadar küçük arabalar üretmeye başladı. Böylece yeni bir başarı dalgasını yakalamış oldu.
Bugün Honda Firması Amerika ve Japonya’da 100 binden fazla insan çalıştırıyor ve dünyanın en büyük otomobil üreticileri arasında yer alıyor. Bu başarının temelinde kararlılık, başarıya inanarak ve sürekli düzeltmeler yaparak çalışmak yatıyor.
Soichiro Honda, başarısızlığı asla bir olasılık olarak dikkate almadı.

Ahmet Aksoy

Sep 202012
 
2,799 views

Çakıl Taşları

Kişisel Gelişim öğretmeni, “Yaşamdaki Öncelikler” konulu derse elinde birkaç torbayla gelir. Önce torbalardan birini açıp içinden büyük cam bir kavanoz çıkarır. Sonra da diğer bir torbadan birkaç tane iri çakıl taşını alıp dikkatle kavanozun içine yerleştirir. İşini bitirince öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar.

Öğrenciler hep bir ağızdan kavanozun dolduğunu söyler.

Bunun üzerine öğretmen bir başka torbayı açar ve içindeki küçük çakıl taşlarını dikkatle kavanoza döker. Arada bir kavanozu sallar. Böylece küçük çakıl taşları kayarak, büyük taşların aralarındaki boşlukları iyice doldurur.

Öğretmen, öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da ‘evet’ doldu derler.
Öğretmen bu kez masanın üzerindeki diğer torbayı eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Öğretmen sorusunu yinerler ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar.

Bu kez öğrenciler beklenen yanıtı tahmin edip koro halinde ‘hayır dolmadı’ derler.

“Aferin, öğreniyorsunuz!..” diyen öğretmen, son torbadan bir su şişesi çıkarıp kavanozu suyla doldurur.

Sonra öğrencilere döner:

“Bu gördüklerinizden nasıl bir yaşam dersi çıkarırsınız?”

Öğrencilerden biri hemen atılır: “Günlük iş programımız ne kadar dolu görünse de, yeni işler için her zaman yer bulmak mümkündür.”
“Fena değil…” der öğretmen. “Başka?…”

Merakla dolu sessizlik iyice uzayınca öğretmen sözüne devam eder:
“Arkadaşlar” der, “yaşamınızdaki öncelikleri iyi belirlemelisiniz. Kavanoza önce büyük parçaları koymazsanız, sonradan onları koyacak yer bulamazsınız. Büyük parçalar yaşamınızdaki önemli şeylerdir. Örneğin aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, yakın arkadaşlarınız… Küçük çakıllar, sizin için önemi daha az olan şeylerdir; yani eviniz, işiniz, arabanız, vs. Kumlar ise çok daha önemsiz konulara karşılık gelir. Bu küçük çakıl ve kumları kaybetmek yaşamınızın asıl önemli kısmını etkilemez.

Oysa yaşamınızdaki önceliği büyük parçalara vermez, kavanozunuzu daha az öneme sahip kum ve küçük çakıllarla doldurursanız, sonradan asıl önemli parçalar için kavanozda koyacak yer kalmadığını görürsünüz!

Zaman ve enerjinizi ufak tefek şeyler için harcar, gereksiz yere tüketirseniz, önemli şeyler için ayıracak zamanınız kalmayacaktır…verin.Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle, dostlarınızla yemeğe çıkın.  Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Yani kavanoza öncelikle büyük sonra da küçük çakıl taşlarını  yerleştirin. Öncelikleri sıralamayı iyi bilin. Gerisi zaten kumdur!”

Sep 182012
 
1,957 views

Tuvalet Temizleyicisi

Bir adam büyük bir şirkete iş başvurusu için gidiyor. Girmek istediği iş tuvalet temizleyiciliği.

İnsan Kaynakları Yetkilisi ile görüşüyor ve tıkanmış bir lavaboyu temizleyip ön eleme testinden başarıyla geçiyor.

İnsan Kaynakları Yetkilisi adama testi geçtiğini ve hangi gün saat kaçta iş başı yapması gerektiğinin kendisine eposta yoluyla haber verileceğini söylüyor.

Adam, bilgisayarı olmadığını, bu yüzden eposta kullanmadığını açıklıyor.

Bunun üzerine İnsan Kaynakları Yetkilisi : “Üzgünüm ama epostanız yoksa bizim çalışma düzenimize göre siz var sayılamazsınız. Bu yüzden sizi işe alamayız.” diyor.

Adam çaresizce dışarıya çıkıyor ve “Ne yapsam, ne etsem!” diye düşünürken cebindeki 10 dolar ile 20 kilo kiraz almaya karar veriyor. Kapı kapı gezerek kirazları satıyor ve 2 saat içinde sermayesini 2 katına çıkarıyor. “Bu şekilde ekmek paramı çıkarabilirim.” diyerek her gün sabah erkenden kalkıyor ve kapı kapı dolaşarak kiraz satıyor. Her gün sermayesi büyüyor. Derken küçük bir kamyonet alıyor ve satışa devam ediyor. Kısa bir zaman sonra büyük bir kamyon ve birkaç küçük kamyonet alıyor.

Aradan 5 sene geçiyor…

Aynı adam şu anda Amerika’nın en büyükleri arasında yer alan bir nakliyat şirketinin sahibidir.

Bir gün, ailesinin geleceğini düşünerek yaşam sigortası yaptırmak istiyor. Sigorta şirketi kendisinden bir eposta adresi istiyor. Eposta kullanmadığını söylediğinde sigortacı: “İlginç, epostanız olmadan büyük bir holding kurmuşsunuz. Bir de epostanız olsaydı kimbilir neler yapardınız!” diyor.

Adam gülümsüyor: “Epostam olsaydı, şu anda bir şirketin tuvalet temizleyicisi idim.”

(İnternet)

Olumsuz bir durumla karşılaştığında hemen karamsarlığa kapılma. Önemli olan pes etmemektir. Yaşadığımız sorunlar, çeliğe suyun verilmesi gibi, aslında bizim dayanma gücümüzü pekiştirir. Başarı, olumsuz koşulları fırsata dönüştürme becerimize bağlıdır. Bir kapı yüzümüze kapanmış olabilir… Ama açılabilecek daha pek çok kapı var.

Sep 132012
 
8,978 views

Soruların Gücü – Sorularını Değiştir,  Hayatın Değişsin

Acaba doğru biçimde soru sormayı biliyor muyuz?.. (Hiç zannetmiyorum…)
Genellikle soru sorma biçimimiz böyle. Yanıt kısmını çoğu kez seslendirmiyor olsak ta, soru cümlesinin yapısını ve vurgusunu hep benzer şekilde kullanıyoruz. Yani önyargıyla. Yani, peşin hükümle. Yani cevabının ne olacağını baştan tasarlayarak. Bu yüzden de, genellikle, gelecek yanıtı dinleme nezaketini bile göstermiyoruz. Çünkü aslında soru sormadık. İster incelikle olsun, ister hoyrat bir şekilde; asıl amacımız muhatabımızı incitmekten, onu suçlamaktan, en hafifiyle kendi yargımızı dikte etmekten başka bir şey değil!

Eğer okumadıysanız, Marilee G. Adams tarafından kaleme alınan “Soruların Gücü” isimli kitabı okumanızı öneriyorum. (Yeni baskısı çıktı mı bilmiyorum. Bendeki kopyanın basım yılı 2006. Yayınevi GOA.)
Kitabın yazarı, sorduğumuz her türlü soruyu, iki temel soru tipine indirgiyor:
1- Yargılayıcı sorular
2- Öğrenici sorular.

Yargılayıcı sorular, bir şey öğrenmek için değil; karşımızdaki kişiyi (kendimizi veya bir başkasını) sıkıştırmak, suçlamak veya yönlendirmek amacıyla soruluyor. Soruda peşin hüküm var. Bu nedenle doğal olarak bir tepkiyi, itirazı, ya da suçluluk duygusunu tetikliyor.

Örneğin, “Yine mi geç geleceksin?” cümlesi masum bir soru biçiminde görünüyor olsa da, aslında bir peşin yargı ve suçlama içermektedir. Satır aralarında şunlar var: “Daha önce de geç gelmiştin zaten. Hep böyle yapıyorsun! Biliyorum ki yine öyle yapacaksın.” Hüküm baştan verilmiş!..

Böyle bir soruya tarafsız bir yanıt vermek mümkün olmaz. Hemen bir savunma refleksi devreye girer. Kalkanlar konuşlanır. Büyük olasılıkla bu suçlamayı savuşturmak için bir karşı saldırı başlatılır…

Oysa Öğrenici sorularda hiçbir peşin hüküm, hiç bir zorlama yoktur. Bunlar, gerçek anlamda yanıt almak isteyen, işbirliğine açık bir soru biçimine sahiptir.

“Bu gece kaçta döneceksin?”

Bu soruda bir önyargı yok. Gerçekten bilgi almak üzere düzenlenmiş tarafsız bir cümle. Her hangi bir kırgınlık veya suçlama içermiyor. Yanıtın da benzer şekilde açık ve bilgilendirici özellikte olması kuvvetle mümkün.

Muhatabımızın tepkisel yanıtlar vermemesi için sorularımız önyargı içermemelidir.

Mutlaka bir suçlu arayan tipik Yargılayıcı soruların özünde aşağıdaki saldırgan ve suçlayıcı düşünceler yatar:

  • Yanlış nerede?
  • Kim yaptı? Bunun sorumlusu kim? Kimi suçlayabilirim?
  • Haklı olduğumu nasıl kanıtlayabilirim?
  • Kendi etki alanımı nasıl koruyabilirim?
  • Nasıl olur da kaybederim?
  • Nasıl olur da zarar görürüm?
  • Bu insan neden bu kadar aptal ve sinir bozucu?
  • Neden canımı sıkayım?

Bir suçlu aramak yerine çözüme ulaşmak isteyen Öğrenici Sorular ise aşağıdaki düşüncelerle şekillenir:

  • Bu ne işe yarar?
  • Sorumluluklarım neler?
  • Gerçekler neler?
  • Büyük resimde ne var?
  • Seçeneklerim neler?
  • Bu konuda ne yararlı olur?
  • Ne öğrenebilirim?
  • Diğer kişi ne düşünüyor, ne hissediyor, neye ihtiyaç duyuyor ve ne istiyor?
  • Ne yapılabilir?

Yargılayıcı bakış açısının temel özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

  • Yargılayıcı
  • Suçlayıcı (kendine ve başkalarına karşı)
  • Tepkisel ve otomatik
  • Herşeyi bilir
  • İnatçı ve katı
  • Ya bu/ya da şu diye düşünen
  • Kendi haklılığından emin
  • Değişiklikten korkan
  • Yalnızca kişisel bakış açısına sahip
  • Varsayımları savunur
  • Olasılıkları pek dikkate almaz
  • Temel ruh hali: koruyucu, tutucu

Öğrenici bakış açısı ise dünyaya şöyle bakar:

  • Öğrenici
  • Kabullenici (kendine ve başkalarına karşı)
  • Uyumlu ve düşünceli
  • Bilmemeye değer verir
  • Esnek ve uyumlu
  • Her ikisi de/ve diye düşünen
  • Meraklı
  • Değişikliğe değer veren
  • Başkalarının bakış açısını değerlendirir
  • Varsayımları sorgular
  • Olasılıklara sınır koymaz
  • Temel ruh hali: meraklı, gelişmeye açık

Yargılayıcı ilişkileri şöyle özetlemek mümkün:

  • Kazan-Kaybet ilişkisi
  • Başkalarından ayrı hisseder
  • Farklılıklardan korkar
  • Tartışır
  • Kusur bulur
  • Şunları dinler: Doğru/yanlış , Kabul/itiraz, Farklılıklar
  • Geribildirim reddetme olarak algılanır
  • Saldırır ya da savunur

Öğrenici tipi ilişkiler ise şöyle özetlenebilir:

  • Kazan-Kazan ilişkisi
  • Başkalarıyla arasında bağ hisseder, empati kurar
  • Farklılıklara değer verir
  • Konuşur
  • Eleştirir
  • Şunları dinler: Gerçekler, Anlamak için, Ortak yanlar
  • Geribildirime değer verir
  • Çözer ve yaratır

Bütün bu ayrıntılar sonuç itibariyle sadece iki temel seçeneğe bağlanıyor: Önyargılı yaklaşım ve Önyargısız yaklaşım.

İç dünyamızda ön yargılarımızla ördüğümüz cam duvarlar, sonunda koruyuculuk özelliklerini kaybedip, bizi içlerine hapseden hapishane duvarlarına dönüşüyor. Hareket alanımız, özgürlük alanımız giderek daralıyor. Nefes almamız zorlaşıyor.

En sonunda, başkalarıyla iletişim kuramaz hale geliyoruz. Başkalarının söylediklerini duymuyoruz. Çünkü onların sesi cam duvarlarımızdan yankılanıp, dağılıyor. Bizim söylediklerimiz de öyle. Bizi başkaları duyamaz oluyor. Kendi sesimizi sadece kendimiz dinliyoruz.

İlk adım, bu durumun farkına varmak!

Bir sonraki adım ise değişmeyi kabullenmek. Çünkü bu evrende değiştirebileceğimiz tek kişi varsa; o da kendimiziz.
Değişmek hiç te kolay değil elbet. Cam duvarlarımız çok kalın.
Ama yine de “sorularımızı değiştirerek” bir şeyler yapmaya başlayabiliriz.
Ben, denemeye başladım.

Siz de deneyin!

Bu kadar basit bir ayrıntının olağanüstü etkilerini görünce hem şaşıracak, hem de mutlu olacaksınız.

Her türlü öğrenici tipi sorularınız için iletişim bilgilerim aşağıdadır. İstediğiniz zaman çekinmeden beni arayabilirsiniz.

Ahmet Aksoy
ahmetaksoy@gamet.com.tr
www.gamet.com.tr
0216 450 5784
0533 339 0959

Sep 112012
 
3,739 views

ÇATLAK TESTİ

Zamanın birinde bir adam, hergün, omuzlarına yerleştirdiği kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden evine su taşırmış. Fakat testilerden birinin yan tarafında hafif bir çatlak varmış. Diğeri ise sapasağlammış.

Adamın dereden eve gelişi sırasında kusursuz testi bir damla suyu bile boşa akıtmazmış. Oysa çatlak testideki su, eve ulaşana kadar, neredeyse yarıya inermiş.

Böylece seneler geçmiş.

Adam hiç aksatmadan hergün her ki testiyi de suyla iyice doldurur, ama eve varana kadar çatlak testi yarıya inermiş. Buna rağmen adam bu durumdan hiç yakınmazmış.

Kusursuz testi, yaptığı işi mükemmel bir şekilde yerine getirdiği için çok gururlanıyormuş. Buna karşılık, çatlağı olan zavallı testi durumuna bakarak çok utanıyormuş. Adamın özenle doldurduğu suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için çok üzülüyor; bir yandan da üzüntüsünü belli etmemeye çalışıyormuş.

Sonunda bir gün çatlak testi dayanamayıp adama şöyle demiş;:

– Kendimden utanıyorum. Yan tarafımdaki şu çatlak yüzünden, doldurduğun suyun yarısı eve gidene kadar yerlere dökülüyor. Görevimi düzgün yapamıyorum.”

Adam testiye sevgiyle gülümsemiş:

– Öyle utanıp üzüleceğine, etrafına biraz daha dikkatli bak! Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle, yeşilliklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafinda sadece kuru toprak var. Çünkü ben en başından beri senin kusurunun, çatlağının farkındaydım. Bu yüzden, senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve hergün o yol boyunca ben su taşırken, sen de onları suladın. Yıllardır o güzel çiçeklerin kokusu bana yorgunluğumu unutturdu. Onları toplayıp, masamın üzerini süsledim. Eğer sen de diğer testi gibi kusursuz olsaydın, çevremizdeki bu güzellik ve zerafet olmayacaktı.

Kıssadan, hisse; aslında hepimiz birer çatlak testiyiz. Her birimizin kendine özgü kusurları var. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar, aslında yaşamlarımızı ilginç kılan, bizi ödüllendiren, renklendiren özelliklerdir. Bu yüzden etrafımızdaki kişileri, oldukları gibi kabullenelim. Onların görünen kusurlarına değil, içlerindeki güzelliklere bakalım!

(Bu yazı Haftalık Kitap Postası Dergisinin 7. sayısında yayınlanmıştır.)

Aug 262012
 
2,150 views

(Aşağıdaki yazı, Haftalık Kitap Postası Dergisinin 7. sayısında yayınlanmıştır.)

KENDİNE GÜVEN


Eşref Armağan, dünya çapında bir ressamımız. Kendi web sitesindeki özgeçmişinde şu satırlar yer alıyor:

Eşref doğuştan görmez bir ressamdır. Hiç bir zaman gün batımını,çiçek açan doğayı, renklerini göremedi. Tuttuğunu koparan, mücadeleci kişiliği ona, duygularını dile getirebilmek için ses, bir anlamda da görmek için göz kazandırmıştır.

İnsan beyninin olağanüstü kapasitesi, önemli organ kayıplarının bile üstesinden gelmeye imkan verebiliyor. Ama unutmamak gerekir ki, Eşref Armağan’ın asıl mucizesi, hiç bir koşulda pes etmeden gösterdiği çabada gizlidir.

 

Aug 192012
 
1,922 views

KENDİNE GÜVEN

Oscar Pistorius

Oscar Pistorius

Dünyanın en hızlı çelik ayaklı “blade runner” koşucusu Oscar Pistorius, kendisine meydan okuyan 5 yaşındaki biyonik bacaklı Ellie Challis ile yarışıyor. Ellie henüz 16 aylıkken geçirdiği menenjit yüzünden el ve ayaklarını kaybetmişti.