?> November 2014 - Kişisel Gelişim
Nov 132014
 
1,156 views

(Aşağıdaki yazı Radikal blog’da 13 Kasım 2014 tarihinde yayınlanmıştır: http://blog.radikal.com.tr/bilim-teknoloji/bir-kuyruklu-yildizin-dusundurdukleri-79066 )

Bir Kuyruklu Yıldızın Düşündürdükleri

Dün, ESA (European Space Agency) tarafından 10 yıl önce uzaya gönderilen Rosetta uzay aracının 67P/Churyumov-Gerasimenko kod adlı kuyruklu yıldız ile buluşup Philae sonda aracını onun üzerine indirme törenleri vardı. Edindiğimiz bilgilere göre planlanan işlemler, birkaç arıza dışında başarıyla gerçekleştirildi. Araç fotoğraf göndermeye de başladı. Manşetteki fotoğraf, Philae’nin gönderdiği ilk fotoğraftır. (Foto alıntı: earthsky.org)

 

Bir kuyruklu yıldızın düşündürdükleri

Foto: earthsky.org Philae tarafından gönderilen ilk görüntü

Rosetta, 10 yıl boyunca dünya ile arasında 510 milyon kilometrelik bir mesafe yaratacak kadar yol katetmişti. Büyük olasılıkla kendi yörüngesi düz bir hat üzerinde bulunmadığı için asıl yolun uzunluğu çok daha fazla olabilir.

Dünkü konumundayken Rosetta ve sonda aracı Philae’nin gönderdiği sinyallerin dünyaya erişebilmesi için 28 dakika gerekiyordu. Olayı gözümüzde biraz canlandırabilmek için, güneşten çıkan ışınların dünyaya varışının 8 dakika sürdüğünü hatırlayalım.
Teknolojik olarak büyük bir başarı elde edildi! İçtenlikle bu işe emek verenleri ve onları destekleyenleri kutluyorum.

Ancak bu olay bana başka konuları çağrıştırıyor: Örneğin Güney Amerika’nın keşfi.
Americo Vespuci ve Christophe Colomb gibi kaşifler bu yeni dünyayı keşfetmekle kalmayıp oraları acımasızca, açgözlülükle yağmaladılar ve oralardaki -farklı- medeniyetlerin çöküşüne, mahvolmasına neden oldular.

Şimdi de bazı güç odakları dünya üzerindeki zenginlikleri tek taraflı yağmalamakla yetinmeyip, gözlerini uzak gezegenlere, uydulara, yıldızlara dikmiş durumda. Yapılan çalışmaların amacının “insanoğlunun merakını gidermesi, bilgi dağarcığını büyütmesi” şeklinde tanımlamak bana fazla iyimser geliyor. Asıl dürtünün askeri ve ticari olduğunu düşünüyorum.

Bu konu da, arkelolojik çalışma yapan uzmanların buluntulara yeni doğmuş bir bebeğe gösterilen hassas ve şefkatli özeni gösterirken, politikacıların aynı buluntuların üzerinde hoyratça topuklu ayakkabılarla gezinmesinden farklı bir arsızlık değil. Bilim insanlarının büyük olasılıkla yürüttükleri uzay çalışmalarında arkeologların hassasiyetine sahip olduklarına inanıyorum. Ama onlara kaynak sağlayanlar hakkında ne yazık ki aynı düşünceleri besleyemiyorum. Bu konuda yanılıyor olmayı ne kadar büyük bir içtenlikle arzuluyorum bilseniz!…

Ayın keşfi şimdilik yeterince ticari ve askeri fayda sağlamış görünmüyor. Buna rağmen ayın yüzeyi çoktan parsellendi bile.

Şu anda asıl ağız sulandıran hedef: Mars!

Marsa insanlı uzay aracı gönderme ve Mars yüzeyinde koloniler oluşturma projeleri halen devam ediyor. Sadece bu kadar da değil! Mars şartlarına uygun bir bitki örtüsü oluşturup, dünyadakine benzer atmosferik koşullar yaratmayı planlayan çok daha büyük projeler de var.

İşte bu tür projeler, elinde tuttuğu güçle evreni metalaştırıp kendi malı haline dönüştürmeye çalışan bir anlayışın yansımaları.

Dileğim o ki, insanlık, evrenin efendisi değil, onun içindeki minicik bir nokta olduğunu bir an önce kavrar ve ona göre davranmayı öğrenir.

ahmet aksoy

 

Nov 102014
 
891 views

EFT Niçin Bu Kadar Etkili Oluyor?

HARVARD TIP OKULUNDA YAPILAN DENEYLER
Harvard Tıp Okulu’nda yapılan bazı deneylerde, derimizin üzerindeki enerji meridyen noktalarının uyarılmasının, beynimizdeki “amigdala” bölümündeki aktivitenin azalmasına neden olduğu tespit edilmiş.

Amigdala (corpus amygdaloideum), bedenimizin alarm merkezi gibi çalışır. Badem biçimindeki bu minik bölge duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasında birincil etkiye sahiptir. Herhangi bir tehlike veya korku karşısında bu merkez tetiklenir ve vücutta “stres hormonu” “cortisol” seviyesinin hızlı bir şekilde artmasına neden olur. Stres hormonu düzeyinin yükselmesi ise bünyede çeşitli zincirleme reaksiyonlara kaynaklık eder.

EFT (tepeleme) uygulamaları, stres hormonu seviyesini düşürerek deneyimlenen stres düzeyinin de aşağılara düşmesini sağlar.

Dr. Dawson Church tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada, 83 denek üzerinde birer saatlik EFT uygulanmış ve sonrasında deneklerin “cortisol” seviyelerinin nasıl değiştiği saptanmış. EFT’nin yanısıra sadece konuşma terapisi alanlar da bu araştırmaya dahil edilmişler.
Alınan sonuçlara göre EFT uygulanan deneklerde cortisol seviyesindeki azalma ortalama %24 olurken, konuşma terapisi alan veya kendilerine hiç bir uygulama yapılmayan deneklerde gözlenebilir her hangi bir değişim saptanmamış.

PSİKO-NÖRO İMMÜNOLOJİ
Sadece 35 yıllık bir geçmişi olan PNI (Psychoneuroimmunology) bilim dalındaki yeni araştırmalarda pskolojik süreçlerin sinir ve bağışıklık sistemlerini nasıl etkilediği inceleniyor. Elde edilen bulgulara göre endişe, korku, öfke, üzüntü, stres gibi duygular bağışıklık sistemini zayıflatıyor, hatta bazı hastalıklara neden oluyor.

EFT Niçin Bu Kadar Etkili Oluyor?

Foto: plosone.org

PRİMO VASKÜLER SİSTEM VE BONGHAN KANALLARI
İlk kez 1962 yılında Kuzey Koreli bir bilim adamı olan Kim Bong-han tarafından duyurulan “primo-vascular sistem” ile ilgili araştırmalar, bu bilim adamının talihsiz bir trafik kazasında ölümünün ardından 50 yıllık bir uyku dönemine girdi. Bonghan’ın bulguları ancak 2010’lu yıllarda ve nano-teknolojik boyama yöntemleri sayesinde başka bilim insanları tarafından da doğrulanmaya başlandı. Primo-mascular sistemi oluşturan kılcal kanallara “Bonghan kanalları” adı veriliyor. Bu kanallar 20-30 mikrometrelik çapa sahipler. İşte bu kanallar, enerji meridyenleri üzerindeki akupunktur noktalarını birbirine bağlıyor. Bu yeni dolaşım sistemi, Eski Çin Tıbbı ile Batı bilimi arasında ortak temellere sahip bir anlaşma fırsatı yaratacak gibi görünüyor.

EFT uygulamalarının bu kanallar aracılığıyla DNA bağlantılı bilgi akışına katkıda bulunduğu düşünülüyor. Çünkü, son dönemlerde elde edilen yeni bilimsel bulgular, genetik sistemimizin eskiden sanıldığı gibi statik bir yapıya sahip olmadığını; çevresel koşulların bazı genetik özelliklerin açık veya kapalı duruma girmelerine neden olduğunu gösteriyor. Epigenetik, bu konuda yepyeni ufuklar açmış durumda.

ENERJİ UYGULAMALARI
Kısacası, enerji uygulamalarıyla ilgili olarak henüz elimizde batılı bilimsel anlayışa uygun yeterli bilimsel sonuçlar bulunmamasına rağmen aradaki açıklık yavaş ta olsa kapanma eğiliminde. Örneğin akupunktur çalışmaları pek çok alanda artık kabul görmüş durumda. EFT de -bazı- akupunktur noktalarını kullanarak vücudumuzdaki stres düzeyini dengeleyebiliyor.

Her alanda olduğu gibi, bu alanda da yeni ve olumlu gelişmeler yaşanmakta. Enerji uygulamalarının bilimsel temellerinin açıklığa kavuşması çok fazla zaman almayacak gibi.

Öte yandan, henüz batılı bakış açısıyla bilimsel açıklamalarını tam olarak yapamıyor olsak bile, EFT uygulamaları ölçülebilir pozitif sonuçlar vermeye devam ediyor.

Belki içimizde EFT yöntemine çok katı kurallar çerçevesinde ve olumsuz bakanlar olabilir. Bu arkadaşların kendilerine içtenlikle şu soruyu sormalarını öneriyorum: Newton’un çekim yasası kabul görmeden önce yer çekimi yok muydu?

ahmet aksoy

Kaynaklar: