?> March 2014 - Kişisel Gelişim
Mar 282014
 
1,226 views

Başarı Elde Etmek İstiyorsan Homeostaziyle Başa Çıkmak Zorundasın

kaynak: http://chinatripping.files.wordpress.com/2013/05/dscn0220.jpg

kaynak: http://chinatripping.files.wordpress.com/

Wikipedia homeostaz için şunları söylüyor: “Homeostaz (Homeostasi), hücre dışı gerçekleşen olaylar karşısında hücrenin kendi metabolizmasını koruma eğilimi diyebiliriz. Hücre bu olay sırasında ATP harcar ve enerji sentezler. Yaşamın devamı için düzenleyici sistemler yardımıyla organizmanın iç ortamının sabit tutulmasıdır.

Bu kavramı sadece hücre fonksiyonları ile sınırlı tutmak yerine, pek çok farklı yapıya uygulamak ta mümkündür. Çünkü bu, herhangi bir olgunun sürekliliğini sağlayan temel mekanizmadır ve değişime direnci, kararlılığı sembolize eder.

Mikro değişimlerle oluşan ve milyonlarca yıllık bir süreçte, büyük farklılıkların ortaya çıkabilmesini sağlayan evrim de bu şekilde gerçekleşmiştir. Bu süreçteki büyük sıçramalar genellikle uyumsuzluğa ve yıkıma neden olmuş, asıl gelişmeler ise küçük ama sürekli değişimler tarafından desteklenip korunmuştur.

Bilinçaltımız da aynı mekanizmadan yararlanır. Bu sayede kişiliğimizin, davranışlarımızın, karakterimizin tutarlılığı ve sürekliliği sağlanır. Ne kadar arzulasak ta, büyük boyutlu ani ve kalıcı değişimleri gerçekleştirmemiz pek kolay olmaz.

Pek çok insan için sigara içmeyi bırakmak bu nedenle kolay değildir. Çünkü onlar, herşeyin bir anda ve emek harcamadan gerçekleşmesini ister. Oysa bu mümkün değildir.

Her türlü dengeyi, zıtların birliği oluşturur. Hedefe giden yolda yürürken de aslında tek bir çizgi üzerinde yürümemiz mümkün olmaz. Bir yönde belirginleşen bir sapmayı, dümenimizi ters yöne çevirerek dengeleriz. Bu nedenle gerçek rotamız dümdüz bir çizgi değil, küçük sapmalarla karakterize edilen bir zigzag şeklindedir.

Bilinçli olarak kalıcı bir davranış değişikliği istiyorsak, küçük ama sürekli yönlendirmelerle sonuca gitmemiz mümkün olur. Büyük ve ani değişiklikler, bilinçaltımızın mevcut durumu koruma güdülerini harekete geçirir. Oysa küçük değişikliklerin tolere edebilmesi çok daha kolaydır.

Bir arkadaşım, lisedeyken biyoloji laboratuvarında yaşadıkları bir olayı anlatmıştı. Farelerle deney yapıyorlarmış. Farelerin metabolizmaları çok hızlı çalıştığı için çok sık ve düzenli beslenmeleri gerekirmiş. Bu yüzden hafta sonları bu işle görevlendirilen bir öğrenci nöbetçi olurmuş.
Böyle bir hafta sonunda fareleri beslemekle görevlendirilen nöbetçi öğrenci küçük bir kaza geçirmiş ve bir kaç gününü hastanede geçirmek zorunda kalmış.
Bir kaç gün sonra biyoloji dersi için laboratuvara geldikleri zaman trajedinin farkına varmışlar. Küçük karton kutuların içindeki farelerin hepsi ölmüş. Ne yazık ki artık yapılabilecek bir şey kalmamış.
Öğretmen bütün öğrencileri içinde ölü fare bulunan kutulardan birinin başına toplamış ve sormuş: “Söyleyin bakalım. Bu fare niçin öldü?”
Bir sürü yanıt gelmiş:
– Açlıktan.
– Susuzluktan.
– Havasızlıktan.
– …

Öğretmen bütün yanıtları dinledikten sonra:
“Söylediğiniz nedenler gerçekten de bu farelerin ölümünde pay sahibi. ” demiş. “Ancak bu ölümlerin asıl sebebi, kararsızlıktır.”

Sonra karton kutunun içindeki binlerce minik çentiği göstermiş.
“Bakın”, demiş. “Bu fare kutudan çıkabilmek için dişleriyle ve tırnaklarıyla kutunun duvarlarını delmeye çalışmış. Ama her denemeden sonra bir başka noktaya yönelmiş. Oysa hep aynı noktayı kemirmeye, tırmalamaya devam edebilseydi, kartonu kolaylıkla delip dışarı çıkabilirdi. Oysa rastgele yaptığı düzensiz uğraşlar, işte bu sonuca yol açmış. Eğer bizler zorlandığımız sorunları çözmeye çalışırken, enerjimizi ve çabamızı düzenli ve ısrarlı bir şekilde tek bir noktaya yoğunlaştırmazsak, tıpkı bu fareler gibi biz de başarısız oluruz.

Başarıya, küçük ama düzenli ve kararlı adımlarla ulaşılır.”

Kalıcı davranış değişikliklerini elde etmenin temel yöntemi budur. “İstediğimiz yönde küçük, ama düzenli ve kararlı etkiler oluşturmak.”

Eğer kendimizi geliştirmek, olumsuz alışkanlıklarımızdan kurtulup yenilerini oluşturmak istiyorsak bu yöntemi kullanabiliriz.

Yukarılara tırmanmak ve başarıya ulaşmak istiyorsak basamakları birer birer çıkmak en kolay ve garantili yöntemdir.

Ahmet Aksoy

Kaynaklar:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Homeostaz
http://www.getmotivation.com/motivationblog/2011/03/mental-homeostasis-a-tool-for-success-by-takumi-yamazaki/
http://www.mollygordon.com/overcome-fears-anxiety/maintaining-homeostasis.html
https://www.briantracy.com/blog/business-success/6-obstacles-to-creative-thinking-and-how-to-overcome-them-develop-problem-solving-skills-for-business-success/

Mar 262014
 
1,121 views

Dil Kalıpları – 14

14. One doesn’t have to, <person’s name>, _____
Biri___ , _____ [mutlaka] _____ _____ması gerekmez
Biri___ , _____ [mutlaka] _____ _____mak zorunda değil___

  • One doesn’t really have to, does one. It feels impersonal, informal and detached, (person’s name), or does it?
  • Barbara, one doesn’t have to begin to imagine how much better you will look and feel when you are making better grades.
  • One doesn’t have to, Fred, realize how when he’s at his ideal weight will look and feel so much better.
  • Birinin Necla, daha iyi notlar aldığında, mutlaka kendini ne kadar iyi hissedeceğini hayal etmesi gerekmez.
  • Birinin Hasan, kendi ideal kilosuna ulaştığında, mutlaka çok daha iyi görünüp, çok daha iyi hissedeceğini farketmesi gerekmez.
  • Birinin Ayşe, çok para kazandığında, mutlaka bencil ve kötü biri olması gerekmediğini bilmesi şart değildir.
  • Birisi Mehmet, bir yanlışlık yaptı diye tüm yaşamını pişmanlık duyarak geçirmek zorunda değildir.
  • Birisi Levent, onlarla aynı düşünceleri paylaşmıyor diye diğer insanlar tarafından sevilmeyecek demek değildir.
  • Birisi Ali, bir işte başarılı olmadı diye, bütün yaptıklarını başarısız ilan etmek zorunda değildir.

Hipnotik Dil Kalıpları

Mar 182014
 
1,795 views

Sözlerini Değiştir Hayatın Değişsin

GüvercinDavranışlarımızı değiştirmenin hem kendi yaşamımız, hem de çevremiz üzerinde ne kadar etkili olduğunu eminim ki siz de biliyorsunuzdur. Düşüncelerimizi değiştirmek te öyle.

Ya sözcüklerimiz?

Günlük dilimizde, yakınımızdaki sevdiğimiz kişileri uyarmak ve korumak için kurduğumuz cümlelerin pek çoğu özünde olumsuz mesajlar içeriyor.

Örneğin küçük çocuklarımızı zarar görmemeleri için uyarmak üzere “Dikkatli yürü” yerine çoğunlukla, “Koşma, düşersin!” diyoruz.

Oysa “Koşma, düşersin!” sözcükleri, bilinçaltı tarafından “koş ve düş!” olarak tercüme ediliyor. Koruma amaçlı bir uyarı, çocuk için hatalı bir yönlendirmeye dönüşüyor. Amacımızın tam tersi!

Dilimiz, bu tür yanlış yönergeler açısından çok zengin. Farkına bile varmaksızın bu tür cümleleri yoğun bir şekilde kullanıyoruz.

Çözüm, öncelikle bu tür cümleciklerin farkında olmak ve alternatiflerini kullanmaya özen göstermek. Elbette sadece farkında olmak yeterli değil, aynı zamanda bu yanlış cümleciklerin doğru ve sağlıklı karşılıklarını da bilmek gerekiyor. İşte bu nedenle, küçük bir çalışma yaptım. Önce kullanmakta olduğumuz olumsuz yapıyı, onun yanına da sağlıklı alternatifi koydum. Eğer siz de benim gibi bu çalışmanın yararlı olacağını düşünüyorsanız, göndereceğiniz örnekleri merakla bekliyorum. Katkılarınızla güzel bir olumlama sözlüğü oluşturabiliriz.

İşte örnekler:

  • Koşma düşersin -> Dikkatli yürü
  • Bardağını masanın kenarına koyma, düşer. -> Bardağını masanın ortasına doğru koy.
  • Yalan söyleme. -> Doğruyu söyle.
  • Aptallık etme -> Akıllı ol / Aklını kullan
  • Ya beceremezsem -> İstersem beceririm
  • Kafam basmıyor -> Biraz daha çalışsam iyi olur
  • Çok sakarsın -> Biraz daha dikkatli olabilirsin
  • Beni merak etme -> Bana güven
  • Meraklanma -> Bana güven
  • Bizi merak etme -> Bize güven
  • Tembelsin -> Biraz daha çok çalışmalısın
  • Sorumsuzluk yapma -> Sorumluluk al
  • Bunu kaldıramıyorum -> Bunu da hallederim
  • Bu yapılanları sindiremiyorum -> Bu da geçer
  • Allah seni kahretsin -> Allah iyiliğini versin
  • Okula geç kalacaksın -> Okula zamanında git
  • Oyalanma -> Zamanını iyi kullan
  • Elalemin oğlu birinci oluyor -> Düzenli çalışınca başarılı olursun
  • Bilgisayarla oynama -> Bilgisayarla oynayacağın zamanı iyi belirle
  • Yeterli param yok -> Kaynaklarımı daha verimli kullanabilirim

Lütfen siz de bu çalışmanın zenginleşmesine katkıda bulunun. Sadece olumsuz bölümleri önerseniz de olur. Nasıl olsa karşılıklarını birlikte üretiriz.

Paylaşmak istediğiniz örnekleri aktarmak için aşağıdaki yorum alanımızı kullanın. Katkılarınızı bekliyorum. Yazımı beğenmeyi ve paylaşmayı da unutmayın!

Ahmet Aksoy

Mar 152014
 
1,153 views

Deneysel Şiirler 2

Buradaki şiirleri de 1 Mart ile 7 Mart arasında yazdım.

ACIBADEM
acıbadem yerle bir
kim ki yeşile düşman
bir gider biri gelir
savrulur tozla duman

acıbadem şantiye
bahçeler beton oldu
el ovuşur rantiye
ne baştı, ne son oldu

KÖRKÜTÜK
sırtımda bu ağır yük
körkütük sevda yaşam
efkarım öyle büyük
bağırmasam susmasam

TAVŞAN UYKUSU
her bir yeni bilgiyle açar ufkunu
evren açılır büyür avuçlarında
bir çiçek gibi açar dal uçlarında
dağıtır aydınlıklar tavşan uykunu

UMUT
umut tek güvencemiz
gülümser ruhumuzda
çizer günlerimizi
bir paten gibi buzda

PARA
para insanı bozmaz
anca kirini söker
yürekler pak değilse
yaldızlarını döker

turnusol kağıdıdır
takkeler düşer öne
belli eder rengini
döner kişi özüne

para bozmaz insanı
tozunu söker anca
dost mudur düşman mıdır
rus ruleti tabanca

ADAM
İnsanlar mı bozuldu?
Çok şey mi bekliyoruz?
Adam olmak bir yana
Hala emekliyoruz

BİLDİRİ
Kararmasın yüreğim
umudum hala diri
dallara vurmuş bahar
çiçek çiçek bildiri

SUSUZLUK
su sesi yan duvardan
bu sene kış olmadı
umudumuz bahardan

ZOR ZAMANLAR
gittikçe hızlanıyor
zamanlar başaşağı
üstelik fren tutmaz
bunlar zor zamanlar zor

uyaklar leke tutmaz

KÜP
küpümü doldurmuşum
şiirin öz suyundan
bir elimde kalem var
bir omzumda baykuşum

ALAKARGA
ters baktı alakarga
gözlerini belerip
yürüyorum alarga
beni ne yapsın garip

8 MART EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ
bu bir kutlama değil anma günüdür
öfke değil direncidir özgür yaşamın
hem çiçek, hem gülücük, hem nasır avuçları
yaşamın garantisi, emekçi kadın

Ahmet Aksoy

Mar 142014
 
1,640 views

Etkileyici Bir Blog Yazarı Olmak

blogDaha bir jenerasyon öncesinde bile yazarlık yapmak hiç te kolay değildi. Asıl zorluk yazmakta değil, onu yayınlatacak bir araç bulmaktaydı.

Günümüzde Yazarlık

Günümüzdeyse bir amatör olarak yazılar yazıp yayınlamak çok kolay hale geldi. Bunun için ne beklemeye, ne de herhangi bir mali risk üstlenmeye gerek var. Açın bir blog, başlayın yazmaya…

İşin bu tarafı gerçekten de bu denli kolay artık.

Buna karşılık, yazdıklarınızın okunmasını sağlamak ve giderek artan bir okuyucu kitlesi edinmek istiyorsanız, işler biraz çatallaşmaya başlıyor.

Okuyucu Bulmak ve Koruyup Geliştirmek

Eğer beğenilen ve izlenen bir blog yazarı olmak istiyorsanız, üstesinden gelmeniz gereken bazı sorunlar var:

  • Blogunuzu tanıtmak
  • Yazılarınızı insanlara ulaştırmak
  • Okuyucunun ilgisini çekmek
  • Okuyucuda yeni yazılarınıza ulaşmak için istek uyandırmak
  • Yazılarınızın kalitesini korumak ve geliştirmek

Belki siz de benim gibi şu soruyu kendinize sormuşsunuzdur: Niçin bazı blogların çok sayıda sadık izleyicisi varken, bazıları neredeyse hiç ziyaret edilmiyor?

Bu sorunun yanıtı hiç te kolay değil. İzleyen yazılarımda bu konuları da bölümler halinde ele alacağım, merak etmeyin! Şimdilik, etkili bir blog yazısının nasıl olması gerektiğini biraz daha açmaya çalışayım.

Bildiğiniz gibi, günümüz okuru zamanla yarışıyor. Çünkü sizin yazınızdan başka onun ilgisini çekebilecek milyonlarca rakip var.

WordPress İstatistikleri

Sadece wordpress ile ilgili bir kaç rakam vereyim:

  • Dünya üzerindeki aktif wordpress kullanan site sayısı: 76,744,521
  • Haftalık okuyucu sayısı: 409 milyon kişi
  • Haftalık okunan sayfa sayısı: 13.1 milyar sayfa
  • Her ay eklenen yazı sayısı: 38.7 milyon yazı

İşte bu rekabet ortamında, bu yüzden çarpıcı olmak zorundasınız. Bunun ilk adımı ise çarpıcı, dikkat çeken bir başlık kullanmak ve mümkünse çarpıcı görsellerden yararlanmaktır.

Diyelim ki okuyucu adayının ilgisini çekmeyi başardınız.

İkici adımda bu ilgiyi korumak ve merak uyandırarak geliştirmeniz gerekir.

Sabırsız biriyle konuşurken nasıl konuşuyorsunuz? Elbette kısa ve anlaşılır cümleler kullanarak. Siz de böyle yapmalısınız. Ve işte burada, işler biraz daha karışmaya başlıyor.

“Anlaşılır olmak!…”

Oysa insanlar gördükleri veya işittikleri aynı sözcüklerden aynı anlamı çıkar(a)mıyor. Üstelik bu, onların suçu değil.

Niçin?

İnsanların Algılama Sistemleri

Çünkü insanların sözcükleri algılama yeteneği, onların biyolojik ve genetik algılama sistemleriyle ilintili. Eğitim, elbette önemli ama, genetik ve biyolojik sınırlar çok daha etkili.

Bazı insanların görsel algısı ağır bastığı için onların anlayacağı cümlelerde görsel nesnelerden bahsetmeli ve görsel eylemleri dile getirmelisiniz. Çünkü onların zihinlerindeki kavrama merkezinde görsel imgeler ağırlıktadır. “Gençlerin bakışlarındaki pırıltı, onların aydınlık, pırıl pırıl bir geleceğe inandıklarını gösteriyor…” Görsel bir okuyucu bu cümlenin anlamını hemen içselleştirebilir. Çünkü bu cümlenin içinde geçen kelimelerin bir çoğu görsel nitelik taşıyor.

Oysa işitsel bir okuyucunun aynı cümleyi rahatça kavraması için şöyle bir düzenleme gerekir: “Gençlerin sessiz çığlığı, gelecekte tek bir ağızdan söyleyecekleri türküleri çağırıyor.” İşitsel okuyucular için işitsel sözcükleri daha fazla kullanırsanız, sesinizi onlara daha kolay duyurursunuz.

Ya dokunsallar? Onlar için görme veya işitme duyularına yüklenen veriler yeterince etkili olmaz. Onlar için cümlemizi belki de şöyle kurmamız gerekebilir: “Yerlerinde duramayan gençler, lerinden taşan enerjiyle geleceğe doğru koşar adım gitmek için sabırsızlanıyor.”

Oysa her bir okuyucunun algılamasının bu gruplardan hangisine uyduğunu kestirmek hiç te kolay değil. En kestirme çözüm, hepsine birden aynı anda hitap edebilmek… Ama bunu, sözü çok fazla uzatmadan yapmak.

Burada basit bir bilgi yararlı olacaktır.

İstatistiklere göre insanların

  • % 70 kadarı görsel,
  • % 20 kadarı işitsel ,
  • % 10 kadarı dokunsal

algılama grubuna girmektedir.

Elbette sadece tek bir gruba girecek hiç kimse bulamayız. Herkeste farklı oranlarda bu duyusal yatkınlıklar bir arada bulunur. Sadece ağırlıkları farklıdır. Eğer biz de kullandığımız sözcükleri bilinen oranlara uygun şekilde seçmeye özen gösterirsek, ortak bir dili yakalama şansını da elde etmiş oluruz.

Bir İpucu

Bir ipucu daha vereyim: başkalarına ulaşmak için uygun yöntemleri geliştirirken, öncelikle kendi ifade yönteminizi belirlemeniz yerinde olur. Bu amaçla eski yazılarınızdan bir örneği, ya da herhangi bir konuda çalakalem yazdığınız bir örneği kullanabilirsiniz. Boş bir sayfayı düşey üç bölüme ayırın ve yazıyı okumaya başlayın. Görme duyunuza hitap eden her sözcük için ilk kolona birer işaret koyun. İşitme duyunuza hitap edenler için ikinci kolona; hareket veya dokunma duyunuza ilişkin sözcükler için de üçüncü kolona birer işaret koyun.

İşlemleri tamamladığınızda her bir kolondaki işaretleri sayın ve bulduğunuz bu üç sayıyı birbiriyle toplayarak genel toplamı hesaplayın. Şimdi de kolon toplamlarını ayrı ayrı100 ile çarpın ve her birini genel toplam sayısına bölün. Hesapladığınız bu 3 sayı, kabaca duyularınızı kullanma yüzdelerinizi verecektir.

Örnek

Diyelim ki bulduğunuz sözcük dağılımı şöyle olsun:
Görsel: 45 sözcük
İşitsel: 14 sözcük
Dokunsal: 8 sözcük
Toplam= 45+14+8=67
Görsel oranı= 45×100 / 67 = 67
İşitsel oranı= 14×100 / 67 = 21
Dokunsal oranı= 8×100 /67 = 12

Eğer genel ortalamalara uygun rakamlar elde ettiyseniz işiniz kolay demektir. Çünkü doğaçlama yazdığınızda da büyük olasılıkla sözcüklerinizi bu dağılıma uygun şekilde kullanacaksınız. Ancak işitsel veya dokunsal özellikleriniz ağır basıyorsa, kullandığınız görsel sözcüklerin sayısını arttırmanız gerekebilir.

Bu konudaki yazılarıma devam edeceğim. Yaratıcı Yazarlık ve Hipnotik Yazım Teknikleri konulu yazılarımı da takip etmenizi öneririm. Ve eğer bu yazımdan yararlandığınız düşünüyorsanız, lütfen, beğendiğinizi vurgulamayı unutmayın. Çünkü bu tür beğeniler, hem size uygun yazılar üretmem için beni motive edecek, hem de bu yazıların etkinliğini sayısal olarak ölçmemize yardımcı olacaktır.

Eğer yukarıdaki yazıya eklemek istediğiniz yeni düşünceleriniz veya paylaşmak istediğiniz deneyimleriniz varsa lütfen aşağıdaki yorum alanına ekleyin.

Beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Etkileyici Bir Blog Yazarı Olmak

Kaynaklar:
http://mebk12.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/35/07/967769/dosyalar/2014_02/02101453_ogrenmesitilleriaratrma.pdf
http://ffeathers.wordpress.com/2013/06/23/how-to-write-effective-blog-posts/
http://nostroviawriting.wordpress.com/2013/01/13/how-to-write-effective-blog-posts-for-poets-and-writers/

Mar 112014
 
1,308 views

Reiki ve Kuantum Dokunuş Üzerine Denemeler

reikiReiki sözcüğünü yıllardır biliyorum. Reiki sözcüğü ile “şifa” sözcüğünün hep bir arada kullanıldığını, “şifa dağıtma” savlarını da. İnternette rastladığım duyuruların pek çoğunda da hep “el almış” birileri lanse ediliyordu. Bu nedenlerle reiki konusuna  mesafeli durdum.

Ben, temel iyileştirme gücünün insanın kendisinde olduğuna inanıyorum. Elbette herkes aynı düşünceyi paylaşmak zorunda değil ama, pek çok hastalığa kaynaklık eden bilinçaltımız, bedenimizi onarma yetisine de sahip görünüyor. Özellikle plasebo uygulamalarından elde edilen olumlu sonuçlar, bu açıdan önemli bir gösterge.

EFT-Tepeleme çalışmalarımızda bilinçaltının bu gücünden yararlanıyor ve kendi çözümlerini üretebilmesi için onun yolunu tıkayan çöpleri temizliyor, önünü açıyoruz. EFT – Tepeleme uygulamaları, kişinin kendisini temel alıyor. Sorunun kendisi gibi, çözümü de orada.

Eşimin boyun fıtıkları var. Çok sayıda fıtık olduğu için -şimdilik- beklemeyi önerdiler. Bu durumda kullanabildiği ilaçlar sadece kas gevşeticiler ve bazı ağrı kesiciler. Sürekli kimyasal ilaç kullanmanın yan etkilerini de bildiğimiz için, dayanamayacak hale gelmedikçe bu ilaçları bile kullanmamaya çalışıyor. Yıllardan beri durum böyle.

Eşim, bir kaç yıl önce, enerji terapisti bir arkadaşımızdan bir kaç kez yardım aldı ve bu uygulamalardan çok yararlandı. O sıralarda, konuyla ilgili ve Richard Gordon tarafından yazılmış “Kuantum Dokunuş” isimli bir de kitap almış. Bir ara merak edip ben de okudum. Sonra da birlikte denemelere başladık. Terapist arkadaşımız kadar etkili olamasam da, benim yaptıklarımdan da olumlu sonuçlar alabildiğimizi gördük.

Son dönemde içine girdiğimiz yoğun çalışma temposu ve koşuşturma, eşimin boyun ağrılarını yine üst boyutlara taşımaya başladı. Bunun üzerine hemen hemen her sabah düzenli olarak enerji seansları yapmaya başladık. Seanslarımız yaklaşık yarım saat sürüyor. Her hangi bir nedenle seans yapmaya fırsat bulamadığımız günlerin daha sıkıntılı geçtiğini gözlüyoruz. Enerji çalışması yaptıysak, günü sıkıntısız tamamlaması çok daha kolay oluyor.

Bildiğiniz gibi, bir konuya ilgimiz yoğunlaştığında, onunla ilgili farkındalığımız da otomatik olarak artar. Reiki konusu da biraz öyle oldu. Sonunda, internette araştırma yapmaya başladım. Reiki nedir? Reikinin tarihçesi, uygulama alanları, kullanılan yöntemler… Epeyce bir bilgi derledim.

Şimdi bir yandan bu dokümanları okuyorum, bir yandan da sahip olduğum bilgi ve deneyimlerimle karşılaştırıyorum.

Gördüm ki Reiki 3 aşamaya ayrılmış. Bir aşamayı tamamlamak için mutlaka bir ustadan “el almak” gerekli. Yani usta-çırak ilişkisi var. İkinci ve üçüncü aşamalar ağırlıklı olarak sembolik ve mistik öğeler içeriyor.

Beni en çok ilgilendiren bölüm, ilk aşama, yani pratik uygulama aşaması.

Bu yüzden  bu aşamaya yoğunlaştım. Ellerin duruş biçimi, uygulama süreleri, bölgeler, bölgelerin hangi organlarla ilintili olduğu, hangi sorunlara çözüm ürettiği, vb… “El alma” mekanizmasının da aslında eski çağlardan kalma bilgiyi korumak ve sürekliliğini sağlamakla bağlantılı bir usta-çırak ilişkisi olduğunu düşünüyorum.

Reiki sistemi de enerji meridyenlerinin bağlantı noktalarını, yani akupresür noktalarını kullanıyor. Ancak basınç yok ve uygulama yeri noktasal değil. Bununla birlikte, temel yasalar benzer şekilde işliyor.

Bu konudaki araştırmalarımdan elde ettiğim sonuçları ve uygulama deneyimlerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Tıbben adı konmuş ve ilaç kullanımını sınırlamak istediğiniz kronik ağrılarınız varsa, kaliteli uyku uyuyamıyorsanız, sürekli stres altındaysanız enerji dengeleme ve stres denetimi seanslarına ihtiyacınız var demektir. Sıkıntılarınızı azaltın ve yaşam kalitenizin çıtasını yükseltin.

Beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Mar 092014
 
1,221 views

Deneysel Şiirler 1

Bu ilk gruptaki şiirlerim 20-28 Şubat 2014 dönemine ait.

Bu çalışmalarımda, masa başındayken yoğun bir uğraşa gereksinim duymadım. Neredeyse kendiliğinden döküldüler.

Ancak biliyorum ki bunlar, yaklaşık 40 yılı bulan bir suskunluğun ardından gelen öncü patlamalardır.

deneysel şiirlerOnları denetim altında tutup dizginleyebilmek için ölçü ve uyakları kullandım.

Uyaklar ve iç ritm benim için hep önemli ögeler olmuştur. Ölçü şart değildir, ancak çalışmalarda kolaylık sağlar. Ve ben tüm bu ısınma çalışmalarından sonra uyaklı serbest vezne doğru yöneleceğimden eminim. Çünkü 40 yıl önce şiiri bıraktığımda, Aragon’un “Elsaya Şiirler”i başucu kitabımdı.

ZAMAN
yoruldum desen, zaman
tüylerini kabartmış
tünekte bir kuş gibi
sessizce havalanan
çukur bir yokuş gibi

ANNA RF – WEEPING EYES
Bu çalan klarnet mi gerçekten?
Ya bu ruhumu titreten Azerbaycan kemençesi mi?
Gözyaşım titreşiyor yüreğimin ucunda
Yoksa sesi mi bu öksüz dağların?
Ben dağları mı dinliyorum
Yoksa Theodorakis’i mi?

MECNUN
ne dal kaldı ne ağaç
kuşlar yuvasız kaldı
açlar suskun toklar aç
mecnun sevdasız kaldı

AHENK
herşey dengi dengine
ses verir ahengine
soyunur yavaş yavaş
yaşam kendi rengine

HAYAT
döngüsü bu hayatın
sessizce susar kadın

NUR
gecenin kadifesi
usulcacık dokunur
uzak bir ninni sesi
pencereden sızan nur

SABAH ÇAYI
çayımı yudumlarken
öter bir gece kuşu
günaydın sabah erken

AL  ATLAR
uçar gider al atlar
rüzgarda iz bırakır
süzülürken kanatlar
bahar filiz bırakır

ÇATLAK
asfaltın çatlağından
izini sürer yaşam
dingilder kara bakır
kaynarken akşam akşam
haberci şafağından

VANDAL
uykusundan uyanmış
ağaçların dalları
kan rengine boyanmış
gecenin vandalları

ÇARESİZ
uykumuz bölünmüşse
damdan şıpırtılarla
yıldızlar göğe düşse
sessiz kıpırtılarla

Ahmet Aksoy

Mar 082014
 
1,116 views

Haikular Haiku Denemeleri 2

Aşağıdaki haiku denemelerini 1 ila 7 Mart arasında kaleme aldım.
Olabildiğince doğayı katmaya çalıştım ama, farklı içerikte olanlar da var.
Musluğu açtım. Kendiliğinden dökülüyorlar.

1. Uyku
imreniyorum
dört saat uyuyup ta
zinde kalkana

2. Uzun uyku
hala severim
dokuz saat uykuyu
elden ne gelir

3. Kısa uyku
kestim uykuyu
yetmez mi altı saat
karanlık kuyu

4. Baş ağrısı
ağrıyor başım
çıktı tansiyonum da
uyumak vakti

5. Saatler
saatler tik tak
akıp geçiyor zaman
geçiyor zaman

6. Serçeler
şimdi serçeler
çağırır birbirini
kahvaltı vakti

7. Saksağan
saksağan öttü
arabalar geçiyor
ıslak sokaklar

8. Damıtılmış ter
öper toprağı
yağmur gözyaşı değil
damıtılmış ter

9. Ağaç
kucaklar ağaç
kökleriyle toprağı
gülümser güne

10. Yağmur
hoşgeldin yağmur
toprak özledi seni
yüreğini aç

11. Yeşil kurbağa
yeşil kurbağa
hani kuyruğun vardı?
nerde bıraktın?

12. Günler
günler dönüyor
kanat çırpıyor gibi
o anka kuşu

13. Uykucu kedi
gerindi kedi
tüylerini yaladı
uyudu yine

14. Ayakkabı sesleri
ayakkabılar
tıkırdar taş sokakta
çıstak çıkıtak

15. Sessizlik
ne kuş sesi var
ne böcek cırıltısı
doğa uykuda

16. Gündöndü
gün döndü işte
gündöndü günü izler
gündöndü gibi

17. Saksıdaki çiçek
duvarlar soğuk
saksıda uyur çiçek
elbet geçecek

18. Yavru kedi
uzanmış güneş
sereserpe yerlere
bir yavru kedi

19. Dalga sesleri
dalga sesleri
sayar geçen zamanı
boncuklarıyla

20. Tohum
açılır tohum
bir yavru kedi gibi
teslim güneşe

21. Üçüncü nesil
üçüncü nesil
yitirmiş yeşilini
suyu yürür mü

22. Alacakaranlık
toz mu duman mı
sabahın gözlerine
inen bu perde

Ahmet Aksoy

Geçen haftanın haikuları bu linkte

Not: Lütfen yukarıdaki haiku denemelerinden beğendiklerinizin numaralarını yorum alanına ekleyin. Böylece ileride basılı olarak yayınlamak söz konusu olursa, seçim yapmayı kolaylaştıracak verilerimiz olur. Şimdiden teşekkür ediyorum.

Mar 072014
 
1,910 views

Yazma Korkusu Olanlar İçin Pratik İpuçları

Zihniniz karmakarışık bir kağıt sepeti gibi dolu, anlatmak istediğiniz yüzlerce konu var.

Ama kağıdın başına, ya da klavyenin önüne oturduğunuzda beyniniz birden boşalıyor, sözcükler zihninizden tehlikeyi sezmiş karıncalar gibi kaçışıyor mu? Yoksa “Nasıl olsa yine yazamayacağım!” deyip, denemekten bile vaz mı geçiyorsunuz?

Yazma korkusu

Foto: netdna.copyblogger.com

Kimbilir, belki de işinizin önemli bir bölümü zaten yazı yazmakla ilgili. Ama artık kendinizi tıkanmış, tükenmiş mi hissediyorsunuz? İlham periniz sizi terk mi etti?

Umarım “yazma korkusu” -writer’s block- noktasına gelmemişsinizdir. Eğer geldiyseniz, bu yazıda ele alacağım yöntemler size yeterince yarar sağlamayabilir. Sizin öncelikle bu korku ile yüzleşmenizi öneriyorum. Biliyor veya bilmiyor olabilirsiniz ama, korkulardan kurtulmak, korkulduğu kadar zor değildir.(*)

İster yeni başlıyor olun, ister deneyimli bir yazar olun, kendinize özgü stratejiler ve yöntemler kullanmak zorundasınız.

– Değişime ve gelişime açık ol: Öncelikle değişime ve gelişime açık olun. Yoksa kaçınılmaz olarak aşınır, tükenir ve sıradanlaşırsınız. Kendinizi geliştirmeyi, öğrenmeyi asla bırakmayın. Bunun için de okuyun, okuyun, okuyun! Hem de her türlü yazıyı!

– Yazmaya başlamadan önce yazının haritasını çiz: Düşünce haritası, kavram haritası, zihin haritası, listeleme gibi araçlardan yararlanarak konuya ait temel bileşenleri ve bunların ilişkilerini ortaya çıkarın.

– Yazarken düzeltme yapma: Yazma eylemi sırasında düşünce akışını aksatacak her türlü davranıştan uzak durun. Düşüncelerinize, kağıda veya ekrana dökülen sözcüklere müdahale etmeyin. Her şeyi olağan akışına bırakın. Düzeltme işlemleri tamamiyle başka bir aşamadır.

– Yazı taslağını düzeltmeye geçmeden önce ara ver: Yazı taslağınızı tamamladıktan sonra bir kenara kaldırın. Zihninizden o konuyu uzaklaştırın. Başka şeylerle ilgilenin. Düzeltme işlemine bir kaç saatten önce geçmeyin. Bu süreyi bir kaç güne kadar uzatabilirsiniz. Hem yazar, hem de editör şapkalarınızı aynı anda takmayın.

– Taslak aşamasında sözcüklere takılma: Doğru sözcüğü bulamadıysanız bile üstünde durmayın, gerekirse yerini boş bırakın. Gerekiyorsa kısa bir açıklama ekleyin. Dilbilgisi kurallarına, noktalamalara takılmayın. Yazma akışkanlığını engellemekten kaçının.

– Anlatma Resmini Göster (ARG): Eğer akademik bir makale, bir ders kitabı veya teknik içerikli bir yazı yazmıyorsanız, doğrudan anlatmak yerine okuyucunun duyularını ve duygularını işin içine sokun. Nasıl hissetmeleri gerektiğini söylemeyin, sadece bu duyguya yol açacak davranışları resmedin, yazınıza ses, koku, tat, hareket ve renk ekleyin.

– Kesintisiz çalışma zamanları oluştur: İster sabahın köründe, ister günün ortasında, ister gecenin bir yarısında olsun, telefonunuzun çalmayacağı, acil ama önemsiz nedenlerle bölünmeyecek bir “yazma zamanı” tanımlayın. Bu zamanı sadece yazmak için ve kesintisiz olarak kullanın.

– Alıştırma amacıyla her konuda yaz: Yazı alanınız tanımlı dar sınırlar içinde olsa bile, alıştırma amacıyla değişik konularda da yazılar üretin. Her yazdığınızı yayınlamak zorunda değilsiniz. Bu çalışmalar sizi zinde tutacak, üretkenliğinizi ve yaratıcılığınızı destekleyecektir.

Yazarlık ile ilgili yazılarımızın devamı da gelecek.
Beğendiğiniz yazılarımı “beğendim” olarak işaretleyin ve beni izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

(*) : EFT – Tepeleme bu konuda size yardımcı olabilir. Bizi arayın. Kardeş sitemizdeki EFT – Tepeleme konulu diğer yazılarımızı okuyun.

Mar 052014
 
1,126 views

Hipnotik yazım ile ARG Anlatma Resmini Göster yöntemleri arasındaki benzerlik ve farklar

Öncelikle, her iki yazım yöntemi de “Yaratıcı Yazarlık” kapsamında. Her ikisi de doğrudan duyu organlarımızı hedef alıyor. Mantık yerine duygu ve duyuların kışkırtılması, ilkel beynimizi ve bilinçaltımızı devreye sokuyor. Böylelikle davranışlarımızı yönlendiren merkez de işin içine giriyor.

Mahatma Gandi şöyle özetlemiş (*):

“Düşünceleriniz olumlu olsun, çünkü düşünceleriniz sözcükleriniz haline gelir.
Sözcükleriniz olumlu olsun, çünkü sözcükleriniz davranışlarınız haline gelir.
Davranışlarınız olumlu olsun, çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız haline gelir.
Alışkanlıklarınız olumlu olsun, çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz haline gelir.
Değerleriniz olumlu olsun, çünkü değerleriniz kaderiniz haline gelir”

Bu anlamlı deyişin başına şunu ekleyelim:
“Duygularınıza dikkat edin, çünkü duygularınız düşünceleriniz haline gelir”

Bütün bu kavramlar birbiriyle her iki yönde de etkileşiyor.
Duygular düşünceleri etkilerken, düşünceler de duyguları etkiler.
Düşünceler sözcükleri etkilerken, sözcükler de düşünceleri etkiler.
Sözcükler davranışları etkilerken, davranışlar da sözcükleri etkiler.

Kısacası duygular, düşünceler, sözcükler ve eylemler sürekli bir devinim ve etkileşim halindedirler. Sözcükleri ve ifadeleri kullanım şeklimiz duygularımız, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz üzerinde etkili olur.

  • Hipnotik yazım ve ARG (Anlatma Resmini Göster) yöntemleri insanı, yani okuyucuyu hedef alır. Onu dolaylı yoldan duygularını kullanarak etkilemeyi amaçlar.
  • Öte yandan hipnotik yazım şekli ARG yöntemine kıyasla daha saldırgan bir tekniktir. Çünkü bu teknik somut olarak bir eylemi hedefler. Okuyucuyu yumuşacık ifadelerle duygusal olarak etkilerken, onu yavaşça somut bir davranışa, somut bir eyleme doğru yönlendirir. Oysa ARG yöntemi açısından çoğu kez duygusal açıdan etkileme yeterli olur, eyleme gerek kalmaz.
  • Hipnotik yazım yöntemi minimalisttir. Uzun açıklamalar ve kelime oyunları yapmak yerine, kısıtlı sayıda kelimeyi birer ok gibi kullanarak, hedefi 12’den vurmayı tercih eder. Bu nedenle reklamcılar ve satış uzmanları için vazgeçilmez bir araçtır. Oysa ARG yönteminde duyular üzerindeki etkileşimi pekiştirmek amacıyla, yazım, imgesel olarak alabildiğine zenginleştirilir. Bu yüzden ARG yöntemiyle yazılmış bir yazıyı özetlemek amacıyla ve verilen mesajı bozmadan kısaltabilirsiniz. Ancak hipnotik bir yazı zaten olabilecek en az sözcüğü içerir. Böyle bir yazıyı, içeriğini bozmadan daha da kısaltmanız mümkün olmaz.
  • Hipnotik yazım yöntemini kullanan bir yazar, açık komutların yanısıra, “örtülü komut” tekniğine de daha sık başvurur. ARG yönteminde ise örtülü komutlara pek gerek olmaz. Çünkü amaç, okuyucuyu bir eyleme yönlendirmek değil, zihninde duygusal ve düşünsel imgeler oluşturarak onun ruhunu titretmektir.

John Steinbeck, sözcüklerle dans eden, onlarla canlı resimler boyayan yazarlardan biridir. Onun ölümsüz eserlerinden Sardalya Sokağı’nın 6. Bölümü şöyle başlar:
“Doc, Burun’un en ucundaki Büyük Gelgit Gölünde deniz hayvanları topluyordu. Olağanüstü bir yerdir burası. Sular kabardığı zaman, köpükten bembeyaz dalgaların çalkalandığı, kayalıkların yakınında ıslık çalan şamandıradan gelen dev dalgaların dövdüğü koskocaman bir çanak. Sular çekildiği zamansa bu küçük su dünyası sessizleşir, sevimli bir görünüm kazanır. Dipte oradan oraya koşan, birbiriyle boğuşan, bir şeyler yiyen, üreyen hayvanlarıyla deniz dupdurudur o zaman. Yengeçler, su içinde dalgalanan yosunlardan birinden ötekine koşar durur. Denizyıldızı, midyelerin, kabuklu böceklerin üstüne çöker, milyonlarca vantuzunu yapıştırıp, avını yapışık olduğu kayadan koparana dek inanılmaz bir güçle yavaşça çeker. Sonra denizyıldızının midesi dışarı çıkar, avını sarıp sarmalar. Portakalrengi, benekli, boru biçimindeki kollar dalgaların etkisiyle, İspanyol dansçılarının etekleri gibi salınırken, denizyıldızı zerafetle kayaların üstünde kayar…”

Eğer bir yazar olarak çok sayıda okuyucu tarafından sevilip benimsenmek istiyorsanız, hem ARG hem de hipnotik yazı yöntemlerinden yararlanmanızı öneririm. Yazınızın amacına ve içeriğine bağlı olarak hangi yönteme ne zaman ve ne kadar ağırlık vereceğinize elbette kendiniz karar vereceksiniz. Ancak yazılarınızda, Pareto kuralını (**) bir ölçüt olarak kullanabilirsiniz. Yazınızın içerdiği ana mesaj – öykü bütünün %20’sini geçmesin. Yazının kalan kısmını 5 duyuya hitap eden imgelerle zenginleştirin. Böylece daha rahat okunan bir yazı üretmiş olursunuz. Okuyucunuz da verdiğiniz mesajı daha rahat içselleştirir.

Ahmet Aksoy

(*)
Keep your thoughts positive, because your thoughts become your words.
Keep your words positive, because your words become your behavior.
Keep your behavior positive, because your behavior become your habits.
Keep your habits positive, because your habits become your values.
Keep your values positive, because your values become your destiny.
(**) Pareto ilkesi (80-20 kuralı[1], önemli azın yasası ve etken seyrekliliği ilkesi olarak da bilinir) der ki, çoğu olay için, etkilerin kabaca % 80’i etkenlerin % 20’sinden kaynaklanır.[2][3] İş yönetimi düşünürü Joseph Juran bu ilkeyi önermiş ve İtalya’nın % 80 arazisinin sahibinin nüfusun % 20’si olduğunu gözleyen İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto’nun adıyla isimlendirmiştir.

Kaynaklar:
Sardalya Sokağı, John Steinbeck, Oda Yayınları, 1990
MAHATMA GANDHI, Open Your Mind, Open Your Life: A Book of Eastern Wisdom
http://tr.wikipedia.org/wiki/Pareto İlkesi