?> bilinçaltı arşivleri - Kişisel Gelişim
Feb 052017
 
487 views

Enerji Detoksu

Kim olursak olalım, nereden gelirsek gelelim, bizi asıl şekillendiren şey, yaşadıklarımızdır. Genetik yapımız ve fiziksel varlığımız geçmişte yaşadıklarımızla biçimlenir ve şu an içinde bulunduğumuz fiziksel ve ruhsal kişiliğimizi oluşturur.

Enerji Detoksu

Hepimizin hem artıları, hem de eksileri vardır. Eğer bunların farkına varırsak artılarımızı koruyup geliştirebilir; eksilerimizi düzeltebiliriz. Aksi halde, zamanın akışı bizi sürekli yıpratır, oradan buraya savurur durur.

Pek çok sorunumuz, yaşadığımız olumsuzlukları “şimdiye” taşımakta olmamızdan kaynaklanır. Boyutu ne olursa olsun, eski travmaları bir kambur gibi sırtımızda taşırız. Oysa böyle yapmak zorunda değiliz. Asıl yapmamız gereken, eskiyle yüzleşip, herşeyi yerli yerine koymaktır.

Özellikle çocukluk döneminde yaşanan travmalar, tüm yaşantımız boyunca etkili olur. Eğer bunun farkına varıp gerekli yüzleşmeyi gerçekleştirebilirsek, geçmişte kalan o olaylar sadece basit birer anıya dönüşür ve sırtımızdaki yükü hafifletir.

Enerji detoksu, bu tür yüzleşmeleri kolaylıkla gerçekleştirmemizi sağlar. Amaç, zihnimizdeki olayları duygusal bağlantılarını zayıflatmaktır. Yüzleşme budur. Bunu gerçekleştirdiğimizde, yaşanmış travmatik olaylar, korkular, endişeler sıradan birer anıya dönüşür. Onları anımsadığımızda korku, öfke, panik gibi olumsuz duygusal etkiler yeniden canlanmaz ve bizi rahatsız etmez. Herşey yerli yerine oturur.

Enerji Detoksu da EFT (tepeleme) yöntemi gibidir. Onda da dokunuşlar kullanılır. Olumsuzlukların derecelendirilmesi ve değerlendirilmesi aynı şekilde yapılır. Olumlu geri dönüşler onda da olağanüstüdür.

Önümüzdeki günlerde, EFT’nin yanısıra Enerji Detoksu uygulamalarına da başlayacağız.

Korkularınızdan, kronik kaygılarınızdan, yaşam kalitenizi olumsuz şekilde etkileyen problemlerinizden kurtulmak istiyorsanız, bize ulaşın.

Ahmet Aksoy

Apr 252014
 
1,409 views

Olumlamalarla Beyninizi Programlayabilirsiniz

Shad Helmstetter’in “İçe Dönük Konuşmanın Gücü” isimli kitabını yeniden okudum. Bu tür okumaları, belli aralarla tekrarlamakta yarar var.

Helmstetter, istenen sonuçların elde edilmesi için öncelikle kişinin kendisini olumlu bir şekilde programlamasını ve bunu da “İçe Dönük Konuşma” yöntemiyle yapmasını öneriyor. Bu düşünceye katılıyorum. Çünkü bu yöntem, kişinin özgür iradesini kullanabilmesini; dolayısıyla seçimlerini bilinçli olarak yapabilmesini sağlıyor. Oysa gizli bilinçaltı telkin (subliminal messaging), hipnoz ve NLP gibi araçlar kullanıldığında kişiler, bir başkasının yönlendirmesine maruz kalıyorlar. Şahsen bunu –özel durumlar dışında- doğru bulmuyorum.

İçsel Konuşma (İçe Dönük Konuşma yerine artık bunu kullanacağım) yönteminde ise kişi, kendi bilinçaltına gönderdiği programlama cümleciklerini öncelikle kendi bilinç süzgecinden geçirebiliyor. Bu nedenle bu yaklaşım hem daha sağlıklı, hem de daha etik.

Arzulanan sonuçları elde edebilmek için gereken davranış zinciri,
1- Bilinçaltının programlanması ile inançların oluşturulması,
2- İnançların tutumları belirlemesi,
3- Tutumların duyguları yönlendirmesi,
4- Duyguların davranışları yaratması ve
5- Davranışların sonuçlara yol açması
şeklinde çalışıyor.

Bu etkileşim zinciri, ana karnındaki bebeğin iç ve dış sesleri algılamaya başladığı andan itibaren devrede. Annenin kalp atışları, çevredeki konuşmalar, müzik sesleri biyokimyasal bir öğrenme ve şartlanma (programlanma) sürecini başlatıyor.

Kişisel yazılımlarımızın bir kısmı genlerimizde kodlanmış olarak mevcuttur ve bu kodların oluşturduğu temel program, bir bilgisayarın işletim sistemi gibidir. Bu işletim sistemi, içinde yer aldığı yapıyı -bilgisayarı, vücudu- ayakta tutabilmenin ana koşullarını sağlayan temel denetimleri yapar ve birbirinden bağımsız parçaların eşgüdüm içinde yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlar. Bu işletim sistemine –genetik kodlamaya- müdahale etmek günümüz teknolojisi ile henüz çok kolay görünmüyor. Ancak, bu konuda çok ciddi bilimsel çalışmalar yapılmakta olduğunu da biliyoruz.

Bizleri bitkisel hayattaki bir hücre yığınından farklı hale getiren asıl programlar ise genlerimizde yazılı olanlar değil, sonradan edindiğimiz ve –şimdilik bildiğimiz kadarıyla- bilinçaltımızda, beynimizin belli bölgelerinde depoladığımız programlardır.

Genetik kodlarımızı değiştirmek her ne kadar zor olursa olsun, davranış kodlarımızı değiştirmek o kadar zor görünmüyor. İşin asıl zor tarafı, eski kodları etkisiz hale getirmek. Çünkü o kodların pek çoğu uzun yıllar boyunca beynimize, bilinçaltımıza kazınmış, kemikleşmiş kodlar. Buna rağmen dikkatle ve özenle sürdürülecek sistemli bir çalışma ile bu zorluğun üstesinden gelmek mümkün. Bu tür bir çalışmanın en az 21 gün aksatmadan sürdürülmesi öneriliyor.

İşte İçsel Konuşma yöntemi burada devreye giriyor. İçsel Konuşma basittir, kolay uygulanır, kişiseldir ve dolaysızdır.

İçsel Konuşma yönteminde Olumlama cümlelerinin oluşturulması sırasında bazı küçük ama önemli ayrıntılara dikkat edilmesi gerekli:

1- Cümleler geniş veya şimdiki zamanda olmalıdır
2- İfadeler açık, anlaşılır ve kesin olmalıdır
3- Yan etki yaratacak unsurlar içermemelidir
4- Kullanımı kolay olmalıdır
5- Uygulanabilir olmalıdır
6- İfadeler kişisel ve dürüst olmalıdır
7- En iyiyi istemelidir
8- Olumlu, yapıcı ifadeler içermelidir
9- Özne olarak birinci tekil ve/veya ikinci tekil şahıs kullanılmalıdır

Bu nedenle iyi bir İçsel Konuşma (olumlama), mümkünse kişinin kendi sözcükleriyle oluşturulmalı; kesinlikle muğlak, anlamı bilinmeyen, kafa karışıklığı yaratabilecek sözcükler içermemelidir. Tüm ifadeler yalın ve açık olmalıdır. Olabildiğince kısa ve anlaşılır cümleler kullanılmalıdır.

Örneğin:

Ben planlıyım.
Sen planlısın.

Ben, hayatımın kontrolünü elimde tutarım.
Sen, hayatının kontrolünü elinde tutarsın.

Ben zamanımı verimli harcarım.
Sen zamanını verimli harcarsın.

Ben yapacaklarımı planlar ve tam yapmam gerektiği zamanda yaparım.
Sen yapacaklarını planlar ve tam yapman gerektiği zamanda yaparsın.

Dakik olmak benim için kolaydır.
Dakik olmak senin için kolaydır.

Ben tam istediğim zamanda, tam istediğim yerde olurum.
Sen tam istediğin zamanda, tam istediğin yerde olursun.

Bu tür olumlama cümleleri gün içinde birkaç kez (toplam 5-10 dakika) sesli veya sessiz olarak okunabilir ya da melodik olarak seslendirilebilir. Mümkünse bir ses kaydına çevrilip dinlenebilir. Ses kaydının dinlenmesi tamamen pasif olabileceği gibi, içten veya sesli olarak tekrarlanabilir. Özellikle ses kayıtlarının olumlama sistemine inanmayan pasif dinleyiciler üzerinde de etkili olduğu gözlenmiştir.

İçsel Konuşmada en önemli unsurlardan biri sürekliliktir. Eski programın iptal edilip önerilen programın onun yerine geçebilmesi için bu sürekliliğin sağlanması mutlak bir zorunluluktur.

Ahmet Aksoy

Kaynakça:
İçe Dönük Konuşmanın Gücü – Shad Helmstetter – Sistem Yayıncılık
Yaratıcı İmgeleme – Shakti Gawain – Akaşa Yayıncılık

Mar 182014
 
1,795 views

Sözlerini Değiştir Hayatın Değişsin

GüvercinDavranışlarımızı değiştirmenin hem kendi yaşamımız, hem de çevremiz üzerinde ne kadar etkili olduğunu eminim ki siz de biliyorsunuzdur. Düşüncelerimizi değiştirmek te öyle.

Ya sözcüklerimiz?

Günlük dilimizde, yakınımızdaki sevdiğimiz kişileri uyarmak ve korumak için kurduğumuz cümlelerin pek çoğu özünde olumsuz mesajlar içeriyor.

Örneğin küçük çocuklarımızı zarar görmemeleri için uyarmak üzere “Dikkatli yürü” yerine çoğunlukla, “Koşma, düşersin!” diyoruz.

Oysa “Koşma, düşersin!” sözcükleri, bilinçaltı tarafından “koş ve düş!” olarak tercüme ediliyor. Koruma amaçlı bir uyarı, çocuk için hatalı bir yönlendirmeye dönüşüyor. Amacımızın tam tersi!

Dilimiz, bu tür yanlış yönergeler açısından çok zengin. Farkına bile varmaksızın bu tür cümleleri yoğun bir şekilde kullanıyoruz.

Çözüm, öncelikle bu tür cümleciklerin farkında olmak ve alternatiflerini kullanmaya özen göstermek. Elbette sadece farkında olmak yeterli değil, aynı zamanda bu yanlış cümleciklerin doğru ve sağlıklı karşılıklarını da bilmek gerekiyor. İşte bu nedenle, küçük bir çalışma yaptım. Önce kullanmakta olduğumuz olumsuz yapıyı, onun yanına da sağlıklı alternatifi koydum. Eğer siz de benim gibi bu çalışmanın yararlı olacağını düşünüyorsanız, göndereceğiniz örnekleri merakla bekliyorum. Katkılarınızla güzel bir olumlama sözlüğü oluşturabiliriz.

İşte örnekler:

  • Koşma düşersin -> Dikkatli yürü
  • Bardağını masanın kenarına koyma, düşer. -> Bardağını masanın ortasına doğru koy.
  • Yalan söyleme. -> Doğruyu söyle.
  • Aptallık etme -> Akıllı ol / Aklını kullan
  • Ya beceremezsem -> İstersem beceririm
  • Kafam basmıyor -> Biraz daha çalışsam iyi olur
  • Çok sakarsın -> Biraz daha dikkatli olabilirsin
  • Beni merak etme -> Bana güven
  • Meraklanma -> Bana güven
  • Bizi merak etme -> Bize güven
  • Tembelsin -> Biraz daha çok çalışmalısın
  • Sorumsuzluk yapma -> Sorumluluk al
  • Bunu kaldıramıyorum -> Bunu da hallederim
  • Bu yapılanları sindiremiyorum -> Bu da geçer
  • Allah seni kahretsin -> Allah iyiliğini versin
  • Okula geç kalacaksın -> Okula zamanında git
  • Oyalanma -> Zamanını iyi kullan
  • Elalemin oğlu birinci oluyor -> Düzenli çalışınca başarılı olursun
  • Bilgisayarla oynama -> Bilgisayarla oynayacağın zamanı iyi belirle
  • Yeterli param yok -> Kaynaklarımı daha verimli kullanabilirim

Lütfen siz de bu çalışmanın zenginleşmesine katkıda bulunun. Sadece olumsuz bölümleri önerseniz de olur. Nasıl olsa karşılıklarını birlikte üretiriz.

Paylaşmak istediğiniz örnekleri aktarmak için aşağıdaki yorum alanımızı kullanın. Katkılarınızı bekliyorum. Yazımı beğenmeyi ve paylaşmayı da unutmayın!

Ahmet Aksoy

Feb 152014
 
2,652 views

Topluluk Önünde Konuşmak mı Daha Kolay, Yoksa Ölmek mi?

Credits: Cornell.edu

Credits: Cornell.edu

“tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.” N. Hikmet

Çoğumuza tuhaf gelse de pek çok insan, topluluk önünde konuşmak yerine, ölmeyi tercih ettiğini söylüyor. İstatistikler bu yönde. Ve günümüzün en yaygın korkusu, “Topluluk önünde konuşmak”. Toplum karşısında konuşma fobisi, bilimsel adıyla, glossofobi olarak biliniyor.

Bu korkuyu tetikleyip, besleyen başka korkular olabilir:
1- Olumsuz eleştirilmekten korkmak
2- Ne söyleyeceğini unutmaktan korkmak
3- Kalabalıktan korkmak
4- Başarısızlıktan korkmak
5- Başarıdan korkmak

Pek çok korkuda olduğu gibi glossofobinin temel belirtileri şunlar:

  • Sesin titremesi
  • Sesin kısılması
  • Nabzın yükselmesi
  • Ellerin buz kesmesi
  • Ayakların buz kesmesi
  • Ağız veya boğazda kuruluk
  • Zihnin boşalması
  • Halsizlik
  • Ellerin terlemesi ve titreme
  • Mide bulantısı
  • Dudakların ve çenenin titremesi
  • Dilin dolaşması, kekeleme
  • Nefes almakta zorluk
  • Dizlerin, bacakların tutmaması
  • Yüzün aşırı derecede kızarması
  • Sinirlilik, aşırı tepkisellik
  • Kaçıp gitme isteği

Bu belirtilere göre kendi durumunuzu değerlendirebileceğiniz basit bir testi http://www.gamet.com.tr/topluluk-onunde-konusm-korkusu-olanlar-icin-birkac-ipucu/ adresinde yayınlamıştık. Dilerseniz, kendinizi sınayabilirsiniz.

Pek çok canlı gibi insanlar da korku karşısında 3 temel davranış gösteriyor:
1- Savaş
2- Ölü taklidi yap
3- Kaç

Yukarıdaki belirtiler, bu üçlü davranış modelinin “ölü taklidi yapma” ve “kaçma” tepkileriyle örtüşüyor. Bu tepkiler, ilkel/sürüngen beynimiz tarafından yönetiliyor ve mantıkla denetlenmesi mümkün değil.

Peki ne yapmak lazım?

Öncelikle bilinçaltımızın bu durumla yüzleşmesini ve aslında bizi korumak için “korku” aracını kullanmasına gerek olmadığını farketmesini sağlamak gerekli.

Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye Destanı’nın Büyük Taarruzun başladığı geceyi anlatan dizelerinde şöyle diyordu:

….
Sekizinci,
İbrahim,
korkmayacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki :
tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.
….

Ve yine aynı destanın Birinci Babındaki Karayılan Hikayesi, korkunun çözümsüzlüğünü ve yarattığı çaresizliği çarpıcı bir şekilde anlatır.

Public-Speakingİşte bu yüzden, çözümün ilk aşaması, kaçmaktan veya ölü taklidi yapmaktan vazgeçmektir. İçinde bulunduğumuz durumla açıkça yüzleşmektir. Olumsuz duygularımızı deşarj etmek, bedenimizdeki enerji akışını dengelemektir.

EFT – Tepeleme duygusal yüzleşmeler açısından çok etkili ve pratik bir araçtır. Öncelikle bir uzmanın yardımını isteyebilir, daha sonra, kendi başınıza da kolaylıkla sürdürebilirsiniz.

Şunu asla unutmayın: Korku, doğal bir tepkidir. Korku, bedenimizin koruma amaçlı bir savunma mekanizmasıdır. Korkuların çoğu genetik değildir, sonradan öğrenilir. Bunların içinde bazıları, yanlış yönde gelişir ve yaşamımızı olumsuz yönde etkilemeye başlar. Bunda sizin hiç bir suçunuz ve sorumluluğunuz yoktur.

Glossofobi vakalarının pek çoğunun altında, eğitim döneminin ilk yıllarında sınıf önünde bir öğretmen tarafından -ne gerekçeyle olursa olsun- aşağılanma ve diğer öğrenciler tarafından alaya alınma öyküsü yatar. Bu kişiler benzer bir olayı tekrar yaşamamak için bir korku geliştirir ve farkına bile varmadan bunu büyütürler. Birçokları ilk anıyı öylesine bastırırlar ki, anımsamaz olurlar. Bütün bunlar, bilinçaltınızın sizi koruma girişimleridir. Bilinçaltı Sorgulama veya benzeri başka tekniklerle bu sorunun kaynağına inilebilmesi, yüzleşmeyi ve böylelikle çözüme ulaşmayı kolaylaştırır.

Glossofobi yaşayanlarla ilgili önemli bir gözlem, bu kişilerin topluluk önünde fiilen konuşmaktan değil, böyle bir durumla karşılaşmaktan korktukları yönündedir. Bu nedenle, bir kaç konuşma deneyiminden sonra, glossofobi sorunu büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır.

Eğer topluluk önünde konuşma korkunuz varsa, önce bunun farkına varın ve durumunuzu kabullenin. Ve hemen, çözüm arayın. Aksi halde, çözümden kaçındığınız sürece, mevcut korkunuz daha da büyüyecektir. Buna fırsat vermeyin. Yardım istemekten çekinmeyin. Korkularla başa çıkmak sandığınız kadar zor değildir. Yeter ki siz çözüme ulaşmak isteyin.

Ahmet Aksoy
Hızlı Okuma Eğitmeni,
EFT-Tepeleme, İleri Hipnoz ve Master NLP uzmanı,
Master Yaşam Koçu
0216 450 5784 – gelisim@gamet.com.tr

Bağlantılı kavramlar: topluluk önünde konuşmak, toplum önünde konuşmak, toplum içinde konuşmak, toplum karşısında konuşmak, topluluk karşısında konuşmak, kalabalık karşısında konuşmak, kalabalık önünde konuşmak

Jan 292014
 
1,743 views

Kuantum Sıçraması ve Paralel Evrenler

Burt Goldman ismini duydunuz mu? Ya “Kuantum Sıçraması” (Quantum Jumping) kavramını?

Kaynak: wiredcosmos.com

Kaynak: wiredcosmos.com

Bu görüş, tıpkı bir elektronun yer aldığı yörüngedeki konumunun belirsizliği gibi, düşünsel yapımızın da paralel evrenlerin bir bileşkesi olduğunu ileri sürüyor. Goldman bu durumu bir adım daha ileri götürüp, zihnimizin, bu paralel düşünsel evrenlerle iletişim kurabileceğini ve bilgi alış verişinde bulunabileceğini söylüyor.

Tez şu: sonsuz sayıdaki paralel evrenlerden birinde mutlaka istediğimiz bilgi ve beceriye sahip bir ikizimiz (doppelganger) mevcuttur. Eğer bu ikizimizle zihinsel bağlantı kurarsak, ondan gereksinim duyduğumuz bilgi ve becerileri alıp, kendi evrenimizde yararlanabiliriz.

Goldman, bu konuda kendisinden örnek veriyor. Daha önce hiç fotoğrafçılık deneyimi olmadığı halde; fotoğraf ustası olan bir paralel evren ikiziyle bağlantı kurarak fotoğraf çekmeye başlıyor ve kısa bir süre sonra o kadar başarılı oluyor ki, çektiği fotoğraflar özel sergi salonları ve seçkin müzeler tarafından kabul görüyor.

Benzer uygulamaları resim ve müzik alanlarında da tekrarlıyor ve büyük başarılara imza atıyor.

Goldman’ın “Quantum Sıçraması” olarak adlandırdığı bu yöntem bir giz değil. Aslında bunu, basit bir oto-hipnoz tekniği olarak ta tanımlayabiliriz. Şahsen bu konuda bütün iyi niyetli denemelerime rağmen bir türlü başarılı olamadım. Genel başarı oranı nedir, o konuda da pek bir bilgim yok.

Ancak, bu konuya biraz farklı bir açıdan bakmak istiyorum.

Teorik olarak sonsuz sayıda evrenden bahsetmek elbette mümkün. Ancak zihnimizin bu evrenler arasında geçişi sağlayabilen bir araç olduğunu kabullenmek doğrusu bana pek fazla mantıklı gelmiyor. Olanaksız olduğunu da söylemiyorum ama, doğru olduğunu söylemek için gerekli en ufak bir ipucuna sahip değilim.

Oysa bu iletişimi, paralel evrenler arasındaki ikizlerimizle değil, zihnimizin farklı katmanları arasında yaptığımızı varsaymak çok daha tutarlı olabilir. Hafif hipnoz altındayken zihnimizin özel konulardaki birikimlerini bilinçli zihnimizin kullanımına sunması mümkün. Daha önce o konuda bilinçli bir çalışmamız ve akademik bir birikimimiz olmasa bile, bilinçaltımızın yaratıcı güçlerini yönlendirerek bir tür beyin fırtınası sonrasında bilinçli zihnimizi donatması pek ala mümkün. Hele bunu büyük bir özgüvenle pekiştirirsek…

Bu durumu, belki de eskilerin “ilham” adını verdikleri zihinsel düzeyi hipnotik bir etkileşim altında ortaya çıkarmakla tanımlayabiliriz.

Bu koşullarda paralel evrenlerin sadece zihnimizde varolduğunu söylemek hiç te çelişkili olmaz. İletişim kurduğumuz da başka paralel evrenler değil, sadece kendi paralel düşünce katmanlarımızdır.

Sonuç olarak, “Quantum Jumping” yönteminin etkili olabileceğini, ancak bunun sadece zihinsel yetenek ve becerilerimize bağlı olduğunu söyleyeceğim.

Belki de bu tekniğin adına da “Kuantum Sıçraması – Quantum Jumping” yerine “Kuantum Zihin – Quantum Mind” demek daha doğru olacak.

Ahmet Aksoy

Dec 172013
 
2,781 views

Olumlamalar Bilinçaltınızı Koruyan Birer Kalkandır
Olumlamalar

Olumlama cümlelerini sadece “güzel sözler” olarak algılamak doğru değildir.

Bu kısa ve basit cümleler, genellikle çocukluk döneminde maruz kaldığımız, bazan hala sürmekte olan “olumsuzlama” cümlelerinin bilinçaltımıza kazınan yıkıcı etkilerini azaltabilmeyi amaçlar.

Yapmamız gereken tek şey bu cümleleri okumak ve mümkün olduğu kadar çok tekrarlamaktır.

Örneğin “İdeal kilomu koruyorum” olumlamasını ele alalım.

Eğer zaten ideal kilonuzdaysanız, yinelemenizde bir sakınca olmayacak demektir. Aslında tam da ideal kilonuzda olmayabilirsiniz. Belki biraz eksiğiniz, ya da fazlanız vardır. Ve “İdeal kilomu koruyorum” dediğinizde, içinizden bir ses “Amma da attın! Ne ideal kilosu?!” diyorsa, kesinlikle bu olumlamaya ihtiyacınız var demektir. Çünkü bilinçli zihniniz bu itirazı dile getirdiğine göre, bilinçaltınızda da bu konu bir sorun olarak kategorize edilmiş durumdadır.

Bazılarımız yakın çevremizden iyi niyetli uyarılar alırız: “Çok kilo almaya başladın. Şu ekmeği kes!..”. Ya da “Üflesem uçacaksın, biraz kendine dikkat et!” Hatta bu cümleleri bazan doğrudan kendimiz kurarız.

Bu iyi niyetli(!) uyarıların hepsi, bilinçaltımıza birer olumsuzlama olarak işlenir. Bu uyarılar tekrarlandıkça, bilinçaltımız tarafından daha fazla dikkate alınmaya başlanır ve bu doğrultuda olumsuz duygular tetiklenir. Çözüm yöntemlerinden biri, bu olumsuzlamaların etkisini olumlama cümleleriyle dengelemeye çalışmaktır.

Olumlamaları herkes olumlu karşılamaz. Bazı insanlarda “Olumlama Direnci” görülür. Bu kişiler, olumlama cümlelerini küçümseyerek reddetme eğilimindedir. Oysa bu davranışın kökeninde genellikle “olumsuzlama”ların oluşturduğu içsel olumsuzluklar ve güvensizlikler yatar.

http://www.gamet.com.tr/pobasvur/index-1.php  adresinden “Pozitif Olumlamalar ve Sorumlamalar” isimli PDF kitapçığı ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

Her olumlama cümlesi, herkese hitap etmez. Çünkü herkesin öyküsü farklıdır.
Bu nedenle, herkesin kendi olumlama dağarcığını oluşturması gerekir.
Bunun ilk adımı ise, kişisel farkındalığın geliştirilmesidir.

Her gün farklı bir olumlama yayınladığımız bir haberleşme listemiz var. 3 ay sonra olumlamalar tekrar başa dönüyor ve baştan itibaren tekrarlanıyor. Zaman zaman bazı olumlama cümlelerini yeniden düzenliyor veya değiştiriyoruz. Eğer dilerseniz http://www.gamet.com.tr/pobasvur/index-6.php  sayfasındaki mini formumuzu doldurup, günlük olumlama listemize siz de üye olabilirsiniz.

Her gün ileteceğimiz olumlamaları siz de deneyin! Posta kutunuza gelen olumlama mesajını önce gözden geçirin. Eğer okuduğunuz olumlama cümlesi hoşunuza gidiyor, ya da sizde olumsuz bir tepki yaratıyorsa, onu mutlaka dikkate alın ve kendi olumlama listenize ekleyin.

Olumlamaları mümkünse yüksek sesle, hatta melodik olarak tekrarlayın. Ya da, bir kağıda yazın ve o kağıdı gün boyu cebinizde taşıyın ve sık sık çıkarıp yeniden okuyun, ya da seslendirin. Eğer hiçbirini yapamıyorsanız, silmeden önce en azından bir kez olsun sessizce içinizden okuyun…

Olumlamalar sihirli cümleler değildir. Dile getirdikleri şeylere inanmıyor olsanız da kullanın. Çünkü bunlar, o anda var olması gereken gerçekleri değil, beklentileri vurgular. Bilin ki, bilinçaltınız hemen tepki vermeyecektir. Sabredin ve yaşadığınız değişimleri izleyin.

Şaşırtıcı sonuçlarına şahit olacaksınız.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Sep 202013
 
28,247 views

Topluluk Önünde Konuşma Korkusu Olanlar İçin Birkaç İpucu
anxious-clownKuzey Amerika’da yayınlanan istatistiklere göre insanların en büyük korkusu %74 ile “Topluluk Önünde Konuşmak” yani bilimsel adıyla “glossofobi”. İkinci sıradaki “Ölüm korkusu” ise sadece %68. (Ne yazık ki ülkemizde bu tür istatistiklere ulaşmak hiç te kolay olmuyor.)

Korku dendiğinde ilk akla gelenlerden olsa da “Yükseklik korkusu”nun oranı sadece %10.

Topluluk önünde konuşma korkusu genellikle dinleyici sayısı 4-5 kişiden fazla ve yabancı ağırlıklı olduğunda ortaya çıkıyor. Glossofobi, daha önce bir topluluk önünde hiç konuşma deneyimi olmayanlarda kendini daha baskın bir şekilde gösteriyor.

Ayrıntılara ve çözüm önerilerine girmeden önce belki de kendinizi sınamak isteyebilirsiniz. İşte size küçük bir test:
Aşağıdaki her satıra 0 ile 4 arasında bir puan verin (Asla=0, ender olarak=1, bazan=2, çok sık=3, her zaman=4) sonra da tüm satır puanlarını toplayın.
Topluluk önünde konuşma yaparken veya böyle bir olasılık belirdiğinde
(   ) 1- Sesim titriyor/kısılıyor
(   ) 2- Nabız atışım hızlanıyor
(   ) 3- Ellerim ve/veya ayaklarım buz kesiyor
(   ) 4- Ağzım ve/veya boğazım kuruyor
(   ) 5- Zihnim boşalıyor
(   ) 6- Kendimi çok halsiz hissediyorum
(   ) 7- Ellerim terliyor/titriyor
(   ) 8- Midem bulanıyor
(   ) 9- Dudaklarım titriyor
(   ) 10- Nefes almakta zorlanıyorum/ nefes nefese kalıyorum
(   ) 11- Kekeliyorum
(   ) 12- Bacaklarım/dizlerim tutmaz oluyor
(   ) 13- Oradan kaçmak istiyorum
(   ) 14- Yüzüm kızarıyor
(   ) 15- Aşırı sinirli/tepkisel oluyorum
—–
(   ) Toplam puanım

Toplam puanınızı değerlendirin:
0-10 : Yaşadığınız sıkıntıyı fobi olarak değerlendirmek pek doğru olmaz. Diyafram nefesiyle gerginliğinizi kolayca kontrol altına alabilirsiniz. Yaşadığınız olumlu deneyimlerle bu sorunu kendiliğinden aşmanız mümkün.
10-40: Üzerinizdeki duygusal baskıyı bir an önce çözümlemeniz gerek. Başınıza gelecekleri imajine ederek topluluk önünde konuşmaktan kaçmak korkunuzu büyütüp fobi haline dönüştürebilir. EFT veya hipnoterapiden yararlanabilirsiniz. Bir uzmanla görüşmenizde yarar var.
40 ve üzeri: Ne yazık ki sorununuzu fobi olarak kategorize etmek hiç te yanlış olmaz. Mutlaka bir uzmanla görüşmeniz gerekir. Lütfen hemen bir uzmanla bağlantı kurun.

Glossofobi sorununu “Güzel Konuşma Yapamama” sorunu ile karıştırmamak yerinde olur. Çünkü glossofobi söz konusuyken, ne kadar donanımlı ve iyi hazırlanmış olursanız olun, sizi yönlendiren duygular bilinçaltınızı kaçmak ya da ölü taklidi yapmak için zorlayacaktır. Fizyolojik belirtilerin pek çoğu bu nedenle “kaçma” ya da “hareketsiz kalma” hazırlığıyla bağlantılıdır.

Glossofobiden kurtulmak “mantık” yoluyla mümkün olmaz. Çünkü hakim olan duygularınızdır. Bu nedenle, duygularınızın yatıştırılması, bedeninizdeki gerginliklerin boşaltılıp dengelenmesi gerekir.

Peki bu sorundan kurtulmak için neler yapılabilir?
1- Derin nefes alın. Özellikle diyafram nefesi etkili ve yararlıdır. Nefes alırken burnunuzu, verirken ağzınızı kullanın.
2- EFT yapın. EFT ile vücudunuzun enerji dengesini sağlar, duygularınızı tetikleyen olumsuz olaylarla yüzleşip onları birer “eski” anıya dönüştürürsünüz.
3- Bilinçaltı telkin ve otohipnozdan yararlanın
4- Bir hipnoterapiste danışın
5- Bir psikiyatriste danışın

Konuyla ilgili ve daha ayrıntılı yeni yazılarımı en kısa zamanda yine burada yayınlayacağım.

Lütfen yazılarımı paylaşın ve beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy
Hızlı Okuma Eğitmeni,
EFT-Tepeleme, İleri Hipnoz ve Master NLP uzmanı,
Master Yaşam Koçu

Şu yazımı da okuyabilirsiniz: http://www.gamet.com.tr/topluluk-onunde-konusmak-mi-daha-kolay-yoksa-olmek-mi/

Kaynakça:
http://www.statisticbrain.com/fear-of-public-speaking-statistics/
http://www.ask.com/question/what-percent-of-people-fear-death
http://www.speech-topics-help.com/fear-of-public-speaking-statistics.html

Sep 082013
 
2,285 views

Yaratıcı İmgeleme Hedeflerinize Ulaşmanızı Sağlayan Çağdaş Bir Büyüdür

Kendi kendinizle iletişim kurarken sürekli olarak sessiz bir konuşma içinde olduğunuzun belki de farkındasınızdır. Bu iletişimin bir diğer önemli bölümü, olayları ve nesneleri gözünüzde, hayalinizde canlandırmanızdır. Yaratıcı İmgeleme

Yaratıcı imgeleme (Creative Visualization) kavramı, işte bu, doğal olarak kullanmakta olduğunuz “gözünüzde ve zihninizde canlandırma” işlemini bilinçli ve sistematik bir yaklaşımla kontrol altına almayı hedefliyor.

Duyu organlarını kullanma biçim ve oranları kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterebiliyor. Görseller gördükleri şeyleri daha çabuk kavrarken, işitseller için ses unsuru ön plana çıkıyor. Dokunsalların etkin kavrama aracı ise, tutma, dokunma ve hareket.

İstatistiklere göre görsel algılama diğerlerine kıyasla çok daha yaygın. Öte yandan bir kişinin salt görsel, salt işitsel ya da salt dokunsal olması sözkonusu değil. Yine de sonuç olarak görsellik yoluyla sağlanan iletişimin çok daha etkin ve yaygın olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. (Görsel: % 65, işitsel: %30, dokunsal: %5)

Bu yüzden “Yaratıcı İmgeleme” kavramında da görsellik ağır basıyor. Ama onu seslerle, dokunma duyusu ve hareketle destekleyerek çok daha etkin ve işe yarar hale getirebiliyoruz.

Peki yaratıcı imgeleme nedir?Shakti Gawain Creative Visualization

Amerikalı yazar Shakti Gawain bu kavramı şöyle tanımlıyor: “Yaratıcı İmgeleme, yaşamınızda olmasını istediğiniz şeyleri yaratabilmek için hayal gücünü, düş gücünü kullanma tekniğidir.”

Şöyle bir örnek düşünelim: Diyelim ki bir ev yapmak istiyorsunuz. Etrafta da bir sürü malzeme var.

Böyle bir durumda deneme yanılma yoluyla ve tanıdığımız malzemelere öncelik vererek bir şeyler yapmaya başlarız. Yaptıklarımızın beğenmediğimiz taraflarını söker, yeniden bir şeyler yaparız. En sonunda da ortaya derme çatma bir sonuç çıkar. Çünkü ne yapmak istediğimizin ayrıntılarını bilmeyiz. Gözümüzün önünde belli belirsiz görüntüler uçuşur ama, pek çok şeyin adını bile koyamayız.

Yaratıcı İmgeleme, yada Beyin Mühendisliği -braingineering- yönteminde tüm bu belirsizlik, tutarsızlık ve çelişki kaynakları sistematik bir düzen içinde yerli yerlerine oturtulur. Sonuçta hedeflerimiz, yapmak istediklerimiz rasgele deneme-yanılmalar yoluyla değil; bilinçli bir seçicilik ve düzen içinde somutlaştırılıp, görselleştirilir.

Zihnimizde oluşturduğumuz görüntülerin ille net bir fotoğraf karesi biçiminde olması şart değildir. Ama oluşturduğumuz imgeyi tüm ayrıntıları ve bütünselliği içinde onunla birlikte yaşıyormuş gibi algılamalıyız. Eğer bir evden bahsediyorsak; onun kapısını, bacasını, duvarlarını bilmeliyiz. Kaç katlı olacak? Oda sayısı ne kadar? Aydınlatması, havalandırması nasıl? O evin odalarında dolaşabilmeliyiz. Orada varolduğumuzu hissedebilmeliyiz.

Ayrıntının fazlası gerekmiyor. Eğer çok özel bir amacımız yoksa pencerelerin menteşelerini düşünmek zorunda değiliz. Duvarlarındaki tuğlaları saymaya veya betonun içindeki çimento ve çakılın oranlarını bilmeye ihtiyacımız yok. Ama onu, işlevsel bir bütün halinde zihnimizde canlandırabilmeli, onunla birlikte yaşayabilmeliyiz.

Elbette bütün bunlar kendiliğinden olmayacak. Ama zihnimizi, bilinç ve bilinçaltımızı bu yönde eğitebiliriz. Sonuçta elimizde, ustalara ve diğer uygulayıcılara verebileceğimiz resimler, planlar, renkler, doku örnekleri olur. Planlarını çizip, maketlerini hazırladığımız ev inşa edildiğinde hayalimizdeki gibi, bazan daha da görkemli bir sonuca ulaşırız.

İmgeleme, görselleşme ya da zihin mühendisliği olarak adlandırabileceğimiz bu çalışmaların asıl hedefinde bilinçaltımız bulunuyor.

Temel varsayım şudur: Bilinçaltımız, kendisine iletilen düşünce ve fikirleri kendisi için bir ödev olarak görür ve gerçekleştirmeye çalışır. Eğer biz, taleplerimizi güçlü bir şekilde hem mantıksal, hem de duygusal olarak desteklenen imgeler haline getirerek ona sunarsak, gerçekleşme olasılığını da arttırmış oluruz.

Bilinçaltımız iyi-kötü veya doğru-yanlış ayrımı yapmaz. Hatta kişiler arasında bile ayrım gözetmez. Herşeyin merkezine kendi varlığımızı koyar. Bu nedenle başkaları hakkında kötü düşünceler beslemek, sonuçta kendimize zarar vermemizle sonuçlanır. İşte bu yüzden hem kendimiz, hem de başkaları için daima olumlu düşünmeli, olumlu imgeler oluşturmalıyız.

Yaratıcı İmgeleme yöntemi işte bunu sağlamaya çalışıyor.

İmgeleme Çalışmaları Ne Zaman Yapılmalı?

Bilinçaltımızın kapıları gece uyumadan hemen evvel ve sabah yarı uyur-uyanık olduğumuz zamanlarda dış dünyaya açılır. Bu nedenle uyumadan hemen önce ve sabah uyanmaya çalışırken hayalimizde canlandıracağımız görsel imgeler, bilinçli zihnimizin filtrelerine takılmadan doğrudan bilinçaltımızın kayıt sistemine ulaşır. Gerisi zaten bilinçaltımızın işidir. O, bu imgeleri en uygun şekilde işleyerek nesnel gerçekler haline getirmeye çalışacak; bizi, ona uygun gelişmelere hazır hale getirecektir. Algılama sistemimiz, bilinçaltımızın şekillendirdiği görselliğe daha yatkın bir hale gelecektir. Diyelim ki, hayalimizde kurguladığımız bir evin benzeri gerçek dünyada zaten var. Biz, onu görür görmez tanımaya hazır durumda oluruz. Eğer hazır değilsek, burnumuzun ucuna bile gelmiş olsa, onu görmeden geçip gitme olasılığımız çok daha yüksektir. Fırsatlar zaten bu nedenle kaçmaz mı? Onları elimizin altındayken bile görmeyiz. Çünkü zihnen buna hazır değilizdir. Yaratıcı İmgeleme, algılama sistemimizi uygun şekilde biçimlendirir.

Eğer hedeflerinize daha kolay ulaşmak istiyorsanız, Yaratıcı İmgeleme size bunun etkin ve pratik yollarını sunuyor.

Yaratıcı İmgeleme hedeflerinize ulaşmanızı sağlayan pratik bir büyüdür.

Ahmet Aksoy
Hızlı Okuma Eğitmeni,
EFT-Tepeleme, İleri Hipnoz ve Master NLP uzmanı,
Master Yaşam Koçu

Kaynakça:
Yaratıcı İmgeleme, Shakti Gawain
Learning Styles Assesment TRIO, Louisania University, River Parishes Community College, 2006

Jul 302013
 
2,745 views

Dunning-Kruger Sendromu yada Cahil Cesareti Sendromu

Dunning-Kruger Sendromu

Dunning-Kruger Sendromu

David Dunning ve Justin Kruger, 2000 yılında Psikoloji dalında Nobel Ödülü kazanan iki psikologun isimleri. Bu psikologlar New York Stern School of Business’ta görevli. Yaptıkları deneysel çalışma, Journal of Personality and Social Psychology dergisinin 1999 Aralık sayısında yayınlanmış.

Özetle şunu bulmuşlar: İnsanların kişisel güvenini bilgi değil, asıl bilgisizlik arttırıyor.

İşte bu büyük çelişki, “Dunning-Kruger Sendromu” olarak adlandırılıyor.

Aslında çok yeni bir bulgu değil. Türkçede buna “cahil cesareti” diyoruz.

Charles Darwin aynı durumu kibar bir dille “Cehalet, genellikle bilgi sahibi olmaktan daha çok özgüvene sebep olur.” diyerek açıklamış.

Bertrand Russell ise bu gözlemi çok daha acımasız bir dille somutlaştırmış: “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.

Dunning ve Kruger’in vardığı sonuçlar şunlar:

Belli bir konuda yetersiz olan kişiler:

  1. Kendi niteliklerini abartma eğilimindedirler
  2. Başkalarının o konuda sahip olduğu yetenekleri kavrayamazlar
  3. Kendi yetersizliklerinin farkında değillerdir
  4. Eğer bu konuda eğitim görürlerse, eski yetersizlik ve bilgisizliklerinin farkına varırlar

Dunning ve Kruger, Cornell Üniversitesinde 45 öğrenciden oluşan bir gruba çeşitli sorular içeren bir test uyguladılar. Testten sonra da aynı öğrencilere test sonuçlarından nasıl bir başarı beklediklerini sordular.

Testteki başarı oranı en düşük (%10 ve altı) grupta yer alanlar, kendi başarı oranlarını %60 olarak tahmin ettiler. Bu gruptan bazıları, aslında başarı oranlarının %70’lere kadar çıkabileceğini de söyledi.

Öte yandan test sonuçları en yüksek olan (%90 ve üzeri başarı gösteren) diğer gruptaki öğrenciler ise, başarı oranlarını sadece %70 olarak tahmin ettiler.

Bu durumu günlük yaşamda, çevrenizde, hatta kendinizde gözlemlediğiniz zamanlar mutlaka olmuştur.

Bir konuda uzmanlaştıkça, aslında bilginizin ne kadar eksik olduğunu daha çok farkedersiniz. Oysa sizin uzmanlık alanınızla ilgili bilgi düzeyi çok zayıf olan bir çok kişi, sizin konularınızla ilgili ahkam kesmekten çekinmezler.

“Bilgi olmadan fikir sahibi olan” bu kişileri kendi bilgilerinizle altetmeniz mümkün değildir. Çünkü gerçek durumun farkında değillerdir. Sadece içinde bulundukları yetersiz bilgi ve beceri düzeyi nedeniyle, kendilerini sizden daha yetkin görme eğilimindedirler.

İzleyicilerin futbolculardan, hastaların doktorlardan daha kolay hüküm verebilmeleri de bundan kaynaklanır.

İş yaşamında bilgi ve beceri yoksunu yetkililerin varlığı bu kişilerin kendilerine duyduğu aşırı güvene dayanır. Asıl bilgi ve beceri sahibi olanların gereksiz yere geride durması, meydanı bu insanlar lehine boşaltmaktadır.

Bu ikilemi çözmenin tek yolu, tüm insanların her konuda bilgi düzeyini arttırmak gibi görünüyor olabilir. Ancak, yaşadığımız bilgi çağında bunu gerçekleştirebilmek artık bir hayalden başka bir şey değildir. Kısacası, çözüm, gerçek bilgi sahiplerinin bu ikilemin farkında olarak davranmaları, kendi bilgi ve becerilerinden şüphe etmeyi bir kenara bırakmalarıdır.

Uzmanlaştığımız konulardaki özgüven eksikliğini gidermek için EFT ve hipnoz gibi bilinçaltına yönelik araçlardan yararlanmak mümkün olabilir. Çünkü konuyu mantıksal olarak çözümlemek yeterli değildir. Asıl bilinçaltının ikna edilmesi ve koruyucu duygusal tepkilerinin yumuşatılması gerekir. Bu yaklaşım mevcut ikilemi gidermese de, bilgi ve beceri sahibi kişilerin kendilerinden daha hoşnut olmasına ve gündelik gerçekleri kabullenmelerine yardımcı olur. Bu durumun farkında olmak, sorunun çözümü için gereken en kritik bilgidir.

Bilgi ve beceri artışının getirdiği bu ikilemi, karanlık bir gecede, elimizdeki fenerle etrafı aydınlatmaya benzetebiliriz. Fenerin aydınlatma gücü arttıkça, karanlığın büyüklüğünün daha fazla farkına varırız. Ancak, bu farkındalığın bir korku, bir çaresizlik, bir değersizlik duygusuna dönüşmesine asla fırsat vermemeliyiz.

Kişisel Gelişim bu açıdan büyük önem taşır. Çünkü bize öğretildiği gibi bardağın sadece boş tarafıyla ilgilendiğimiz sürece, mutsuzluk, eksiklik ve çaresizlik peşimizi bırakmayacaktır. Kendimize güvenmeyi, kendimizi tanımayı ve kendimizi olduğumuz gibi kabullenmeyi başarmak zorundayız.

Ahmet Aksoy

Kaynaklar:

http://en.wikipedia.org/wiki/Dunning%E2%80%93Kruger_effect

http://xa.yimg.com/kq/groups/21587583/1002473080/name/Dunning.pdf

http://www.psychologytoday.com/blog/evolved-primate/201006/when-ignorance-begets-confidence-the-classic-dunning-kruger-effect

http://krugman.blogs.nytimes.com/2013/03/19/the-dunning-kruger-madoff-effect/?_r=0

 

Feb 062013
 
803 views

hizliokuma

2013 yılı itibariyle başlattığımız Hızlı Okuma Atölye çalışmalarını, Alfatrans Hızlı Okuma Atölyesi adı altında yeniden düzenledik.

Önceki hafta sonunda ilk denemelerini yaptığımız bu çalışmayı önümüzdeki hafta da tekrarlayacağız.

Alfatrans Hızlı Okuma Atölyesi çalışmalarında, klasik alıştırmalara başlamadan önce, katılımcılarımızın Alfa moduna geçmelerini sağlıyoruz. Bu sayede zihin en üst düzeyde algılama modunda (alfa modu) iken, fiziksel beden stresten arınmış ve rahatlamış bir konuma geçiyor.

Hızlı okumanın ilk kuralı stresten arınmış olmaktır. Gerginseniz, kaslarınızı verimli kullanmakta zorlanırsınız. Alfatrans yöntemiyle tüm kasların gevşemesini, bilincin ikna edilmesini ve bilinçaltının yeni bilgilere ve alışkanlıklara hazır olmasını sağlıyoruz.

Alfatrans yöntemi -size rağmen- size hızlı okuma öğretmeye çalışmaz.

Alfatrans yöntemi -sizin desteğinizle- size hızlı okumayı öğretir.

Alfatrans yöntemiyle kendinizle barışır, gizli potansiyelinizi harekete geçirirsiniz.

Ayrıntılar için linki tıklayın:  Alfatrans Hızlı Okuma Atölyesi