?> genel arşivleri - Kişisel Gelişim
Jun 232015
 
1,470 views

Sağlık Sisteminin Büyük(!) Başarısı

Evet! Sağlık sisteminin incileri bir bir dökülüyor!

Eşim bir hafta kadar önce Yeldeğirmeni Sağlık merkezinde, sağlık sigortası çalışmadığı için, ücret ödeyerek muayene oldu. Doktor 10 gün içinde tekrar kontrole gelmesini söyledi.

Bugün kontrol için gittiğinde, kontrol işleminin kabul edilmediğini, yeni baştan muayene olması gerektiğini söylemiş ve yeniden ücret ödemesini istemişler. Üstelik, bir önceki muayeneden de ek borç çıkarmışlar. Eşim o borcu ödemiş. Ama kontrol için ücret ödeyeceğini, hele ek borç çıkacağını düşünmediği için yanına yeterli para almadığından, başka bir şey de yapamamış.

Ama iş bununla kalmıyor. Sağlık merkezinden, randevuyu kendilerinin iptal edemediğini, internetten iptal etmesi gerektiğini söylemişler. Ama internet randevusu da “randevuya 60 dakikadan az kaldığı için” iptal edilemiyor.

Sonuç:
1- Artık, ücretsiz sağlık kontrolü diye bir şey yoktur. Her muayeneden ayrı ayrı ücret alınır.
2- Paran yetişmiyorsa, randevun olsa da muayene olamazsın.
3- Muayene olamasan da randevunu iptal edemezsin.
4- Ama, paran yetişmediği için muayene olamasan da randevunu iptal edemediğin için sisteme borçlanmış olursun.

Evet! Sağlık sistemimizin ulaştığı gelişmişlik seviyesi işte bu!

Daha fazla bir şey söylemeye gerek var mı?
Eğer sigortanız, hele hele paranız yoksa, sakın ola hasta falan olmayın!

ahmet aksoy

May 172015
 
2,802 views

Uydunet Macerası

Ek: Bugün 16 Ağustos 2015 Pazar. Hala kablonetten kotamın yüzde 80’inin dolduğuna dair mesaj gelmedi. Aynı hatayı son bir kaç aydır tekrarlıyorlar. Oysa benim 3 gün içinde 50 GB’lık kotamın beşte dördünü tükettiğimden çok emindiler. İncelemeler yapmışlar ve sorunun kendilerinden kaynaklanmadığını bildirmişlerdi. (Elbette kendi verdikleri modemi ve çektikleri hattı kontrole gerek bile duymamışlardı. Herhalde onlara malum oluyor!..)
Daha fazla uzatmayayım… Tüketiciler olarak bu tür firmalara -ne yazık ki hukuken hakkımızı aramak pratik olarak mümkün olmadığı için- onların anlayacağı dilden, yani bir daha onlarla çalışmayarak vermeliyiz. Ben, gelecek ay abonelik sürem tamamlandığımda öyle yapacağım. Diliyorum ki, benimkine benzer sorunlarla karşılaşan tüm tüketiciler, “bilinçli tüketiciler” olarak bu tür firmalara gereken yanıtı verebilsinler.
Asıl öyküm aşağıda…
uydunet

Çok uzun yıllardır evde kablotv kullanıyoruz. Geçen yıl “interneti de kablo üzerinden alalım” deyip uydunet’e abone oldum.

Evde internet kullanımımız çok yoğun değil. 50GB kota bize fazlasıyla yetecek bir miktar. Kota dolduğunda da hız 3MBit düzeyine düşüyor. Bu hız da bizim için yeterli bir hız. Yani abonelik koşulları bizim için oldukça uygun. Fiyat ta düşük dolayısıyla.

Ancak, daha aboneliğimizin ilk ayında 3 gün sonra “kotanızın %80’i doldu” diye bir mesaj alınca, oldukça şaşırdım. Bu hesapla, 3 gün içinde 40 GB’lık veri indirmişiz evde.

Her biri ortalama 1 GB’lık 40 adet video/ film demek bu!

Herhalde bir yanlışlık oldu, gelecek ay düzelir diye düşündüm. Bir yandan itirazımı da yaptım. Ve tam da beklediğim gibi, özet olarak “kotayı kendiniz kullanmışsınızdır ya da dışarıdan birileri bağlanmıştır” yanıtıyla karşılaştım.

Aslında bu tür sorunları çözmek kolaydır. Çünkü bütün servis sağlayıcılar yasa gereği bütün trafiğin loglarını tutmak zorunda. Bu yüzden, “ben hangi işlemleri yapmışım, rapor halinde görmek istiyorum” dedim. Meğerse bu tür işler internet üzerinden yapılamıyormuş. Şubelerden birine gidip ıslak imzalı dilekçe vermem lazımmış!…

İkinci, üçüncü, derken aylar birbirini kovaladı… Bizim kota da her ayın en fazla beşinde dolmaya devam etti! Ben de her ay aynı şikayet metnimi göndermeye devam ettim!

Uydunet-Kablonet sisteminden yanıt almak mümkün olmayınca, geçen ay bir de internet üzerinden şikayette bulunayım dedim. Google’a sordum ve ilk sıradaki firmaya şikayetimi ilettim: http://sikayet.var.com. Şikayet numaram: 3172779, tarih: 11.04.2015.

Bir iki saat içinde uydunet yetkilisinden “şikayetimin incelemeye alındığı” yanıtı gelince bayağı şoke oldum!… “Sosyal medyanın gücü!…” diye düşündüm.

Ancak bütün bunların bir balon olduğu kısa sürede ortaya çıktı.

Bir hafta, on gün kadar sonra “şikayetimin incelendiği ve hiç bir soruna rastlanmadığı” şeklinde bir mesaj aldım. Öyle sanıyorum ki, şikayetimi inceleyenlerin müneccimlerle epey yakın ilişkisi varmış. Çünkü şikayetimle ilgili bana hiç bir soru sorulmadı, sistemimle ilgili hiçbir inceleme yapılmadı. Buna rağmen, sorun olmadığını bildiler!

Şikayet Var sisteminin de aslında sadece yasak savmakla meşgul olduğunu öğrendim bu sayede. Benden istedikleri tek şey, servislerinden ne kadar memnun kaldığımı belirtecek anket yanıtları oldu. Sorun takip etmek olarak algıladıkları tek şey bu demek!

Neyse!… Benim derdim erişim hızımın düşürülmesi değil. Ama bu işlemin, art niyetli bir gerekçeyle yapılıyor olması beni öfkelendiriyor. Benim her gün en az 10GB’lık dosya indirdiğimi iddia ediyorlar. Ve hiç bir kanıt, hiç bir gerekçe göstermeden…

Bundan sonra bu tür firmalarla kesinlikle çalışmamaya kararlıyım. Eskiden de böyle yapardım. Bana yanlış yapanı defterden silerdim. Ancak artık sadece bununla yetinmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bu tür firmaları afişe etmek te lazım!

Ne kadar etkili olurum bilemiyorum! Ama, elimden geldiğince diğer internet kullanıcılarını da uyarmaya devam edeceğim. Umarım sizler de buna katkıda bulunursunuz! Eğer benimkine benzer öyküleriniz varsa, lütfen siz de yazın.

Ahmet Aksoy

Jun 112014
 
1,365 views

Nerede Bu Uzaylılar Fermi Paradoksu

YAĞMUR – haiku 113
dolanır yağmur
serçe adımlarıyla
kaldırımlarda

İtalyan fizikçi Fermi‘nin betimlediği bu kavrama göre ortalama bir roket teknolojisi geliştirebilen zeki varlıkların galaksilerin yaşı dikkate alındığında tüm galaksileri şimdiye kadar çoktan kolonize etmiş olmaları gerekirdi. Peki ama o halde bu yaratıkları biz niye göremiyoruz?

uzaylılarDünya üzerinde insan ırkının ortaya çıkıp gezegenlerarası seyahat yapabilecek bir teknoloji geliştirmeleri 4 milyar yıllık bir süre sonunda gerçekleşti. Büyük patlamadan bu yana geçen zaman ise neredeyse 14 milyar yıl.

Çevremizde dünya-dışı zeki yaratıkları niçin göremediğimize ilişkin olasılıkları rasgele sıralayalım:

1- Evrende dünyadan başka biyolojik canlıların yaşayabileceği başka bir gezegen yoktur.
2- Canlılık, ancak bugünkü dünya koşullarına sahip gezegenlerde gelişebilir.
3- Dünyada insanların ortaya çıkması, tesadüfen, 4 milyar yıl gibi çok kısa bir sürede gerçekleşmiştir. Aslında gereken ortalama zaman çok daha uzundur.
4- Zeki varlıklar, evrene yayılmanın aslında doğru olmadığını düşünmüş ve buna kalkışmamışlardır.
5- Canlılık kavramı, bizim düşünebildiğimizden çok farklı biçimlerde olabilir. Aslında çevremizde bir sürü uzaylı zeki varlık bulunduğu halde biz onları algılayamıyoruz.
6- Çevremizdeki zeki varlıklar, bizi etkilememek amacıyla kendilerini kesin bir şekilde gizlemektedirler.
7- Dünya dışı zeki varlıklar aslında içimizdedir. Bizden farklı bir görüntüye sahip değillerdir.
8- Yıldızlararası yolculuklar için sadece yeterli hıza ulaşmak yeterli değildir. Diğer koşulların sağlanması için gereken süre çok daha fazladır.
9- Yıldızlararası yolculuk yapabilecek düzeye gelen zeki varlıklar, ulaştıkları teknolojiyi kullanarak kendilerini yok etmektedir.
10 – Yıldızlararası yolculuk yapabilecek düzeye gelen zeki varlıklar, teknolojiyi daha fazla geliştirmekten vazgeçmenin en doğru yaklaşım olduğunu farkedip uygulamaktadırlar.
11- Yıldızlararası yolculuk yapma isteği, taşıdığı risklerle karşılaştırıldığında göze alınamayacak kadar zayıf kalmaktadır.
12- Yıldızlararası yolculuklara kalkışabilecek ve bunu başarabilecek kadar dayanıklı canlılar yoktur.
13 – Evrenin yaşı, yıldızlararası yolculuklara kalkışabilecek ve bunu başarabilecek kadar dayanıklı canlıların evrimleşebilmesi için yeterli bir süre değildir.
14- Evrenin, galaksilerin ve dünyanın yaşı ile ilgili teorilerin hepsi yanlıştır. Dolayısıyla dünyadan başka yerlerde de zeki canlıların ortaya çıkabilme ve galaksiler arası yolculuklar yapabilmeleri için yeterli zaman geçmemiştir.
15- Bizler aslında kendini canlı zanneden sanal varlıklarız. Birileri bizimle istedikleri gibi oynuyor. Belkide şimdi merakımızın iyice artmasını bekliyorlar.
16- Uzay yolculuklarına ilk çıkan ve daha zeki olan canlılar, sonrakilerin denemelerini sabote etmekte ve aşırı kolonizasyonu engellemektedirler.
17- Aslında yaşam koşullarının oluşması için gereken zaman 4 milyar yıl değil, 14 milyar yıldır. Çünkü bildiğimiz yaşam için gereken tüm atomların oluşumu için bu sürenin tamamı gerekli olmuştur. Dolayısıyla bütün zeki varlıklar ancak bu aralar yola çıkacaklardır.
18 – Yola çıkan zeki varlıklar yeni yerleşim yerleri bulamadan yok olmuşlardır.
19 – Bizim için “değerli” olan dünya koşulları, hatta samanyolu galaksisi, diğer dünya dışı canlıların dikkatini çekecek hiç bir özelliğe sahip değildir.
20 – Fermi’nin varsayımları yanlıştır. Yaşamın var olabileceği koşullar çok enderdir. Böyle bir gezegenden bir başkasına gidebilmek pratik olarak mümkün değildir. Bu yüzden herkes kendi evinde oturup, yıldızlara bakarak iç geçiriyor.

Fermi’den 10 yıl sonra, 1961 yılında radyo astronomu Frank Drake, evrendeki yaşam olasılığını hesaplayan formülünü geliştirdi. Formül şu şekildeydi:

N = R* . fp . ne . fl . fi . fc . L

R* : 1/yıl (bir yılda oluşan yıldız sayısı)
fp: 0.2 – 0.5 (Bir yıldızın gezegen sahibi olma olasılığı)
ne: 1-5 (gezegeni olan yıldızlardaki yaşam olasılığı içeren gezegen sayısı)
fl: 1 (bunlardan %100 yaşam geliştirecek gezegen sayısı)
fi: 1 (bu gezegenlerden zeki yaşam geliştireceklerin sayısı)
fc: 0.1 – 0.2 (haberleşme kapasitesine sahip olanların olasılığı)
L: 1000 – 100,000,000 yıl (bu toplulukların olası yaşam süresi)

Belirsizlikleri de dikkate alan, Drake Samanyolu Galaksisinde 1000 ila 100 milyon civarında akıllı yaşam olabileceğini öngördü.

Parametrelerin karamsar değerleri kullanıldığında
N=8*10-20 (pratik olarak 0)
sonucu elde edilirken, iyimser değerler kullanıldığında
N= 36.4 milyon
gibi oldukça büyük bir rakama ulaşılıyor.

2003 yılında Michael Crichton, Drake formülünün kullandığı parametrelerdeki büyük belirsizlikler nedeniyle elde edilen sonuçların hiç bir şey ifade etmediğini öne sürdü.

Kısacası, Fermi paradoksu hala varlığını sürdürüyor. Bu belirsizliğe karşın SETI projesinin, dünya dışından gelen elektromanyetik ışınımların yakalanması için sürdürdüğü çalışmalarını aksatmaya hiç niyeti görünmüyor.

ahmet aksoy

http://en.wikipedia.org/wiki/Fermi_paradox
http://en.wikipedia.org/wiki/Drake_equation
http://www.seti.org/

Jun 092014
 
1,125 views

Yapay Zeka ve Evrimdeki Yeri

İlk kez Buckminster Fuller tarafından vurgulanan “Bilginin İkiye Katlanma Eğrisi” (Knowledge Doubling Curve) verilerine göre 1900 yılına kadar insanlık tarafından toplanmış ve geliştirilmiş olan bilgi miktarının iki katına çıkması için bir asırlık bir zamana ihtiyaç duyuluyordu. İkinci Dünya Savaşının sonu itibariyle bu süre 25 yıla düştü. Günümüzde ise bu tür genellemeler yapmak giderek zorlaşıyor. Çünkü değişik alanlardaki bilgi değişim oranları arasında önemli farklılıklar görülüyor. Örneğin nano-teknoloji için bu süre iki yılı bulurken, klinik çalışmalarda gereken süre sadece 18 ay. Bunların da ortalamasını alırsak insanlık bilgi birikiminin ikiye katlanması için toplam 13 aylık bir süre yeterli görünüyor. IBM’e göre bütün bu bilgi artışı internet ağı üzerinden gerçekleştiğinde, ikiye katlanma süresi 12 saate kadar düşmüş olacak.

Bilgi miktarının bu denli hızlanarak devam etmesi, sözkonusu bilginin bir yandan depolanması, bir yandan da işlenmesi için gerekli yeni teknolojilere ihtiyaç duyuyor.

2013 yılında yapılan hesaplamalara göre o dönemdeki internetin kapasitesi 5 milyon terabyte olarak belirlenmiş ve Google, bu bilginin sadece 200 terabayte’lık kısmını endeksleyebilmiş. Yani % 0.004 (yüz binde dört).

datadeluge-infographic

(http://www.industrytap.com/3950/datadeluge-infographic )

Dolayısıyla big brother‘ın işi de giderek zorlaşıyor. Her şeyden haberdar olabilmek için, daha fazla yatırım yapmak zorunda. Üstelik tek başına yatırım yeterli değil. Veri akışını da sağlamak lazım. Facebook ve google gibi sistemlerin asıl işlevi bu. İnsanlar genel, kişisel ve hatta mahrem bilgilerini bu sistemlere kendileri aktarıyor ve gönüllü olarak veri sağlama işlevini üstleniyorlar. İnternet, modern teknolojik toplumun sinir ağı sisteminin omurgasını oluşturuyor.

Ham veriyi elde etmek ve hatta onu depolamak yeterli değil. Onu işlemek ve yorumlamak ta gerekiyor. İşte bu, çok daha büyük bir sorun.

Bizim gibi pilot ülkelerde bu sorunu aşabilmek için yasaklar gündeme getirilmeye çalışılıyor. Erişim ağlarını daraltıp kısıtlayarak, kontrol edilebilir hale getirmeye çalışmak. Ama genel olarak bu sistemler o kadar yaygın hale geldi ki, dayatılan yasaklar, sistemin kendi işlevlerini de önemli ölçüde aksatıyor. O yüzden, uygulanabilir değil.

Sistemin izinsiz bilgi edinme ve gerektiğinde kısıtlama taleplerinin çözümü, bana kalırsa, ancak yapay zeka ile sağlanabilir.

Son bulgulara göre ortalama bir insan beyninde yaklaşık 100 milyar sinir hücresi ve her bir sinir hücresinin de binlerce bağlantı kurma kapasitesi var. Bunlardan yola çıkarak ortalama bir insan beyninin saklayabileceği bilgi miktarının bir kaç milyar petabyte düzeyinde olduğu söyleniyor. Bu da gösteriyor ki, uluslararası teknolojik kapasitemizin tümünün tek bir insan beyninin kapasitesiyle kıyaslanması bile hala zor. Buna rağmen, aradaki açık astronomik bir hızla kapanıyor. Nano-teknolojide olağanüstü gelişmeler var. Elektronik devrelerde elektron seviyelerine inildi. Bilgisayarlarımızın hala ikili taban teknolojisine göre çalışıyor olması en büyük kısıtlarımızdan biri. Yakın bir gelecekte bunun da aşılması olası. Yapay zekanın önü de asıl o zaman açılacak.

Ancak o noktaya gelindiği zaman yapay zeka mekanizmalarının insanlara gereksinimi olup olmadığını tartışmaya başlaması da bir başka kaçınılmaz gerçek. Asimov’un 3 robot yasası bu konuda ne kadar başarılı olur, bilemiyorum.

Açıkçası, insanoğlunun bir üst varlığa -büyük olasılıkla elektronik temelli / solid state- bir forma dönüşmesi de mümkün. Böyle bir gelişme, yeni bir uygarlığın insanoğlunun biyolojik zayıflıklarından kurtularak uzaya yayılabilmesinin de önünü açabilir.

Bu konularda fazla karamsar olmamak lazım. Bütün bunların kaçınılmaz olarak yaşanacağını bilmek zorundayız.

Bütün bu gelişmeler toplumsal genetiğin yapıtaşlarının, yani memlerin denetimindedir ve öyle olmaya devam edecek. Toplumsal evrimleşmenin kural ve koşullarını şimdiki beyin yapımızla kavrayabilmemiz bence mümkün değil. Bu konudaki yorumları ileride, bize kıyasla çok daha gelişmiş durumdaki yeni yaşam formları yapacaklar.

ahmet aksoy

Notlar:
kilo: 1000
mega: 1000 * kilo
giga: 1000 * mega
tera: 1000 * giga
peta: 1000 * tera
exa : 1000 * peta

Kaynaklar:
http://www.industrytap.com/knowledge-doubling-every-12-months-soon-to-be-every-12-hours/3950
http://epoq.wikia.com/wiki/Knowledge_doubling
http://www.glennbeck.com/2014/04/07/will-human-knowledge-soon-have-the-power-to-double-every-12-hours/

Nov 302013
 
1,126 views

Gamet Group Bülteni Yayın Hayatına Başladı

Gamet Group Bülteni Yayın Hayatına BaşladıGamet, bildiğiniz gibi esas itibariyle Gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren bir firma.

 Bu güne kadarki çalışmalarımız sırasında yaptığımız gözlemler ve elde ettiğimiz deneyimler, sektörümüzün içinde bulunduğu etik koşullara bağlı olarak müşteri ilişkileri, farkındalık, iletişim, etkin öğrenme gibi konularda hem kişisel hem de kurumsal eğitime duyulan büyük bir ihtiyacı ortaya çıkardı. Bu ihtiyaç her geçen gün daha da büyüyor.

İşte bu nedenle, yeni çalışma döneminde hem mesleki, hem de kişisel ve kurumsal gelişime yönelik birikimlerimizi “Gamet Group Bülteni” adı altında sizlerle paylaşmaya karar verdik.

Sizler, yani bu sektörün emekçileri, bu toz-duman içinde hem ekmeğini kazanmanın peşinde olup, hem de haysiyetinden ödün vermemek için direnen arkadaşlarımız..

Sizler, yani güvenilir danışmanlara ihtiyaç duyan küçük ya da büyük mülk sahipleri…

Sizler, yani birikimlerini sağlıklı ve namuslu bir şekilde değerlendirmek isteyen yatırımcılar…

Sizler, yani kısıtlı bütçeleriyle ay sonunu getirmek için ekonomi cambazı haline gelen kiracılar…

Sizler, yani herkes…

Gamet Group Bülteni‘nde, web sitelerimizde yayınlamakta olduğumuz bazı yazı ve görselleri, gayrimenkul haber ve yorumlarıyla harmanlayıp PDF formatında bir araya getirdik.

Böylece hem gayrimenkul sektörüne, hem de kişisel gelişim ve farkındalık konusuna yönelik bir çok belge görsel bir çerçevede bir araya gelerek kaynaştı.

Şimdilik bu bülteni aylık olarak yayınlamayı planlıyoruz. Ancak talebe veya ihtiyaçlara bağlı olarak arada sürprizler yapabiliriz. Böylelikle yeri geldiğinde çok daha sık aralıklarla ve daha yoğun bir içerikle sizlerle buluşmamız mümkün olabilir.

Çevremizde gözlediklerimiz, ekonomik gidişatın seyrine bakarak sezdiklerimiz, yerli ve yabancı kaynaklardan derlediğimiz bilgiler bu bültende yer alacak.

Bültenimiz, aslında hepimizin bildiği, ama farkındalık sınırlarımızın dışında kalmış küçük ayrıntıları dile getirecek.

Sizlere bir nebze de olsa bir şeyler anımsatabilir, bir bilgi iletebilir, ya da bazı duygu ve düşüncelerin fitilini ateşleyebilirsek ne mutlu bize…

Hem bilginin hem de duyguların paylaşıldıkça büyüdüğüne inanıyoruz. Eğer siz de bu inancımızı paylaşıyorsanız, birlikte çok güzek şeyler yapma şansını yakalayabiliriz.

Önerilerinizi, eleştirilerinizi, bilgi ve düşüncelerinizi bizimle paylaşın.

Bültenimize http://www.gamet.com.tr/bultenbasvur adresinden üye olabilirsiniz.

Eski ve yeni bültenlerimizi  http://gametgelisimbulten.wordpress.com adresinden indirebilirsiniz.

Bize eposta ile ulaşmak isterseniz,gelisim@gamet.com.tr veya ahmetaksoy@gamet.com.tr adreslerini kullanabilirsiniz.

İlk bültenimizi indirmek için burayı tıklayın: http://www.gamet.com.tr/bultenler/gametgroup-01.pdf

Katılımınızı ve katkılarınızı bekliyoruz.

Gamet Group

Aug 032013
 
1,714 views

Eski Yazı Türleri

İnsanlık tarihi boyunca, çeşitli uygarlıklar tarafından pek çok yazı sistemi geliştirilip kullanılmış.

Bunlardan bazıları tamamiyle yok olmuş.

Bazılarına ait ufak tefek örnekler var ama, hala çözülememiş. (Girit Hiyeroglifleri, Olmec Yazıları, vb)

Crete_-_Phaistos_disk_-_side_A

Girit Phaistos Diski A yüzeyi

Bilinen yazı sistemlerinin çoğu balmumu veya kil tabletler, taşlar, ağaç kabukları, bitkiler, hayvan derileri, hayvan kabukları gibi nesnelerin üzerine işlenmiş. Buna karşın, İnkalarınki gibi iplikler ve düğümlerle gerçekleştirilmiş yazı sistemleri de var. Bunların dışında, tamamiyle ortadan kaybolan ve dayanıklı malzemeler kullanmadıkları için geriye kalıcı izler bırakmayan uygarlıklar da olabilir.

Yazıları oluşturan işaretler bazan kabartmalar halinde, bazan oyma yapılarak oluşturulmuş. Bazan da boya veya mürekkep kullanılarak, fırça veya özel kalemlerle uygulanmış.

Öyle görünüyor ki, ilk yazılı kayıtlar ağırlıklı olarak sahip olunan ya da bir başka yere veya kişilere aktarılan arazi, hayvan, tahıl gibi malların sayımlarını içeriyor. El ve ayak parmaklarının toplamından daha fazla miktarların ortaya çıkışı, bu kayıt sistemlerini de zorunlu hale getirmiş olmalı.

Bütün bu gelişmelerin yerleşik düzene geçişten sonra ortaya çıkmış olması da çok mantıklı. Avcılık ve toplayıcılıkla geçinen toplumlarda kayıt tutma gibi gereksinimlerin önemli bir zorunluluk haline dönüşmesi gerekmemiş olabilir. Ancak yerleşik düzene geçtikten ve çiftçiliğe ve hayvan üretimine başladıktan sonra bu konu birdenbire çok önem kazanmış olmalı. İhtiyaç fazlası ürünlerin saklanması ve giderek meta haline dönüşmesi de önemli.

Bilinen en eski balmumu tablet 1986 yılında Kaş yakınlarındaki Uluburun’da bir gemi batığından çıkarılmış. Ait olduğu dönem MÖ 1400.

397px-Linear_B_Musée_archéologique_de_Mycènes

Balmumu Tablet -Linear_B_Musée_archéologique_de_Mycènes

Sümerler MÖ 3000 yıllarında kil tabletlerin üzerine piktogramlarla yazı yazmaya başladılar. Bu yazı biçimi zamanla çivi yazısına dönüştü.

Eski Mısırlıların kullandığı hiyeroglif yazısı da bir tür piktogramdır. Hiyeroglifler taş oymacılığının yanısıra papirüsler üzerine uygulandı.

İnkaların iplik-düğüm sistemi kipu hala gizemini koruyor. Sayısal kayıtlar çoğunlukla çözülmüş olsa da, farklı bilgiler içerdiği düşünülen ve hala çözülememiş olan kipu örnekleri de var. Bu sisteme ait sayısız kaynağın İspanyol sömürgeciler tarafından “kutsal bilgiler içerdiği” gerekçesiyle imha edildiği belirtiliyor.

Hiyeroglif örneği

Mısır Hiyeroglif Yazısı

İnka Kipu

İnka Kipu

Bir sonraki yazımda modern alfabenin ortaya çıkış serüvenini ele almaya çalışacağım.

Ahmet Aksoy

Dipnot: Paranın ortaya çıkışı, yazıdan daha önce olmalı diye düşünmüştüm. Oysa, öyle değilmiş. Para yerine geçen küçük salyangoz kabukları ilk kez Çin’de kullanılmaya başlanmış (MÖ 1600). Bu tür kabukların Afrika’da kullanımı 20. yüzyıla kadar devam etmiş. Akdeniz ve Ortadoğu bölgelerinde ise buğday, arpa ve sığır para yerine kullanılmış. Bildiğimiz altın ve gümüş paralar ise MÖ 600 yıllarında Efes civarında ortaya çıkmış.

Kaynakça:

http://mentalfloss.com/article/12884/7-ancient-writing-systems-havent-been-deciphered-yet
http://www.jamesrobertson.com – History of Money
http://en.wikipedia.org/wiki/Wax_tablet
http://en.wikipedia.org/wiki/Quipu
https://en.wikipedia.org/wiki/Hieroglyph
(526 kez okundu)

Jul 282013
 
744 views

Yazının Evrimi

Hızlı okuyabilmek için, öncelikle okunabilecek yazılı kaynaklara sahip olmamız gerekiyor. Sizin de bu konuyu merak etmiş olacağınızı düşünerek, yazının ortaya çıkışıyla ilgili küçük bir derleme yaptım.

Bilinen en eski yazılı kayıtlar 5 bin yıl öncesine ait. Bulundukları yer, Mezopotamya. Bu kayıtlar daha çok vergiler, yiyecek stokları ve satış sözleşmeleriyle ilgili.

Aslına bakarsanız, insanlar tarafından oluşturulan görsel işaretler 200 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Afrika ve Avrupanın farklı bölgelerindeki mağaralarda bulunan mağara resimlerinden en görkemlilerini Güney Fransadaki Lassaux Mağaralarında görmek mümkün.

Lassaux Mağaraları

Lassaux Mağaralarından bir duvar resmi

Wikipedia, Paleolitik döneme ait bu mağara resimlerinin yaklaşık 17,300 yıllık olduğunu belirtiyor.

Ancak bu resimleri yazı kavramıyla bütünleştirmek pek mümkün değil. Yine de insanların görsel imajlar oluşturma ve kaydetme yeteneğinin çok eskilere dayandığını söyleyebiliriz.

Yaklaşık olarak M.Ö. 4000 yıllarında Mezopotamya bölgesine yerleşen Sümerler, yepyeni bir toplumsal örgütlenme ve ekonomik sistemi hayata geçirdiler. Bu döneme ait kil tabletlere işlenmiş ve pictogram olarak tanımlanan işaretleri “yazı” olarak tanımlamamız mümkün. Çünkü bu kil tabletler sayesinde bilginin kalıcı olarak taşınılabilmesi mümkün oldu. Bu yazı tipi daha sonraları uygulaması daha kolay “çivi yazısı” haline dönüştü.

Sümer Kil tablet

Sümer Kil Tablet Alıntı: Google

Sümer Kil Tablet (Jursa Tablet) Alıntı:  http://reinep.wordpress.com/

Sümer Kil Tablet (Jursa Tablet) Alıntı: http://reinep.wordpress.com/

Mısır hiyeroglifleri, Sümerlerin çivi yazılarına karşın daha estetik unsurlar içeriyor. Mısırlılar, kayıt sistemlerinde renk kullanmayı da ihmal etmediler.

Bazı araştırmacılar hiyeroglifin çivi yazısını temel alarak geliştiğini söylese de, bazıları bu yazının çivi yazısından tamamiyle bağımsız olarak geliştiğini ileri sürüyor.

Hiyeroglif yazı sisteminin gelişmesinde papirüs kağıdının kullanımı çok büyük önem taşımaktadır. Bu kağıt sayesinde taşınabilirlik ve kullanım kolaylığının artışı hiyereglif sisteminin o dönemde bölgesel bir standart haline dönüşmesine yol açtı.

Mısırlılar bilgi iletişiminde hem sözcüklerden hem de resimlerden yararlandılar. Ölümden sonraki yaşama olan inançları, sonraki yaşamda ölülere yardımcı olması için hazırlanan belgelerin ölüyle birlikte gömülerek korunabilmesini sağladı. Böylece bir çok belgenin binlerce yıl sonrasına bozulmadan aktarılabilmesi mümkün oldu.

Yazının ve yazıda kullanılan araçların tarihsel evrimini kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Dönem Tür Bölge Ortam Araç Yöntem
MÖ 4000 Piktogram, erken çivi yazısı Mezopotamya Islak kil tablet Sivri uçlu ahşap kalem Islak kil üzerine işleyip pişirme
MÖ 3000 Hiyeroglif Mısır Papirüs Fırça, boya, mürekkep Fırça ile yazma ve boyama
MÖ 2500 Çivi yazısı İndus vadisi Kil tablet Sivri uçlu sert kalem Pişmiş tablet üzerine oyma
MÖ 1500 Sanskritçe Hindistan Lifli ve dayanıklı yapraklar Sivri kalem, boya Önce kalemle çizikler yapılıyor, sonra boyanıyor ve yüzey temizleniyor
MÖ 300 Seramik, duvar, ahşap ve taş oyma Sert sivri kalem, fırça, boya, mürekkep Çeşitli teknikler
MÖ 200 Avrupa ve Orta doğu Parşömen Fırça, boya, mürekkep Kalem ve fırça ile yazı
MÖ 200 Çin Yapraklarla oluşturulan kağıt Kalem, mürekkep Kalem ve fırça ile yazı
MS 200 Çin İpek üzerine ahşap baskı Oyma aleti, boya, mürekkep Elle çok kopyalı baskılar
MS 700 Çin Kağıt üzerine ahşap baskı Oyma aleti, boya, mürekkep Elle çok kopyalı baskılar
MS 1000 Çin Bağımsız matbaa harfleri Boya, mürekkep Kilden bağımsız harfler
MS 1440 Avrupa Matbaanın icadı Boya, mürekkep Kurşundan harf kalıpları
MS 1867 Dünya Daktilonun icadı Boya, mürekkep Kişisel yazının hızlanması
MS 1960 Dünya Bilgisayar yazıcıları Mürekkep Elektro-mekanik işlemler
??? Dünya İnternet İnteraktif İletişim Araçları Elektronik

Aslında yazıyı “kopyalanabilen ve saklanabilen ortak bilgi paylaşım aracı” olarak tanımlarsak, sinema ve videoyu da işin içine katmak çok yanlış olmayacaktır. Örneğin, yüzlerce sayfalık bir roman, bu araçlar sayesinde hem görsel, hem de işitsel olarak ve herkesin kolaylıkla kavrayabileceği bir biçime dönüştürülerek “hızlı okunabilmesi” sağlanıyor.

Zaten, hızlı okuma yaptığımızda, bizler de aldığımız bilgileri zihnimizde hareketli görsel imgeler haline getiriyor ve onları birbiriyle ve eski bilgilerimizle ilişkilendirerek hızlandırıyoruz.

Kısacası yazının evrilmesinin bittiğini söylememiz olanaklı değil. Daha önümüzde holografik iletişim aşaması var. Daha sonrasında ne olur? Genetik kodlama mı?

Ahmet Aksoy

Kaynakça:

  • The History of Writing: Introduction to 7th grade language arts program, Donna Kasprowicz.
  • History of the Western European Alphabet, Judy Ross
  • Writing: The Invention And Uses Of Early Scripts, Dr. Peter J. Brand

(472 kez okundu)

Jul 262013
 
1,080 views

Hızlı Okuma ve Kitaplar Konusunda Kimler Ne Demiş?

Tarih boyunca düşünürler, yazarlar, sanatçılar okumanın önemini vurgulamışlar hep. İşte bunlardan küçük bir demet.

kitaplar

  • “Ben bir hızlı okuyucu değilim. Ben bir hızlı anlayıcıyım.” – Isaac Asimov
  • “Yeni araştırmalar gösteriyor ki göz-beyin sisteminiz, ilk başta sanıldığından binlerce kez daha karmaşık ve güçlüdür. Ve bu kapasitenin meyvalarını uygun bir eğitimle kolayca toplayabilirsiniz.” – Tony Buzan
  • “Bir hızlı okuma kursuna gittim ve Savaş ve Barışı yirmi dakikada okudum. Konu Rusyada geçiyordu.” – Woody Allen
  • Oku, oku, oku. ~ William Faulkner
  • Yaşamak için oku. ~ Gustave Flaubert
  • Bir yazar bir kitabı sadece başlatır. Onu okuyucu bitirir. ~ Samuel Johnson
  • Eğer bunu okuyorsan, bir öğretmene teşekkür etmelisin. ~ Anonim Öğretmen
  • Vücut için idman neyse, zihin için okumak odur. ~ Joseph Addison
  • Kitap çepte taşınan bir bahçe gibidir ~ Çin atasözü
  • Bunlar kitap değil, raflarda yaşayan zihinlerdir. ~ Gilbert Highet
  • Yaratıcı yazma gibi yaratıcı okuma da vardır. ~ Ralph Waldo Emerson
  • Ben bir kitabı başkalarından iki kat hızlı okurum. Önce başlangıcını okurum, sonra sonlarını okurum ve sonra ortasından başlar ve en çok beğendiğim yöne doğru okurum. – Gracie Allen
  • Ben hep cennetin bir tür kütüphane olduğunu hayal etmişimdir. ~ Jorge Luis Borges
  • Eski paltonu giy ve yeni bir kitap al. ~ Austin Phelps
  • Bir kitap hakkında asla filmine bakarak karar verme. ~ J. W. Eagan
  • Bilimde en yeni kitapları okumayı tercih et. Edebiyatta en eskileri. Klasikler her zaman moderndir. ~ Lord Edward Lytton
  • Okumak güzel bir yaşamın temel araçlarından biridir. ~ Mortimer J. Adler
  • Kitapsız bir oda ruhsuz bir bedene benzer. ~ Marcus T. Cicero
  • “Hızlı Okumadaki erken gelişmelerin izleri, (20.) yüzyılın başlarındaki, normal okuma hızları yetersiz kalan okuyucuları çaresiz bırakan basım patlamasına kadar sürdürülebilir.” – Tony Buzan
  • Elime biraz para geçtiğinde kitap satın alırım; yine de bir şeyler artarsa yiyecek ve giysi alırım. ~ Desiderius Erasmus
  • Kütüphane kartımı aldığımda, işte o zaman yaşamaya başladım. ~ Rita Mae Brown

Gamet Gelişim 

Jul 192013
 
612 views

Rasimpaşa Gönüllüevi Hızlı Okuma Atölyesi Bu Hafta Tamamlandı

Rasimpaşa-8

Rasimpaşa-7

Üç haftalık bir çalışmayı geride bıraktık.

Buram buram terlerken ders anlatmak her zaman pek keyifli olmuyor; ancak katılımcıların gözlerindeki prıltıları görünce her şeyi unutuyorsunuz.

Bu atölyede de öyle oldu!

Bu kısıtlı çalışmanın sonucunda okuma hızını üç katına çıkaran da oldu. Ancak asıl önemli olan, bu seviyeleri korumayı da başarabilmek.

Hızlı Okuma bir davranış biçimidir. Eski okuma alışkanlıklarınızı kaldırır, yerine, yenisini koyarsınız. Bu tür alışkanlıklar kas sistemimize benzer. Düzgün kullanmaz, asgari özeni göstermezseniz; zayıflar ve gücünü yitirir. Bu konuda alacağınız en etkin önlem, Hızlı Okuma alışkanlığını sürekli kullanarak etkin halde tutmaktır.

Katılımcılarımızdan bazılarının başlangıç seviyelerini ve ulaştıkları yeni seviyeleri gösteren çizelgemiz aşağıda. Tabloda doğum yılları da var. Yaş azaldıkça artan verimlilik artışını kolayca görebilirsiniz.

Hızlı Okuma Çizelgesi

Üç haftalık bu atölyedeki katılımcılarımız, atölye dışında yapmaları gereken zorunlu ödevleri zamanında tamamlamak konusunda biraz da olsa zorlandılar. Buna rağmen elde ettikleri hız artışı, kayda değer.  Hepsini içtenlikle kutluyorum.

BU KAMPANYA SONA ERMİŞTİR

Kendi ofisimizde düzenleyeceğimiz yeni Hızlı Okuma ve Etkin Öğrenme Atölyemizde ek ödev gereksinimini ortadan kaldırarak bu etkeni de aşmayı planlıyoruz.

%83 promosyonlu bu Hızlı Okuma – Etkin Öğrenme kampanyamız Ağustos-Eylül aylarınını kapsayan 4 haftaya yayılıyor. Atölye çalışmaları haftada 5 gün ve günde 2 saat olarak gerçekleştirilecek. Böylece toplam etkin atölye çalışması 40 saati buluyor.

Çıtayı yükselttik. Sizleri de bekliyoruz.

Gamet Gelişim

 

Rasimpaşa-9

Dikkat! Bu kampanya sona erdiği için yukarıda verilen süre ve fiyatlar artık geçerli değildir. Bilginize…

(252 kez okundu)

Jan 202013
 
1,313 views

8-15 Yaş Grubundaki Öğrenciler için Hızlı Okuma ve Başarı Atölyesi

BU KAMPANYA SONA ERMİŞTİR

8-15 Yaş Grubundaki Öğrenciler için Hızlı Okuma ve Başarı Atölyesi

Yarıyıl tatilini değerlendirmek isteyenler için yeni bir çalışma programı hazırladık.

Bu programda 8-15 yaş grubundaki öğrenciler için Hızlı Okuma, Etkin Ders Çalışma, Kendine Güven ve Başarı konuları yer alıyor.

Bu amaçla, iki haftalık zaman dilimi için, haftada 3 gün ve günde iki saatlik atölyeler oluşturduk. Toplam  12 saatlik atölye çalışmamız ağırlıklı olarak Hızlı Okumaya yönelik olsa da, Etkin Ders Çalışma ve Kendine Güven konularıyla ayrıca pekiştirilecek. Böylece,  Başarıya ulaşmanın önemli ipuçları atölye katılımcılarımızla paylaşılmış olacak.

Çocuklara yönelik Hızlı Okuma eğitimleri, yetişkinlere göre olanlara kıyasla çok daha fazla emek ve enerjiye gereksinim duyuyor. Buna rağmen, 2013 yılı promosyon çalışması kapsamında bu çalışmanın ücretini de toplam 250TL ile sınırladık. Bu atölyenin asıl fiyatı kişi başına 1500TLdir. Dolayısı ile 1250TLlik bir indirim sözkonusu.  Yani promosyon oranımız %83 seviyesinde.

Çocuklarının geleceğine yatırım yapmak isteyen ebeveynlerin, sadece yarıyıl tatili için geçerli olan bu fırsatı değerlendirmelerini umuyoruz.

Dikkat! Bu kampanya sona erdiği için yukarıda verilen süre ve fiyatlar artık geçerli değildir. Bilginize…