?> June 2014 - Kişisel Gelişim
Jun 262014
 
916 views

Savaşın Gizli Tanıkları – Binh Danh

bindanh-1

Alternatif fotoğraf tekniklerine kendimi bu kadar yakın hissetmemin nedeni keşfe ve yeniliklere bütünüyle açık olması. Örnek olarak paylaşmak istediğim sanatçı, kimyasallara ihtiyaç duymadan, yeşil yapraklardaki fotosentez özelliğini kullanarak seçtiği imajları klorofil baskı yöntemiyle canlı yapraklara kaydediyor.

bin danh

Vietnam doğumlu ABD’li sanatçı Binh Danh’ ın kendi anlatımıyla, klorofil baskıyı keşfetmesi, bir yaz günü, bahçede su hortumunun altında kalan çimenlerin renginin değiştiğini fark ettikten sonra, fotosentez ile renk değişimi üzerine çalışmaya karar vermesiyle olmuş ve Klorofil baskıyı bu şekilde yapmaya başlamış. Binh Danh, çalışmasında fotosentezi, klorofil ve güneş ışığından faydalanarak yaprakların üzerine görüntüleri kaydetmek için kullanıyor.

bin danhKlorofil baskı ile gerçekleştirdiği en çarpıcı projesi, Vietnam savaşında çekilmiş kareleri tropikal yapraklara basarak oluşturduğu, “Ölümsüzlük, Vietnam ve Amerika Savaşı kalıntıları” isimli proje. Bu çarpıcı kareleri yaprakların üzerine hiç bir kimyasal kullanmadan, sadece fotosentezi kullanarak baskı alan Danh, eserlerini daha sonra reçine ile kaplayarak hem korunmasını hem de görüntülerin sabitlenmesini sağlıyor.

Binh Danh’ın anlatımıyla, savaşın imajları yaprakların bir parçasıdır ve görüntüler yaprakların içinde ve üzerinde yaşar. Yapraklar, savaşın sürekliliğini ifade eder. Onlar, Vietnam savaşının kalıntısını içerirler; bombalar, kan, ter, gözyaşı ve metaller. Ölüler, doğum, yaşam ve ölümle birlikte maddelerin geri dönüşümü, değişimi ve yeniden oluşum döngüleri içinde Vietnam’ın doğasıyla bütünleştiler. Madde hiç bir zaman yoktan var edilemediği ve vardan yok edilemediği için Vietnam ve Amerika savaşının kalıntıları, Vietnam’ın doğası içinde sonsuza kadar yaşayacaktır.

bin danh

A. Nilden Aksoy

Kaynaklar:

http://www.binhdanh.com/
http://www.youtube.com/watch?v=JfRxBqWPSDI

 

Jun 252014
 
1,142 views

Robotlar ve Yapay Zeka İnsanlığın Sonunu mu Getirecek?

Teknolojik gelişim ve rekabet koşulları, maliyeti düşürüp, karlılığı yukarı çeken otomatik üretim sistemlerini hızla yaygınlaştırıyor. Otomotiv ve tekstil sektörlerinin başı çektiği otomasyon giderek diğer alanlara da yayılıyor. Gıda üretimi de bunlardan biri.

Resim: news.filehippo.com

Resim: news.filehippo.com

Hayvan gücünden yararlanma, çok özel durumlar dışında, artık yok. At, eşek, katır gibi hayvanların kas gücüne ihtiyaç kalmadı. Öküzler ve mandalar için de aynı durum sözkonusu. Artık bu hayvanlar, ancak et veya sütleri işe yarıyorsa yaşam hakkına sahipler. Aksi halde, soyları tükenip gidiyor. Çünkü onların kas gücünü çok daha ekonomik olarak üstlenen traktörlerimiz, taşıyıcılarımız, bir sürü araç-gerecimiz var.

İnsan Gücüne Gereksinimin Azalması

Artık insan gücüne de daha az gereksinim duyuluyor. Aynı miktardaki üretimi yapmak için gereken insan gücü hızla azalıyor. Kas gücü ihtiyacı çok daha hızla azalmakta. Ama bilgi ve muhakeme yeteneği hala işe yarıyor.

Kapitalist sistem, nesnel meta üretimi hızla artar ve üretim maliyetleri düşerken, bilginin metalaştırılmasına ağırlık verdi. Bilgiyi edinmek de, edinilen bilgiyi kullanabilmek de artık neredeyse tamamen ticaret konusu. Bedelini ödeyemiyorsan -sağlıklı- eğitim göremiyorsun. Kaliteli bilgi -eğitim- sahibi değilsen, iş bulamıyorsun. Bu yüzden diplomalı -gizli- işsizlerin sayısı çığ gibi büyüyor.

Bilginin Meta Haline Dönüştürülmesi

Günümüzde, bilginin kendisinden çok, ambalajlanması daha ön planda. Çok satanlar listesini ona yatırım yapanlar belirliyor. Neyi öğrenmen, neden hoşlanman, neyi tüketmen gerektiğine birileri karar veriyor ve bir tüketici olarak sen de onlara uyuyorsun.

Bütün bu gelişmelerin iyi veya kötüyle, ahlak veya ahlak yoksunluğuyla hiç bir ilgisi olmadığını peşinen söylemek isterim. Bütün bu yaşananlar, doğal gelişimin sonuçlarıdır.

Ancak burada benim asıl ilgimi çeken konu, insanlığın geleceği.

Yapay Zeka İle Bilgi Üretiminin Ucuzlaması

Kas gücüne gereksinimin azalması gibi, beyin gücüne gereksinimin azalacağı günler de pek uzak değil. Bunu sağlayacak olan da “Yapay Zeka”.

Yapay zeka çalışmaları ve elde edilen gelişmeler, tırmanan teknolojik gelişmeye paralel bir değişim içerisinde. Öğrenen ve kendi kendilerini üreten makinalar konusundaki gelişmeler olağanüstü. Üç boyutlu yazıcıların gelişimi bu süreci de hızlandıracak gibi görünüyor.

Üretim aşamasındaki insan gücünün azalması, ürün maliyetlerindeki “ücret” payının azalması ve zaman içinde sıfırlanması sonucunu doğurur.

Bilgi teknolojisi halen küçük değişikliklerle akıllı cep telefonları, tabletler, dizüstü bilgisayarlar vb şeklinde pazara sunuluyor. Pazar geniş, alıcı çok.

Ancak, robot destekli üretimin artması ve ürünlerin ucuzlaması, bu ürünlerin giderek daha fazla sayılarda pazarlanmasını şart koşuyor. Aksi halde toplam kazancın düşmesi sözkonusu olacak.

Ucuzlayan ve Hacmi Artan Ticari Mallar Kime Satılacak?

İşte burada temel bir çelişki gelişmeye başlıyor.

Teknoloji, hem kas, hem de beyin gücüne giderek daha az ihtiyaç duyar hale geliyor. Bu ise, hizmet sektörü dışında iş bulup çalışabilen insanların sayısında azalmaya neden olacaktır. Daha ilerideki aşamalarda üretici sistemin tamamı robot teknolojileriyle karşılanır hale geldiğinde, sadece yöneticiler ve onlara hizmet edenler kalacaktır. Yöneticilerin, daha da zenginleşebilmek için sömürebilecekleri emekçi sınıf ortadan kalkacağı için, geriye kalan tek şey doğal kaynakların sömürülmesidir. Bundan sonrası ise tam bir kısır döngüdür. Üretim araçlarının ve doğal kaynakların sahibi olan yöneticiler sınıfı, zenginliklerinin bir kısmını hizmet sınıfına dağıtacak ve dağıttıklarını da onlara pazarladıkları ürünlerin bedeli olarak gerisin geri toplayacaklardır.

Doğal kaynakların bölüşümü, yine en önemli sorundur. Dünya üzerinde tek bir yönetici grup kalana kadar doğal kaynaklar için savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Savaşların teknolojik oyunlar aracılığıyla bir güç gösterisi haline dönüşmesi güçlü bir olasılıktır. Bütün bu gelişmeler, yönetici sınıfın zenginleşme arzusunu dizginleyemediği koşullarda doğal kaynakların sorumsuzca tüketilmesine yol açacaktır.

Bu koşullarda, yönetenler açısından “işe yaramaz bir fazlalık” haline gelen insan nüfusunun ya direkt metodlarla azaltılması; ya da doğal ortamda teknolojik imkanlardan yararlanmaksızın kendi hallerine bırakılması sözkonusu olabilir. Doğal kaynakları korumak gerekçesiyle nüfus kontrolü mutlaka devrede olacaktır. Kısırlaştırma yöntemi yaygın olarak kullanılabilir.

Hizmet sınıfı tarafından gerçekleştirilebilecek başkaldırıların başarılı olması durumundan bile sadece aktörler değişmiş olacak, sistem yapısal varlığını koruyacaktır.

Kaçınılmaz Sonuç

Yönetici sınıfa sunulan hizmetlerin de zaman içinde gelişmiş robotlar tarafından karşılanmaya başlaması güçlü bir olasılıktır. Bu aşamada, yönetilenleri olmayan çok dar bir yönetici sınıf, hizmet robotları ve üretim robotları kalacaktır. Ancak bu da, daha fazla gelişme ve zenginleşme dürtüsünün anlamsızlaşması sonucunu doğurabilir. Her istediğini kolayca elde edebilmenin sonucu ise tembelleşmek ve yaşame arzusunun zayıflamasıdır.

İşte bu aşamada, gelişmiş yapay zekanın “yönetici?” insanlara ihtiyaç duymaksızın tamamen robotlardan oluşan bir topluluğa dönüşmesi mümkündür. Bu gerçekleştiğinde, beslenme zincirine bağlı zorunlu gereksinimler ortadan kalkacağı için dünya dışı arayışların çok daha yaygın ve etkin bir düzeye ulaşması sözkonusudur. Biyolojik kısıtlamalar olmaksızın, gereksinime göre dizayn edilecek yapay zeka sahibi özel robotlar dünya, güneş sistemi ve galaksi dışına yayılmayı çok daha kolay hale getirebilir.

İnsanlık, bildiğimiz şekliyle çok uzak olmayan bir gelecekte tamamiyle ortadan kalkabilir ama, insanoğlu kendi kendisini fiziksel olarak tamamiyle yok etmezse, teknolojik gelişme ve yapay türlerin bilinçli evrimleşmesi devam edecektir.

İnsanlık için böyle bir olasılık sözkonusuysa, başka evrenlerdeki başka yaşam formlarının da benzer aşamalardan geçmiş olması hiç de küçük bir olasılık gibi görünmüyor.

ahmet aksoy

Kaynaklar:

Jun 232014
 
1,380 views

Genetik ve Memetik Evrim Süreci

örtüyor günü
atlas kadife perde
yıldız desenli
(ahmet aksoy)

İnsanın biyolojik olarak ortaya çıkıp, baskın karakterini belirleyici bir şekilde uygulamaya sokabilmesi milyarlarca yıllık evrimsel bir serüvenin sonucu. Dünyamız dört buçuk milyar yaşında. İlkel mikroorganizmaların ortaya çıkışı, yaşam koşullarının uygun hale dönüşmesine bağlı olarak dört milyar yıl öncesine kadar gidiyor.

Modern insanın atalarının sahneye çıkışı ise sadece 200 bin yıl önce mümkün olmuş.

12 Haziran 2014 tarihinde Dwayne Godwin ve Jorge Ham tarafından yayınlanan makalede yer alan grafikte dünya üzerindeki canlıların beyin fonksiyonlarının gelişimi kronolojik olarak gösterilmiş (http://www.scientificamerican.com/article/your-brain-evolved-from-bacteria/ ):

scientificamericanmind0714-76-I1

Bu grafik, bakterilerde sinirsel aktivitenin temelini oluşturan iyon geçişlerini kontrol eden zar proteinlerinin gelişimini 3.4 milyar yıl öncesine bağlıyor. Modern insan beyni ise sadece 200 bin yaşında.

İnsanların bazı bitki ve hayvanları bundan 10 bin yıl öncesinde Mezopotamya bölgesinde ehlileştirmeye başlamasından evvelki tüm biyolojik gelişmeleri denetleyen mekanizma, genetik evrimin ta kendisi. Ama ondan sonra, deneme yanılma yöntemleriyle geliştirilen genetik denetimler sonucunda insanların etkilediği, yaşayıp yaşamamalarına karar verdiği canlıların sayısında ve çeşitliliğinde önemli artışlar oluyor. İnsanın yaşam alanlarının içinde bulunan ve insanlar tarafından yararlı veya en azından zararsız olarak görülen canlıların dışında kalanların neredeyse tamamı büyük bir kıyıma uğratılmış.

Mem Mekanizmasının Baskın Hale Gelmesi

Evrim mekanizmasını işler halde tutan faktörler artık sadece genler değil. Memler de işin içinde.

Bu mekanizmada insanların üretebileceği, tüketebileceği ve kendi yararlarına denetim altında tutabileceği canlılar “mal” haline dönüşüyor. Genler görünmez, hatta çoğu kez nasıl işlediği anlaşılmaz mekanizmalar olarak etkilerini gösterirken; memler insanoğlu tarafından kimi zaman “bilgi”, kimi zaman “yasa”, kimi zaman “gelenek-görenek” ve kimi zaman da “moda” şeklinde ortaya sürülen savlar olarak ortaya çıkıyorlar.

Artık evrimin yönünü saptayan asıl mekanizma “mem” mekanizmasıdır.

Çünkü artık neyin doğru, neyin yanlış olduğunu “mem”lerimiz belirliyor. Nelerin korunması, nelerin yok edilmesi gerektiğini “mem”lerimiz tarif ediyor. Sağlık alanındaki memler, genetik olarak “başarısız” bireylerin bile gerektiğinde yaşamlarını sürdürebilmelerine olanak sağlıyor.

Memlerin Çatışması

Öte yandan memler de birbiriyle acımasızca rekabet halinde.

Günümüzde, kendisiyle aynı dini düşünceleri paylaşmayanların öldürülmesi gerektiğini vurgulayan memler de var; doğal dengeyi bozmamak için bir karıncanın bile incitilmemesi gerektiğini savunan memler de. Birbirleriyle tezat oluşturan bu tür memlerden hangilerinin varlığını koruyup, hangilerin ortadan kalkacağını şu an itibariyle söylemek pek kolay değil. Çünkü, gen mekanizmalarında olduğu gibi, mem mekanizmalarında da mantığın bir etkisi yok. Bu mekanizmaların işleyişinde doğru/yanlış veya iyi/kötü gibi değerlendirme kıstasları bulunmuyor. Sadece o dönemin koşullarına en uygun olanlar varlığını ve etkisini sürdürüyorlar.

Genlerin ve Memlerin Gelişim Süreleri

Memler ve genlerin gelişimleri arasındaki en önemli farklardan biri de gelişim ve etki süreleridir. Genler açısından bu süre insan ömrüne kıyasla çok uzunken, memlerin ömrü çok kısadır. Buna ilave olarak, memler manüpülasyona çok açık olgulardır. Örneğin moda memi bu konuda belirgin bir örnektir ve tekstil endüstrisi tarafından neredeyse her yıl yeniden şekillendirilir.

“Hayvansal yağ tüketimi sağlığa zararlıdır”, “beyaz et, kırmızı etten daha sağlıklıdır” gibi memler ise modaya kıyasla biraz daha uzun süreli bir etkiye sahip olabiliyor. Bu tür memlerin belirleyicileri ise besin ve ilaç endüstrisidir.

Öte yandan “sadece bitkisel ürünlerle beslenmek gerektiği” meminin yavaş ta olsa, giderek daha fazla insan tarafından desteklenmekte olduğunu söyleyebiliriz.

“Küresel ısınma vardır” memine bir çok gelişmiş ülke yöneticileri neredeyse 50 yıl boyunca politik ve ekonomik nedenlerle karşı çıktı, ama artık hiç kimsenin bu konuya itiraz edebilecek hali kalmadı. Eskiden ılıman ve dengeli bir iklime sahip olan ülkemizde bile, maddi hasara neden olan hortumların oluştuğunu ve giderek daha sık tekrarlandıklarını görüyoruz. Bir kaç gün önce Tuzla’da yaşanan hortum felaketi, bunun çarpıcı bir örneğidir.

Binlerce, onbinlerce yıllık dönemlerde oluşan ve deneme/yanılma yöntemleri sonucunda yönünü tayin eden mikro genetik değişimler, memler devreye girdikten sonra çok daha hızlı ve makro boyutlu etkiler yaratmaya başladı. Değişimin bu denli hızlı olması, insanlığın geri dönüşü olmayan bir yıkıma doğru gitmesine neden olabilir. Genetik sürecin zamanlamasıyla kıyaslandığında, memlerin etkisi tam bir patlama şeklindedir. Bu patlamanın dumanı dağıldığında ortada nelerin kalacağı ise tam bir bilmecedir.

Ahmet Aksoy

Kaynaklar:
http://www.scientificamerican.com/article/your-brain-evolved-from-bacteria/
http://en.wikipedia.org/wiki/Meme
http://benedante.blogspot.com.tr/2013/01/stephen-shennan-genes-memes-and-human.html
Memelerle İlgili Bilinmeyenler ve Memelerin Önemi

Jun 212014
 
1,152 views

Hipnotik Dil Kalıpları – 19

Hipnotik Dil Kalıpları - 19Hipnotik Dil Kalıbı 19.

You are able to _______________.
_______ebilirsin.

  • You are able to enjoy being in this training, because new and exciting things are so enjoyable.
  • You are able to understand that the tools hypnosis provides are the tools for change.
  • You are able to re-read this to ensure that you get it.
  • You are able to accomplish this and much, much more.
  • Anladığından emin olmak için bunları tekrar okuyabilirsin.
  • Sen bunu ve daha pek çok şeyi gerçekleştirebilirsin.

 

Jun 192014
 
920 views

Sosyal Medyada Paylaşım

Son dönemde bazı facebook gruplarına üye oldum. Daha önceden üye olduğum başka gruplar da var.

Sosyal Medyada PaylaşımBu gruplardan birinde, geçenlerde, kurmaca olduğunu bildiğim bir öykü gerçekmiş gibi sunulunca, dayanamayıp, olayın aslını açıklayan bir mesaj yazdım. Daha sonra farkettim ki, gönderdiğim mesaj silinmiş. Benim mesajımı silen kişi, o grubun moderatörü. Mesajımı sildikten sonra mesaj kutusundan bana özel olarak “durumu bildiğini, ama bu öykü sayesinde motive olacak bir sürü insan olacağını” yazmış. Bu sırada ben mesajımın silindiğinin henüz farkında bile değildim. Cevap olarak, iyi niyetle, “kurmaca öykülerin gerçekmiş gibi sunulmasını ve insanların yanlış bilgilerle motive edilmesini doğru bulmadığımı” belirttim.
Bu şekilde özel kanaldan karşılıklı yazışmalarımız oldu. Grup moderatörü, insanları motive etmek amacıyla “bile bile” kandırmanın yanlış olduğu fikrine hiç yanaşmadı bile. Buna ilaveten, grupta, hikayenin ne kadar “doğru” olduğunu “beyan” eden birkaç mesaj yayınlandı.

Konuyu uzatmanın bir alemi yoktu. Benim mesajlarımın engellendiği, karşı tarafınsa -yalan söylemek dahil- tüm araçları elinde tuttuğu bir ortamdan sonuç almaya çalışmak, abesle iştigalden başka bir anlam ifade etmeyecekti. Yapabileceğim tek şey, grupla bağlantımı kesmekti. Ben de öyle yaptım ve “yolunuz açık olsun!” dedim.

İkinci öyküm birinciye kıyasla biraz daha masumane.

Bu grupta, sanatsal olmayan, sadece belli bitkilerin görüntülerini içeren, bilgi amaçlı fotolar paylaşılıyor.

Bu grupla ilgim, dahil olduğum bir başka gruptaki, paylaşımlara açık bir projeye örnek fotolar elde etmeye yönelikti.

Gruba, bu amacımı betimleyen bir açıklama mesajı yazdım. 4 gün boyunca mesajıma yanıt veren olmayınca, bir mesaj daha gönderdim. Bu mesajımda “sükut ikrardan gelir” deyişine uygun olarak itiraz gelmemesini “onay” olarak algıladığımı belirttim. Bu kez, o grubun yöneticisi benim varsayımımın doğru olmadığını, herkesten tek tek onay istemem gerektiğini yazdı. Ben de bu tür sosyal paylaşım sitelerinde kaynak ve isim belirtilerek alıntı yapabilmenin mümkün olması gerektiğini belirten bir mesaj daha yazdım.

Lafı uzatmayayım, benim mesajımı beğenenler de oldu, karşı çıkanlar da… Ama, bu konuda daha fazla ısrarcı olmadım. Çünkü genel eğilim, olumsuzluk yönündeydi.

Bir iki gün sonra, aynı grup yöneticisi, bir başka üyeye şöyle bir mesaj yazdı: “bu gruba bir başka gruptan link verilmesi ve bu gruptaki mesajların başka gruplarda paylaşılması yasaktır!…”

Bu kadarına da dayanmak mümkün değil!… Sonuçta o gruptan da ayrıldım.

Her mesajın altında “Paylaş” butonu olan facebook gibi bir sisteme “paylaşma” yasağı getirmenin mantığını gerçekten de anlamak mümkün değil.

Soruyorum: Eğer yayınladığınız mesajları “paylaşmak” istemiyorsanız, bir “paylaşım” sitesinde ne işiniz var?

Nispet mi yapmak istiyorsunuz?

Bak ben ne güzel fotoğraflar çekiyorum. Ama bunlara bakmak istiyorsanız, buraya gelin ve bakın. Paylaşmayın. Bu sistemlerin adı “paylaşım siteleri” olsa da, “bizim fotolarımızı başka yerlerde paylaşmanız yasaktır!”

Kardeşim, o zaman siz de gidip, özel bir site kurun. Üyelerinizi kendi kriterlerinize göre belirleyin ve girişlerini parola ile kontrol edin! Orada ne isterseniz yapın!.. Hem açık grup diye duyurup, hem de “Yassah hemşerim!” derseniz, olmuyor!..

Etik kurallara aldırmayan kişiler, zaten internet üzerindeki her şeyi pervasızca kullanıyorlar. Sizin haberiniz bile olmuyor. Sorun, sadece etik davranmaya özen gösterenler için!..

Açıkçası, hem insanlarımızın, hem de toplumumuzun zihni melekeleri dumura uğramış durumda.

Oysa, bilgi paylaşıldıkça büyür, paylaşıldıkça var olur.

Buna karşın, her türlü bilgi kırıntısı bir meta haline dönüştürülmek isteniyor. Becerebilseler, konuştuğumuz dilin sözcüklerini bile telife bağlayacaklar. İnsanlar birbirinden verdikleri selamın ücretini tahsil etmeye kalkacak.

İnsanların zihinlerinde öyle bir anlayış oluştu ki, kendi yaptıkları her şeyi çok değerli, başkalarının yaptıklarını ise sıradan ve değersiz görmek istiyorlar. Bununla mutlu olmaya, her şeyden kendilerine pay çıkarmaya çalışıyorlar.

Facebook sayfalarında dolaşan bazı güncel yabancı karikatür ve videolar var. Biri boğulmak üzere, kıyıya toplaşanların elinde fotoğraf makinesi. Bir başkası ayağı kayıp balkondan düşmek üzere, karşı balkonlardan flaşlar patlıyor.

Demek ki sorun sadece bizim insanımızda veya toplumumuzda değil. Artık birbirimizden farkımız kalmadı. Hepimiz, çağdaş tüketim sisteminin çıkarcı bireylerine, çıkarcı toplumlarına dönüştük.

Sanatsal olmadığını, bilgi amacıyla çekildiğini söylediği fotoğrafını başka insanlardan kıskanan birinin, komşusunun aç ya da tok olduğunu farketmemesi çok doğal. Birileri güpegündüz, herkesin ortasında saldırıya maruz kalırken insanların etrafta toplaşıp film izler gibi o trajediyi izlemesi de öyle. Çünkü bizler, canlı yayınlarla savaşları naklen izlemeye alıştırılmış insanlar haline geldik.

Artık o ince sınır çizgisindeyiz: insanlık ya aklını başına toplayıp kendisine çeki-düzen verecek, ya da kendi ipini kendisi çekecek. Başka bir olasılık zor görünüyor.

ahmet aksoy

Jun 172014
 
1,252 views

Gerilla Bahçeciliği

Daha önce de çocuklar laf arasında “Gerilla Bahçeciliği” diye bir kavramdan bahsetmişlerdi.

İnterneti  araştırdığımda, Gerilla Bahçeciliğinin, beklediğimden çok daha yaygın bir konu olduğunu gördüm. Dünyanın pek çok yöresinde insanlar bu işi uzun zamandır yapıyorlarmış. Yaptıkları şey, planlı bir şekilde kullanılmayan alanlarda, ağaç diplerinde, terk edilmiş arazilerde, yol kenarlarında, kaldırım taşlarının boşluklarında, hatta asfalt çatlaklarında bitkilere yaşam alanı oluşturmak.

Gerilla olduklarına göre, kendi çaplarında silahları da olmalı elbet . İşte bu amaçla tohum bombaları geliştirmişler.

Tohum bombası nasıl yapılır?

Elinizdeki bitki tohumlarını hazırladığınız çamurun içine koyup iyice karıştırıyorsunuz. Sonra bu çamurdan küçük parçalar ayırıp avucunuzda minik küreler oluşturuyorsunuz. Çapları 1,5-2 cm kadar olan bu kürecikleri kuruttuğunuzda, tohum bombalarınız hazır hale geliyor. Sonra bu tohum bombalarını parklarda, bahçelerde, yol kenarlarında, ağaç diplerinde, refüjlerde, toprak olan ve bitkilerin üreyebileceği bölgelere fırlatıp atıyorsunuz. Geri kalanını doğanın kendisi tamamlıyor.

gerilla bahçeciliği tohum bombası

Wikihow sitesinde “Gerilla Bahçeciliği” yapmak, 8 adımlık bir eylem olarak tarif edilmiş:
1- Bahçe olarak kullanmak istediğiniz yeri seçin. Büyük bir alana ihtiyacınız yok. Eğer böyle bir yer bulamazsanız, orayı birazcık toprak taşıyarak kendiniz bile yaratabilirsiniz.
2- Bahçenizin toprak yapısını belirleyin: kumlu, killi, taşlı. Gerekiyorsa çöpleri ve yabani otları temizleyin.
3- Bahçenizin toprak tipine uygun bitkileri seçin. Bu aşama kritiktir. Toprak tipi ile bitki arasında gereken uyumu sağlayamazsanız başarı elde etmeniz mümkün olmayabilir.
4- İlk çalışmanızı planlayın. Tarihi ve saati, size kimler eşlik edecek, gerekli olan alet-edevat, bitki fideleri, su, gübre… Bütün bunları işe girişmeden önce düzgün bir şekilde saptayın.
5- Malzemelerinizi toparlayın: bitkiler, araçlar, su, gübre, çöp torbaları, ulaşım, uyarı levhaları.
6- Bahçenizde çalışmaya başlayın. Zararlı otları, çöpleri, gereksiz nesneleri temizleyin. Toprağı dikime uygun hale getirin. Toprağı kazıp havalanmasını sağlayın. Bitkilerinizi dikip, sulayın. Terketmeden önce bahçenizi dikkatle temizleyin. Orayı bakımlı bir şekilde bırakın.
7- Sadece bitkileri ekmekle yetinmeyin, belli aralıklarla bahçenize dönüp gerekli bakımları yapın. Su takviyesi, zararlı otların temizliği gibi işlemleri aksatmadan uygulayın.
8- Yaptığınız işi arkadaşlarınıza, etki çevrenize duyurun. Başkalarını da bu tür çalışmalar yapmaya teşvik edin. Dünyamıza sahip çıkın, çevremizi korumada kendi çapınızda sorumluluk yüklenin.

Remnants spotted of a curious hanging bottle guerrilla garden outside East Finchley tube

Remnants spotted of a curious hanging bottle guerrilla garden outside East Finchley tube

Bu tür çalışmalar pek çoğumuz için çocukça, işe yaramaz, anlamsız şeyler olarak görünebilir. Ancak, şunu unutmayın: çevrenize emek verirseniz, onu sahiplenmeniz ve onu korumanız daha kolay hale gelir. Çevresel sorumluluğunuzu farketmeniz kolaylaşır.

Quarto Inferiore, Italy

Quarto Inferiore, Italy

Gerilla Bahçeciliği, şehirlerin betonlaşmasına karşı etkin ve yapıcı bir tepkidir.

Eğer yaşınız veya yaşam tarzınız gerilla bahçeciliğine uygun değilse, kendi bahçenizi balkonunuzdaki saksılarda kurabilirsiniz. Bunun, doğaya borcunuz olduğunu unutmayın!

ahmet aksoy

Kaynaklar:
http://www.guerrillagardening.org/
http://www.wikihow.com/Start-Guerrilla-Gardening
https://www.facebook.com/guerrillagardening
http://www.laguerrillagardening.org/
http://www.greenguerillas.org/

Jun 152014
 
1,159 views

Hipnotik Dil Kalıpları – 18

Hipnotik Dil Kalıpları - 18Hipnotik Dil Kalıbı 18.

A person may not know if _______________.
Biri ____________ bilmeyebilir.

For added fun a person can change the subject of the sentence halfway through. Not only is it rather confusing but also it emphasizes the fact that the way you talking about a person isn.t really in the abstract way.

A person may not know if you’re going to realize, now, how valuable hypnosis can be in removing unwanted stress and anxiety.

  • A person may not know if this exercise will produce a meaningful exchange.
  • A person may not know if this training is going to be as fun as everyone else.
  • A person may not know if they experience hypnosis will get a great deal out of  it.
  • Biri bu alıştırmanın anlamlı bir dönüşüme neden olacağını bilmeyebilir.
  • Biri bu eğitimin başkalarında olduğu gibi eğlendirici olacağını bilmeyebilir.
Jun 132014
 
1,251 views

Haiku Bir Farkındalık Anahtarıdır

fısıldar rüzgar
sessizce kulağına —
gül kıpkırmızı
(a. aksoy)

Haiku Bir Farkındalık AnahtarıdırHaiku en fazla 17 hece içeren klasik bir japon şiiri formudur. Klasik japon haikuları genellikle düşey olarak yazılan tek bir satırdan oluşurlar.

Batı dillerine tercüme edilirken ve bu dillerde doğrudan yazılırken sözkonusu 17 hecelik tek düşey satır biçimi, giderek beş, yedi ve beş hece içeren 3 farklı yatay satıra dönüşmüş. Son zamanlarda bu formülasyon daha da esnetilmiş ve “toplam olarak en fazla 17 hece içeren kısa-uzun-kısa üç satır” haikunun genel tarifi olmuş.

Haiku, konularını genellikle doğadan ve mevsimlerden alır. Çoğunlukla ciddi, ama bazan da esprili bir dille yazılır.

İlk başta insanlara çocukça, anlamsız ve değersiz bir uğraş gibi görünen bu anlatım biçiminin aslında ne kadar büyük bir derinliğe sahip olduğu, ancak onunla tanıştıktan sonra ortaya çıkıyor.

Haiku, çevremize çocukça ve içten bir merakla, sorular sorarak bakmayı bize yeni baştan anımsatıyor. Haiku sayesinde artık bakıp ta göremez olduğumuz kanıksanmış objelerin üzerini kaplayan görünmezlik tozunun etkisini giderek yitirmeye başladığını farkediyoruz. Yanıbaşından yürüyüp geçtiğimiz hayvanları, çiçekleri, ağaçları şaşkınlık ve hayretle yeni baştan keşfetmemiz mümkün oluyor.

Haiku bize gerçeği anımsatıyor. Basit, saf, sorularla bezenmiş bir gerçek.

Haiku, günlük yaşamımızın içinde artık soru soramaz hale geldiğimizi; yaşadıklarımızı kaçınılmaz birer olgu gibi kanıksayıp kabul ettiğimizi o çocukça saflığıyla gülümseyerek yüzümüze vuruyor.

Haiku çoğu kez sıradan bir dille, sıradan bir şekilde ve sıradan şeyleri dile getirir. Ama haiku, bakmaya doyamayacağımız, ince ince işlenmiş motifleriyle gözlerimizi kamaştıran nadide bir mücevher değildir.

Haiku yalındır. Basho‘nun kurbağa haikusu bu yalınlığın en çarpıcı örneklerinden biridir:

Furu ike ya
Kawazu tobikomu
Mizu no oto.

Eski havuz
Kurbağa atlar içine
Suyun sesi.

Haiku bize bir şey anlatmaya çalışmaz. Onun yerine, sözcüklerle bir resim taslağı çizer. Resmin ayrıntılarını belirleyip, renklerini boyamak ise tamamiyle bize kalmıştır.

Haiku, farkındalığımızı tetikler. Yazan için de böyledir, okuyan için de. O küçücük eşiği aştığınızda haiku vazgeçilmezleriniz arasındaki yerini alır.

Haikuyu ille başkaları okusun diye yazmak zorunda değilsiniz. Sadece kendiniz için yazın. Bunu yapabilirsiniz. Böyle yaptığınızda bile, farkındalığınızın ne kadar büyük bir hızla gelişip yayıldığını hayretle izlersiniz. Eğer yazamıyorsanız, okuyun. Haikunun size çizdiği resimlere bakın. Onları görün, onları boyayın. Siz haiku resimlerinizi boyadıkça, yaşamınızın da renklenmekte olduğunu farkedeceksiniz.

Haiku, bir farkındalık anahtarıdır.

ahmet aksoy

Not: https://www.facebook.com/groups/haikupanosu/ adresindeki herkese açık Haiku Panosu grubumuza sizi de bekleriz.

Jun 112014
 
1,366 views

Nerede Bu Uzaylılar Fermi Paradoksu

YAĞMUR – haiku 113
dolanır yağmur
serçe adımlarıyla
kaldırımlarda

İtalyan fizikçi Fermi‘nin betimlediği bu kavrama göre ortalama bir roket teknolojisi geliştirebilen zeki varlıkların galaksilerin yaşı dikkate alındığında tüm galaksileri şimdiye kadar çoktan kolonize etmiş olmaları gerekirdi. Peki ama o halde bu yaratıkları biz niye göremiyoruz?

uzaylılarDünya üzerinde insan ırkının ortaya çıkıp gezegenlerarası seyahat yapabilecek bir teknoloji geliştirmeleri 4 milyar yıllık bir süre sonunda gerçekleşti. Büyük patlamadan bu yana geçen zaman ise neredeyse 14 milyar yıl.

Çevremizde dünya-dışı zeki yaratıkları niçin göremediğimize ilişkin olasılıkları rasgele sıralayalım:

1- Evrende dünyadan başka biyolojik canlıların yaşayabileceği başka bir gezegen yoktur.
2- Canlılık, ancak bugünkü dünya koşullarına sahip gezegenlerde gelişebilir.
3- Dünyada insanların ortaya çıkması, tesadüfen, 4 milyar yıl gibi çok kısa bir sürede gerçekleşmiştir. Aslında gereken ortalama zaman çok daha uzundur.
4- Zeki varlıklar, evrene yayılmanın aslında doğru olmadığını düşünmüş ve buna kalkışmamışlardır.
5- Canlılık kavramı, bizim düşünebildiğimizden çok farklı biçimlerde olabilir. Aslında çevremizde bir sürü uzaylı zeki varlık bulunduğu halde biz onları algılayamıyoruz.
6- Çevremizdeki zeki varlıklar, bizi etkilememek amacıyla kendilerini kesin bir şekilde gizlemektedirler.
7- Dünya dışı zeki varlıklar aslında içimizdedir. Bizden farklı bir görüntüye sahip değillerdir.
8- Yıldızlararası yolculuklar için sadece yeterli hıza ulaşmak yeterli değildir. Diğer koşulların sağlanması için gereken süre çok daha fazladır.
9- Yıldızlararası yolculuk yapabilecek düzeye gelen zeki varlıklar, ulaştıkları teknolojiyi kullanarak kendilerini yok etmektedir.
10 – Yıldızlararası yolculuk yapabilecek düzeye gelen zeki varlıklar, teknolojiyi daha fazla geliştirmekten vazgeçmenin en doğru yaklaşım olduğunu farkedip uygulamaktadırlar.
11- Yıldızlararası yolculuk yapma isteği, taşıdığı risklerle karşılaştırıldığında göze alınamayacak kadar zayıf kalmaktadır.
12- Yıldızlararası yolculuklara kalkışabilecek ve bunu başarabilecek kadar dayanıklı canlılar yoktur.
13 – Evrenin yaşı, yıldızlararası yolculuklara kalkışabilecek ve bunu başarabilecek kadar dayanıklı canlıların evrimleşebilmesi için yeterli bir süre değildir.
14- Evrenin, galaksilerin ve dünyanın yaşı ile ilgili teorilerin hepsi yanlıştır. Dolayısıyla dünyadan başka yerlerde de zeki canlıların ortaya çıkabilme ve galaksiler arası yolculuklar yapabilmeleri için yeterli zaman geçmemiştir.
15- Bizler aslında kendini canlı zanneden sanal varlıklarız. Birileri bizimle istedikleri gibi oynuyor. Belkide şimdi merakımızın iyice artmasını bekliyorlar.
16- Uzay yolculuklarına ilk çıkan ve daha zeki olan canlılar, sonrakilerin denemelerini sabote etmekte ve aşırı kolonizasyonu engellemektedirler.
17- Aslında yaşam koşullarının oluşması için gereken zaman 4 milyar yıl değil, 14 milyar yıldır. Çünkü bildiğimiz yaşam için gereken tüm atomların oluşumu için bu sürenin tamamı gerekli olmuştur. Dolayısıyla bütün zeki varlıklar ancak bu aralar yola çıkacaklardır.
18 – Yola çıkan zeki varlıklar yeni yerleşim yerleri bulamadan yok olmuşlardır.
19 – Bizim için “değerli” olan dünya koşulları, hatta samanyolu galaksisi, diğer dünya dışı canlıların dikkatini çekecek hiç bir özelliğe sahip değildir.
20 – Fermi’nin varsayımları yanlıştır. Yaşamın var olabileceği koşullar çok enderdir. Böyle bir gezegenden bir başkasına gidebilmek pratik olarak mümkün değildir. Bu yüzden herkes kendi evinde oturup, yıldızlara bakarak iç geçiriyor.

Fermi’den 10 yıl sonra, 1961 yılında radyo astronomu Frank Drake, evrendeki yaşam olasılığını hesaplayan formülünü geliştirdi. Formül şu şekildeydi:

N = R* . fp . ne . fl . fi . fc . L

R* : 1/yıl (bir yılda oluşan yıldız sayısı)
fp: 0.2 – 0.5 (Bir yıldızın gezegen sahibi olma olasılığı)
ne: 1-5 (gezegeni olan yıldızlardaki yaşam olasılığı içeren gezegen sayısı)
fl: 1 (bunlardan %100 yaşam geliştirecek gezegen sayısı)
fi: 1 (bu gezegenlerden zeki yaşam geliştireceklerin sayısı)
fc: 0.1 – 0.2 (haberleşme kapasitesine sahip olanların olasılığı)
L: 1000 – 100,000,000 yıl (bu toplulukların olası yaşam süresi)

Belirsizlikleri de dikkate alan, Drake Samanyolu Galaksisinde 1000 ila 100 milyon civarında akıllı yaşam olabileceğini öngördü.

Parametrelerin karamsar değerleri kullanıldığında
N=8*10-20 (pratik olarak 0)
sonucu elde edilirken, iyimser değerler kullanıldığında
N= 36.4 milyon
gibi oldukça büyük bir rakama ulaşılıyor.

2003 yılında Michael Crichton, Drake formülünün kullandığı parametrelerdeki büyük belirsizlikler nedeniyle elde edilen sonuçların hiç bir şey ifade etmediğini öne sürdü.

Kısacası, Fermi paradoksu hala varlığını sürdürüyor. Bu belirsizliğe karşın SETI projesinin, dünya dışından gelen elektromanyetik ışınımların yakalanması için sürdürdüğü çalışmalarını aksatmaya hiç niyeti görünmüyor.

ahmet aksoy

http://en.wikipedia.org/wiki/Fermi_paradox
http://en.wikipedia.org/wiki/Drake_equation
http://www.seti.org/

Jun 092014
 
1,126 views

Yapay Zeka ve Evrimdeki Yeri

İlk kez Buckminster Fuller tarafından vurgulanan “Bilginin İkiye Katlanma Eğrisi” (Knowledge Doubling Curve) verilerine göre 1900 yılına kadar insanlık tarafından toplanmış ve geliştirilmiş olan bilgi miktarının iki katına çıkması için bir asırlık bir zamana ihtiyaç duyuluyordu. İkinci Dünya Savaşının sonu itibariyle bu süre 25 yıla düştü. Günümüzde ise bu tür genellemeler yapmak giderek zorlaşıyor. Çünkü değişik alanlardaki bilgi değişim oranları arasında önemli farklılıklar görülüyor. Örneğin nano-teknoloji için bu süre iki yılı bulurken, klinik çalışmalarda gereken süre sadece 18 ay. Bunların da ortalamasını alırsak insanlık bilgi birikiminin ikiye katlanması için toplam 13 aylık bir süre yeterli görünüyor. IBM’e göre bütün bu bilgi artışı internet ağı üzerinden gerçekleştiğinde, ikiye katlanma süresi 12 saate kadar düşmüş olacak.

Bilgi miktarının bu denli hızlanarak devam etmesi, sözkonusu bilginin bir yandan depolanması, bir yandan da işlenmesi için gerekli yeni teknolojilere ihtiyaç duyuyor.

2013 yılında yapılan hesaplamalara göre o dönemdeki internetin kapasitesi 5 milyon terabyte olarak belirlenmiş ve Google, bu bilginin sadece 200 terabayte’lık kısmını endeksleyebilmiş. Yani % 0.004 (yüz binde dört).

datadeluge-infographic

(http://www.industrytap.com/3950/datadeluge-infographic )

Dolayısıyla big brother‘ın işi de giderek zorlaşıyor. Her şeyden haberdar olabilmek için, daha fazla yatırım yapmak zorunda. Üstelik tek başına yatırım yeterli değil. Veri akışını da sağlamak lazım. Facebook ve google gibi sistemlerin asıl işlevi bu. İnsanlar genel, kişisel ve hatta mahrem bilgilerini bu sistemlere kendileri aktarıyor ve gönüllü olarak veri sağlama işlevini üstleniyorlar. İnternet, modern teknolojik toplumun sinir ağı sisteminin omurgasını oluşturuyor.

Ham veriyi elde etmek ve hatta onu depolamak yeterli değil. Onu işlemek ve yorumlamak ta gerekiyor. İşte bu, çok daha büyük bir sorun.

Bizim gibi pilot ülkelerde bu sorunu aşabilmek için yasaklar gündeme getirilmeye çalışılıyor. Erişim ağlarını daraltıp kısıtlayarak, kontrol edilebilir hale getirmeye çalışmak. Ama genel olarak bu sistemler o kadar yaygın hale geldi ki, dayatılan yasaklar, sistemin kendi işlevlerini de önemli ölçüde aksatıyor. O yüzden, uygulanabilir değil.

Sistemin izinsiz bilgi edinme ve gerektiğinde kısıtlama taleplerinin çözümü, bana kalırsa, ancak yapay zeka ile sağlanabilir.

Son bulgulara göre ortalama bir insan beyninde yaklaşık 100 milyar sinir hücresi ve her bir sinir hücresinin de binlerce bağlantı kurma kapasitesi var. Bunlardan yola çıkarak ortalama bir insan beyninin saklayabileceği bilgi miktarının bir kaç milyar petabyte düzeyinde olduğu söyleniyor. Bu da gösteriyor ki, uluslararası teknolojik kapasitemizin tümünün tek bir insan beyninin kapasitesiyle kıyaslanması bile hala zor. Buna rağmen, aradaki açık astronomik bir hızla kapanıyor. Nano-teknolojide olağanüstü gelişmeler var. Elektronik devrelerde elektron seviyelerine inildi. Bilgisayarlarımızın hala ikili taban teknolojisine göre çalışıyor olması en büyük kısıtlarımızdan biri. Yakın bir gelecekte bunun da aşılması olası. Yapay zekanın önü de asıl o zaman açılacak.

Ancak o noktaya gelindiği zaman yapay zeka mekanizmalarının insanlara gereksinimi olup olmadığını tartışmaya başlaması da bir başka kaçınılmaz gerçek. Asimov’un 3 robot yasası bu konuda ne kadar başarılı olur, bilemiyorum.

Açıkçası, insanoğlunun bir üst varlığa -büyük olasılıkla elektronik temelli / solid state- bir forma dönüşmesi de mümkün. Böyle bir gelişme, yeni bir uygarlığın insanoğlunun biyolojik zayıflıklarından kurtularak uzaya yayılabilmesinin de önünü açabilir.

Bu konularda fazla karamsar olmamak lazım. Bütün bunların kaçınılmaz olarak yaşanacağını bilmek zorundayız.

Bütün bu gelişmeler toplumsal genetiğin yapıtaşlarının, yani memlerin denetimindedir ve öyle olmaya devam edecek. Toplumsal evrimleşmenin kural ve koşullarını şimdiki beyin yapımızla kavrayabilmemiz bence mümkün değil. Bu konudaki yorumları ileride, bize kıyasla çok daha gelişmiş durumdaki yeni yaşam formları yapacaklar.

ahmet aksoy

Notlar:
kilo: 1000
mega: 1000 * kilo
giga: 1000 * mega
tera: 1000 * giga
peta: 1000 * tera
exa : 1000 * peta

Kaynaklar:
http://www.industrytap.com/knowledge-doubling-every-12-months-soon-to-be-every-12-hours/3950
http://epoq.wikia.com/wiki/Knowledge_doubling
http://www.glennbeck.com/2014/04/07/will-human-knowledge-soon-have-the-power-to-double-every-12-hours/