?> December 2013 - Kişisel Gelişim
Dec 292013
 
1,362 views

Hızlı ve Etkin Öğrenme için Sihirli Bir Reçete Var mı?
Beyin fonksiyonları işleyen herkes her an bir şeyler öğrenir.

Ancak önemli olan şey elde edilen bilginin ne kadar zaman içinde edinildiği ve daha sonra nasıl kullanılabildiğidir. Çünkü başarı büyük ölçüde buna bağlıdır.

sinapslarDiyelim ki süper bir belleğiniz var. Gördüğünüz, işittiğiniz, okuduğunuz herşey belleğinize yerleşiyor. Atladığınız tek bir ayrıntı bile yok. Ancak küçük bir sorununuz var: bu bilgilerin hiç birine tekrar ulaşamıyorsunuz. Bu durumda, o belleğin size bir yararı olmuyor demektir. O “süper” özellik, işe yaramaz bir özelliğe dönüşüyor.

Diyelim ki yine süper bir belleğiniz var. Gördüğünüz hiç bir yüzü unutmuyorsunuz. Ancak bir eksiğiniz var. Bu gördüğünüz yüzlerin kime ait olduğuna ilişkin hiç bir ayrıntıyı belleğinizde tutamıyorsunuz. Ekranda mı görmüştünüz? Yolda yürürken yanınızda geçen biri miydi? Ya da size çok yakın birine mi ait?

Burada da yararsız bir bilgi sözkonusu. Sanki elinizde devasa bir fotoğraf albümü var ama, içindekilerin kim olduğu belli bile değil…

Asıl önemli bilgi, gerektiği zaman anımsayıp kullanabildiğiniz bilgidir. Üstelik bu bilginin bilinçli zihniniz tarafından tüm ayrıntılarıyla anımsanması bile şart değil. O bilgi, bilinçaltınızın sezgi sistemindeki depoya atılmış ve etrafınızda olup bitenleri değerlendirirken kullandığınız filtre sisteminin bir parçası da olabilir. Ya da siz öğrenciyken ders kitabınızda yer alan ve bir daha hiç bir zaman işinize yaramayacağını düşündüğünüz bir başka bilgi de…

İşte bu bilgilerden bir kısmı çevremizdeki enformasyon sağanağından kaynaklanan ve kaçınmaya, azaltmaya çalıştığımız bilgilerdir. Bir kısmı ise bilinçli olarak öğrenmek istediğimiz, ancak bellek sistemimize yerleştirmekte zorlandığımız bilgilerden oluşur.

Açıktır ki asıl istediğimiz bilinçli, hedef koyarak, amacımızı baştan belirleyerek gerçekleştirdiğimiz öğrenme yöntemine hakim olabilmektir.

Amacımız: İstediğimizde yeniden hatırlayabileceğimiz ve bilinçli olarak baştan belirlediğimiz bilgileri en kısa zamanda, en etkin şekilde zihnimize yerleştirmektir.

Aslına bakarsanız, bu amaca erişmek sanıldığı kadar zor değil. Tek yapmamız gereken şey kendimiz için en uygun öğrenme ve anımsama yöntemlerini saptamak ve bu yöntemleri sürekli kullanarak onları kalıcı alışkanlıklar haline dönüştürmektir.

Öncelikle insan beyninin nasıl çalışmakta olduğunu anımsamakta yarar var.

yıldızlarBildiğiniz gibi beynimizde yaklaşık 100 milyar sinir hücresi, yani nöron bulunuyor. Ayrıca 900 milyar kadar da glial hücre bulunuyor. Bütün bu hücreler kendi aralarında yaklaşık 100 trilyon bağlantıya (sinaps) sahip. Ortalama bir insan beynindeki toplam sinaps sayısı, kabaca, şu anda bildiğimiz evrendeki toplam yıldız sayısına eşit.

Bu bilgiyi öncelikle vermek istedim. Çünkü bazı insanlar fazla bilgi ile beynimizin dolabileceği ve önemli bilgilere yer kalmayacağı endişesi taşıyor. Yukarıdaki rakamları ve beyin işlevlerinin elektrokimyasal süreçlerle sağlandığını dikkate aldığımızda, olağan bir insan ömrü için bu kapasiteyi doldurmanın mümkün olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Öte yandan, beynimizi bir bilgi çöplüğü haline getirmenin de bir anlamı yok.

İşte bu yüzden bilinçli bir seçim sistemi kullanarak edinmek istediğimiz bilgilerin omurgasını belirlememiz; “Hızlı ve Etkin Öğrenme” için hedefimizi, ne yapmak istediğimizi baştan saptamamız gerekir.

Belli bir konuda uzmanlaşmak isteyebilirsiniz. Ya da genel kültür bilgilerinizi geliştirmek ve hemen hemen her konuda belli bir miktar bilgi edinmek istiyor olabilirsiniz. Belki de çok daha basit bir hedefiniz var: Sadece yeni tanıştığınız kişilerin isimlerini kolayca öğrenmek ve öğrendiğiniz bu isimleri kolayca anımsamak istiyorsunuz.

Bütün bu hedeflere hem kişisel özellikler, hem de bilginin yapısı nedeniyle farklı öğrenme teknikleri kullanarak ulaşmak mümkündür. Bu konuda herkes için ve her tür bilgi için geçerli hazır bir reçete yoktur. Kişisel reçeteyi bulma ödevi, kişinin kendisine düşer.

Bu konuda bizler size kendi yolunuzu bulabilmeniz için sadece yardımcı olabiliriz. Kısmen de olsa yolunuzu aydınlatmamız mümkün olabilir ama, hedefe kendiniz yürümek zorundasınız.

Önümüzdeki dönemde “Hızlı ve Etkin Öğrenme” konusuyla ilgili yazılar yayınlayacak; daha da önemlisi bu konuda yeni atölye çalışmaları başlatacağız. Etkin öğrenme, geniş ve karmaşık bir içeriğe sahip. Bu nedenle ne bizim ne de başkasının elinde “sihirli reçeteler” yok. Yapmamız gereken, bir yandan doğal yeteneklerimizin, algılama yöntemlerimizin, bilgileri işleme alışkanlıklarımızın farkına varıp onları tanımak; öte yandan yararlı alışkanlıklarımızı geliştirip, zararlı veya yararsız olanlardan kurtulmaktır.

Böyle bir çalışmanın sonunda, edinmek istediğiniz bilgiye rasgele deneme yanılmalarla veya gereksiz tekrarlamalarla ulaşmaya çalışmak yerine; akılcı, seçmeci, eski bilgilerimizle organik bağlar kuran ve gereksinim duyduğumuzda hemen erişebileceğimiz bilgileri kalıcı hale getiren bir sisteme sahip olacağız.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Dec 262013
 
1,757 views

Yüzünüz Sizi Ele Veriyor
Evet!… Yüzünüz tıpkı görsel bir megafon gibi sizin düşüncelerinizi ve duygularınızı bağırıyor!

Beden dili, evrensel bir dil. Yüz ise bedenin bu açıdan en belirgin parçası. Üstelik bu evrensel dil sadece insanlara özgü değil. Çevrenizdeki canlılara, kuşlara, kedilere, köpeklere bakın! Özellikle memeli hayvanlarda pek çok ortak kalıp bulunduğunu göreceksiniz.

lie_to_me-1024Beden dili, doğrudan bilinçaltı tarafından kullanılan görsel bir dildir. Bu dilin gerçek kullanıcısı beynimizin “sürüngen” bölümüdür. Bir yandan karşı cinse iletilen ve türün devamına yönelik mesajları; öte yandan çevresel tehditlere karşı kullanılan “kaç-savaş-ölü taklidi yap” üçlemesini bu ilkel beyin yönetir. Bu dil net, kesin ve hızlı mesajlar içerir. Hepsi, hayatta kalma veya türün devamını sağlamaya yöneliktir. İşte bu nedenle de, kalıcı olarak genlerimize kodlanmıştır.

Sonradan öğrenilen veya geliştirilen davranışların pek çoğuna bilinçli olarak müdahale etmek mümkün olabilir. Oysa genlerimize kodlanmış olan beden dilimiz ve bunun yüzümüze mikro ifadeler (micro-expressions) halinde yansıması tamamiyle bilinçaltımız tarafından, otomatik olarak kontrol edilir. Bu ifadeleri bilinçli olarak denetim altında tutmak ise neredeyse olanaksızdır.

En belirgin mikro ifadeler, gözlerimizde yer alır. Örneğin gözbebeklerimiz, duygusal pozisyonumuzu ve bir sonraki davranışımızı tıpkı bir ayna gibi yansıtır.

Eğer rahat ve güvenlikli bir ortamdaysak gözbebeklerimiz büyür. Çünkü bu koşullarda çok net bir odaklanmaya ihtiyacımız bulunmamaktadır. Oysa bizi tedirgin eden şeyler varsa, gözbebeklerimiz küçülür ve çevremizi çok daha net ve ayrıntılı görebilmeye kendini hazırlar. Bu tedirginliğin kaynağı ister basit bir endişe, isterse yoğun bir tehdit olsun davranış aynıdır. Bu tepkiye eşlik eden gözkapağı, alın, çene veya dudak hareketleri tepkinin yoğunluğunu ve niyetimizi iyice belirginleştirir.

Bu nedenle, eğer toplumsal kurallar sizi bunu yapmaktan alakoymuyorsa, öncelikle karşınızdaki kişinin gözbebeklerine bakın. Sonra gözkapağının durumuna, ne sıklıkta kapanıp açıldığına bakın. Göz kenarlarındaki kırışıklıkların, kaşların ve alın çizgilerinin şekline dikkat edin. Dudaklardaki kıvrımlar çok önemli bilgiler içerir. Daha da önemlisi, bu tepkiler birbiri ile ne denli uyumlu? Ellerin hareketleri veya bedenin duruşuyla destekleniyor mu? Aksi halde -nedeni ne olursa olsun- verilmek istenen mesajda bir tutarsızlık var demektir.

Örneğin dudakların gülümser gibi kıvrılmış olması, tek başına o kişinin mutlu ve rahat olduğunu göstermeye yetmez. Bu ifadenin gözbebeklerinin büyümesiyle, gözlerin hafifçe kısılıp uçlarının kırışmasıyla da desteklenmesi gerekir.

Bunların yanısıra, bu tepkilerin süresi ve sürekliliği de büyük önem taşır.

Üzüntüsünü ifade etmek için yüksek sesle ağlayan bazı insanların bu duyguyu içsel olarak ta yaşayıp yaşamadığını onların yüzlerinde yakalayacağınız mikro ifadelerle tesbit etmeniz mümkündür.

Karşınızdaki insanın aslında rol yaptığını sezdiğiniz durumlar olmuştur. Bunu mantıksal olarak açıklamakta zorlansanız bile, bilinçaltınız aldığınız mesajlardaki tutarsızlıkları çözümleyip sizi uyarır. Ancak çoğu kez onun uyarılarını dikkate almaz, sonra bunun acısını çekeriz. Sosyal yaşamımız, çoğu kez sezgilerimizin zaman içinde körleşmesine neden olur. Farkındalığımız zayıflar, bilinçaltımızın yönlendirici mesajlarını mantıksal gerekçelerle örtüp görmezden ve duymazdan gelmeye alışırız.

Günümüzün çalkantılı siyasi yaşamında sağlıklı değerlendirmeler yapabilmemiz için beden dilini bilinçli olarak çözümleyebilir hale gelmemiz önemlidir. Ancak, düzenli bir eğitim ile beden dilini denetim altına almanın mümkün olabileceğini unutmamalıyız. Usta siyasetçiler bu konuda başarılı olurlar. Buna rağmen, mikro ifadeleri onların bile denetlemesi pek mümkün değildir.

Bu konuda en azından farkındalığınızı geliştirebilmeniz için, eğer erişebilirseniz, “Lie To Me” isimli televizyon dizisini izlemenizi öneririm. Özellikle ilk bölümleri bu konuda eğitici bir içeriğe de sahip.

Eğer karşınızdaki insanların beden dili ve yüz ifadelerini hızlı ve etkin bir şekilde, bilinçli olarak çözmek isterseniz, mutlaka bunun eğitimini almanız gerekir.

Beden dilini, yüz ifadelerini ve mikro ifadeleri içselleştirmeniz hem karşınızdakileri daha iyi anlamanızı sağlayacak; hem de sizi, kendi mesajlarınızı daha anlaşılır hale getirmenin sezgisel araçlarıyla donatacaktır.

Unutmayın ki karşılıklı iletişimin sadece yüzde yedisi (%7) (*) sözcüklerle ifade ediliyor. Asıl mesaj ses vurguları ve beden dili aracılığıyla iletiliyor.

Konuyla ilgili yeni yazılarımızı ve açıklayıcı örneklerimizi sizlerle paylaşmayı sürdüreceğiz.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

(*) – İnternette pek çok yerde iletişim araçları için %55 görsel, %38 ses ve %7 söz olarak ayrıştığına ilişkin bilgiler yer alır. Bazı görüşler ise bunun bir yanlış anlamadan kaynaklandığını ve zamanla bir şehir efsanesi haline dönüştüğünü vurguluyor. (Bu konuya eğilen kaynaklardan birine şu adresten erişebilirsiniz: http://www.cuttingedgepr.com/articles/big-myth-nonverbal-communication.asp )

Her şeye rağmen, vurgusuz ve renksiz bir sesle aktarılmaya çalışılan mesajların yerine ulaşmakta zorlanacağı oldukça açık.

Dec 232013
 
1,360 views

Kadıköyün Duvarları Yeniden Canlanıyor

Kadıköy Belediyesinin de desteğiyle son bir kaç yıldır semt duvarlarında rengarenk duvar resimleri boy göstermeye başladı. Bunların yanısıra daha küçük boyutlu  graffitiler de var.

Duvar resimleri ve graffitiler özellikle Rasimpaşa Mahallesinde yoğunlaşıyor. Bu bölgedeki bina sahiplerinin bu girişimlere olumlu bakması, hiç olmazsa karşı çıkmaması önemli bir etken olabilir.

Rasimpaşa Mahallesindeki duvar resimlerini topluca izlemeniz mümkün:  http://graffiti.axtelsoft.com/rasimpasa-mahallesi-sokaklarindan-graffiti-ornekleri/

Rasimpaşa Graffitileri

Donkişot evi graffitilerini şu adreste topladık: http://graffiti.axtelsoft.com/donkisot-evi-graffitileri/

Duvar resimlerinin yoğun olduğu bir başka bölge Moda caddesi. Moda caddesinden alınan fotoğraflara toplu olarak erişmek isterseniz: http://graffiti.axtelsoft.com/moda-caddesinden-graffiti-ornekleri/

Avustralya’nın Melbourne şehri duvar resimleri açısından devasa bir açık sanatevi olarak tanınıyor. Belki ileride Kadıköy de benzer sıfatları hakeder.

Fırsat buldukça ve yerlerini tesbit edebildikçe Kadıköy’deki duvar resimleri ve graffitileri fotoğraflamaya çalışıyorum. Bu fotoğrafları da http://graffiti.axtelsoft.com/ sitesinde sergiliyorum. Sitede dünyanın çeşitli yerlerinden derlenmiş duvar resimleri de mevcut. Özellikle Melbourne’dan çok sayıda duvar resmini burada bulabilirsiniz. http://graffiti.axtelsoft.com/avustralya-fitzrock-brunswick-caddesinden-duvar-resimleri/

Özellikle Kadıköy bölgesinde olmak üzere, çevrenizde bulunan ve sitemizde bulunmayan duvar resimleri ve graffitilere ulaşabilmemiz için bize adreslerini bildirebilirseniz, arşivimizi geliştirmemize yardımcı olursunuz. Eğer mümkünse siz kendiniz de onları fotoğraflayıp bir kopyasını  gelisim@gamet.com.tr  adresi üzerinden bize gönderebilirsiniz.

Bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

 

 

Dec 202013
 
1,718 views

Yüzümüz Evrensel Dille Yazılmış Bir Kitaptır
Beden Dili evrenseldir. Sadece insanların değil, bir çok hayvanın duygusal tepkilerini de bedensel duruşuna ve yüzüne bakarak okuyabiliriz.
Ancak bu okumalar, genellikle bir çok insan açısından belli-belirsiz bir sezgi düzeyinde kalmaktadır. Bazıları ise sadece belli konularda uzmanlaşmıştır. Usta kuyumcuların, müşterisinin bir ürünü alıp almayacağını onun gözbebeklerine bakarak anlayabildiğini büyük olasılıkla siz de duymuşsunuzdur.

Beden dili konusunda basılı veya elektronik ortamda pek çok kaynak bulmak mümkün olsa da, bu sistemin önemli bir parçasını oluşturan “yüz okuma” ile ilgili kaynaklar aynı yaygınlıkta değil.

Yüz OkumaYüz okuma (fizyognomi) konusunda en geniş deneyim ve birikime sahip olanlar yine Çinliler. Çinlilerin, yüz okuma konusuna ilişkin pek çok farklı öğretileri var. Bu öğretilerden bazıları daha çok yüzün geometrik şekline odaklanırkan, bazı öğretiler simetriyi ön plana çekmiş. Bazı öğretiler ise, yüzümüzü yüzlerce noktadan oluşan bir harita haline dönüştürmüşler.

Bu yazımızda bir yüzün temel bölümlerinin neler olduğunu ve ne gibi anlamlar ifade ettiğini irdeleyeceğiz:

Bir yüz, temel olarak 3 ayrı yatay bölüm halinde incelenebilir:
1- Saç bitiminden kaşların üzerine kadar olan üst bölge
2- Kaş üzerinden burun altına kadar olan orta bölge
3- Burun altından çene ucuna kadar olan alt bölge

1- Çinliler alın bölgesini “gençlik dönemi (14-30 yaş)” olarak tanımlıyor. Batıda ise bu alan daha çok düşünce kalıpları ile ilişkilendirilmektedir.

2- İkinci bölge “orta yaşlılık (31-50 yaş)” dönemidir. Aynı zamanda “duygusal tepkiler” bu bölge değerlendirilerek yorumlanır.

3- En alttaki çene bölgesi “olgunluk (51 yaş ve üstü )” dönemine aittir. Bir yandan o kişinin “irade”sini belirlerken, bir yandan da o kişinin olgunluk dönemini nasıl geçireceğine ilişkin ipuçlarını barındırır.

(Burada bir not düşmek istiyorum. Yüz okuma ile ilgili saptama ve yorumlar hiç bir zaman “kesin” gerçekler olarak kabul edilmemelidir. Aktardığımız bilgiler, o konudaki eğilime vurgu yapmakla birlikte, “yüzdeyüz” kesinlik içermez. Yüz bir kabuk, bir ambalajdır. Bir ambalaj, genellikle, nasıl içeriğine uygun tasarlanmışsa; yüz için de aynı şey geçerlidir. Ancak bir mücevher kutusunun içinden iğrenç şeyler çıkabilir. Ya da paçavralardan oluşan kötü bir ambalajın içinde olağanüstü bir pırlanta bulabilirsiniz. Kısacası kişilerle ilgili değerlendirmelerimizi tek bir ayrıntıya bakarak değil, farklı alanlardaki bilgileri birlikte ele alarak yapmalıyız.)

Bazı insanlar ise bir insanın yüzüne veya duruşuna bakarak bunlardan anlam çıkartmaya çalışmanın tutarsız olduğunu düşünüyor olabilir.

Böyle düşünenler bence şunu da dikkate almalı: her insanın biyokimyasal planı, kendi genlerinde tanımlıdır. Ve bu genler, döllenmiş tek bir yumurta hücresinden başlayarak kendisini her yeni hücreye kopyalar. Bulunduğu yere ve işlevine göre ne kadar farklılaşmış olursa olsun, her hücrenin temel yapısı, temel kodları aynıdır. Bu benzeşimin, moleküler düzeyden, organlar düzeyine kadar etkin olmasını beklemek için mantık sınırlarını zorlamaya ihtiyacımız olmaz. Bu yüzden, binlerce yıl süren gözlemlerin ışığında oluşan bu kategorizasyonu hiç te yabana atmamak gerekir.

Bununla birlikte, bu tür bilgileri insanları farklı sınıflara ayırmak için değil, onlarla daha etkin ve sağlıklı bir iletişim kurabilmek için kullanmalıyız.

Yeni yazılarımızda yüz okuma ve beden dili ile ilgili örnekler de vereceğiz.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Dec 172013
 
2,940 views

Olumlamalar Bilinçaltınızı Koruyan Birer Kalkandır
Olumlamalar

Olumlama cümlelerini sadece “güzel sözler” olarak algılamak doğru değildir.

Bu kısa ve basit cümleler, genellikle çocukluk döneminde maruz kaldığımız, bazan hala sürmekte olan “olumsuzlama” cümlelerinin bilinçaltımıza kazınan yıkıcı etkilerini azaltabilmeyi amaçlar.

Yapmamız gereken tek şey bu cümleleri okumak ve mümkün olduğu kadar çok tekrarlamaktır.

Örneğin “İdeal kilomu koruyorum” olumlamasını ele alalım.

Eğer zaten ideal kilonuzdaysanız, yinelemenizde bir sakınca olmayacak demektir. Aslında tam da ideal kilonuzda olmayabilirsiniz. Belki biraz eksiğiniz, ya da fazlanız vardır. Ve “İdeal kilomu koruyorum” dediğinizde, içinizden bir ses “Amma da attın! Ne ideal kilosu?!” diyorsa, kesinlikle bu olumlamaya ihtiyacınız var demektir. Çünkü bilinçli zihniniz bu itirazı dile getirdiğine göre, bilinçaltınızda da bu konu bir sorun olarak kategorize edilmiş durumdadır.

Bazılarımız yakın çevremizden iyi niyetli uyarılar alırız: “Çok kilo almaya başladın. Şu ekmeği kes!..”. Ya da “Üflesem uçacaksın, biraz kendine dikkat et!” Hatta bu cümleleri bazan doğrudan kendimiz kurarız.

Bu iyi niyetli(!) uyarıların hepsi, bilinçaltımıza birer olumsuzlama olarak işlenir. Bu uyarılar tekrarlandıkça, bilinçaltımız tarafından daha fazla dikkate alınmaya başlanır ve bu doğrultuda olumsuz duygular tetiklenir. Çözüm yöntemlerinden biri, bu olumsuzlamaların etkisini olumlama cümleleriyle dengelemeye çalışmaktır.

Olumlamaları herkes olumlu karşılamaz. Bazı insanlarda “Olumlama Direnci” görülür. Bu kişiler, olumlama cümlelerini küçümseyerek reddetme eğilimindedir. Oysa bu davranışın kökeninde genellikle “olumsuzlama”ların oluşturduğu içsel olumsuzluklar ve güvensizlikler yatar.

http://www.gamet.com.tr/pobasvur/index-1.php  adresinden “Pozitif Olumlamalar ve Sorumlamalar” isimli PDF kitapçığı ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

Her olumlama cümlesi, herkese hitap etmez. Çünkü herkesin öyküsü farklıdır.
Bu nedenle, herkesin kendi olumlama dağarcığını oluşturması gerekir.
Bunun ilk adımı ise, kişisel farkındalığın geliştirilmesidir.

Her gün farklı bir olumlama yayınladığımız bir haberleşme listemiz var. 3 ay sonra olumlamalar tekrar başa dönüyor ve baştan itibaren tekrarlanıyor. Zaman zaman bazı olumlama cümlelerini yeniden düzenliyor veya değiştiriyoruz. Eğer dilerseniz http://www.gamet.com.tr/pobasvur/index-6.php  sayfasındaki mini formumuzu doldurup, günlük olumlama listemize siz de üye olabilirsiniz.

Her gün ileteceğimiz olumlamaları siz de deneyin! Posta kutunuza gelen olumlama mesajını önce gözden geçirin. Eğer okuduğunuz olumlama cümlesi hoşunuza gidiyor, ya da sizde olumsuz bir tepki yaratıyorsa, onu mutlaka dikkate alın ve kendi olumlama listenize ekleyin.

Olumlamaları mümkünse yüksek sesle, hatta melodik olarak tekrarlayın. Ya da, bir kağıda yazın ve o kağıdı gün boyu cebinizde taşıyın ve sık sık çıkarıp yeniden okuyun, ya da seslendirin. Eğer hiçbirini yapamıyorsanız, silmeden önce en azından bir kez olsun sessizce içinizden okuyun…

Olumlamalar sihirli cümleler değildir. Dile getirdikleri şeylere inanmıyor olsanız da kullanın. Çünkü bunlar, o anda var olması gereken gerçekleri değil, beklentileri vurgular. Bilin ki, bilinçaltınız hemen tepki vermeyecektir. Sabredin ve yaşadığınız değişimleri izleyin.

Şaşırtıcı sonuçlarına şahit olacaksınız.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Dec 132013
 
1,481 views

Olumlama Kartı GGOK-0011  Ben Seven, Kabullenen ve İçten Davranan Bir Ailenin Üyesiyim

Olumlama Kartı GGOK-0011
Olumlama Kartı GGOK-0011  Ben Seven, Kabullenen ve İçten Davranan Bir Ailenin Üyesiyim

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Dec 062013
 
1,448 views

Savaşın İnsan Yüzlerine İşlediği Nakışlar

Lalage Snow bir İngiliz bayan fotoğrafçı. Aynı zamanda bir haberci ve film yapımcısı.

Lalage, 2002 yılında Bristol Üniversitesi, Antik Çağ Tarihi (Ancient History) bölümünden mezun olmuş. Çeşitli yerel ve uluslararası yayın kurumlarında çalışmış. 2007 yılında London College of Communication’da Fotohabercilik ve Dokümanter Fotoğrafçılık alanında master yapmış.

Çalışmalarını Agence France Press adına yerel muhabir olarak sürdüren sanatçı, özellikle Ortadoğu, Avrupa, Merkez ve Güney Doğu Asya bölgelerinde faaliyet göstermiş. 2010 yılında Kabil’e giden Lalage Snow, 2 yılını aktif savaşın sürdüğü Afganistan’da geçirmiş.

Sanatçı, halen Londra’da yaşıyor.

Aşağıda örneklerini verdiğim fotoğraflar bu döneme ait. Lalage Snow, Afganistan’da görev yapan çeşitli kademelerdeki İngiliz askerlerinin savaş öncesi, savaş sırası ve savaş sonrasındaki fotoğraflarından üçlemeler oluşturmuş. İlk ve son fotoğraflar arasında geçen süre, yaklaşık sekiz ay.

Yorumu sizlere bırakıyorum. Ancak, özellikle gözlerdeki ifadelere, oradaki duygu yoğunluğuna, o bakışlardaki çığlıklara, o bakışlardaki fırtınalara dikkat etmenizi öneriyorum.

lalagesnowwearethenotdead1

Savaşın tahrip edici izlerinin insan yüzlerine kısa sürede nasıl bir oyma, bir nakış gibi işlendiğini görmek çarpıcı. Benzer izler, travma yaşayan insanların hemen hemen hepsi için geçerli. Bu bir trafik kazası, bir yangın, bir deprem veya sevilen bir yakının kaybı olabilir. Her ne olursa olsun, yaşam, tüm bu yaşananlar için yüzümüze birer çentik atmayı ihmal etmiyor.

Özellikle yaşımız ilerledikçe yüzümüzdeki sık yinelenen mimikler, birer trafik işareti gibi kalıcı, kolay görünen izler haline dönüşüyor. Yüz okuma bilimi, işte bu işaretleri algılamamızı ve sistemli bir şekilde okuyabilmemizi sağlıyor.

Sabahları, ya da ne zaman olursa olsun, aynada yüzünüze bakarken göz uçlarınızda kırışık olup olmadığına dikkat edin. Eğer dışarı doğru bir kaz ayağı gibi açılan minik çizgiler varsa, yaşadıklarınız her ne olursa olsun, gülmeye de fırsat yaratıyorsunuz demektir. Ne mutlu size!…

Bir de dudak uçlarınıza dikkat edin. Eğer dudak uçlarınız hep aşağı doğru bakıyorlarsa, artık silkinip kendinizi toparlamanın vakti geldiği açıktır. Çünkü yaşam, herşeye rağmen, güzel! İçiniz kan ağlasa da gülümseyin. Çünkü gülümseme, sizde gülümseme oluşturan anılar için bir çağrışım etkisi yaratır. Geçmişte kalan kötü anıların sizi daha fazla etkilemesine, sırtınıza yüklenmiş duygusal bir kambur haline dönüşmesine izin vermeyin. Sorun varsa, çözümü de mutlaka vardır. Yeter ki siz soruna odaklanmayı bırakıp, çözüme odaklanın.

Aslında hiç kimseyi kandıramadığımızın farkında olun.

İnsanlar, karşılarındaki kişilerin yüzlerini ve beden dilini sezgisel olarak zaten okur. Eğer bunu daha bilinçli bir şekilde yapabilirsek, hem kendimizle hem de çevremizdekilerle daha kolay ve sağlıklı iletişim kurmamız mümkün olur. Deneyin, siz de göreceksiniz.

Lütfen yazılarımızı paylaşın ve bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy

Not: Benzer çalışmalar Claire Felicie tarafından donanma mensupları için yapılmış. Aşağıdaki linkte Felice’nin çalışmalarından örnekler yer alıyor.

Linkler:
http://www.mymodernmet.com/profiles/blogs/lalage-snow-we-are-the-not-dead
http://lalagesnow.com/
http://www.mymodernmet.com/profiles/blogs/portraits-of-marines-before-during-and-after-war
http://clairefelicie.com/

 

Dec 032013
 
1,740 views

Büyükadanın Kargaları

Büyükadanın kargalarıBu öyküyü ikinci elden, çok yakın bir dostumuzdan dinledim.

Daha önceden bilmezdim ama, meğer Büyükadanın kargaları epeyce namlıymış. Hem zeki, biraz da gaddar. Adadaki kedilerin pek çoğu bu kuşlar yüzünden tek gözlüymüşler. Çünkü ada sakinleri tarafından kedilere verilen yiyecekleri hemen bu kargalar sahiplenir, itiraz etmeye kalkan kedilerin de bir gözlerini sakat bırakırlarmış.

Dostumuzun bir yakını Büyükadadanın yerlisi. Evlerinin terasında kendi kullandıkları masanın yanında bir başka masaları daha varmış. Bu masanın üzerine çevredeki kuşların yemesi için yiyecekler bırakırlarmış.

Müdavimlerden bazıları da çevredeki kargalarmış.

Bir gün terasta yaralı bir karga bulmuşlar. Hayvan uçamıyormuş. Dikkatle yakalayıp veterinere götürmüşler. Karganın kanadının kırık olduğu anlaşılmış. Tedavi edilip bakımı yapılan kargayı tekrar uçacak hale gelene kadar terasın bir köşesinde beslemişler.

Bu arada, bizim karganın eşi dostu da çevre çatılardan ve ağaçlardan sürekli olarak bu yapılanları gözlüyormuş.

Zaten kargaların birbirine düşkün oldukları, birbirlerini sonuna kadar savunup korudukları bilinir. Hele bir kargaya zarar vermeye kalkın, ne demek istediğimi hemen anlarsınız…

Derken bizim yaralı karga iyileşmiş ve uçup gitmiş.

Bikaç gün sonra, kargasever dostlarımız terastaki kendi masalarının üzerinde bir kangal sucuk bulmuşlar. Sucuk kendilerine ait değil. Sonunda, bir kuşun, o sucuğu yuvasına taşımaya çalışırken oraya düşürdüğünde karar kılmışlar.

Aradan bir kaç gün geçmiş. Bu sefer, aynı masanın üzerinde poşetiyle birlikte bir kutu baklava…

Ara sıra masanın üzerinde çeşitli meyveler ve benzer yiyeceklerle karşılaşmaları yinelenmiş. Bu işin failinin de iyileştirdikleri karga olduğu konusunda kesin bir yargıya varmışlar.

Ama iş bu kadarla kalsa iyi!

Bir kaç gün sonra, aynı masanın üzerinde hane halkına ait olmayan Rolex marka bir saat bulmuşlar. Çevrelerinde soruşturmuşlar ve saatin değerinin en az 10 beş bin lira olduğunu öğrenmişler. Karga bu sefer işi abartmış…

Dostlarımız apar topar karakola gidip, bir saat hırsızlığının rapor edilip edilmediğini sormuşlar. Yokmuş. Saati karakola teslim etmeye yanaşmamış ve çevredeki evleri tek tek dolaşmaya başlamışlar.

Sonunda, tahmin ettikleri gibi, saatini kaybettiğini söyleyen bir komşuya ulaşmışlar. Ondan, saatin kendisine ait olduğunu belgelemesini istediklerinde adam bir fotoğrafını göstermiş. Kolundaki saat, o saat. Böylece saati sahibine teslim etmişler.

Öykünün devamını bilmiyorum. Sürpriz hediyeler devam etti mi, yoksa kesildi mi?..

Ancak, o karganın minnettarlığını ifade ediş şekli inanılır gibi değil!.. Kendince önemli şeyler getirmiş olmasını anlamak bir derece mümkün. Ancak bu kuşun getirdikleri, insanların değer verip kullandıkları nesneler. Bunun ayırdında.

“Kuş kadar aklı var” türü özdeyişlerin en azından kargaları kapsamaması lazım. Bu hayvanlar hem zeki, hem de duygusal yetkinliğe sahip.

Ceviz, kestane gibi sert kabuklu meyveleri arabaların geçtikleri yere bırakıp kırılmasını bekledikleri, arabalar geçip gittikten sonra da kabuğu kırılan meyvelerin içini yediklerine belki siz de şahit olmuşsunuzdur.

Kısacası, karga deyip geçmemek lazım. Fırsat bulduğunuzda siz de çevrenizdeki kargaları gözleyin. Emin olun ki, çok ilginç ayrıntılar yakalayacaksınız.

Ahmet Aksoy