?> idealkilo arşivleri - Kişisel Gelişim
Aug 202014
 
5,944 views

Yeni bir Yöntemle Zayıflayın – Patlamış Mısır Diyeti

Patlamış Mısır Diyeti

Yazının başlığına bakarak, aklınıza sadece patlamış mısır yiyerek kilo vereceğinizi düşünmeyin. Bu diyetteki patlamış mısır, sadece protein ağırlıklı normal öğünler arasındaki atıştırmalıkların yerine tüketilecektir. Bu yöntem, hızlı kilo vermek için değil, yavaş ama kararlı bir şekilde kilo vermek isteyenler için uygundur.

Özellikle, sürekli açlık hisseden ve gözü abur-cuburda olanlar için etkili bir yöntemdir. Ancak patlamış mısır tamamen sade olmalıdır. Üretilir ve tüketilirken kesinlikle ne yağ, ne tuz, ne de bir başka bir tatlandırıcı kullanılmamalıdır. Gerekiyorsa kendiniz üretip poşetleyin ve sürekli elinizin altında bulundurun.

Patlamış Mısır Diyeti” ucuz ve uygulaması kolay bir diyettir. Patlamış mısırın lif oranı çok yüksek olduğu için tokluk hissi verir ve sindirim sisteminin, özellikle bağırsakların temizlenmesine büyük ölçüde katkıda bulunur.

Normal öğünlerin protein, sebze ve meyve ağırlıklı olması; vücut için gerekli besinleri ve kaloriyi yeterli oranda kapsaması önemlidir. Patlamış mısır, vücudun ihtiyacı olmayan öğün dışı atıştırmaların denetimi için kullanılacaktır. Bu nedenle el altında ve kolay ulaşılır olmalıdır. Dondurma yerine patlamış mısır yiyin. Çikolata yerine, yine patlamış mısır. Canınız tatlı mı çekti? Patlamış mısır…

Elbette bu diyetin lezzet unsuru biraz zayıf kalıyor ama, kendinizi aç kalmaya zorlamıyorsunuz. Eliniz, ağzınız ve mideniz boş kalmıyor.

Peki içecekler? Yüksek kalorili her türlü içeceğe elveda!.. Zaten bu, her türlü diyet için geçerli. Gereksiz kalori alımına kesinlikle izin vermeyeceksiniz. Tek alternatifiniz: sudur. Abartmamak kaydıyla dilediğiniz kadar su içebilirsiniz.

Ben uygulamaya başladım. Size de öneriyorum.

Not: Atıştırma isteklerinin altında genellikle duygusal sıkıntılar yatar. Bu sıkıntılarla başetmenin en etkin yollarından birisi de EFT-Tepeleme‘dir. Kilo kontrolü çalışmalarınızı EFT-Tepeleme ile de desteklemeniz uygulama verimliliğinizi arttıracaktır.

Ahmet Aksoy

Not: Bu yazının ilk taslağını 2010 yılında hazırlamışım. Neredeyse hiç bir değişiklik yapmaya gerek duymadan altına imzamı atıyorum.

Jul 022011
 
1,675 views

Ideal Kilo Hedefine Ulaşmak

TartıKitaplar diyor ki, vücudumuz “ideal kilo”sunu bilir. Onu düzgün bir şekilde dinlemek, yaşanan kilo sorunlarının pek çoğunu çözecektir.

Gözden kaçan bir diğer kritik ayrıntı, çok sık tartılarak, insanın kendisine engeller yaratmasıdır. Bu nedenle sürekli tartılmak yerine biraz uzunca aralıklarla tartılmak daha sağlıklıdır; örneğin ayda bir. Elbette tartılma işlemini aynı araçla ve mümkün olduğunca benzer koşullarda gerçekleştirmeye dikkat etmemiz gerekir.

Kilo dengelemenin, daha doğrusu ideal kilomuzu kontrol edebilmenin ilk ve en önemli unsuru yemek yemenin farkına varmamızdır.

Çoğu zaman nasıl yemek yediğimizi farketmeden, aceleyle, ne yediğimizi bile ayırt etmeden bir şeyler tüketip karnımızı doyuruyor, daha doğrusu doldurup, şişiriyoruz.

İnsanların ilkellikten kurtulup sosyalleşmesi sürecinin, insanın ortaya çıkış sürecine kıyasla çok kısa sürdüğü biliniyor. Demek ki ilkel insanın ortaya çıkış süreci sırasında yaşanan evrimsel değişimin, sonraki kısa dönemde önemli bir farklılık göstermesi olasılığı pek yüksek değil.  Bu da gösteriyor ki ilkel insanın beslenme alışkanlıkları daha sonra sosyal nedenler, toplumsal nedenler, üretim, ticaret gibi unsurlar sonucunda başkalaşıma uğratılmış durumda.

Dolayısıyla bugünkü beslenme alışkanlıklarımız bizim biyolojik ihtiyaçlarımıza birebir uyumlu olmaktan uzaklaşmıştır. Kısacası ideal kilo düzeyimizdeki sapma giderek büyüyor.

İnsanoğlunun eski dönemlerdeki beslenme alışkanlıklarının ortaya çıkartılması, bugünkü yanlış beslenme alışkanlıklarımızın farkına varmamıza ve gerekli düzeltmeleri yapmamıza olanak sağlayacaktır.

Literatürde “Taş Devri Diyeti” isimli bir diyet önerisi var. Bu yöntemde, daha çok protein beslenmesine ağırlık verilmiş. Enerjinin şekerli gıdalar yerine kısmen yağ ve daha çok protein aracılığıyla alınması öneriliyor.

Bu yöntemin ortaya çıkış nedeniyle, benim düşündüğüm gerekçeler birbiriyle örtüşüyor. Yani genetik olarak taşdevri insanının yiyecek gereksinimi ile, çağdaş insanın yiyecek gereksinimi arasında önemli bir fark olmamalı.

Ama ben, doğru gerekçelerle yola çıkıp, sadece protein ağırlıklı ve tek yönlü bir beslenmenin dayatılması düşüncesine katılmıyorum. Üstelik farklı kişilerin farklı beslenme ihtiyaçları olacağını ve bunun dönemsel bir karakter taşıdığını düşünüyorum.

Örneğin ben, neredeyse 30 yaşıma kadar hiç biber yemedim. Acıyla aram hiç iyi değildi. Ama sonra birdenbire, nedenini de bilmeksizin deliler gibi acı, kırmızı pul biber tüketmeye başladım. Daha sonra bunun kolesterol düzeyindeki artışla ilintili olabileceği düşüncesi gelişti. O dönemlerde yaptırdığım kan tahlillerinde, kolesterol ve özellikle tri-gliserid oranları çok yüksek çıkmıştı. Tamamiyle emin olmamakla birlikte, böyle bir olasılığın mevcut olduğunu düşünüyorum.

Bu aralar acı biber yeme isteğim çok yoğun değil. Kilom dengelendikçe kolesterol seviyemde de düzelme olacağını umuyorum.

İnsanoğlu, doğal beslenme alışkanlıklarından iyice uzaklaşmış durumda. Bu, önemli bir sorun. Çünkü insanın toplumsal gelişmesi aşamasında geliştirilen bir takım kurallar, beslenme alışkanlıklarını da zorlayarak değiştirmiş durumda. Örneğin günümüz dünyasında sabah, öğle ve akşam yemekleri sözkonusu. Oysa ilkel insanın bu şekilde düzenli besleniyor olma olasılığını hiç te kuvvetli bulmuyorum. Daha çok sabah ağırlıklı bir beslenme yöntemi kullanmış olabilirler. Özellikle öğle yemeği kavramının sonradan icadedildiğini düşünüyorum. Akşam yemeği ise, ancak toplayıcı döneme geçtikten sonra, özellikle de yerleşik üretime geçtikten sonrasında mümkün olabilir.

İnsan vücudunun özellikle yağlanması, fizyolojik bazı hastalıklar hariç tutulmak kaydıyla, beyin tarafından yedek enerji deposu olarak geliştirilmiş olabilir.

İstatistiklere göre insanlar belli bir yaştan sonra her yıl fazladan bir kilo alıyorlar. Bunun, vücudun bir savunma mekanizması olarak kullanıldığını düşünüyorum.

Çünkü yaşlanan birey, yiyecek bulma konusunda giderek daha fazla zorlanacağı için vücuduna depoladığı yağlar onun hayatta kalma olasılığını da arttıracaktır. Bu yağlar bize, milyonlarca yıldır süregelen bir hayatta kalabilme mücadelesinin mirasıdır.

Bu genetik mirasımızın temel davranışlarını, bebeklerde izlemek, yetişkinlare kıyasla çok daha kolaydır.  Çünkü bebekler, daha sonra kendilerine dayatılan bir takım kurallarla şartlanmaksızın doğal tepkilerini dile getirme ayrıcalığına sahipler.

Bu nedenle, son yıllarda, bebeklerin her acıktıklarında ve doyana kadar beslenmesi gerektiği yaklaşımını doğru buluyorum.

Günümüzde sağlıklı nefes alma yöntemlerinden biri olarak önerilen diyafram nefesi de bebekler tarafından doğal olarak kullanılmakta; ama zaman içinde unutularak kısıtlı ciğer nefesine geçildiği görülmektedir. ( Ülkemizde beden eğitimi derslerinde sürekli olarak karnın içeri, göğsün dışarı çıkarılarak durulması gerektiği öğretildiği için diyafram nefesini nasıl bıraktığımız daha kolay anlaşılmaktadır. )

Diyafram nefesinin sindirim sistemimizin ve iç organlarımızın sağlıklı çalışması için yararlı olduğunu düşünüyorum. Alınan her nefeste diyafram kasının önemli miktarda yer değiştirmesi sonucunda neredeyse bütün iç organlar hareket etmekte, dolayısıyla bir masaj etkisine uğramış olmaktadır. Bu organların çoğunun aslında hareketsiz organlar olduğu düşünülürse, bu masaj etkisinin onların özellikle bazı toksinlerden kurtulmaları için katkı sağlamakta olması kuvvetli bir olasılıktır.

Kilo Kontrolü  çalışmalarım sırasında kendi açımdan da uygulamaya çalıştığım yöntemleri şöyle sıralayabilirim:

1-      Yemek yemeyi ayrı bir iş olarak kabul edin ve yemek yerken bir başka işle oyalanmayın. Konsantrasyonunuzu bozacak ve yemek yerken ona gösterdiğiniz dikkati dağıtacak kritik konuları bile düşünmemeye çalışın. Tartışmalı sohbetler, televizyon izleme, gazete veya kitap okumak bile yanlış.

2-      Yeterince acıkmadan yemeyin. Acıktığınızdan emin olun.

3-      Yemeğinizi olabildiğince küçük lokmalarla, iyice çiğneyerek, sindirimin ağızda başlamasına izin verecek şekilde yemeye dikkat edin. Ağızda gerçekleşen sindirim miktarı arttıkça, beyne ulaşan sinyallerin doyma duygunuzu tetiklemesi kolaylaşacaktır.

4-      Mümkün olduğunca daha küçük porsiyonlar almaya çalışın. Eğer doymadıysanız, bir tabak daha alın. Bu arada, beyninize görsel olarak ta yeterli miktarda yiyecek tükettiğinizi hatırlatmak için derinliği az tabaklar kullanmanız yararlı olacaktır. Özellikle orta bölümünde sıvı yiyecekler için çukur bir bölümü olan, ama geri kalan kısmı düz veya çok hafif bir kavis içeren tabaklar kullanabilirsiniz.

5-      Bir çok kişi midesi iyice şişmeden, hatta rahatsızlık verecek kadar şişmeden doyduğunu anlayamıyor.  Bu nedenle, mideniz yeni beslenme alışkanlığına uyum gösterene kadar yemek öncesinde ve sırasında su içmek, midenizdeki doluluk duygusunu pekiştirmek için yararlı olacaktır. Aynı zamanda su, midenizdeki asit düzeyini düşüreceğinden, sindirim sürecinin uzamasına ve sonuç itibariyle tekrar acıkmanızın gecikmesine neden olacaktır. Ancak, herşeyde olduğu gibi, suyun aşırı tüketilmesi de vücudunuza zararlı olabilir.

6-      Tabağınızdaki her lokmayı mutlaka bitirmek zorunda değilsiniz. Oysa bizleri, doymuş bile olsak tabağımızdakileri son kırıntısına kadar tüketmeye mecbur bırakarak yetiştirdiler.  Bu çok yanlış! İhtiyaç duymadığınız halde yediğiniz bu yiyecekler, karşılık olarak, vücudunuzda yağ dokusuna dönüştürülerek saklanmaktadır. Daha sonra bu fazlalıklardan kurtulabilmek için pek çok çaba sarfetmek, eziyetlere katlanmak gerekiyor. Gerektiğinde hem kendinize, hem de başkalarına Hayır demekten kaçınmayın!

7-      Vücudunuzun verdiği sinyalleri doğru olarak algılayın ve onlara uygun şekilde davranın. Eğer hiç aklınızda ve çevrenizde olmayan bir şeyi birdenbire canınız çektiyse, büyük olasılıkla o yiyeceğin içindeki bir maddeye vücudunuzun ihtiyacı vardır. Özellikle hamile kadınlarda ?aşerme? olarak tanımlanan bu durum, aslında vücut tarafında beyne gönderilen bazı sinyallerin dışa vurumudur. Eğer diyabet gibi bir rahatsızlığınız yoksa, vücudunuzun gönderdiği bu tür sinyallere kulak verin. Acıktığınız zaman yemek yiyin, ama gerçekten acıkıp acıkmadığınızın da farkında olun.

8-      Bilinçaltınızı, olası bir kıtlık riskiyle karşı karşıya olmadığınıza ikna edin. Eğer istediğiniz zaman, istediğiniz kalitede ve istediğiniz miktarda yiyecek bulabileceğiniz bilinçaltınız tarafından da bilinirse, vücudunuzda enerji depolayabilmek için fazla mesai yapmasına gerek kalmayacaktır.

9-      Yemek yerken, yediklerinizin miktarını görsel olarak ta algılayın. Lokmalarınızın içinde neler olduğunu bilin. Her lokmayı ayrı ayrı, tadına vararak, bu tatları her seferinde yeniden keşfederek tüketin. Sandviç, tost, pide ve benzeri yiyeceklerden olabildiğince uzak durun. Bu tür yiyecekler size ne yediğinizi bilmeden, tek bir lokmanın içinde neler bulunduğunu farketmeden, hepsini hızlı ve kontrolsüz bir şekilde tüketmenize neden olur. Özellikle karbonhidrat ağırlıklı bu yiyecekler çok kısa bir sürede sindirilerek, açlık duygunuzun yeniden eyleme geçmesine fırsat yaratırlar.

10-  Özellikle çocukluk dönemlerinde beslenmeyle ilgili olarak yakın çevreniz tarafından yüklenen olumsuz programları etkisiz hale getirebilmek için olumlama çalışmaları yapmanız yararlı olacaktır.

11-  Spor yapın. Hiç olmazsa, tempolu olarak yürüyün. Yürüyüşleriniz 45 dakikadan kısa olmasın. Haftada birkaç kez tekrarlayın.

12- Doğru nefes almayı öğrenin. Diyaframınızı kullanarak ciğer kapasitenizin kullanmadığınız bölümünü da harekete geçirin. Böylelikle daha fazla oksijen alın, daha fazla karbodioksiti vücudunuzdan uzaklaştırın. Metabolizmanızı düzenleyin.

13- Sonuç itibariyle vücudunuza güvenmeniz, onun vereceği sinyalleri dikkate almanız; onları dikkatle, doğru olarak yorumlamanız ve doğru bir şekilde yanıtlamanız önemlidir.

Ben bu sistemi 2010 yılının Şubat ayından beri kullanıyorum. Bu, aslında biraz da deneysel bir çalışma!  Mayıs ayının sonunda, yani 4 ay içinde yaklaşık 6 kilo vermiş durumdayım.

Ben bu süreci bir zayıflama, ya da kilo verme süreci olarak düşünmüyorum. Bu süreç, vücudumun ideal kilosuna yönelme sürecidir. Vücudum, ideal kilo‘sunun ne kadar olması gerektiğini biliyor. Üstelik bunun için bir kantara bile ihtiyacı yok. Bu dengeyi mantıkla ya da istatistiksel verilerle yönlendirmek mümkün ve doğru değil!

Vücudumuzdaki değişimlerin bir kısmı genetik yapımıza ve yaşımıza bağlıdır. Bu gibi değişimleri bir şekilde tersine çevirmek doğal değil, zorlamadır.

Vücudumuzun verdiği sinyallerle hem mantığımızın, hem de bilinçdışımızın sağlıklı bir şekilde iletişim kurmasını sağlamamız gerekir.

Kendimizi kısıtlı, önceden saptanmış bir sürede belli bir kiloya inmek veya çıkmak konusunda şartlandırmamız, bu konuda kendimize katı hedefler koymamız işimizi kolaylaştırmak yerine, tam tersine aşılması zor engeller oluşmasına yol açacaktır.

İdeal kilomuza ulaşmak için öncelikle vücudumuzla barışık olmalıyız. Sonrası kendiliğinden gelecektir.

Ahmet Aksoy

06.06.2010 – İstanbul