?> March 2013 - Kişisel Gelişim
Mar 292013
 
1,439 views

Tango aşktır, tango tutkudur, tango yaşamdır

Gamet Gelişim Sosyal Tango Atölyelerimiz

Eğitmen: Faysal Tekoğlu 
Başlama Tarihi:  2 Nisan 2013
Atölye Günleri: Salı
Saat: 19.30 – 21.00
Aylık Ücret (Tek):  140TL/ay
Aylık Ücret (Çift):  240TL/ay (Kişi başına 120TL/ay)

Adres:  Kadıköy, Çeltikçi sokak No:3 Yalı Apartmanı Zemin kat
Başvuru:  0216 450 5784 – 0533 472 7723 – 0533 339 0959

Katılımcılar tek veya çift olarak başvurabilirler.

Gamet Gelişim

Mar 272013
 
1,709 views

Sınav Kaygısı ile Nasıl Başa Çıkabilirsiniz?

Sınav kaygısı

Belli bir düzeydeki kaygı, karşılaştığınız sınavlar için etkin bir motivasyon kaynağı olur.
Ancak kaygının dozu gereken miktarın üzerine çıkarsa, bu kez önemli bir engelleyici haline dönüşür.

Tüm bu sürecin sonuçlarını ilkel beynimizin tanıdığı 3 temel dürtü belirler:

  • savaş
  • kaç
  • ölü taklidi yap

Eğer gireceğiniz sınavın sizde hiç stres yaratmadığını düşünüyorsanız, o sınav sizin için önemli değildir. Belki de sadece ölü taklidi yapıyor veya kaçıyor olabilirsiniz.

İster küçük, ister büyük olsun, bütün sınavlar sizi etkiler. Ama her birine farklı tepkiler verirsiniz.

Aşağıdaki belirtiler sizde de var mı?

  • Terleme
  • Nabız atışınızda hızlanma
  • Nefes daralması
  • Mide bulantısı
  • Kendini sersemlemiş gibi hissetmek
  • Bir boşluk duygusu içinde olmak
  • Herşeyin anlamsız bir hale gelmeye başlaması
  • Endişe
  • Başarmaktan veya başaramamaktan korkma

Eğer önünüzdeki bir sınav yüzünden yukarıdaki belirtilerin tümünü veya bir kısmını yaşıyorsanız siz de sınav kaygısı yaşıyorsunuz demektir. Belirti sayısı fazlaysa, kaygı düzeyiniz de fazladır

Sınav kaygısını tetikleyen inançların bazıları şunlardır:
Yeterince hazırlanmış olmamak veya öyle düşünmek
Kendine güven duyamamak
İyi bir sonuç alabileceğine inanmamak
Sınav sırasında zamanı verimli kullanamamak

Aşırı Sınav Kaygısına Karşı Etkili yöntemler:

  • Sağlığına dikkat et
  • Yeterince ve doğru şekilde hazırlık yap
  • Hedefini iyi belirle
  • Zamanını etkin bir şekilde kullanmayı öğren
  • Kaygı düzeyini ayarla
    • Derin nefes al
    • Kaslarını gevşet
    • Dikkati dağıtacak etkenleri azalt
    • Ritüellerden yararlan
  • Korkularınla yüzleş
  • Olumlamalardan yararlan
  • EFT – Tepeleme yap

EFT – Tepeleme sadece sınav kaygısı için değil, aslında hayatımızın her alanına yönelen kaygı ve beklentiler için kullanılabilir. Üstelik EFT sadece olumsuzluklara karşı bir savunma aracı değil, aynı zamanda beklenti ve hedeflerimizi somutlaştırmamızı sağlayan etkin bir güdüleyicidir. EFT-Tepeleme, yukarıda sözünü ettiğimiz çalışmaların hepsini birleştirip kaynaştırır. Çünkü bu yöntemin özü “kendimizle yüzleşmek”, “zayıf ve güçlü yanlarımızla kendimizi tanımak”tır. Hem korku ve kaygılarımızı, hem zayıf taraflarımızı, hem de güçlü yanlarımızı farkedip tanımamızı sağlar. EFT bizi gerçeklerle yüzleştirir. Ayaklarımızı yere sağlam basabilmemizi, yaşamın gözlerinin taa içine bakabilmemizi sağlar.

İster kendiniz, ister yakınlarınız için olsun; planlanmış sınavlar sözkonusu ise, EFT öğrenmenizi ve onu hayatınızın bir parçası haline getirmenizi öneriyorum. Ayrıca, Tepeleme çalışmalarını içselleştirebilmeniz için kabaca bir aylık süreye gereksinim duyacağınızı da unutmayın. EFT son dakika önlemleri için kullanılacak bir yöntem değildir. Onu yaşamınızın doğal bir parçası yapmanız gerekir.

EFT öğren ve yaşamın denetimini eline al!

Ahmet Aksoy

Not: Yukarıdaki yazıyı, aslına bakarsanız bir hafta kadar önce yazmıştım. Ancak, özellikle YGS sınavına girecek öğrencilerin kafasını son anda karıştırmamak için bekledim. Çünkü alınması gereken önlemler ve yapılması gereken hazırlıklar aslında bir süreçtir. Son anda yapılan girişimler, faydadan çok zarar getirebilir.
Lütfen yukarıdaki yaklaşım ve önlemleri sınav kapıya dayandıktan sonra gündeme taşımayın. İster kendiniz, ister yakınlarınız için olsun, hazırlık sürecine yeterli zaman tanımayı ihmal etmeyin!
EFT ile hemen tanışın!

Mar 252013
 
2,074 views

Sosyal Tango ve 11 Pratik Faydası

Sosyal tango

Sosyal Tango ya da diğer adıyla Arjantin Tangosunun Parkinson, Alzheimer ve depresyon gibi ağır sorunlarla başa çıkmada bile etkin bir araç olduğu biliniyor. Çünkü tango bedensel ve zihinsel uyumu geliştiriyor ve eşler arasındaki ve çevre ile iletişim ve koordinasyonun olabildiğince yüksek seviyelere çıkmasını sağlıyor. Bu amaçla kurulmuş terapi merkezleri var.

Tangonun bize sağladığı pratik yararlardan bazıları şöyle:

Daha sağlıklı bir duruş sağlar
Tango yapabilmek için bedenimizin sağlıklı bir duruşa sahip olması gerekiyor. Tango, kas ve kemik yapımızı etkin ve sağlıklı bir şekilde kullanabilmemize olanak sağlıyor.

Beden yapımızı daha orantılı bir hale getirir
Tango çalışmaları sırasında kaslarımız esneklik ve güç kazanmaktadır. Düzenli tango çalışmaları kaslarımızı sıklaştırır, kemiklerimizi güçlendirir. Vücut ağırlığımızı daha kolay kontrol edebilmemizi sağlar. Tango sağlıktır.

Bedensel ve zihinsel denge duygumuzu geliştirir
Tango denge demektir. Zihinsel ve bedensel denge, eşler arasındaki koordinasyonun gelişimiyle daha da pekişmektedir.

Kooperasyonumuzu geliştirir
Tango iki kişilik bir ekip çalışmasıdır. Üstelik bu ekip, danseden bir kalabalığın ortasındadır ve onlarla da uyum içinde olmak zorundadır. Bütün bunlar kooperasyona yatkınlığımızı geliştiren unsurlardır. Bu koşullarda edindiğimiz alışkanlık ve davranışlar tüm yaşantımızı olumlu yönde etkiler.

Güven duygumuzu geliştirir
Tango yapabilmek için, partnerimize güven duymamız gerekir. Güven olmazsa iletişim kopar, koordinasyon dağılır. Karşılıklı güven olmazsa, tango yapamazsınız.

Bedensel ve çevresel farkındalığımızı arttırır
Tango yapabilmek için kendi durumumuzu, partnerimizin konum, duruş ve olası tepkilerini ve çevremizdeki çiftlerin tam olarak nerede bulunduklarını bilmek, farketmek zorundayız. Farkındalık öğrenilebilen bir beceridir. Tango bize bu konuda da yardımcı olur.

İçgüdülerimizi geliştirir
Tango yaparak kazandığımız beceriler bir müddet sonra otomatik davranışlar haline döner ve içgüdüsel davranışlar olarak yaşam kalitemizi daha üst düzeylere taşır.

Konsantrasyonumuzu arttırır
Partnerimizle uyum ve iletişimimizi korumak ve sürdürmek, konsantrasyona gerek duyar. Tango, bu nedenle konsantrasyonumuzu geliştirmemize yardımcı olur.

Kaygılarımızdan kurtulmamızı sağlar
Tango yaparken yaşadığımız tek zaman dilimi vardır: ŞİMDİ. Geçmiş sorunlarımız ve geleceğe yönelik kaygılarımız tango yaparken silinir gider. Tango etkin bir terapi aracıdır.

Arkadaş çevremizi geliştirir. Sosyalleşmemizi sağlar.
Tango, sosyal bir çalışmadır. Hareketli bir denge üzerine kuruludur. Bu kinetik denge hayatımızın her yönünde yansımasını bulur.

Kendimizi daha iyi ifade edebilmemizi sağlar
Tango iletişimdir. Tango yaparken partnerinizle sürekli ve akıcı bir iletişim içinde olursunuz. Bu iletişimde sözlere yer yoktur. Ama duygularınız ve sezgilerinizle konuşursunuz. Bedensel ve çevresel farkındalığınız üst düzeylere çıkar. Bedeninizdeki tüm hücrelere hakim olur, fizik yasalarını yönetirsiniz. Üstelik bunların hepsi, estetik bir çerçeveye oturur.

Tangoyu basit bir fiziksel etkinlik gibi görmemek gerekir. Tango bizleri fiziksel, duygusal ve ruhsal gelişime yönlendiren bir yapıya sahiptir. Kaslarımızın uyum içerisinde gerginlikten kurtulmasını sağlarken; duygusal ve ruhsal kişiliğimizin de farkındalık, kooperasyon ve denge içinde kendini geliştirebilmesine zemin hazırlar.

Tango bize şimdinin gücünü yaşatır.

Ahmet Aksoy

Not: Gamet Gelişim Akademisi Sosyal Tango Atölyesi, tangonun gücünü sizlerle de paylaşmak için hizmetinize hazır. Gündelik kaygılardan sıyrılıp, yaşam kalitenizi arttırmak için sizi de atölyemize bekliyoruz. Kontenjanlarımız dolmadan, hemen arayın.
Ayrıntılar için: Sosyal Tango Atölyesi

Mar 172013
 
1,945 views

Aşağıdaki yazı http://eft-tepeleme.gamet.com.tr/kirmizi-kalem-sendromu/  adresinden alınmıştır. 

Kırmızı Kalem Sendromu

Kırmızı Kalem Sendromu

2013 yılının Ocak ayında, Colorado Üniversitesi sosyologlarından Richard Dukes ve Heather Albani, Journal of Social Science dergisine bir açıklama yaptılar. Bu açıklamada, sınav kağıtlarına not verirken kırmızı kalem kullanılmasının öğrencileri tedirgin ettiğini, öğretmen-öğrenci ilişkilerini zayıflattığını ve belki de öğrenme düzeyini düşürdüğünü söylediler. Araştırmacılar, yaptıkları deneylerin sonucunda kırmızı yerine mavi veya yeşil kalem kullanımının daha gerçekçi tepkiler yarattığını saptadıklarını vurguladılar.

Bu görüşleri paylaşan çevrelere göre not verme sırasında kırmızı kalem kullanılması, öğrenciler tarafından bir “tehdit” unsuru olarak algılanıyor.

Buna karşın bazı eski eğitimciler, kırmızı kalem kullanımını savunuyor ve bu rengin uyarıları daha kolay algılanır hale getirdiği için öğrenciler tarafından da desteklendiğini söylüyor.

Kırmızı rengin “vurgulama” özelliği taşıdığına katılmamak mümkün değil. Ancak bu rengin, olumsuz uyarılar için öğretici yanından çok, tehdit edici, aşağılayıcı yanının çok daha baskın bir nitelik taşıdığı muhakkak.

Bazı gözlemciler, bir çok insanda kitap okumayı ve yeni şeyler öğrenmeyi zorlaştıran blokajlar olduğunu ve bu blokajların “Kırmızı Kalem Sendromu” nedeniyle ortaya çıktığını söylüyor. Çevrenize bakarsanız, bu tür örnekleri kolayca görebilirsiniz.

Elbette suçu sadece “kırmızı kalem”e yüklemek doğru değil. Sorunun aslını, öğrencilerin arkadaşları önünde küçük düştüğü, aşağılandığı, kendisini değersiz hissettiği olaylarda aramak lazım.

Bazı derslerde zorlanan ve o derste başarılı olmadıklarını söyleyen öğrencilerin pek çoğunun geçmişinde, o dersle ilgili olumsuz bir anı vardır. Bu tür olumsuz anılar, o kişilerin bilinçaltı tarafından “başarısız duruma düşmemek için hiç denememek” stratejisine dönüştürülür. Başarısızlık baştan kabul edilir ve o konuda risk alıp çaba gösterilmez.

Bu davranış, “cam tavan sendromu” olarak ta adlandırılıyor.

Fillerin eğitiminde aynı yaklaşımın bilinçli olarak kullanıldığını duymuşsunuzdur. Bebek fillerin ayaklarına kelepçe takılıyor ve bu kelepçe güçlü bir zincir veya halatla, zorlasalar da sökemeyecekleri bir kazığa bağlanıyor. Bebek fil, bu kısıtlamadan kurtulabilmek için her yolu deniyor ama, nafile!.. Sonunda pes ediyor. Ve ömrü boyunca bir daha asla prangasından kurtulmaya çalışmıyor. Muazzam bir fiziksel güce sahip olan yetişkin filleri, basit zincirler, oldukları yerde tutmaya yetiyor.

Kesin bir kaynak olmasa da, bazı sirk yangınlarında fillerin, kaçamayacaklarına inandıkları için yanarak öldükleri anlatılıyor.

Farkında bile olmadan, bizler de aynı duruma düşmeyelim. Nedeni ne olursa olsun, geçmiş yaşamımızda edindiğimiz blokajlardan kurtulmak mümkün. Bilinçaltı Sorgulama ve EFTTepeleme bu sorunları çözmenize yardımcı olur.

Sizde, çocuklarınızda veya çevrenizde benzer sorunları yaşayanlar varsa bizimle bağlantı kurmanız yeterlidir. Sorun varsa, birlikte çözeriz!

Ahmet Aksoy

 

Mar 152013
 
1,537 views

Kişisel Gelişim ve Bilimsel Gerçeklik Kişisel Gelişim konusunu, bir çok kişinin bir tür “zırvalar silsilesi” olarak gördüğünü düşünüyorum. Açıkçası, üç-beş yıl öncesine kadar ben de benzer şekilde düşünüyordum.

Ancak, 1990′lardan bu yana bilimsel bilgilerimizde pek çok depremler yaşadık. Yaşamaya da devam ediyoruz.

Örneğin insan beyni ile ilgili temel bilgilerimizden pek çoğu değişti. Bunları sıradan bir vatandaşın gözlemleri olarak yazıyorum. Bize öğrettiklerine göre, ya da daha doğrusu benim aklımda kalanlara göre, insan beynindeki hücreler çocukluk yıllarında tamamlanan çoğalma aşamasından sonra, sadece azalmaya mahkumdu. Ayrıca beynimizdeki bölgelerin yerleşimine bağlı olarak herhangi bir nedenle yitirilen hücreler nedeniyle ilgili fonksiyonlar da zarar görür ve bunu onarmak mümkün olmazdı.

Oysa şimdi “neuro-plasticity” kavramının pek çok örnekle desteklenen işlevlerine baktığımızda; beyin hücrelerinin sürekli yenilendiğini, işlev değiştirdiğini, gerektiğinde başka fonksiyonları üstlenmek üzere başkalaşım geçirebildiğini gösteriyor.

Genetik bilgilerimiz de benzer durumda değil mi? Nöroplastisite kavramının beyin hücrelerimize tanıdığı esneklik, epigenetik kavramlarıyla tüm genetik sisteme de taşınmış durumda. İki artı ikinin kaç edeceği artık sadece genetik kodlarla değil, çevresel koşullar da dikkate alarak belirleniyor.

Benzer değişiklikler bilimin başka alanlarında da yaşanmıyor mu?

İşte bütün bunlar, bilimsel katılığın, yerini daha toleranslı bir bakış açısına terketmesi gerektiğini gösteriyor. Bu esneklik bilimsel doğrulardan vazgeçerek, onlardan ödün vererek değil; bakış ve değerlendirme perspektifimizi biraz daha genişleterek, esneterek yapılmalıdır.

Henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış olguları reddetmek yerine, onları bu genişletilmiş perspektife göre değerlendirmek çok daha sağlıklı olmaz mı?

Örneğin eski Çin uygulamaları olan akupunktur veya akupressure sistemleri, insan vücudunda enerji meridyenleri bulunduğunu varsayar.  Ama, bu meridyenlerin varlığı bu güne kadar bilimsel olarak kanıtlanabilmiş değil. Yaygın bilimsel görüş, kanıtlanamayan önerilerin reddedilmesiyle sonuçlanıyor.  Bilimsel olarak kanıtlanamıyorsa reddedelim!

O zaman akla şu soru geliyor: Newton’dan önce yerçekimi yok muydu? Çekim yasalarının işlevini gösterebilmesi için onların yasalaştırılması şart mıdır?

1960′lı yıllarda Kuzey koreli bir profesör olan Kim Bong Han tarafından keşfedilen ve kendi adıyla “bonghan channels, bonghan ducts” olarak anılmakta olan bazı organların enerji meridyenlerinin yer aldığı düşünülen bölgelerde yoğunlaştığı ve akupunktur noktaları üzerinden dış dünyayla alışverişte bulunduğu söyleniyor. Hatta bu organların oluşturduğu ağın kan ve lenf dolaşımı gibi üçüncü bir dolaşım sistemi olabileceği belirtiliyor.

Bu bilgiler, benim uzmanlık alanımın dışında olduğu için net ve kesin bir değerlendirmede bulunmam mümkün değil. Fakat ben şunu yapmanın daha gerçekçi olacağını düşünüyorum: Bilimsel bir açıklaması yapılamasa da benzer koşullarda tekrarlandığında benzer sonuçlar veren uygulamalar gerçeği yansıtır. Burada önemli olan girdilerle çıktıların uyumudur.

Örneğin EFT (Emotional Freedom Techniques) sistemi, bazı akupunktur noktalarına parmak uçlarıyla vurarak uygulanıyor. Ben bu yöntemi kendi üzerimde yüzlerce kez uyguladım ve beklediğim sonuçları aldım. Aynı yöntemi başkalarına da uyguladım ve yine beklenen sonuçlara eriştim. Bu durumda, insan vücudunda enerji meridyenlerinin bulununup bulunmadığı, ya da Bonghan korpüsküllerinin uyarılmasının bilinmeyen bir dolaşım sistemini harekete geçirip geçirmediği beni çok fazla ilgilendirmiyor. Sadece, yaptığım uygulamanın sonucunda beklediğim sonuçları alıp almadığım önemli.

Bırakılan taşın yere düşmesi gibi, parmak uçlarıyla insan vücudundaki bazı noktalara yapılan vuruşlar fiziksel, zihinsel veya duygusal bazı sorunların üzerimizdeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırabiliyorsa ve bundan insanlar yararlanabiliyorsa, yapılan iş doğrudur. Zamanı geldiğinde, birileri de bunun bilimsel nedenlerini araştırır, bulur.

Yapılan istatistikler, EFT ile elde edilen olumlu sonuçların %85-%97 arasında olduğunu gösteriyor. EFT’nin sadece placebo etkisi yaratıyor olabileceği savı da bu nedenle gerçekçi değil. Çünkü placebo etkisinin maksimum olumlu değeri ancak %60′lar düzeyine erişebiliyor.

Kişisel Gelişim konusuna “Dene ve Gör” yöntemiyle bakıyorum.

Önce Hızlı Okuma ile başladım. Sonuçlarını aldım. Üstelik bir yan etki(!) olarak yakın gözlüklerimden de kurtuldum.

Şimdiyse EFT (biz buna Tepeleme diyoruz) ile uğraşıyorum ve bu yöntemi herkesin öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ve benzeri konulardaki araştırmalarımı ve denemelerimi sürdürüyor ve önümdeki yolun beni nereye taşıyacağını heyecanlı bir merakla bekliyorum.

Ahmet Aksoy

Mar 072013
 
2,089 views

konsantrasyon
KONSANTRASYON

Bir kitap okurken konsantrasyonumuzu kaybetmeden okuyabildiğimiz süre çok uzun değildir.

Bu konudaki 46 dakikalık rekorun Albert Einstein’a ait olduğu söyleniyor.

“Einstein Distraction Index Method” – “Einstein Kesinti Endeks Yöntemi” adı verilen bir yöntemle kesintisiz konsantrasyon süremizi arttırmak mümkün.

Yöntem basit ama, ısrarlı ve düzenli bir çalışma gerektiriyor. Bu yöntem, Einstein tarafından geliştirilmiş ve kullanılmış.

Bu yöntemi uygulamak için bir kağıt, bir kalem ve bir kitaba ihtiyacımız var. Bir de çalar saate.

Öncelikle telefonumuzdan, radyomuzdan, televizyonumuzdan ve çevremizdeki benzer aletlerden rahatsız olmayacak şekilde önlemimizi alalım. Bu aletleri kapatabilir, onlardan uzaklaşabilir, ya da zihnimizi bu tür aletlerden rahatsız olmayacak şekilde hazırlayabiliriz.

1- Başlangıç olarak saatimizi 3 dakika sonrasında çalacak şekilde ayarlayalım

2- Seçtiğimiz yazıyı okumaya başlayalım.

3- Herhangi bir şekilde aklımızın bir başka tarafa kaydığını, okumamızın kesintiye uğradığını farkettiğimizde bir elimizin işaret parmağını takıldığımız yere koyup, diğer elimizle de kağıt üzerine bir çentik işareti atalım.

4- Sonra derin bir nefes alalım ve kendi kendimize -mümkünse yüksek sesle- “Konsantrasyonumu koruyorum!” diyelim.

5- Kaldığımız yerden itibaren tekrar okumaya başlayalım.

6- Saat çalıncaya kadar 3, 4 ve 5. aşamaları tekrarlayalım.

7- Süre sonunda -saat çaldığında- kitapta kaldığımız yeri kalemimizle işaretleyelim. Sonra da kağıt üzerine kaç çentik attığımızı sayalım.

8- Kitabı aynı yöntemle okumaya devam edelim. Her seferinde daha az kesinti olması beklenir. Hiç kesintisiz olarak okumaya başladığımızda, saati kurduğumuz süreyi 2 dakika uzatalım. Yani bu süre 3, 5, 7 vb olarak artsın.

Amacımız, konsantrasyonumuzu olabildiğince uzun bir süre korumak ve bunu bir alışkanlık haline getirmek.

Konsantrasyon alıştırmasını 6 haftada bir tekrarlamakta yarar var.

Ahmet Aksoy