?> March 2014 - Page 2 of 2 - Kişisel Gelişim
Mar 032014
 
1,601 views

Haiku Denemeleri

Haiku şiirinin farkına varalı sadece bir kaç ay oldu.
Büyük olasılıkla daha önce de örneklerini görmüşlüğüm vardır ama, üstünde durmamışım.
Pek çok şeyi zaten bu şekilde görmezden gelmiyor muyuz?
Arta kalanlar, yaşamımızın rengini, sesini, biçimini, tadını oluşturuyor.

Şiirle aramda hep gelgitler oldu.
Şiir yazmaya -elimde hiç örneği olmasa da- ilkokul yıllarında başlamıştım.
Ortaokulda, yazdığım uyaklı bir şiiri Türkçe öğretmenime göstermek gafletinde bulunduğumda “Bu şiiri sen yazmış olamazsın!” deyip attığı tokat yüzünden hem şiir yazmayı, hem de şiir okumayı uzun süre bıraktım.

Tekrar okumaya ve yazmaya üniversite yıllarında başlayabildim.
Benim kötü bir huyum vardır: bir şeyi ya tam yaparım, ya da yapmam.
Şiir yazmaya tekrar başladığımda, bu, 24 saatime el koyan bir uğraş haline geldi. Öğrenciliği boşladım. Gündüzleri uyuyup, geceleri sabahlara kadar şiir yazıp okudum. Öğrenci olarak notlarım felaketti ama, beni okuldan atmalarına da fırsat vermedim.

Bu dönemde yazdığım şiirler, yayınlanmamış 3 küçük kitap oluşturdu. Bu şiirlerimden sadece bir kaç tanesini dergilerde paylaştım. Bazılarını da -son yıllarda- internet üzerinden yayınladım.

Eşimle tanışıp, evlenme konusu gündeme geldiğinde, karar vermek zorundaydım. Ben mezun olsam bile, eşimin öğrenciliği sürüyor olacaktı. Evi tek başıma geçindirebilmem gerekliydi ve şiir yazarak ev geçindirmek mümkün değildi.

Böylece, şiire yine nokta koydum. Ancak, emekli olduktan sonra arayı kapatma niyetimi de hep canlı tuttum.

Sonunda o günler geldi. Ben de ısınma çalışmalarıma başladım. Ancak bu kez, yazdıklarımı sadece kendime saklamak yerine, başkalarıyla paylaşmaya ağırlık vermek kararındayım. Alacağım geri bildirimler, es geçtiğim zamanın kayıplarını gidermemde bana yol gösterecek.

Haiku işte böyle bir konumdayken dikkatimi çekti. Oysa asırlar öncesinde ortaya çıkmış ve dünya çapında tanınmakta olan bir Japon şiir biçimiymiş.

İnternette haiku ve tarihçesi hakkında çok sayıda kaynak bulabilirsiniz. Ben o konuya girmeyeceğim. Onun yerine son iki hafta içinde yazmış olduğum örnekleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Belli aralarla bunu tekrarlayacağım.

Bu arada küçük bir not düşeyim. Her gün en az bir haiku yazmakla görevlendirdim kendimi. Diğer şiir türleri buna dahil değil. Onlarla ilgili daha uzun vadeli planlarım var.

Size de öneriyorum. Eğer şiir yazmak istiyor ama başlamakta zorlanıyorsanız, siz de benim kullandığım yöntemi kullanabilirsiniz. Yöntem basit. Her sabah yarım saat erken kalkın ve bu yarım saati sadece yazmak için kullanın. Mutlaka mükemmel eserler üretmek zorunda değilsiniz. Ama bunu yaparsanız, şiiri yaşamınızla bütünleşmiş olur; yaşamınızın sesini, rengini, tadını değiştirmiş olursunuz.

Unutmayın, haiku 3 satırdan oluşuyor. İlk ve son dizede 5 hece var ve ortadaki dize 7 hecedir. Haiku yalındır ve genellikle doğaya ilişkin mesajlar içerir. Ben daha çok biçime önem verdim. Yalınlık ve doğa bazan arka planda kalabiliyor. Ama, ısınmak için çok etkili bir araç.

Tavsiye ediyorum. Siz de yapabilirsiniz.

Aşağıdaki dizeleri 20 Şubat ile 28 Şubat 2014 arasında yazdım.

1.
bulut mu ağlar
rüzgar soluklanırken
uzakta dağlar
2.
düşüyor yaprak
turnalar geçti bugün
göçmen olan kim?
3.
çimen yeşili
kanat çırpar kelebek
başlar kasırga
4.
yağmur damlası
damınır bulutlardan
okyanus başlar
5.
yıldızlar indi
göğün penceresinden
sudaki ayna
6.
duvarda açar
en güzeli çiçeğin
minik çatlaktan
7.
uyandı sabah
üstünde gül çiçekler
nerdeyim dedi
8.
savrulur yaprak
fışkırır filiz yerden
yaşam yeşerir
9.
tozlar uçuşur
serçeler çırpar kanat
gölgeler söner
10.
boş şişe tın tın
dudaklarım kurudu
güneş kor altın
11.
karınca nerde
sobanın arkasında
tüpten yuvalar
12.
iniyor gece
başını eğmiş rüzgar
bu bir bilmece
13.
ters döndü mevsim
şubat mı yaz mı geldi
giysiler renk renk

Ahmet Aksoy

Mar 022014
 
1,344 views

Topyekun Arınma – Fazla Yemek, Çöp Biriktirmek Demektir

Tabağınıza ihtiyacınızdan fazla koyduğunuz her lokma, çöptür.

Bu lokmaları “Ziyan olmasın!” diyerek mideye indirmeniz, onların çöp niteliğini değiştirmeyecektir. Bu gereksiz lokmalarla hem sindirim sisteminizi daha fazla yoracak, hem de fazladan yakılması gereken besinleri vücudunuza depolamış olacaksınız. Aslında yaptığınız şey, çöplerinizi biriktirmektir!

Pek çoğumuz, çocukluğumuz boyunca, tabağımıza konan her lokmayı son kırıntısına kadar tüketmeye şartlandık! Ne büyük bir yanlış!

Eğer tabağınızda ihtiyacınızdan fazla yiyecek varsa, kesinlikle fazla olan kısma el sürmeyin. Aksi halde ileride bu fazlalıklardan kurtulmak, sizi çok fazla uğraştırabilir.

Günümüzün en önemli sorunlarından biri, telaş içinde koşuşturma alışkanlıklarımızdır. İşe yetişme, randevuya yetişme, proje bitim tarihine yetişme… Bu koşuşturmalar sırasında ne yaptığımızı, nasıl yaptığımızı farketmeden biyolojik robotlar gibi davranıyoruz. Çoğumuz, bir gün önce ne yediğimizi hatırlamakta bile zorlanıyoruz. Çünkü yemeğimizi büyük ihtimalle telaş içinde atıştırarak yedik! Ne yaptığımızın farkına bile varmadan; tadını, kokusunu farketmeden; sadece otomatik bir eylem olarak!..

Öncelikle beyninize, doyduğunuzu farketmesi için gereken zamanı tanıyın. Yiyeceklerinizi iyice çiğneyin ve yemek yeme sürecinizi bilinçli olarak yavaşlatın. Böylece doyma hissinizin beyninizi uyarmasına fırsat tanımış olacaksınız. Çiğneme eylemi sırasında bazı besinler doğrudan kana karışarak beyne ulaştırılması gereken mesajları tetiklemeye başlayacaktır. Lokmaları doğru dürüst çiğnemeden bu aşamayı atlamanız, doyma hissinizin beyninize ulaşmasını geciktirir.

Acele yediğiniz yemeklerle mideniz iyice şişse bile, açlık duygunuz yatışmamış olacaktır. Sonuç olarak, bir yandan fazla kilolar, bir yandan da sindirim sorunları ile kendinize eziyet ediyor olacaksınız.

“Karnım şişti ama, gözüm doymuyor!” cümlesini pek çok kişiden duymuşsunuzdur. Belki bu cümleyi siz de sık sık kullanıyorsunuz. Eğer öyleyse, yemek yeme alışkanlıklarınızı gözden geçirmenin zamanı gelmiş demektir.

Nasıl yemek yediğinizi gözlemleyin. Her lokmanızın farkına varın. Nasıl çiğnediğinizi, ağzınızda oluşan farklı tatları, yediğiniz yemeğin kokusunu farkedin. Onun tadına varın! Ve tüm bu sürecin farkındalığını yaşamayı bir alışkanlık haline getirin. Yemek yemeyi zorunlu bir alışkanlıktan çıkarıp, küçük bir şölene çevirin! Beş duyunuzu da işin içine katın!

Örneğin derinliği pek fazla olmayan tabaklar kullanabilirsiniz. Böylece tabağınızdaki miktar daha çok yer kaplayacak ve gözlerinize de hitap etmiş olacaksınız. İyice çiğneyerek, tadını çıkara çıkara tabağınızı boşalttığınızda hala doymadığınızı hissediyorsanız, biraz daha takviye yapmanızda hiçbir sakınca yoktur!

Yemek yerken sadece karnınızı değil, gözünüzü de doyurun! Beyninizin, karnınızın doyduğunu farketmesine zaman tanıyın. O zaman, yemek yemeyle ilgili hiçbir sorununuz kalmayacaktır.

Ahmet Aksoy