?> kendine güven arşivleri - Kişisel Gelişim
Aug 212014
 
1,695 views

İlköğretim Çağındaki Çocuğunuz Dakikada Kaç Kelime Okuyor?

Okuma Problemleri

Foto: http://www.a1-hometuition.com/

Acaba çocuğunuzun okuma hızı sınıf arkadaşlarına oranla düşük mü?

Örneğin 4. sınıf ve üzerindeki çocuklar bir dakikada ortalama 100 kelime veya daha fazlasını anlayarak okuyabilmelidir. Eğer bu rakam, 80′in altına iniyorsa, çocuğunuzun yardıma ihtiyacı var demektir.

Eğer çocuğunuzun okuma hızını bilmiyorsanız, basit bir yöntemle bunu saptayabilirsiniz.

Kolay okunabilen bir kitap alın. Kitabın yazıları ne çok küçük, ne de çok büyük olsun. Kitabın içeriğinde çok fazla resim bulunmasın ve zor, çocuğunuzun bilmediği, anlamakta zorlanacağı konular içermesin.

Bir dakikalık bir zaman tutun ve çocuğunuzdan bu kitabın belli bir bölümünü siz saat tutarken okumasını isteyin. Sonra da okuduğu kelimeleri sayın. Bulacağınız sayı, çocuğunuzun yaklaşık okuma hızını verecektir. Eğer bu sayı 80′den daha düşükse, bir kaç deneme daha yapabilirsiniz.

Bir diğer yöntem web sitemizdeki “Gamet Gelişim Okuma Hızı Ölçümü” aracını kullanmaktır. Ancak bu araç, yetişkinlere göre tasarlanmıştır.

Ya da Kadıköy’deki ofisimize çocuğunuzla birlikte uğrayabilirseniz, bu konuda size yardımcı oluruz.

Bir başka önemli gösterge, çocuğunuzun test sınavlarında, verilen standart süre içinde gerekli soruları okumakta sürekli olarak zorlanmasıdır.

Böyle bir durumu gözlemlediyseniz, öncelikle çocuğunuzun göz kontrollerini yaptırın. Görme sorunu olabilir.

Çok sık rastlanmasa da disleksi, bir diğer önemli okuma sorunudur. Disleksi, beyindeki görme merkezinin biraz farklı şekilde çalışmasından kaynaklanır. Çok farklı düzeyleri bulunmaktadır. Çözümü mümkündür.

Yavaş okumaya neden olan bir başka faktör, çocuğunuzun kendine güven duyması ile ilgilidir. Aslında okuma sorunu yoktur, ancak aynı sözcüğü emin oluncaya kadar tekrar tekrar okuduğu için sonuçta okuma ve anlama performansında önemli kayıplar oluşur.

Nedeni her ne olursa olsun, okuma performansını arttırmak mümkündür. Bu amaçla bilgisayar destekli kas, kavrama ve geliştirme çalışmaları yapılabilir. Bu çalışmaların duygusal sorunların giderilmesi ve motivasyon çalışmalarıyla desteklenmesi de çalışmaların verimliliğini büyük ölçüde arttırır.

Peki, ortalamadan yavaş okuyan çocuğunuz bu durumundan rahatsız mı ve arkadaşları kadar hızlı okumak istiyor mu?

Bir diğer kritik soru da budur. Eğer çocuğunuz bu sorunun çözülmesi için gönüllü değilse, sonuç alma olasılığı büyük ölçüde azalır.

Eğer çocuğunuzun da gönüllü katılımı sözkonusu olursa, yaklaşık bir aylık bir çalışmayla kalıcı çözümler elde edilebilir.

Okuma, otomatik çalışan bir mekanizmadır. Yavaş okumaya şartlanan bir insanda zaman içinde bu davranış giderek daha fazla kemikleşir. Bu nedenle, okuma performansı düşük olan çocukların bir an önce bu sorunlarını aşması sağlanmalıdır. Aksi taktirde, bu durum, onların geleceklerini karartan büyük bir soruna dönüşebilir.

Ne kadar erken önlem alınırsa, o kadar hızlı ve etkin çözümler sağlanabilir.

Onlar henüz böyle bir sorunun farkında bile olmayabilir. Ama siz mutlaka farkında olun. Farkında bile olmadan, çocuklarınızı çözümsüzlüğe mahkum etmeyin. Onların geleceğini karartmayın…

Ahmet Aksoy

Gamet Gelişim
0216 450 5784
0533 339 0959
Adres: Çeltikçi Sokak No:3 Yalı Apt Giriş Kat – Kadıköy – İstanbul

(aktarma:280 kez okundu)

Apr 132014
 
1,258 views

Çocuklarınız Tepeleme (EFT) Yöntemi ile Sınavlarda Başarıyı Yakalasın

exam-answer-keyÇocuğunuz başarısız bir sınav geçirmiş olabilir. Hatta girdiği sınavlardaki başarı oranı çoğunlukla düşük te olabilir. Eğer yeni ve kritik bir sınavın hemen arefesinde değilse, onun için sunabileceğimiz çözüm önerilerimiz var.

İlk başta, başarısız geçen bir sınavın, hayatın sonu olmadığını bilmek önemli. Önemli olan, karşınızdaki problemin nedenlerini ve sonuçlarını farketmek. Eğer bir problemi tanımlarsanız, ona çözüm bulmanız da mümkün olur. Tanımlanmamış bir sorunun, çözümü de olamaz.

Yaşam, irili ufaklı sınavlarla geçiyor. Üstelik bunların pek çoğu eğitim sistemimizin kapsama alanında değildir. Ancak bu yazımızda, sözünü ettiğimiz sınavlar temel olarak “eğitim sistemi”ne dahil olanlardır.

Çocuğunuz henüz eğitim sürecinin başlarında olabilir. Eğer öyleyse, büyük bir avantajınız var demektir. Çünkü aksayan taraf her ne olursa olsun, aşırı derecede kemikleşmemiş olduğu için, onu doğru yöne çekmek çok daha kolay olabilir. Çünkü görmezden gelinen, kendi kendine düzelmesi beklenen sorunlar yıllar geçtikçe kronikleşmekte ve çözümü giderek zorlaşmaktadır. Bu yüzden, çocuğunuzun karşı karşıya olduğu sıkıntıları erken yaşlarda iken farketmeye özen gösterin. Sorunları farketmekle kalmayın ve çözüm üretin.

Başarısız bile geçse, her sınav bize yeni şeyler öğretir.

Son YGS sınavına giren bir yakınımızın çocuğu sınavdan iki gözü iki çeşme ağlayarak çıktı. Bir sürü soruyu yapamamış. Çok kötü bir puan alacağı için inanılmaz derecede üzgündü. Üstelik, onun sınava girdiği derslikten çıkanların pek çoğu, “sınav çok kolaydı” deyip, gülerek çıkmışlar. Oysa kendisi çok iyi hazırlanmış olduğu halde, beklemediği kadar başarısız olmuş.

İşin aslı bir-iki saat içinde belli oldu. Bu yıl sınav soruları açıklanmayacağı için çok sayıda öğretmen sınava, soruları öğrenmek için bizzat kendileri girmişler. Bu öğretmenlerle yapılan görüşmeler sonrasında kızımızın aslında hiç te başarısız olmadığını; bu sınavdaki soruların önceki yıllara göre çok zor olduğunu öğrendik.

Sınavı kolay bulanların tepkileri de “yeterli bilgiye sahip olmadıkları için, kendilerini herşeyi biliyor sanmalarından” kaynaklanıyordu. Tam bir “Dunning-Kruger Sendromu” örneği.

Daima gerçekçi olun. Çocuğunuza da bunu öğretin. Eğitim sistemimiz ne yazık ki çocuklarımıza yeterince ve doğru bireysel psikolojik destek sağlayamıyor. Kendine güven duymayı, çabasının karşılığını almayı, hakkına sahip çıkmayı ona siz öğretmelisiniz. Tek başına bilgi ve çalışma yeterli değildir. Başarı için, bilgi ve çabayı kendine güvenle ve kararlılıkla desteklemek gerekir.

Bu nedenle, çocuğunuzun “kendine güven” duymasını sağlayın. Zaten “kendine güven” sahibi ise, ona, kendisine gerçekçi ve iyi tanımlı hedefler koymayı ve hedefine doğru kararlılıkla yürümeyi öğretin. Gerekiyorsa bu konuda destek alın. Çocuklarınıza yapacağınız yatırımların, yaşamınızın en önemli yatırımları olacağını asla unutmayın.

Sınav korkusu, kendine güven eksikliği ve benzeri sorunlarla başa çıkmada en önemli araçlardan biri Tepeleme (EFT) yöntemidir. Çocuğunuzun Tepeleme desteği almasını ve mümkünse bunu yaşamının her alanına uygulayabilir hale gelmesini sağlayın.

Donanımlı, ayakları yere basan ve kendine güvenen bir bireyin aşamayacağı hiç bir sorun yoktur. Çocuğunuza bu desteği sağlayın. Gerisini kendisi kolayca halledecektir.

Ahmet Aksoy

Jan 292014
 
1,895 views

Kuantum Sıçraması ve Paralel Evrenler

Burt Goldman ismini duydunuz mu? Ya “Kuantum Sıçraması” (Quantum Jumping) kavramını?

Kaynak: wiredcosmos.com

Kaynak: wiredcosmos.com

Bu görüş, tıpkı bir elektronun yer aldığı yörüngedeki konumunun belirsizliği gibi, düşünsel yapımızın da paralel evrenlerin bir bileşkesi olduğunu ileri sürüyor. Goldman bu durumu bir adım daha ileri götürüp, zihnimizin, bu paralel düşünsel evrenlerle iletişim kurabileceğini ve bilgi alış verişinde bulunabileceğini söylüyor.

Tez şu: sonsuz sayıdaki paralel evrenlerden birinde mutlaka istediğimiz bilgi ve beceriye sahip bir ikizimiz (doppelganger) mevcuttur. Eğer bu ikizimizle zihinsel bağlantı kurarsak, ondan gereksinim duyduğumuz bilgi ve becerileri alıp, kendi evrenimizde yararlanabiliriz.

Goldman, bu konuda kendisinden örnek veriyor. Daha önce hiç fotoğrafçılık deneyimi olmadığı halde; fotoğraf ustası olan bir paralel evren ikiziyle bağlantı kurarak fotoğraf çekmeye başlıyor ve kısa bir süre sonra o kadar başarılı oluyor ki, çektiği fotoğraflar özel sergi salonları ve seçkin müzeler tarafından kabul görüyor.

Benzer uygulamaları resim ve müzik alanlarında da tekrarlıyor ve büyük başarılara imza atıyor.

Goldman’ın “Quantum Sıçraması” olarak adlandırdığı bu yöntem bir giz değil. Aslında bunu, basit bir oto-hipnoz tekniği olarak ta tanımlayabiliriz. Şahsen bu konuda bütün iyi niyetli denemelerime rağmen bir türlü başarılı olamadım. Genel başarı oranı nedir, o konuda da pek bir bilgim yok.

Ancak, bu konuya biraz farklı bir açıdan bakmak istiyorum.

Teorik olarak sonsuz sayıda evrenden bahsetmek elbette mümkün. Ancak zihnimizin bu evrenler arasında geçişi sağlayabilen bir araç olduğunu kabullenmek doğrusu bana pek fazla mantıklı gelmiyor. Olanaksız olduğunu da söylemiyorum ama, doğru olduğunu söylemek için gerekli en ufak bir ipucuna sahip değilim.

Oysa bu iletişimi, paralel evrenler arasındaki ikizlerimizle değil, zihnimizin farklı katmanları arasında yaptığımızı varsaymak çok daha tutarlı olabilir. Hafif hipnoz altındayken zihnimizin özel konulardaki birikimlerini bilinçli zihnimizin kullanımına sunması mümkün. Daha önce o konuda bilinçli bir çalışmamız ve akademik bir birikimimiz olmasa bile, bilinçaltımızın yaratıcı güçlerini yönlendirerek bir tür beyin fırtınası sonrasında bilinçli zihnimizi donatması pek ala mümkün. Hele bunu büyük bir özgüvenle pekiştirirsek…

Bu durumu, belki de eskilerin “ilham” adını verdikleri zihinsel düzeyi hipnotik bir etkileşim altında ortaya çıkarmakla tanımlayabiliriz.

Bu koşullarda paralel evrenlerin sadece zihnimizde varolduğunu söylemek hiç te çelişkili olmaz. İletişim kurduğumuz da başka paralel evrenler değil, sadece kendi paralel düşünce katmanlarımızdır.

Sonuç olarak, “Quantum Jumping” yönteminin etkili olabileceğini, ancak bunun sadece zihinsel yetenek ve becerilerimize bağlı olduğunu söyleyeceğim.

Belki de bu tekniğin adına da “Kuantum Sıçraması – Quantum Jumping” yerine “Kuantum Zihin – Quantum Mind” demek daha doğru olacak.

Ahmet Aksoy

Jul 302013
 
2,899 views

Dunning-Kruger Sendromu yada Cahil Cesareti Sendromu

Dunning-Kruger Sendromu

Dunning-Kruger Sendromu

David Dunning ve Justin Kruger, 2000 yılında Psikoloji dalında Nobel Ödülü kazanan iki psikologun isimleri. Bu psikologlar New York Stern School of Business’ta görevli. Yaptıkları deneysel çalışma, Journal of Personality and Social Psychology dergisinin 1999 Aralık sayısında yayınlanmış.

Özetle şunu bulmuşlar: İnsanların kişisel güvenini bilgi değil, asıl bilgisizlik arttırıyor.

İşte bu büyük çelişki, “Dunning-Kruger Sendromu” olarak adlandırılıyor.

Aslında çok yeni bir bulgu değil. Türkçede buna “cahil cesareti” diyoruz.

Charles Darwin aynı durumu kibar bir dille “Cehalet, genellikle bilgi sahibi olmaktan daha çok özgüvene sebep olur.” diyerek açıklamış.

Bertrand Russell ise bu gözlemi çok daha acımasız bir dille somutlaştırmış: “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.

Dunning ve Kruger’in vardığı sonuçlar şunlar:

Belli bir konuda yetersiz olan kişiler:

  1. Kendi niteliklerini abartma eğilimindedirler
  2. Başkalarının o konuda sahip olduğu yetenekleri kavrayamazlar
  3. Kendi yetersizliklerinin farkında değillerdir
  4. Eğer bu konuda eğitim görürlerse, eski yetersizlik ve bilgisizliklerinin farkına varırlar

Dunning ve Kruger, Cornell Üniversitesinde 45 öğrenciden oluşan bir gruba çeşitli sorular içeren bir test uyguladılar. Testten sonra da aynı öğrencilere test sonuçlarından nasıl bir başarı beklediklerini sordular.

Testteki başarı oranı en düşük (%10 ve altı) grupta yer alanlar, kendi başarı oranlarını %60 olarak tahmin ettiler. Bu gruptan bazıları, aslında başarı oranlarının %70’lere kadar çıkabileceğini de söyledi.

Öte yandan test sonuçları en yüksek olan (%90 ve üzeri başarı gösteren) diğer gruptaki öğrenciler ise, başarı oranlarını sadece %70 olarak tahmin ettiler.

Bu durumu günlük yaşamda, çevrenizde, hatta kendinizde gözlemlediğiniz zamanlar mutlaka olmuştur.

Bir konuda uzmanlaştıkça, aslında bilginizin ne kadar eksik olduğunu daha çok farkedersiniz. Oysa sizin uzmanlık alanınızla ilgili bilgi düzeyi çok zayıf olan bir çok kişi, sizin konularınızla ilgili ahkam kesmekten çekinmezler.

“Bilgi olmadan fikir sahibi olan” bu kişileri kendi bilgilerinizle altetmeniz mümkün değildir. Çünkü gerçek durumun farkında değillerdir. Sadece içinde bulundukları yetersiz bilgi ve beceri düzeyi nedeniyle, kendilerini sizden daha yetkin görme eğilimindedirler.

İzleyicilerin futbolculardan, hastaların doktorlardan daha kolay hüküm verebilmeleri de bundan kaynaklanır.

İş yaşamında bilgi ve beceri yoksunu yetkililerin varlığı bu kişilerin kendilerine duyduğu aşırı güvene dayanır. Asıl bilgi ve beceri sahibi olanların gereksiz yere geride durması, meydanı bu insanlar lehine boşaltmaktadır.

Bu ikilemi çözmenin tek yolu, tüm insanların her konuda bilgi düzeyini arttırmak gibi görünüyor olabilir. Ancak, yaşadığımız bilgi çağında bunu gerçekleştirebilmek artık bir hayalden başka bir şey değildir. Kısacası, çözüm, gerçek bilgi sahiplerinin bu ikilemin farkında olarak davranmaları, kendi bilgi ve becerilerinden şüphe etmeyi bir kenara bırakmalarıdır.

Uzmanlaştığımız konulardaki özgüven eksikliğini gidermek için EFT ve hipnoz gibi bilinçaltına yönelik araçlardan yararlanmak mümkün olabilir. Çünkü konuyu mantıksal olarak çözümlemek yeterli değildir. Asıl bilinçaltının ikna edilmesi ve koruyucu duygusal tepkilerinin yumuşatılması gerekir. Bu yaklaşım mevcut ikilemi gidermese de, bilgi ve beceri sahibi kişilerin kendilerinden daha hoşnut olmasına ve gündelik gerçekleri kabullenmelerine yardımcı olur. Bu durumun farkında olmak, sorunun çözümü için gereken en kritik bilgidir.

Bilgi ve beceri artışının getirdiği bu ikilemi, karanlık bir gecede, elimizdeki fenerle etrafı aydınlatmaya benzetebiliriz. Fenerin aydınlatma gücü arttıkça, karanlığın büyüklüğünün daha fazla farkına varırız. Ancak, bu farkındalığın bir korku, bir çaresizlik, bir değersizlik duygusuna dönüşmesine asla fırsat vermemeliyiz.

Kişisel Gelişim bu açıdan büyük önem taşır. Çünkü bize öğretildiği gibi bardağın sadece boş tarafıyla ilgilendiğimiz sürece, mutsuzluk, eksiklik ve çaresizlik peşimizi bırakmayacaktır. Kendimize güvenmeyi, kendimizi tanımayı ve kendimizi olduğumuz gibi kabullenmeyi başarmak zorundayız.

Ahmet Aksoy

Kaynaklar:

http://en.wikipedia.org/wiki/Dunning%E2%80%93Kruger_effect

http://xa.yimg.com/kq/groups/21587583/1002473080/name/Dunning.pdf

http://www.psychologytoday.com/blog/evolved-primate/201006/when-ignorance-begets-confidence-the-classic-dunning-kruger-effect

http://krugman.blogs.nytimes.com/2013/03/19/the-dunning-kruger-madoff-effect/?_r=0

 

Mar 292013
 
1,439 views

Tango aşktır, tango tutkudur, tango yaşamdır

Gamet Gelişim Sosyal Tango Atölyelerimiz

Eğitmen: Faysal Tekoğlu 
Başlama Tarihi:  2 Nisan 2013
Atölye Günleri: Salı
Saat: 19.30 – 21.00
Aylık Ücret (Tek):  140TL/ay
Aylık Ücret (Çift):  240TL/ay (Kişi başına 120TL/ay)

Adres:  Kadıköy, Çeltikçi sokak No:3 Yalı Apartmanı Zemin kat
Başvuru:  0216 450 5784 – 0533 472 7723 – 0533 339 0959

Katılımcılar tek veya çift olarak başvurabilirler.

Gamet Gelişim

Mar 272013
 
1,709 views

Sınav Kaygısı ile Nasıl Başa Çıkabilirsiniz?

Sınav kaygısı

Belli bir düzeydeki kaygı, karşılaştığınız sınavlar için etkin bir motivasyon kaynağı olur.
Ancak kaygının dozu gereken miktarın üzerine çıkarsa, bu kez önemli bir engelleyici haline dönüşür.

Tüm bu sürecin sonuçlarını ilkel beynimizin tanıdığı 3 temel dürtü belirler:

  • savaş
  • kaç
  • ölü taklidi yap

Eğer gireceğiniz sınavın sizde hiç stres yaratmadığını düşünüyorsanız, o sınav sizin için önemli değildir. Belki de sadece ölü taklidi yapıyor veya kaçıyor olabilirsiniz.

İster küçük, ister büyük olsun, bütün sınavlar sizi etkiler. Ama her birine farklı tepkiler verirsiniz.

Aşağıdaki belirtiler sizde de var mı?

  • Terleme
  • Nabız atışınızda hızlanma
  • Nefes daralması
  • Mide bulantısı
  • Kendini sersemlemiş gibi hissetmek
  • Bir boşluk duygusu içinde olmak
  • Herşeyin anlamsız bir hale gelmeye başlaması
  • Endişe
  • Başarmaktan veya başaramamaktan korkma

Eğer önünüzdeki bir sınav yüzünden yukarıdaki belirtilerin tümünü veya bir kısmını yaşıyorsanız siz de sınav kaygısı yaşıyorsunuz demektir. Belirti sayısı fazlaysa, kaygı düzeyiniz de fazladır

Sınav kaygısını tetikleyen inançların bazıları şunlardır:
Yeterince hazırlanmış olmamak veya öyle düşünmek
Kendine güven duyamamak
İyi bir sonuç alabileceğine inanmamak
Sınav sırasında zamanı verimli kullanamamak

Aşırı Sınav Kaygısına Karşı Etkili yöntemler:

  • Sağlığına dikkat et
  • Yeterince ve doğru şekilde hazırlık yap
  • Hedefini iyi belirle
  • Zamanını etkin bir şekilde kullanmayı öğren
  • Kaygı düzeyini ayarla
    • Derin nefes al
    • Kaslarını gevşet
    • Dikkati dağıtacak etkenleri azalt
    • Ritüellerden yararlan
  • Korkularınla yüzleş
  • Olumlamalardan yararlan
  • EFT – Tepeleme yap

EFT – Tepeleme sadece sınav kaygısı için değil, aslında hayatımızın her alanına yönelen kaygı ve beklentiler için kullanılabilir. Üstelik EFT sadece olumsuzluklara karşı bir savunma aracı değil, aynı zamanda beklenti ve hedeflerimizi somutlaştırmamızı sağlayan etkin bir güdüleyicidir. EFT-Tepeleme, yukarıda sözünü ettiğimiz çalışmaların hepsini birleştirip kaynaştırır. Çünkü bu yöntemin özü “kendimizle yüzleşmek”, “zayıf ve güçlü yanlarımızla kendimizi tanımak”tır. Hem korku ve kaygılarımızı, hem zayıf taraflarımızı, hem de güçlü yanlarımızı farkedip tanımamızı sağlar. EFT bizi gerçeklerle yüzleştirir. Ayaklarımızı yere sağlam basabilmemizi, yaşamın gözlerinin taa içine bakabilmemizi sağlar.

İster kendiniz, ister yakınlarınız için olsun; planlanmış sınavlar sözkonusu ise, EFT öğrenmenizi ve onu hayatınızın bir parçası haline getirmenizi öneriyorum. Ayrıca, Tepeleme çalışmalarını içselleştirebilmeniz için kabaca bir aylık süreye gereksinim duyacağınızı da unutmayın. EFT son dakika önlemleri için kullanılacak bir yöntem değildir. Onu yaşamınızın doğal bir parçası yapmanız gerekir.

EFT öğren ve yaşamın denetimini eline al!

Ahmet Aksoy

Not: Yukarıdaki yazıyı, aslına bakarsanız bir hafta kadar önce yazmıştım. Ancak, özellikle YGS sınavına girecek öğrencilerin kafasını son anda karıştırmamak için bekledim. Çünkü alınması gereken önlemler ve yapılması gereken hazırlıklar aslında bir süreçtir. Son anda yapılan girişimler, faydadan çok zarar getirebilir.
Lütfen yukarıdaki yaklaşım ve önlemleri sınav kapıya dayandıktan sonra gündeme taşımayın. İster kendiniz, ister yakınlarınız için olsun, hazırlık sürecine yeterli zaman tanımayı ihmal etmeyin!
EFT ile hemen tanışın!

Mar 252013
 
2,074 views

Sosyal Tango ve 11 Pratik Faydası

Sosyal tango

Sosyal Tango ya da diğer adıyla Arjantin Tangosunun Parkinson, Alzheimer ve depresyon gibi ağır sorunlarla başa çıkmada bile etkin bir araç olduğu biliniyor. Çünkü tango bedensel ve zihinsel uyumu geliştiriyor ve eşler arasındaki ve çevre ile iletişim ve koordinasyonun olabildiğince yüksek seviyelere çıkmasını sağlıyor. Bu amaçla kurulmuş terapi merkezleri var.

Tangonun bize sağladığı pratik yararlardan bazıları şöyle:

Daha sağlıklı bir duruş sağlar
Tango yapabilmek için bedenimizin sağlıklı bir duruşa sahip olması gerekiyor. Tango, kas ve kemik yapımızı etkin ve sağlıklı bir şekilde kullanabilmemize olanak sağlıyor.

Beden yapımızı daha orantılı bir hale getirir
Tango çalışmaları sırasında kaslarımız esneklik ve güç kazanmaktadır. Düzenli tango çalışmaları kaslarımızı sıklaştırır, kemiklerimizi güçlendirir. Vücut ağırlığımızı daha kolay kontrol edebilmemizi sağlar. Tango sağlıktır.

Bedensel ve zihinsel denge duygumuzu geliştirir
Tango denge demektir. Zihinsel ve bedensel denge, eşler arasındaki koordinasyonun gelişimiyle daha da pekişmektedir.

Kooperasyonumuzu geliştirir
Tango iki kişilik bir ekip çalışmasıdır. Üstelik bu ekip, danseden bir kalabalığın ortasındadır ve onlarla da uyum içinde olmak zorundadır. Bütün bunlar kooperasyona yatkınlığımızı geliştiren unsurlardır. Bu koşullarda edindiğimiz alışkanlık ve davranışlar tüm yaşantımızı olumlu yönde etkiler.

Güven duygumuzu geliştirir
Tango yapabilmek için, partnerimize güven duymamız gerekir. Güven olmazsa iletişim kopar, koordinasyon dağılır. Karşılıklı güven olmazsa, tango yapamazsınız.

Bedensel ve çevresel farkındalığımızı arttırır
Tango yapabilmek için kendi durumumuzu, partnerimizin konum, duruş ve olası tepkilerini ve çevremizdeki çiftlerin tam olarak nerede bulunduklarını bilmek, farketmek zorundayız. Farkındalık öğrenilebilen bir beceridir. Tango bize bu konuda da yardımcı olur.

İçgüdülerimizi geliştirir
Tango yaparak kazandığımız beceriler bir müddet sonra otomatik davranışlar haline döner ve içgüdüsel davranışlar olarak yaşam kalitemizi daha üst düzeylere taşır.

Konsantrasyonumuzu arttırır
Partnerimizle uyum ve iletişimimizi korumak ve sürdürmek, konsantrasyona gerek duyar. Tango, bu nedenle konsantrasyonumuzu geliştirmemize yardımcı olur.

Kaygılarımızdan kurtulmamızı sağlar
Tango yaparken yaşadığımız tek zaman dilimi vardır: ŞİMDİ. Geçmiş sorunlarımız ve geleceğe yönelik kaygılarımız tango yaparken silinir gider. Tango etkin bir terapi aracıdır.

Arkadaş çevremizi geliştirir. Sosyalleşmemizi sağlar.
Tango, sosyal bir çalışmadır. Hareketli bir denge üzerine kuruludur. Bu kinetik denge hayatımızın her yönünde yansımasını bulur.

Kendimizi daha iyi ifade edebilmemizi sağlar
Tango iletişimdir. Tango yaparken partnerinizle sürekli ve akıcı bir iletişim içinde olursunuz. Bu iletişimde sözlere yer yoktur. Ama duygularınız ve sezgilerinizle konuşursunuz. Bedensel ve çevresel farkındalığınız üst düzeylere çıkar. Bedeninizdeki tüm hücrelere hakim olur, fizik yasalarını yönetirsiniz. Üstelik bunların hepsi, estetik bir çerçeveye oturur.

Tangoyu basit bir fiziksel etkinlik gibi görmemek gerekir. Tango bizleri fiziksel, duygusal ve ruhsal gelişime yönlendiren bir yapıya sahiptir. Kaslarımızın uyum içerisinde gerginlikten kurtulmasını sağlarken; duygusal ve ruhsal kişiliğimizin de farkındalık, kooperasyon ve denge içinde kendini geliştirebilmesine zemin hazırlar.

Tango bize şimdinin gücünü yaşatır.

Ahmet Aksoy

Not: Gamet Gelişim Akademisi Sosyal Tango Atölyesi, tangonun gücünü sizlerle de paylaşmak için hizmetinize hazır. Gündelik kaygılardan sıyrılıp, yaşam kalitenizi arttırmak için sizi de atölyemize bekliyoruz. Kontenjanlarımız dolmadan, hemen arayın.
Ayrıntılar için: Sosyal Tango Atölyesi

Feb 202013
 
1,564 views

Kendini Tanımak
Kendini Tanımak

Gamet Gelişim Akademisi olarak yeni bir atölye çalışması başlattık:  Başarı ve Motivasyon Atölyeleri

Bu çalışmada, her hafta başarı ve motivasyonla ilgili yeni bir konuyu ele alıyoruz.

19 Şubat 2013 tarihinde yaptığımız ilk atölyemizin konusu: Kendine Güven idi.

26 Şubat Salı günü :  Kendini Tanımak : Güçlü ve Zayıf Yanlarımızı Saptamak konusunu ele alacağız.

İzleyen haftaların konularını sitemizden ve  paylaşım ağlarından duyurmaya devam edeceğiz.

Atölyemiz ücretsizdir.

Yerimiz kısıtlı olduğu için, öncelikleri başvuru sırasına göre vereceğiz.
Fırsatı değerlendirmek istiyorsanız, lütfen elinizi çabuk tutun.

Başarı ve Motivasyon Atölyeleri
Konu: Kendini Tanımak : Güçlü ve Zayıf Yanlarımızı Saptamak
Tarih: 26 Şubat 2013
Saat: 19.00
Süre: 1.5 saat
Adres: Çeltikçi Sokak No:3 Yalı Ap. Giriş Kat Kadıköy – İstanbul
İletişim: 0216 450 5784 – 0533 472 7723 – 0533 339 0959
Eposta: gelisim@gamet.com.tr

Feb 192013
 
1,761 views

Aşağıdaki Kendine Güven konulu yazı, yeni başlattığımız Başarı ve Motivasyon Atölyeleri kapsamında her hafta ele alacağımız konulardan ilki olan “Kendine Güven” ile ilgilidir. Aşağıda ilk örneğini gördüğünüz Gamet Gelişim Başarı ve Motivasyon Kartı da her hafta ele alınacak yeni konuya göre yeniden düzenlenecektir. Bu çalışmalarla ilgili düşünce ve değerlendirmelerinizi bekliyoruz.

Gamet Gelişim Başarı ve Motivasyon Kartı - 0001 Kendine Güven

Gamet Gelişim Başarı ve Motivasyon Kartı – 0001 Kendine Güven

Kendine Güven

Kişinin sağlıklı bir şekilde kendine güven duymasının ön koşulu, kendi yetenek, beceri ve sınırlarının farkında olmasıdır. Ancak bu farkındalık mutlaka gerçekçi ve tarafsız olmalıdır.

Kişisel yetenek ve becerilerimizin farkında olmamak, ya da onları reddetmek yüzünden oluşan güven eksikliği, girişimcilik ve fırsatları değerlendirme potansiyelimizi düşürür.

Öte yandan, var olmayan yetenek ve becerileri varmış gibi kabullenen ve kısıtlamaları görmezden gelen şişirilmiş, aşırı güven de gereksiz riskleri kolayca üstlenmeye neden olur.

Güven eksikliğine yol açan en önemli koşullanmalardan biri “öğrenilmiş çaresizlik”tir.

Aldığı birkaç başarısız sonuç nedeniyle, artık ne kadar çalışırsa çalışsın, sınavlarda başarılı olamayacağına inanan bir öğrencinin başarılı bir sonuç alma olasılığı çok düşüktür. Çevresi tarafından da “başarısızlığı” yüzüne vuruluyor, üstelik bu duruma kendisi de inanıyorsa, o kişi kendisini başarısızlığa mahkum etmiştir. Sınavda bildiklerini unutması, yanıtların sırasını karıştırması, zamanını yanlış kullanması kaçınılamayacak kadar doğaldır.

Ailemiz, arkadaşlarımız, hatta bazı eğitmenlerimiz “korumak” gerekçesiyle ve çoğu kez yaptıklarının farkına bile varmaksızın bizleri “çaresizliğe” mahkum ederler. Eğer bizler de bu durumun farkına varmaz, bu tür girişimlere izin verir ve hatta söylenenleri gerçekmiş gibi kabullenirsek, sonunda etrafımıza örülen görünmez duvarlar, gerçekten de yıkılması zor birer kale ya da hapishane duvarına dönüşebilir.

Vücudumuzun ve beynimizin organik bir makine olarak elbette belli fiziksel sınırları vardır. Bunları bilmek zorundayız. Örneğin cılız bir mum alevi bile parmağımızı yakabilir. Ama aynı mum alevini, sadece süresini ayarlayarak zarar görmeden parmağımızla söndürmemiz de mümkündür.

Pek çoğumuz, tırmanacağımız yükseklikleri sınırlayan, ulaşabileceğimiz mesafeleri kısıtlayan cam tavanların ve duvarların içinde yaşıyoruz. Üstelik bu tavan ve duvarları kendimiz inşa ettik. Aslında bu sınırların temel işlevi, kişisel varlığımızı tehlikelere karşı korumak. Ancak bu sınırlar kendi doğal kapasitemize kıyasla çok dar kalıyorsa, bizi korumaktan çok, bizi kısıtlamak gibi bir işlev üstlenmiş olurlar.

Tüm bu sınırları ve kısıtlamaları etkisiz hale getirmenin tek bir yolu var: Kendine güven!

Kendimize güven duymak ve bu güveni koruyup arttırmak için aşağıdaki basit ipuçlarından yararlanabiliriz:

  • Kendimizle ilgili olumsuz düşünce ve değerlendirmelere son vermek
  • Yanlışlarımızı tecrübe hanesine yazmak
  • Mükemmele değil, yapabileceklerimizin en iyisine ulaşmayı hedeflemek
  • Hedeflerimizi netleştirmek
  • Aldığımız sonuçları sürekli olarak değerlendirmek ve hedefe giden yolumuzda rötuşlar yapmak
  • İyi becerdiğimiz işlere daha fazla yoğunlaşmak
  • Zayıf taraflarımızın farkında olmak
  • Yaptıklarımızdan keyif almak
  • Küçük te olsa başarılarımız için kendimizi ödüllendirmek
  • Kendimizi olduğumuz gibi sevmek ve kabullenmek

Kendimize güven duyduğumuz sürece motivasyonumuzu korumamız ve başarıya giden yolda rahatça ilerlememiz mümkün olur.

Gelecek yazımızın konusu: Kendini Tanımak!

Ahmet Aksoy