?> May 2013 - Kişisel Gelişim
May 112013
 
2,579 views

Küresel Isınma – Dünyanın Sonu mu Geliyor?

Küresel Isınma

Düzenli televizyon izlemem. Buna rağmen son günlerde bir kac kez “buzullardaki erime” konulu programa rastladım. Bir fotoğraf ekibi -James Maloc (*)- dünyanın çeşitli yerlerindeki buzulların değişimini saat başı çekilen fotoğraflarla belgeliyor. Bu fotoğraflar birer film karesi olarak bir araya getirilince yaşanmakta olan devasa değişimi daha iyi kavramak mümkün oluyor.

“Küresel Isınma” kavramını genel olarak mantıklı bulurum. Çünkü son yüz küsur yıldır ve hızlanan bir tempo ile fosil yakıtları hoyratça tüketiyoruz. Oysa bu yakıtlar, milyonlarca yıllık bir süreçte biriktirilmiş güneş enerjisinden başka bir şey değil. Ve biz bu yakıtın fitilini ateşledik.

Günlük yaşantımızda, aslında neler yaptığımızın pek te farkında değiliz. Pek çok şeyi “gelişme” diye algılıyor, ya da kendimizi böyle kandırmaya çalışıyoruz. Kendimiz için giderek daha konforlu bir yaşam tarzı geliştiriyoruz. Ama bunun karşılığında doğal dengeler üzerinde oluşturduğumuz yıkımı görmezden geliyoruz.

Oysa biz, ancak, doğal çevremizle birlikte varız. Ve çevremizdeki herşeyi tahrip ediyoruz. Bazı toplumları ve insanları da… Bir çok biyolojik tür kaybolup gidiyor.
Ve her yitirilen tür mevcut biyolojik döngü piramidinin temellerini biraz daha zayıflatıyor.

“Brezilya’da bir kelebeğin kanat çırpması, Teksas’ta bir kasırga yaratır” demiş Philip Merilees… Neden olmasın!.. Kaos teorisinin özü bu cümlede yatıyor. Zaten bir çığ da, minik bir kar yumağıyla tetiklenmiyor mu?

Oysa biz, milyonlarca yılda oluşmuş fosil yakıt rezervlerini kısacık bir zaman diliminde tüketiyoruz. Bize öyle görünmese bile, bu bir patlamadır! Zamanın, onbinlerce kez hızlandırılmış halidir bu yaptıklarımız.

Şimdi buzullar eriyor. Hem de dünya tarihinde daha önce hiç görülmemiş bir hızla. Atmosferdeki CO2 oranı, doğal değerlerin çok üzerinde ve dikleşerek tırmanmaya devam eden bir grafik çiziyor. Atmosferin ortalama sıcaklığı artıyor. Bu artış, beraberinde, atmosferik hareketliliği getiriyor. Kasırgaların tahrip gücü büyüyor. Artık ülkemizde bile hortumlar görülmeye başladı. Ara mevsimleri, baharları yitirdik. Ya kış yaşıyoruz, ya da yaz… Tüm atmosferik dengeler bozuldu.

Bu yüzden, önümüzdeki onyıllarda en önemli meta belki de temiz su kaynakları olacak. Doğal su kaynaklarını besleyen dağ buzulları ortadan kalktığında yaşanacak felaketin boyutunu kavramak hiç te kolay değil.

Daha 50 yıl önce, şişelenmiş suların ticari bir mal haline gelmesi anlamsız gibi görünüyordu. Oysa şimdi doğal olarak erişebileceğimiz neredeyse hiç bir su kaynağı kalmadı. Ülkemizin pek çok yöresinde en küçük derelerin bile “enerji üretimi” bahanesiyle özel şirketlere pazarlanması, aslında “su savaşları” senaryosunun sahneye konması için pek fazla beklememize gerek kalmayacağını gösteriyor.

Peki, hala umut var mı?

Elbette var! Ancak bunun, 8-10 milyarlık nüfusa sahip bir dünya için geçerli olduğunu sanmıyorum. Yakın bir gelecekte, dünya üzerindeki insan popülasyonu azalmak zorunda kalacak. Çünkü sağlıklı su ve besin kaynaklarının maliyeti çok fazla artacak gibi görünüyor.

Öte yandan bir başka olasılık daha var. GDOlu ürünlere, kirli su kaynaklarına, karbondioksit oranı yüksek atmosfere dayanıklı nesillerin ortaya çıkması… Çünkü çok büyük bir olasılıkla bu tür insanlar şimdi bile dünya üzerinde yaşıyorlar. Şartlar biraz daha kötüleştiğinde sıradan insanlar için dünyamız bir cehenneme dönecek. Oysa daha dayanıklı olanlar bu durumdan, özel bir şeyler yapmaya gerek duymaksızın karlı çıkacaklar.

Bir diğer grubun ise zayıf bünyelerine rağmen, ellerindeki ekonomik güçten yararlanarak steril(!) ortamlarda yaşamaları mümkün olabilir. Üstelik bu kesim, eğer işe yarar, üretim yapabilen bir robot teknolojisi geliştirmeleri mümkün olursa, bünyesi güçlü insanların varlığına bile ihtiyaç duymayabilirler.

En son senaryo ise, kendi kendilerini geliştirip üretebilen robot teknolojisinin baskın hale gelmesi ve kendilerini dünyanın değişen koşullarına uyumlu hale getirmeleridir. Yapay zeka ile donatılan bu robotların biyolojik ve zayıf insanlara ihtiyacı olmayacaktır. Bu robotlar olağanüstü zor doğa şartlarına dayanabilecek bir yapıda olabilir. Basınçsız ortamlarda veya binlerce atmosferlik basınç altında varlıklarını sürdürebilirler. Çok düşük veya çok yüksek ısıya dayanabilirler. Enerji elde etmek için biyolojik kökenli başka canlılara gereksinimleri olmaz. Daha güçlü ve daha dayanıklı enerji kaynaklarından yararlanabilirler. Bu robotlar insanlara kıyasla çok daha uzun yaşam sürelerine sahip olabilirler. Derledikleri bilgileri birbirleriyle ve daha merkezi birimlerle kolayca paylaşabilirler. Bir robotun tüm bilgi birikimi kolaylıkla bir başka robota aktarılabilir. Bu robotlar uzay şartlarına dayanıklı hale dönüşebilir ve ivme sınırlamalarıyla karşılaşmak zorunda kalmadan uzay yolculuklarına çıkabilirler.

Kısacası, biz, insanlar olarak aklımızı başımıza devşirip, bu akılsızca gidişe dur demediğimiz taktirde Gaia devreye girecek ve gerekenleri yapacaktır.

Dünyanın bir ekosistem olarak, Gaia olarak varoluşunu sürdürmesi için insanoğluna ihtiyacı yoktur. O, bizden önce de vardı, bizden sonra da varlığını sürdürebilir.

Giderek yaygınlaşan bencil tüketim toplumları aslında kendi sonlarını inşa ediyor. Onların başka düşmanlara ihtiyacı yok.

Ahmet Aksoy

(*) Aşağıdaki yaklaşık 14 dakika süren video global ısınma ile ilgili pek çok gerçeği yeniden gözler önüne seriyor:

(*) Aşağıdaki video James Maloc tarafından verilen bir TED konferansını içeriyor: (Bu video ilgili youtube hesabı sonlandırıldığı için artık izlenemiyor. )

May 032013
 
5,697 views

Kişisel Gelişim: Gizli Yeteneklerimizi Keşfetme ve Geliştirme Sanatı

Kişisel Gelişim

Kişisel Gelişim, kullanmadığımız hatta farkında bile olmadığımız beceri ve yeteneklerimizden yararlanabilme sanatıdır.

Bu yaklaşım, öncelikle kendi kişisel sınırlarımızı keşfetmemizi sağlar. Güçlü yanlarımız nelerdir? Zayıf yanlarımız nelerdir? Bu keşiften sonra, eğer istersek, yeteneklerimizi geliştirme ve zayıf yanlarımızı kapatma şansımız da olur.

Kişisel-Gelişim, kim olursak olalım, kendileri istemediği sürece başkalarını değiştirmemizin mümkün olmadığını söyler. Çünkü gerçek değişim, içtenlikle istendiğinde gerçekleşir. Aksi halde değiştirmeye çalıştığımız kişi sadece değişmiş gibi “rol yapar”. Ve ilk fırsatta, asıl istediğinin ne olduğunu ortaya koyar. Bu kişinin size ne kadar yakın olduğu; sizi sevip sevmediği hiç önemli değildir.

Kişisel Gelişimin amacı “mükemmeliğe” ulaşmak değil, içinde bulunduğumuz şartlara göre yapabileceğimizin “en iyisini” yapmaktır.

Kişisel Gelişim, yaşadığımız fiziksel, duygusal ve ruhsal sorunlarla nasıl başa çıkabileceğimizin yollarını öğretir.

Kişisel Gelişimde, bilgi önemlidir. Ancak bu bilgi sadece kitabi bilgi değil, gerçek “yaşam bilgisi”dir. Ezbere veya zorlamaya dayanmaz. Onu günlük yaşamımızda kullanır, onu çevremizle paylaşırız. Ve bu bilginin paylaştıkça çoğaldığını ve çoğalarak sonunda yine bize geri döndüğünü görürüz.

Kişisel Gelişim, hem kendimiz, hem de başkaları hakkında olumlu düşünmemizi ve olumlu davranmamızı önerir. “Ne ekersen, onu biçersin!” İyilik edersek, iyilik buluruz. Başkaları hakkında iyi şeyler düşünürsek, başkaları da bizim hakkımızda iyi şeyler düşünür. Kötü şeyler düşünürsek, bize dönecek olan da kötü düşünce ve duygulardır.

Bu yüzden beddua etmekten bile kaçınmalıyız. Çünkü, beddualar da geri dönüp bizi bulacaktır.

Kişisel Gelişim: Yaşam Koçluğu, Hızlı Okuma, Etkili Öğrenme, EFT-Tepeleme, Olumlama, Hedef Belirleme, Motivasyon ve Başarı gibi konuları kapsar.

Sitemizde, sizlerle birlikte, Kişisel Gelişimin kapsamına giren çeşitli konulardaki çalışma ve düşüncelerimizi dile getirmeye devam edeceğiz. Eğer siz de kendi düşünce, eleştiri ve önerilerinizi bizimle paylaşırsanız karşılıklı olarak kendi yeteneklerimizi, kendi kapasitelerimizi daha iyi keşfetme ve geliştirme şansımız olur.

Eğer içinizdeki cevheri keşfetmek ve onu geliştirmek istiyorsanız, bizi izlemeye devam edin.

Ahmet Aksoy
Gamet Gelişim
http://www.gamet.com.tr