?> Beynimizin Kapasitesi Niçin Bu Kadar Büyük? - Kişisel Gelişim
Jan 062014
 
1,779 views

Beynimizin Kapasitesi Niçin Bu Kadar Büyük?

beyinOrtalama bir insan beyninde 100 milyar sinir hücresi, 900 milyar da glial hücre var. Bu, toplam bir trilyon hücre birbirleri ile çeşitli bağlantılar yapıyor. Yani, muazzam bir kapasite söz konusu. (Bildiğimiz evrende var olduğu hesaplanan yıldız sayısı kadar sinirsel bağlantı.)

Homo sapiens beyninin yaklaşık 50 bin yıl önce ortaya çıktığı ve o zamandan bu yana pek bir değişiklik gözlenmediği biliniyor. Tam bir tarih vermek mümkün olmasa bile, modern insanın beyin yapısı ile 50 bin yıl önceki ilkel insanın beyin yapısının aşağı yukarı aynı olduğunu söyleyebiliriz. (Aslında bu süreçte beyin kütlesinin 1500 gramdan 1350 grama düştüğü ve bunun doğal vahşi yaşamın zorluklarından uzaklaşmayla açıklanabileceği belirtiliyor.)

Eğer ilkel insanın beyin kapasitesi gerçek ihtiyacının çok üzerindeyse, bunun mutlaka mantıklı bir açıklaması olmalıdır. Çünkü evrim bu kadar büyük sıçramalar yapmaz.

Belki de, aslında beyin kapasitemizin sandığımız kadar da büyük olmadığını, hatta ilkel dönemde hayatta kalabilmek için atalarımızın bu kapasiteye gerçekten de ihtiyacı olduğunu söylememiz gerekir.

Bu konuda hala çok net bir görüşe sahip değilim.

Belki de insanlık tarihi bildiklerimizden çok daha farklı bir yönde gelişti.

Küçük bir olasılık, dünya dışı gelişmiş canlıların dünya üzerindeki ilkel gelişime bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde müdahale etmiş olmaları. Böyle bir durumda, henüz kullanılmayan bir kapasitenin varlığı mantıklı hale geliyor.

Bir diğer olasılık, insan neslinin bundan önce de belli uygarlık seviyelerine ulaştığı; daha sonra bu uygarlığın ya da uygarlıkların ortadan kalktığı olasılığı. Üstelik bu döngü birden çok kez yinelenmiş bile olabilir. Yani insanın ortaya çıkışı, bildiğimiz tarihlerden çok daha eskilere uzanmaktadır. Bu tezi savunanlar da var.

Üçüncü olasılık ise, beyin kapasitemizin aslında zannettiğimiz kadar büyük olmadığıdır. Bilim adamları henüz beynimizin tüm gizemlerini çözebilmiş değil.

Özellikle dünyanın bir çok yerinde bulunan megalitik yapılar insanın kafasını karıştırıyor. Örneğin, farklı coğrafik bölgelerde bulunan piramitlerin yapısal benzerlikleri çok şaşırtıcı. Bunun da ötesinde hayal gücümüzü zorlayan ve yüzlerce tonluk kaya blokları kullanılarak inşa edilmiş yapılar sözkonusu. Bu yapıların bir çoğu, bugünün teknolojisiyle bile başarılması güç bir hassasiyetle birbirine kenetlenmiş dev bloklardan oluşuyor. Bütün bunlar, dünya tarihinde bizden çok daha önce gelişmiş ve ileri teknolojiye sahip toplumların yaşadığı; sonra da sadece efsanelerde adı geçecek şekilde yitip gittiklerine ilişkin olasılıkları güçlendiriyor.

Mısır piramitleri, insan gücüyle ve ağaç kütükleri üzerinde çekilerek taşınan kaya bloklarının tabakalar halinde yerleştirilmesinden sonra çevresinin kumla doldurulması ve yeni blokların bir üst seviyeye taşınmasının kolaylaştırılması yöntemiyle inşa edilmiş olabilir. Bu çalışmalarda bazı kaldıraç sistemlerinden yararlanılmış olması da mümkün.

Ancak, yüksek dağ tepelerinde benzeri yapıların (Aztek ve Maya uygarlıkları gibi) nasıl inşa edildiğine dair elimizde hiç bir ipucu yok.

Bu konudaki tezlerden biri, bu tür yapıların gelişmiş bir dünya uygarlığı döneminde yapıldıklarını ileri sürüyor. Ancak böyle bir uygarlığın piramitlerden veya devasa kaya bloklarından oluşan yapılardan başka hiç bir iz bırakmamış olması da ilginç.

Eğer insanlık tarihinin DNA sarmallarımıza kodlanmış olabileceği tezi doğruysa, bu tür bulmacaların çözümüne epeyce yaklaştık demektir.

Bekleyip görelim bakalım!…

Ahmet Aksoy

Not: İnsanlığın gelişimindeki asıl patlamayı sağlayan unsurun bireysel beyin özelliklerimizden çok, ortak toplumsal ve örgütlü zekaya bağlı olduğunu düşünüyorum. Nedeni ne olursa olsun ortak dil, kültür, sanat ve bilimsel alanda sinerjiyi kaybeden toplumlar, geçmişlerindeki tüm başarılara rağmen yitip gidiyor. Acaba insanoğlunun asıl gücü memlerde ve sağladığı bilgi birikiminde mi?

Kaynaklar:
http://www.kigem.com/beynin-kuculmesi-uygarlik-isareti.html
http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=what-is-the-memory-capacity
The Antiquity of Man: Artifactual, Fossil and Gene Records Explored, Michael Brass
Earths Forbidden Secrets Part I Searching for The Past, Maxwell Igan

  One Response to “Beynimizin Kapasitesi Niçin Bu Kadar Büyük?”

  1. İnsan beyninin 50 bin yıl önce bu kapasiteye eriştiği, sonra biraz da küçüldüğü bilgisi konusunda “ben buna pek emin değilim” diye cevap vereceğim. Benim bildiğim kadarı ile homo sapiens sapiens’in ilk buluntulardan (200 K ‘ya kadar uzanıyor) bu yana beyin büyüklüğünde anlamlı bir değişim yok. Homo sapiens neandertalensis’lerin beyin boyutları bizlerden biraz daha büyük. Bunun dışında bir bilgiye dair kaynak gösterirsen sevinirim.

    Hemen bir not koyayım. Arkaik insan fosillerini ne şekilde adlandırmak gerektiği konusunda tereddüt ve anlaşmazlıklar var. Şunun gibi, eğer biz ve neandertal adamı farklı türler isek, farklı tür adlarımız olmalı. Biz homo sapiens, onlar homo neandertalensis gibi. Aynı türden isek, ki son genetik çalışmalar bazı neandertal genlerini taşıdığımızı, yani geçmişte onlarla çiftleştiğimizi gösteriyor; o halde tür tanımı gereği aynı türden olduğumuz kabul edilmeli ki; bu durumda benim yukarıda kullandığım terminoloji doğru oluyor. Aynı tartışmalar 200-300 K ile 1-1.2 M arası Avrasyada bulunan diğer homo fosilleri için de geçerli. Homo pekinensis, homo georgiensis, homo floriensis vs. mi, yoksa homo sapiens alt grupları mı? Bilinen şu; Şu andaki teamül ile homo erectus olarak adlandırılan bir tür, 1,5 milyon yıl kadar önce Afrikada ortaya çıkmış ve bütün eski dünyaya yayılmış. Yayıldığı yerlerde, şu anki teamül ile “arkaik homo sapiensler” oılarak adlandırılan, yukarda bir bölümünün adını zikrettiğim türlere evrimleşmişler. Çağdaş insan ise 200 bin yıl önce yine afrikada ortya çıkmış ve dünyaya yayılmış. Gittikleri yerlerde pek de fazla yerlilere karışmadan (minimal çiftleşmelere dair ipuçları var) onları ortadan kaldırarak yerlerini almışlar.

    1,2 M önceki büyük göçe, 3-5 yüz K önce daha ufak çaplı bir göçe, bizimkilerin 150 K önce Afrikadan Ortadoğuya şöyle bir çıkıp, tutunamayıp Afrikaya geri kaçmalarına, ve nihayet 60 K önceki kalıcı çıkışlarına ait, gerek arkeolojik kanıtlar; gerekse de bunları destekleyen, geliştiren moleküler biyoloji kanıtları mevcut. Yeteri kadar kanıtlı ve kendi içinde tutarlı bir hikaye bu. Bunu reddeden hiç bir bilimsel sav yok. Senin bahsettiğin savlar, bilim değil; best seller masallar kapsamına giriyor. Yanlış anlama sana yönelik herhangi bir kınamam söz konusu değil. Sadece epistemoloji vurgusu yapmak istiyorum.

    1) Bir tarafta kendi içinde tutarlı, şimdiye kadar yapılmış gözlemleri açıklayan bir kuram var. Herhangi bir gözlem bu kuramı net bir şekilde yanlışlayana kadar, bu mevcut bilimsel kuram statüsündedir.
    2) Öbür tarafta herhangi bir gözlemi, biraz da fazlasıyla zorlayarak, “peki ama neden böyle olmasın?” iddiası ile ortaya atılmış, başka hiç bir gözlemi açıklamayan, kendi içinde tutarlı olmayan, şimdiye kadar yapılmış gözlemlerin önemli bir bölümü ile de çelişen bir iddia var. Bir önceki tip kuram ile bunun arasında kaçınılmaz bir statü farkı olacağı kesindir.
    3) Kuramlar radikal bir şekilde değişmezler mi? Tabi ki değişebilirler. Ancak şunu untmamak gerekir, olağanüstü iddialar, olağan üstü kanıtlara ihtiyaç duyarlar. Mevcut örneğimizde; bir homo sapiens türünün bizim bildiğimiz (ve kendi içinde tutarlı, gözlemler ile uyumlu) şemamızdan farklı bir yol izleyerek evrimleşmiş, ve büyük (bizimkinden de hatta) bir medeniyet kurmuş olduğunu iddia edenler, bu türe ait gerçek arkeolojik, etnografik, moleküler biyolojik kanıtlar ile ortaya çıkmak zorundadırlar.
    4) Bu kanıtlar niye herkes piramit yapmış düzeyinde kaldığı sürece, kuram da masal düzeyinde kalmaya mahkumdur. Tabi ki herkes piramit yapmış, herkes bir şekilde göğe ulaşmaya çalışmış, elde çelik-betonarme teknolojisi yok ise, yüksek bir yapı inşa etmenin tek yolu da piramittir de ondan. Ha, herkes niye göğe ulaşmaya çalışmış, bu kadar yaygın bir kollektif bilinç dışı ne anlama geliyor? Onu da başta Nedim ve Kuran hepimiz kıyısından köşesinden irdeliyoruz zaten.

    Birtan Çiçekçi

 Leave a Reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code class="" title="" data-url=""> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> <pre class="" title="" data-url=""> <span class="" title="" data-url="">

(gerekli)

(gerekli)

%d bloggers like this:
Read previous post:
Kavgacılara Müjde – Yumruk Sıkmak Belleği Geliştiriyor

Kavgacılara Müjde - Yumruk Sıkmak Belleği Geliştiriyor İnanılır gibi olmasa da, 24 Nisan 2013 tarihinde "PLOS ONE" (Public Library Of...

Close