?> bilimkurgu arşivleri - Kişisel Gelişim
Oct 212015
 
1,746 views

Geleceğe Dönüş

Geleceğe dönüş

Photo credits: bbc.com

21 Ekim 2015 Çarşamba günü saat 16:29’da Doktor, Marty ve Jennifer, küçük Marty’yi Griff’ten kurtarmak üzere ulaşırlar. Yani bu yazının yayına girdiği gün ve saatte.

Bu aralar çevrenizde olağanüstü şeyler farkettiniz mi hiç? “Hadi canım sende!..” deyip belleğinizden siliverdiğiniz…

Az önce orada olmayan araçların ya da kişilerin “nasıl olduysa” birdenbire beliriverdiği anlar. Bir göz açıp kapama süresinde…

Eğer bilimkurgu ile az çok ilgilenmişseniz, yaşınız da müsaitse “Geleceğe Dönüş” filmlerini mutlaka izlemiş olmalısınız.

Yukarıda belirttiğim tarih ve saat işte bu filmlerde işleniyor. Bu üçlemenin çekiliş zamanlarına (1985-1989-1990) kıyasla “gelecekte” kalan bu tarih ve saati yaşadık. Yani bu tür tarihler, insan yaşamı için o kadar da uzakta olan tarihler değilmiş!…

2015 yılının 21 Ekim ve sonrasındaki günlerde Marty’nin başına kötü adam Griff yüzünden kötü şeyler geliyor. Doktor da bu durumu düzeltmeye çalışıyor.

Geleceğe dönüş filmlerini henüz izlemediyseniz, internet üzerindeki bir çok kaynaktan bulup izleyebilirsiniz. Ama sonuç itibariyle aklınızda iki önemli ayrıntı yer edecek: birincisi, aynı zamanda bir zaman makimesi olan araba; ikincisi ise, uçan kaykay.

Böyle bir uçan kaykayın çocuk ve gençlerin hayallerini süsleyeceğinden eminim. Orta yaş ve üzerindekiler de en azından gıptayla bakacaklardır.

Aslına bakarsanız, heryerde çalışamıyor olsa da “uçan kaykay” yapıldı.

Toyota tarafından lüks araba modeli Lexus tanıtımında lanse edilen uçan kaykay sadece özel bir manyetik alan üzerinde çalışabiliyor. Kaykayın altındaki “egsoz gazı” görüntüsünü oluşturan ise sistem soğutucusunun yoğunlaştırdığı havadaki su buharı.

Şimdilik sadece özel bir manyetik alanda çalışabiliyor olsa da, bilim adamları bu uygulamayı daha farklı ortamlara da taşımaktan vazgeçmiş değiller. Süper iletkenler normal ısı koşullarında da verimli bir şekilde çalıştırılabildiğinde yeni adımların atılması kolaylaşacak.

Gelecek birgün gelecek.

ahmet aksoy

References:
http://backtothefuture.wikia.com/wiki/Back_to_the_Future_timeline

Jun 252014
 
1,141 views

Robotlar ve Yapay Zeka İnsanlığın Sonunu mu Getirecek?

Teknolojik gelişim ve rekabet koşulları, maliyeti düşürüp, karlılığı yukarı çeken otomatik üretim sistemlerini hızla yaygınlaştırıyor. Otomotiv ve tekstil sektörlerinin başı çektiği otomasyon giderek diğer alanlara da yayılıyor. Gıda üretimi de bunlardan biri.

Resim: news.filehippo.com

Resim: news.filehippo.com

Hayvan gücünden yararlanma, çok özel durumlar dışında, artık yok. At, eşek, katır gibi hayvanların kas gücüne ihtiyaç kalmadı. Öküzler ve mandalar için de aynı durum sözkonusu. Artık bu hayvanlar, ancak et veya sütleri işe yarıyorsa yaşam hakkına sahipler. Aksi halde, soyları tükenip gidiyor. Çünkü onların kas gücünü çok daha ekonomik olarak üstlenen traktörlerimiz, taşıyıcılarımız, bir sürü araç-gerecimiz var.

İnsan Gücüne Gereksinimin Azalması

Artık insan gücüne de daha az gereksinim duyuluyor. Aynı miktardaki üretimi yapmak için gereken insan gücü hızla azalıyor. Kas gücü ihtiyacı çok daha hızla azalmakta. Ama bilgi ve muhakeme yeteneği hala işe yarıyor.

Kapitalist sistem, nesnel meta üretimi hızla artar ve üretim maliyetleri düşerken, bilginin metalaştırılmasına ağırlık verdi. Bilgiyi edinmek de, edinilen bilgiyi kullanabilmek de artık neredeyse tamamen ticaret konusu. Bedelini ödeyemiyorsan -sağlıklı- eğitim göremiyorsun. Kaliteli bilgi -eğitim- sahibi değilsen, iş bulamıyorsun. Bu yüzden diplomalı -gizli- işsizlerin sayısı çığ gibi büyüyor.

Bilginin Meta Haline Dönüştürülmesi

Günümüzde, bilginin kendisinden çok, ambalajlanması daha ön planda. Çok satanlar listesini ona yatırım yapanlar belirliyor. Neyi öğrenmen, neden hoşlanman, neyi tüketmen gerektiğine birileri karar veriyor ve bir tüketici olarak sen de onlara uyuyorsun.

Bütün bu gelişmelerin iyi veya kötüyle, ahlak veya ahlak yoksunluğuyla hiç bir ilgisi olmadığını peşinen söylemek isterim. Bütün bu yaşananlar, doğal gelişimin sonuçlarıdır.

Ancak burada benim asıl ilgimi çeken konu, insanlığın geleceği.

Yapay Zeka İle Bilgi Üretiminin Ucuzlaması

Kas gücüne gereksinimin azalması gibi, beyin gücüne gereksinimin azalacağı günler de pek uzak değil. Bunu sağlayacak olan da “Yapay Zeka”.

Yapay zeka çalışmaları ve elde edilen gelişmeler, tırmanan teknolojik gelişmeye paralel bir değişim içerisinde. Öğrenen ve kendi kendilerini üreten makinalar konusundaki gelişmeler olağanüstü. Üç boyutlu yazıcıların gelişimi bu süreci de hızlandıracak gibi görünüyor.

Üretim aşamasındaki insan gücünün azalması, ürün maliyetlerindeki “ücret” payının azalması ve zaman içinde sıfırlanması sonucunu doğurur.

Bilgi teknolojisi halen küçük değişikliklerle akıllı cep telefonları, tabletler, dizüstü bilgisayarlar vb şeklinde pazara sunuluyor. Pazar geniş, alıcı çok.

Ancak, robot destekli üretimin artması ve ürünlerin ucuzlaması, bu ürünlerin giderek daha fazla sayılarda pazarlanmasını şart koşuyor. Aksi halde toplam kazancın düşmesi sözkonusu olacak.

Ucuzlayan ve Hacmi Artan Ticari Mallar Kime Satılacak?

İşte burada temel bir çelişki gelişmeye başlıyor.

Teknoloji, hem kas, hem de beyin gücüne giderek daha az ihtiyaç duyar hale geliyor. Bu ise, hizmet sektörü dışında iş bulup çalışabilen insanların sayısında azalmaya neden olacaktır. Daha ilerideki aşamalarda üretici sistemin tamamı robot teknolojileriyle karşılanır hale geldiğinde, sadece yöneticiler ve onlara hizmet edenler kalacaktır. Yöneticilerin, daha da zenginleşebilmek için sömürebilecekleri emekçi sınıf ortadan kalkacağı için, geriye kalan tek şey doğal kaynakların sömürülmesidir. Bundan sonrası ise tam bir kısır döngüdür. Üretim araçlarının ve doğal kaynakların sahibi olan yöneticiler sınıfı, zenginliklerinin bir kısmını hizmet sınıfına dağıtacak ve dağıttıklarını da onlara pazarladıkları ürünlerin bedeli olarak gerisin geri toplayacaklardır.

Doğal kaynakların bölüşümü, yine en önemli sorundur. Dünya üzerinde tek bir yönetici grup kalana kadar doğal kaynaklar için savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Savaşların teknolojik oyunlar aracılığıyla bir güç gösterisi haline dönüşmesi güçlü bir olasılıktır. Bütün bu gelişmeler, yönetici sınıfın zenginleşme arzusunu dizginleyemediği koşullarda doğal kaynakların sorumsuzca tüketilmesine yol açacaktır.

Bu koşullarda, yönetenler açısından “işe yaramaz bir fazlalık” haline gelen insan nüfusunun ya direkt metodlarla azaltılması; ya da doğal ortamda teknolojik imkanlardan yararlanmaksızın kendi hallerine bırakılması sözkonusu olabilir. Doğal kaynakları korumak gerekçesiyle nüfus kontrolü mutlaka devrede olacaktır. Kısırlaştırma yöntemi yaygın olarak kullanılabilir.

Hizmet sınıfı tarafından gerçekleştirilebilecek başkaldırıların başarılı olması durumundan bile sadece aktörler değişmiş olacak, sistem yapısal varlığını koruyacaktır.

Kaçınılmaz Sonuç

Yönetici sınıfa sunulan hizmetlerin de zaman içinde gelişmiş robotlar tarafından karşılanmaya başlaması güçlü bir olasılıktır. Bu aşamada, yönetilenleri olmayan çok dar bir yönetici sınıf, hizmet robotları ve üretim robotları kalacaktır. Ancak bu da, daha fazla gelişme ve zenginleşme dürtüsünün anlamsızlaşması sonucunu doğurabilir. Her istediğini kolayca elde edebilmenin sonucu ise tembelleşmek ve yaşame arzusunun zayıflamasıdır.

İşte bu aşamada, gelişmiş yapay zekanın “yönetici?” insanlara ihtiyaç duymaksızın tamamen robotlardan oluşan bir topluluğa dönüşmesi mümkündür. Bu gerçekleştiğinde, beslenme zincirine bağlı zorunlu gereksinimler ortadan kalkacağı için dünya dışı arayışların çok daha yaygın ve etkin bir düzeye ulaşması sözkonusudur. Biyolojik kısıtlamalar olmaksızın, gereksinime göre dizayn edilecek yapay zeka sahibi özel robotlar dünya, güneş sistemi ve galaksi dışına yayılmayı çok daha kolay hale getirebilir.

İnsanlık, bildiğimiz şekliyle çok uzak olmayan bir gelecekte tamamiyle ortadan kalkabilir ama, insanoğlu kendi kendisini fiziksel olarak tamamiyle yok etmezse, teknolojik gelişme ve yapay türlerin bilinçli evrimleşmesi devam edecektir.

İnsanlık için böyle bir olasılık sözkonusuysa, başka evrenlerdeki başka yaşam formlarının da benzer aşamalardan geçmiş olması hiç de küçük bir olasılık gibi görünmüyor.

ahmet aksoy

Kaynaklar:

Jan 122014
 
1,186 views

Komşu Sitelerde Neler Var?

0204686
Zaman Gezginleri

vaybe.axtelsoft.com  sitesinde yayınlanmaya başlayan, bilimkurgu filmleri hakkında kısa görüşler ve linkler. Bilimkurgu meraklıları için.

Dünyada Ekonomik Kırılma

Süper Kampanya 8 saatlik Hızlı Okuma ve Etkin Öğrenme Atölyesi

Süper Kampanya 8 saatlik Hızlı Okuma ve Etkin Öğrenme Atölyesi

8 saatlik Hızlı Okuma ve Etkin Öğrenme Atölyesi Hızlı Okuma, pek çoklarının zannettiği gibi 100 metre yarışlarına benzemez. O bir maratondur. Tempolu bir süreklilik ve dayanıklılık gerektirir. Uzun solukludur. Sunduğu çözümler anlık değil, süreklidir. Size sadece zaman kazandırmakla kalmaz; kişisel ve çevresel farkındalığınızı da geliştirir. Hızlı Okuma sayesinde hem okuduklarınızı, hem de yaşamın kendisini daha []

 

Nov 122013
 
1,339 views

Bir Dijital Kıyamet Senaryosu

Son dönemlerde, insanoğlunun yeryüzünde -ya da evrende- ne denli kalıcı olabileceği sorusu aklıma daha sık takılır oldu.

İnsanlığın geçmişine yönelik araştırmalardaki temel bulgularımız taş, kemik ve benzeri dayanıklı malzemelerle bağlantılı.

Belki de insanoğlunun geçmişinde teknolojik olarak geliştirilmiş ve bildiklerimizin ötesinde dayanıklı malzemeler yok. Geçmişten bize miras kalanlar sadece büyük kütleli taş yapılar ve taşlara işlenmiş bilgiler. Üstelik bu devasa yapılardan bir çoğu tonlarca ağırlıktaki kaya bloklarından oluşuyor. Ancak bu blokların yerlerine hassas bir şekilde nasıl oturtulduğuna ilişkin yeterince sağlıklı bilgilere sahip değiliz.

Tablet, papirüs, kağıt ve benzeri ortamların üzerine kaydedilmiş yazılı bilgiler ise hem çok yeni, hem de dayanıksız.

Günümüzde tüm kayıtlar elektronik ortama odaklanmış durumda. Yeni kayıtlar oluşturma ve mevcutları çoğaltma konusunda çok fazla esnekliğe sahibiz. Buna rağmen, bir enerji kaosu, mevcut dijital bilgilerimizin çok büyük oranda yitirilmesine neden olabilir.

Bu konuda daha önce yapılmış bir girişim var mı bilmiyorum ama, insanoğlunun teknolojik birikimlerinden en azından temel nitelikte olanlarının elektronik ortam dışında da kayda geçirilerek korumaya alınması, çok önemli ve yararlı olabilir.

Manyetik meteorlar nedeniyle oluşan teknolojik krizlere ilişkin bazı bilimkurgu öyküleri/ filmleri var. Ancak bildiklerimde, kriz eninde sonunda atlatılıyor.
Ya atlatılamayacak büyüklükte veya çok uzun sürebilecek bir durumla karşılaşılırsa ne olur?

Yani elektrik şebekeleri, elektrikli ve elektronik araçlar, haberleşme ve bilgiişlem sistemleri kullanılamaz hale gelirse ne olur?

Önce kendi halimi düşünüyorum: Yazmış olduğum yüzlerce yazı bir anda kaybolacak. Çünkü neredeyse tamamı internet üzerinde veya bilgisayarımda kayıtlı. Elle not tuttuğum sadece bir kaç not defteri mevcut. Bunlara yazdıklarım ise sadece kısa notlar, bazı algoritmalar ve sorular. Yani sadece bir bulmaca derlemesi.

Peki ne yapabilirim?
Tüm yazılarımı kağıda bastırıp arşivlesem, onları nasıl ve nerede koruma altına alabilirim? Eninde sonunda hepsi kağıt.
Ya da yazılarımın hepsini DVD disklerine aktarsam. Bilgisayarlar çalışmasa bile, bu kayıtlar laser ışınlarıyla çentik atılarak oluşturulduğuna göre manyetik alanlardan çok fazla etkilenmeyebilir. Ama bildiğim kadarıyla bu disklerin raf ömrü de 30-40 yıl ile sınırlı.
Teyp bantları ve sabit diskler manyetik esaslı oldukları için, onlara zaten hiç güven olmayacak.
Acaba irice bir kaya bulup hiç olmazsa bazı yazılarımı eski çağlardaki gibi kaya yüzeylerine mi oysam?
En dayanıklısı herhalde bu sonuncusu olacaktır. Manyetik, kozmik ve termal etkilere en fazla dayanabilecek ortam o gibi. Ama ne yazık ki uygulama potansiyeli çok düşük.

Şöyle bir yönteme ne dersiniz?

Dünyanın pek fazla kullanılmayan ama dayanıklı bazı bölgelerinde yer altına bazı üsler yapılır. (Mevcut bitkilerin DNAlarını korumak üzere kurulmuş üsler gibi)
Kayıt ortamı olarak betondan (veya daha dayanıklı başka malzemelerden) yapılmış tabletler hazırlanır ve daha malzeme yumuşak durumdayken bunların yüzeyine önemli bilgiler işlenir. Sertleştirme işleminden sonra bu tabletler sistematik bir şekilde depolanır.
Elbette bu depodaki bilgilerin nasıl kullanılabileceğine dair kayıtlar da bırakılır.
Bu tür depoların mümkün olduğu kadar çok olması, bilgilerin korunma olasılığını arttıracaktır.

Henüz erken olsa da, ileride kullanılabilecek bir başka yöntem daha var: Bilgileri canlı organizmaların DNA sarmallarına işlemek. Hele bu bilgileri insan DNA’sına işleyebilirsek, insanoğlu tamamiyle evrenden silinmedikçe, bu bilgiler otomatikman korunmuş olacaktır.

Ya bütün bunlar zaten yapılmışsa?…

Ahmet Aksoy

Aug 102012
 
1,635 views

Ulaşmayı kurguladığım mekanlardan birisi Sanal Oda.

Bu odanın her tarafı ekranlarla kaplı.  Duvarlar, tavan, döşeme… Her yer.

Bir de kumanda konsolu olacak elbet. Uzaktan yönetilebilir olmalı.

Ekranlara görüntü taşıyan kameralar dünyanın ve uzayın çeşitli bölgelerine yayılmış olacak.

Örneğin Himalayalar’da olmak istiyorum. Hemen  oradaki istasyonla canlı bağlantı kurulacak. Görüntü kısmı en kolayı. Üç boyutlu kameralar, 360 derecelik görüntüyü hemen aktarmaya başlayacaklar. Ses te öyle. Isı ve hava akımlarının yönü ve şiddeti de aktarılacak. Sanal Odadaki cihazlar tüm bu bilgileri yeniden canlandıracak. Sanırım şimdilik en zor iş, koku transferi. Ona da bir çözüm bulunacağından eminim. (Ekstrem hava şartlarının odadaki kişilere zarar vermesini engellemek için verilerde otomatikman bazı düzeltmeler yapılacak. Aksi halde Sanal Himalayalarda donmak, ya da Sanal Gobi Çölünde kavrulmak olasılığı var. O ortamların koşullarına uygun şekilde giyinmek pek pratik görünmüyor. Bu nedenle, verileri revize etmek daha anlamlı.)

Bir uyduda olmak istersem, seçim yapmam yeterli. Bu kez görüntü, ısı, ses, hava durumu, kokular oradan canlı olarak transfer edilecek.

Tüm bunların bir simülasyon cihazı aracılığıyla aktarılmasını -şimdilik- tercih etmiyorum. Böyle bir uygulama hareket gerektiğinde önem kazanacak. Benim açımdan, ortam koşullarının simülasyonu şimdilik fazlasıyla yeterli. (Hareket simülasyonu için  Surrogates – Suretler filmindeki yöntem  iyi bir çözüm gibi görünüyor.)

Hatta ilk aşamada sadece görüntü ve ses aktarımına da razı olabilirim. Bunun için canlı manzara yayını yapan bir kaç istasyon yeterli olur.

Sanal odadan çıkmaya ihtiyaç duymadan pek çok ortamda izleyici konumunda olmak mümkün. Böyle bir Sanal Odada yazı yazmanın keyfine doyum olmayacaktır.

Ahmet Aksoy

Not:  Şimdi, bu yazıyı yazarken İstanbul’da ısı gölgede 30 derece, nem oranı %45, kuzeydoğudan 23 km/saatlik bir rüzgar esiyor. Ya bir sahilde, ya da bir yaylada olmak işin keyfini daha iyi çıkartırdı ama, şimdilik elimizdekilerle yetineceğiz.