?> November 2012 - Kişisel Gelişim
Nov 192012
 
1,105 views

İlk başlarda atölyeye  ilgi oldukça yüksek olmakla beraber, bilfiil katılanlar beklediğimiz kadar fazla değildi. Atölyeyi kaçıranlar, neler kaçırdıklarını asla bilemeyecekler.

Çalışmamızda, konuya uzak kişilerde EFT Direnci”nin genellikle yüksek olmasının etkisini uzun uzadıya değerlendirdik.

Katılımcı sayısı az olunca, çözüme yönelik uygulamaları ön plana çıkarmak mümkün oldu. İki arkadaşımızla doğrudan kişisel sorunları üzerinde çalıştık ve bu çalışmalardan birini de  video olarak kayda aldık. Ölümlü bir kazaya şahit olan arkadaşımızla ilgili Tepeleme uygulamasını içeren bu videoyu önümüzdeki günlerde sizlerle de paylaşacağız.

Diğer çalışmamızda ise arkadaşımızın temel sorunlarını peş peşe çözümledik. Hem standart tepeleme uygulamaları yaptık, hem de Temporal Tepeleme yöntemiyle sınırlayıcı inançlarını yeniden düzenledik. Bilinçaltı Sorgulama yöntemiyle bilinçli zihin ile bilinçaltının senkronize çalışmasını sağladık. Çalışmayı tamamlandığımızda hem mutluluk, hem de şaşkınlık vardı.

Siz de Tepeleme Teknikleriyle ister başlangıç, isterse uzmanlık düzeyinde ilgileniyor ve bu konuda kendinizi geliştirmek istiyorsanız bizi hemen arayabilirsiniz! Hem birlikte sorunlarınıza çözümler bulabiliriz, hem de  Tepeleme yönteminin inceliklerini uygulamalı olarak öğrenmeniz mümkün olur.

EFT – Tepeleme Sisteminin gücünü farkedince bir yandan şaşıracak, öte yandan da bu yöntemi daha önce öğrenmemiş olmanıza hayıflanacaksınız…

Bizi aramak isterseniz: 0216 450 5784

Ahmet Aksoy

Gamet Gelişim EFT-Tepeleme

 

Nov 162012
 
3,435 views

Başarı ve Motivasyon

(Başarı ve motivasyon ile ilgili aşağıdaki yazı Gamet Gelişim Bülteni 4. sayı‘da yayınlanmıştır. )
Başarı

Kişisel Gelişim, insanların başkalarını değil, sadece kendilerini değiştirebildiğini kabul eder ve bu doğrultuda kişinin kendisini nasıl geliştirebileceği konusuyla ilgilenir.

Fiziksel, duygusal, zihinsel, sezgisel ve ruhsal gelişim kapsamına giren her türlü çalışma bu nedenle Kişisel Gelişimin ilgi alanında yerini bulur.

Bireysel olarak elde ettiğimiz başarılar ve bu çalışmalarımızın süreklilik kazanması açısından, kendimizi geliştirme düzeyimiz büyük bir öneme sahiptir.

Başarı için en fazla gereksinim duyduğumuz konuların başında motivasyon gelir.

Motive olmak ve bu motivasyonu yüksek tutmak hiç te kolay bir iş değildir. İş hayatında ve kişisel ilişkilerde başarılı insanlar bile zaman zaman motivasyonlarını korumakta zorlanırlar. Yine de, bu durumu doğal olarak kabullenmek en doğrusudur. Çünkü asıl önemli olan, en olumsuz koşullardayken bile tekrar toparlanıp yoluna devam edebilme gücünü yitirmemektir. Bunu sağlamanın ilk koşulu kendine güven duymaktır.

Bu bölümde yer alacak yazılarımızda kendine güven, başarı, motivasyon ve benzeri konuları işleyeceğiz. Bazan iyice yakına odaklanarak ağaçların, dalların ve yaprakların arasında dolaşacak; bazan da uzaklara çekilip, ormanı bir bütün olarak kavramaya çalışacağız.

MOTİVASYONUMUZU NASIL YÜKSELTİR VE NASIL KORUYABİLİRİZ?

Kendine Güven: Kişisel Gelişim çalışmaları için mutlaka sahip olmamız gereken ilk temel özellik, kendine güven duymaktır. Kendine güvenmek, her konuda mükemmel özelliklere sahip olmayı gerektirmez. Ama öncelikle, güçlü ve zayıf yanlarımızı bilmeli; yani kendimizi tanımalıyız. Önümüzdeki haftalarda bu konuyu daha ayrıntılı olarak ele alacağız.

Kendini iyi tanı: Güçlü taraflarını bil ve koru. Zayıf yanlarını geliştir. Bunu yapmak için kendini yakından izle. Düşüncelerini ve eylemlerini analiz etmeyi bir alışkanlık haline getir. Her olumlu veya olumsuz davranışının arkasında yatan nedenleri bul. Böylece hangi konularda güçlü, hangilerinde zayıf olduğunu keşfetmen kolaylaşacaktır. Elden geçirdiğin davranışlarını, keşfettiğin özelliklerine uygun olarak şekillendir.

Korkularınla yüzleş: Herkesin bir takım korkuları vardır. Bunlar, bilinçaltımızın bizi korumak için geliştirdiği davranışlardır. Ancak bu davranışların, bizi korumak yerine hayatımızı olumsuz yönde etkilemeye, bizi olumsuz şekilde yönlendirmeye başlamalarına izin vermemek gerekir. Aşırı korkularımızı tetikleyen ortamlardan uzak kalmaya çalışmak, korkumuzu daha da besleyip güçlendirir. Bu nedenle, asıl yapmamız gereken şey korkularımızla yüzleşmek, onların üzerine gitmek; gerekirse bu konuda profesyonel yardım almaktır.

Hedeflerini iyi belirle: İyi belirlenmiş hedeflerimiz olmazsa, motive olmamız ve motivasyonumuzu korumamız zorlaşır. (Bir sonraki yazımızda hedeflerimizi nasıl belirlememiz gerektiği konusunu işleyeceğiz.)

Büyük hedefleri küçük bileşenlere ayır. Eğer hedefimiz çok büyük ve karmaşık bir yapıya sahipse, onu daha küçük bileşenlerine ayırmak daha doğrudur. Böyle yaparsak hem büyük hedefi takibetmek, hem de onu daha kolay ulaşılır hale getirmek mümkün hale gelir.

Hedeflerini kağıda dök: Düşüncelerimiz her zaman bizim kontrolümüzde değildir. Belleğimize ne denli güvenirsek güvenelim, hedeflerimizi yazıya döktüğümüzde onları zihnimizde canlandırmayı daha kolay bir hale getiririz. Unutmayalım ki “Söz uçar, yazı kalır!

Hedeflerini gözden geçir, revize et: Hiç bir hedefini “mutlak” olarak algılama. Koşullara bağlı olarak hedefe ulaşma yöntemini, kullanılacak kaynakları veya tamamlanma zamanını değiştirmek gerekebilir. Hatta öyle gelişmeler olur ki, bazan, hedefin kendisini bile değiştirirsin.

Hedeflerini görselleştir: Görselleştirme -imgeleme, imajinasyon- en etkin araçlardan biridir. Görselleştirdiğimiz hedefleri, gelecekten şu ana, şimdiye taşımış oluruz. Böylece hedefimizi bilinçaltımızın kolayca kavrayacağı bir şekilde betimleriz. Çünkü bilinçaltımız görsel imgelerle düşünür ve tanıdığı tek zaman dilimi “ŞİMDİ”dir.

Hayal kur: Çocuklar, oyun oynayarak kendilerini hayata hazırlar. Hayal dünyası onlar için çok önemlidir. Çünkü onlar herşeyi şimdi yaşar. Bu nedenle biz de içimizdeki çocuğu canlandırıp, onun hayal dünyasından yararlanabiliriz. Hayal kurabilmek, hedeflerimizi daha kolay ve daha ayrıntılı olarak görselleştirebilmemizi sağlar.

Hedeflerine bitiş zamanı koy: Bitiş zamanı belirlenmeyen hedefler, ertelemeye karşı savunmasız hale gelir. Daha sonra değiştirmek zorunda kalsan bile, mutlaka her hedefine bir bitiş tarihi koy.

Engelleri gözünde büyütme: Engellerin yoluna çıkabileceğini en baştan kabullen. Karşılaştığın zaman, onları birer fırsata dönüştürüp dönüştüremeyeceğini incele. Onlara karşı en yararlı manevranın ne olacağını bul.

Pozitif düşün: Konu ne olursa olsun, olumlu taraflarını ön plana taşı. Eğer bir şeyi yapamayacağını düşündüğün olursa, düşünceni hemen “Nasıl yaparım?” sorgusuna dönüştür. Yapamamak senin için bir seçenek olmaktan çıksın! Gerekiyorsa, başkalarından yardım isteyebilirsin. Ama, olumsuz düşüncelere asla taviz verme. Çünkü onlar senin motivasyonunu düşürür, olumlu enerjini tüketirler.

Çok yönlü düşün: Bir kızılderili atasözü şöyle diyor: “Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü.” Sadece kendi bakış açını kullanarak yaptığın değerlendirmeler hatalı veya yanlış olabilir. Karşındaki insanlarla empati kur. Hem karşındakinin, hem de başkalarının bakış açılarını dikkate al.

Başarılı insanların yaşam öykülerini oku: Hepimiz öyküleri severiz. Hele bunlar, yaşanmış gerçek başarı öyküleri olursa, daha da fazla etkileniriz. Bu tür öykülerden aldığımız net mesaj şudur: “Başkaları yapabiliyorsa, ben de yapabilirim!” Ayrıca motivasyon sağlayan kitap ve filmler de bizim için önemli bir destektir.

Pes etme: Olumlu sonuç vermeyen denemelerini, birer başarısızlık olarak değil, tecrübe olarak değerlendir. Çünkü onların da sana sağlayacağı çok yararlı bilgiler vardır. Başarının en önemli araçlarından biri, pes etmemek, direncini kaybetmemektir. Edison, ilk elektrik ampulünü çalışır hale getirmeden önce 2 binden fazla deneme yapmıştı. O, bu denemelerin her birini, deneme alanını daraltan, yeni denemelerde neleri yapmaması gerektiğini öğreten değerli araçlara dönüştürdü.

Başarısızlıktan korkma: Çünkü aslında başarısızlık diye bir şey yoktur. Sadece işine yaramayacak bir seçeneği daha elemiş olursun. Bu da senin başarıya giden yoldaki olumsuz seçeneklerinin bir madde daha azalması anlamına gelir. Tekrar yola koyulduğunda, başarı şansın daha da güçlenmiş olacaktır.

İşlerini zamanında yap: İşlerini ertelemek, seni sorumluluktan kurtarmaz. Tam tersine, zamanının giderek daralmasına ve en sonunda kaçınılmaz krizi yaşamana neden olur. Başkalarına aktaramadığın – delege edemediğin – işlerin en sevmediğin, en zor olanlarını ilk önce ele al ve bir an önce onlardan kurtul! Her şey birden bire kolaylaşacaktır…

Zamanını planla: Zamanını sen planlamazsan, olaylar, denetimin dışında seni sürüklemeye başlar. Böyle bir durumda motivasyonunu yüksek tutmak olanaksız hale gelir. 

Beslenmene dikkat et: Sağlıklı beslen. “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.” Yediklerinde aşırıya kaçma. Tek yönlü beslenmekten uzak dur. Farklı besinlerden küçük miktarlarda ye. Vücudun, gereksinim duyduğu her türlü maddeye erişebilsin. Bünyeni susuz bırakma.

Yürüyüş yap: Düzenli spor yapma imkanı bulamasan da, en azından yürüyüş yapmayı ihmal etme. Tek bir adım atabilmemiz için bile vücudumuzdaki kasların % 70’i bir uyum içinde harekete geçer. Yürüyüş sırasında kaybettiğin suyu tekrar dengelemeyi unutma.

Dinlenmeyi bil: Çalış ama, dinlenmeyi de bil. Aşırı yorgunluk, moralini ve motivasyonunu düşürür. Baltanı bilemezsen daha çok ağaç kesmek yerine, sadece daha fazla yorulursun. Dinlenmek için ayıracağın zaman bir kayıp değildir. Tam tersine, çalışma verimliliğini arttırır.

Hayatın tadını çıkar: Önemli olan dolu dolu yaşamaktır. Her fırsatta yaşamın tadını çıkarmayı ihmal etme. Hem çalışırken, hem dinlenirken, hem başkalarına yardımcı olurken yaptıklarını severek, tadını çıkararak yap. Yaşam güzeldir.

Ahmet Aksoy

www.gamet.com.tr

0216 450 5784

0533 339 0959

Not: Yukarıda vurgulamaya çalıştığımız temel bilgiler başarıya giden yolun sadece ana çerçevesini çiziyor. Tüm bu ayrıntıların farkına varmak elbette önemli ama, ne yazık ki yeterli değil. Asıl önemlisi onları hayata geçirmek, onlara hayatımızın doğal akışı içinde hakettikleri yeri verebilmektir.

İşte bu amaçla, Gamet Gelişim Akademisi bünyesinde Başarı Atölyeleri düzenlemeye başladık. Bu atölyelerde bir yandan kendimizi daha iyi tanıyarak eksiklerimizi tamamlama fırsatı yakalıyor; bir yandan da beklentilerimizi sorguluyor ve hedeflerimize ulaşmanın etkin yollarını öğreniyoruz.

Çalışmalarımızı genellikle birebir sürdürüyoruz. Böylelikle her bireyin kendi performansını doruğa ulaştırması kolaylaşıyor. Bu bireysel çalışmaların yanısıra yaşam öykülerimizi paylaştığımız ortak değerlendirme ve tanışma toplantıları düzenliyor, ayrıca temel eğitim çalışmalarında bir araya geliyoruz.

Başarı Atölyelerimiz her yaş için geçerli. Eğer siz de hedeflerinize başarıyla ulaşmak istiyorsanız, yerinizi ayırtmak için hemen bizi arayın!

Gamet Gelişim: 0216 450 5784

Adres: Çeltikçi Sokak No: 3 Yalı Apt Zemin kat Kadıköy

(Deniz Otelin arka sokağı)

Not 2: Daha önce yapmakta olduğumuzu birebir atölye çalışmalarına ilave olarak, aynı çalışmaları daha küçük birimler haline dönüştürüp, grup çalışmaları haline getirdik. Yeni dönemde her hafta yeni bir konuyu ele alıp inceleyeceğiz.

Nov 142012
 
13,648 views

Hedef Belirlemede 5 Altın Kural ve ZAFER Kriterleri

Zafer Kriterleri
(Hedeflerin Belirlenmesiyle ilgili aşağıdaki yazı Gamet Gelişim Bülteni 4. sayı‘da yayınlanmıştır. )

Pek çoğumuz hedef belirlemek bir yana, böyle bir olanağa sahip olduğumuzun bile farkında değiliz. Günlük yaşamın çalkantıları bizi kendi istediği yerlere sürükler, götürür. Her şeye razı oluruz. Artık kaşığımıza ne çıkarsa!…

Oysa hedeflerimizin ille de çok büyük hedefler olması şart değildir. Üstelik her hedefimize, istediğimiz zaman ve koşullarda erişmemiz mümkün de olmayabilir.

Hedef belirlemede, genel kabul görmüş 5 Altın kural vardır. Bu kurallar, İngilizce SMART (zeki) sözcüğü ile ilişkilendirilmiştir. Bu sözcüğün her harfi, ilgili kuralı anlatan sözcüğün de ilk harfidir. SMART sözcüğünün açılımı şöyledir:

S: Specific – Özgün, belirli, tanımlı
M: Measurable – Ölçülebilir
A: Achievable – Elde edilebilir, ulaşılabilir
R: Realistic – Gerçekçi
T: Time Dependent – Zamana bağımlı

İngilizce bilmeyenler için biz de aynı modaya uyup, kendi dilimiz için, bu kuralları daha kolay anımsanabilecek ve amacımıza uygun bir sözcüğe, ZAFER sözcüğüne bağladık.

Hedeflerimizi belirlerken ZAFER kurallarına uymak gerekir.

Z: Zamana bağlı: Hedefe ne zaman ulaşacağınızı baştan saptayın.
A: Amaca uygun: Hedefiniz erişilebilir ve ulaşılabilir olsun.
F: Farklı: Hedefinizin farklılığı kolayca anlaşılabilsin. Hedefiniz özgün (spesifik) olsun.
E: Eskisiyle kıyaslanabilir: Hedefinizin eski haliyle, şimdiki hali kıyaslanıp ölçülebilsin. Belli bir zaman kesitinde ne kadarının tamamlandığı hesaplanabilsin.
R: Realist: Hedefiniz gerçekçi olsun.

Biraz daha açarsak, ZAFER Kriterleri şöyle tanımlanabilir:

Z: Başlangıç ve bitiş tarihleri belirlenmemiş bir istek, ne denli güçlü olursa olsun, bir hedef değildir. Bir hayalin, bir arzunun gerçekleşmesi için öngörülmüş bir bitiş tarihi yoksa, eyleme geçmek yerine erteleme yapmak çok kolay hale gelir.
A: Belirlenen hedefler, amaca uygun olmalı, beklentileri karşılamalıdır. Ulaşılabilirlik ve erişebilirlik, hedeflerin temel kriterlerindendir.
F: Farklı: (Özgün, belirli, tanımlanmış): Hedefin iyi belirlenmiş olması önemlidir. Muğlak, belirsiz, benzerlerinden farklılığı tanımlanamayan hedeflere ulaşmak kolay değildir. Çünkü, “Hangi limana gideceği belli olmayan gemi için, rüzgarın hangi yönden estiğinin hiç bir önemi yoktur”.
E: Eski durumuyla kıyaslanabilir olmak, bir hedef için çok önemlidir. Eğer böyle bir kıyaslama yapamıyorsak, hedefe ulaşıp ulaşamadığımızı, ya da yolun neresinde olduğumuzu anlamamız zorlaşır.
R: Realistik olmayan hedeflerimiz, sadece bir hayal olarak kalmaya mahkumdur.

Bu yüzden, hedeflerinizi belirlerken bu kriterleri mutlaka dikkate alın. İsterseniz SMART, isterseniz ZAFER sloganını kullanın; önemli olan hedefinizin bitiş zamanı belirli, gerçekleşme oranı hesaplanabilen, iyi tanımlanmış, amacına uygun ve gerçekçi olmasıdır.

Kısacası, hedeflerinizi oluştururken ZAFER‘in önemini asla unutmayın!
ZAFER’i dikkate alırsanız, ZAFERE daha kolay ulaşırsınız!
Ahmet Aksoy

zaferZAFER Kriterleri ile ilgili videomuzu izlemek için yandaki resme tıklayın

 

Nov 112012
 
1,407 views

Gamet Bülten Sayı:4

Bu sayımız özel olarak “Başarı ve Motivasyon” ve Hedef Belirleme Kriterleri konularını kapsıyor.

İndirmek için kapak resmini veya bu satırı tıklayabilirsiniz.

Bu özel sayı, Kişisel Gelişim açısından temel niteliğindeki konuların birlikte ele alınması ve seçilen hedeflere başarıyla ulaşmanın püf noktalarını inceliyor.

Farkındalık, kendini ve çevreyi tanıma, gerçeklerle yüzleşme ve benzeri uygulamalarda kullanılacak Tepeleme, Yaratıcı İmgeleme gibi yöntemlerle ilgili yazılarımız da yeni sayılarımızda ele alınmaya devam edecek.

Özellikle 3. sayımızın ilk iki sayıya oranla çok daha büyük ilgi görmesi bizi sevindirdi. Çünkü bu, sizlere daha doyurucu bir içerik sunabilmek ve sizlerle daha etkin bağlantılar kurabilmek açısından yol almakta olduğumuzun önemli bir kanıtı.

Bu sayının daha fazla ilgi çekeceğini umuyoruz. Başarıya giden yolu aydınlatmaya yönelik çalışmalarımızı, yoğunlaşarak sürdüreceğiz.

PDF formatındaki tüm bültenlerimize Bültenler bölümümüzden ulaşabilirsiniz.

Gamet Gelişim

 

 

Nov 112012
 
2,391 views

(Aşağıdaki yazı Sn Aysu Azak tarafından gönderilmiştir.)

Yunuslar

-Yunusların (deniz memelileri) insanlardan sonra en parlak beyne sahip olduğu belirlendi.

Daily Mail’in haberine göre, yapılan yeni bir araştırma, yunusların beyinlerinin yüksek zekayla bağlantılı birçok özelliğe sahip olduğunu gösterdi.

Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nden zoolog Lori Marino tarafından yapılan araştırmada, yunus balıklarının beyin haritasını çıkararak bunları primatlarınkiyle karşılaştırmak için MR tekniği kullanıldı.

Şişe burunlu yunusların beynindeki serebral korteks ile neokonteksin çok büyük olduğunu belirten Marino “Yunusların birçoğunun beyni bizimkinden daha büyük ve kütle olarak insan beyninden sonra ikinci geliyor” dedi.

Yunuslar uzun zamandır zekalarıyla tanınıyor, ancak üç yaşındaki bir çocuğun zeka seviyesine sahip olabilen şempanzelerin, yunuslardan daha zeki olduğu zannediliyordu. Bu son araştırmayla şempanzeler üçüncü sıraya düştü.

Yunusların belirgin bir kişilikleri olduğu, kendilerinin farkında oldukları ve gelecek hakkında düşünebildikleri belirtildi.

-Eğlence parklarında kullanım zalimlik

Bu durumda yunuslara insanlarla aynı statünün verilmesini isteyen uzmanlar, böylesine zeki hayvanların eğlence parklarında kullanılmalarının ve etleri için öldürülmelerinin zalimlik olduğunu belirtti.

Yunuslar ve balinalar, çok mutsuz olduklarında soluk almayı kesip intihar edebiliyor.

-Yunus zekası mahpusluğa karşı

Teknenin yanında sizinle yarışa tutuşan, havuzda tutulan çemberin içinden estetik bir sıçrayışla geçen, akvaryumda zeki gözlerle bizleri süzen yunusları hallerinden memnun, insanları eğlendirmekten hoşlanan canlılar olarak biliriz.

Oysa, ABD’nin Emory Üniversitesi’nden sinirbilimci (nörolog) Lori Marino’ya göre gerçek durum, göründüğünden çok uzak.

Yunus ve balinaların nöroanatomisi konusunda uzman olan Marino’ya göre birçok yunus türünün beyinleri insanlarınkinden hayli büyük ve vücuda oranlandığında da beyinleri insandan sonra ikinci en büyük kütleye sahip.

Araştırmacı ayrıca çoğu yunusun beyninde, insandakinden daha büyük yüzey alanına ve hacme sahip bir neokorteks (üst kabuk) geniş insula ve singula bölgeleri ve büyük ölçüde farklılaşmış hücre bölgeleri gibi karmaşık bir zekayla ilgili alanlar bulunduğuna dikkat çekiyor.

Marino’nun 2001 yılında katıldığı bir araştırma, yunusların aynada kendilerini tanıdıklarını ortaya koymuştu. Bu yetenek daha önce yalnızca şempanze ve fillerde gözlenmişti.

Yunuslar gelişkin, benlik duygusuna sahip, her birinin kendi özel kişiliği olan, bireyci, özgürlüğüne düşkün ve karmaşık iç dünyalara sahiptirler” diyen Marino, bu hayvanların yoğun acı ve psikolojik travma yaşayabildiklerine işaret etti.

Araştırmacıya göre yunus beyninin karmaşıklığı ve taşıdığı zeka, yakalanıp hünerlerinden yararlanmak için eğlence parklarına ya da turistlerle yüzmeleri için kapalı plajlara hapsedilmelerinin bu hayvanlarda ağır psikolojik sorunlar yaratabileceğini gösteriyor.

-Yunuslar ölümlü olduklarının farkındalar mı?

Yunanistan’da yapılan bir çalışma, yunusların ölüm olayına karşı değişik tepkilerinin olabileceğini öne sürüyor.

Doğada ölümü gözlemleyen bilim insanı sayısı yok denecek kadar az. Hayvanların ölen sürü mensuplarının arkasından gösterdikleri davranışları yorumlamak gerçekten
çok zor olsa gerek.

Çünkü bu davranışları ve tepkileri yorumlarken ister istemez kendi duygularımızı da işin içine katarız. Yapılan araştırmalarda goril, şempanze, fil, balina ve yunusların ölen bireylerin arkasından insanların yas tutmasına benzer davranışlar sergiledikleri görülmüş.

Yunus ve balina gibi memeli deniz hayvanlarının beyinlerinde bulunan birtakım sinir hücrelerinin empati ve sezgi yetenekleriyle bağlantılı olduğu günümüzde biliniyor. Özellikle yunusların ve balinaların da sahip oldukları “von Economo sinir hücreleri”nin, insanlarda duyulan acı ile bağlantılı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış.

Bilim Teknik dergisinden Özlem Kılıç Ekici’nin haberine göre, Yunanistan’da yapılan bir çalışma, yunusların ölüm olayına karşı değişik tepkilerinin olabileceğini öne sürüyor. Yunuslar zekâları, beyinlerinin büyüklüğü, güçlü sosyal yapıları ve belirgin kişilikleri nedeniyle diğer deniz hayvanlarından daha farklı ve özel bir konumdalar. Bu nedenle, geçtiğimiz yıl içinde bir grup bilim insanı, yunusları “insan olmayan şahıslar” olarak sınıflandırmayı uygun gördüler.

Bir yandan yunusların çıkardığı ıslık benzeri tiz seslerin anlamını çözmeye ve yunuslarla iletişim kurmaya çalışan uzmanlar, diğer bir yandan da farklı bir çalışmada, bu zeki deniz memelilerinin ölümün anlamını gerçekten bilip bilmediğini anlamaya çalışıyorlar. Yunusların sürüdeki ölü bireylere, ölümün çeşidine göre (ani ölümler ya da uzun bir hastalık sonrası beklenen ölümler) farklı tepki gösterdikleri gözlemlendi. Yunanistan’da bir körfezde 2006 yılından beri uzun burunlu yunusların (Tursiops truncatus) popülasyon davranışları üzerinde yapılan incelemeler sırasında bir anne yunusun ölü yavrusuyla olan iletişim çabası dikkati çekti.

-Günlerce yas tuttu

Ölü yavrunun alt çenesinde belirgin morluklar vardı, belli ki doğduktan kısa bir süre sonra aldığı bir darbe sonucu aniden ölmüştü. Anne yunus günler boyunca ölü yavrusunu defalarca su yüzeyine çıkararak onun nefes almasını sağlamaya çalıştı. Anne yunusun ölü yavrusunun yanından hiç ayrılmadığı, birtakım sesler çıkartarak, burnuyla ve göğüs yüzgeçleriyle sürekli ona dokunduğu gözlemlendi. Uzmanlar, anne yunusun yavrusunun ani ölümünü kabullenemediğini ve yas tuttuğunu öne sürdüler.

Gene aynı körfezde yapılan bir başka inceleme sırasında, sürüdeki yunusların ölen bir yavruya davranışları dikkat çekti. Yunus sürüsü 2-3 aylık bir yavrunun etrafını sarmıştı. Yavrunun vücudunda yaralar vardı ve hasta olduğu için yüzmekte zorlanıyordu. Yavrunun etrafındaki yunusların stresli oldukları ve düzensizce yüzdükleri görülüyordu. Anne yunus ve öteki yetişkin yunuslar dönüşümlü olarak yavruyu su yüzeyinde tutmaya çalışıyorlardı fakat hasta yavru sürekli batıyordu. Yaklaşık bir saat sonra hasta yavru öldü. Daha önceki gözlemlerine dayanarak uzmanlar anne yunusun yavruyu yalnız bırakmayacağını düşündüler, ancak öyle olmadı.

Bunun yerine, anne ve sürü dibe doğru batan ölü yavruyla ilgilenmeyerek anında başka yöne doğru yüzmeye başladılar. Hasta yavruyu ölene kadar yalnız bırakmayarak ona destek olan yunuslar sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmişlerdi. Bu olayda belki de ölümün yaklaşmakta olduğunun farkındaydılar ve bu nedenle, beklenen bu ölümü kabullenmek onlar için kolay olmuştu. Bunun gibi başka örnekler de zaman zaman gözlemlendi. Uzmanlar, yunusların tepkilerinin ani ölüm ve beklenen ölümde farklılıklar gösterdiğini öne sürüyorlar. Ancak kesin sonuca ulaşmak için daha başka çalışmaların yapılması ve benzer örneklerin sayısının artması gerektiğini de belirtiyorlar.

-Tokyo Üniversitesi’nde bilim insanları, yunusların çıkardığı sesleri anlayıp onlarla iletişim kurmamız için özel bir teknoloji geliştirdiler.

Bugüne kadar yunusların seslerini kaydeden çok fazla araştırma yapıldı. Yunusların 20 kHz’den 200 kHz’e kadar olan frekanslardaki sesleri duyabildikleri ve bu frekanslarda iletişim kurabildikleri biliniyordu. Bu frekanslar insan kulağının algılayabileceği frekanslar değil. Yunuslar, bunun dışında aynı anda birden fazla frekansta ses üretebiliyorlar.

Tokyo Üniversitesi’ndeki bilim insanları onlarla iletişim kurabilmek için “yunus hoparlörü” ürettiler. Şu anda prototip halinde. Çok yakın zamanda sualtında da denenecek. Eğer başarıya ulaşabilirse, bu küçük alet, “yunus dilini” insanların anlayabilmesine hizmet edecek.

-Yunuslarla konuşmayı ilk deneyen Dr. John C. Lilly aynı zamanda Fringe tv dizisinde sıkça kullanıldığına tanık olduğunuz “Samadhi-İzolasyon Tankı”nın mucitidir.

-Yunuslarda ve diğer hayvanlarda iletişim

Filler üzerinde yapılan araştırmalar fillerin çok uzak mesafedeki fillerle iletişim kurduklarına dair birçok veriyi ortaya koymaktadır.

İletişim konusundaki araştırmacıların en çok ilgisini çeken canlıların başında yunuslar gelmektedir. Yunuslar ıslık, ciyaklama, klikleme gibi sesler çıkartarak birbirleriyle konuşurlar. Yunuslar kullandıkları sonar sistemiyle belli frekanslarda tıklamalar yollar.

Yunusların kullandıkları sonar sistemi, karanlık sularda objeleri tanımlamalarını, mesafeleri bilmelerini sağlar. Yunuslar 0.25 kHz’den 200 kHz’ye kadar ses frekanslarını kullanır. Bu aralığın yüksek frekans kısımlarını yer tayininde, düşük frekansları ise iletişimde, oryantasyonda kullanır.

Deniz altına yerleştirilen mikrofonlarla, insanlar tarafından yunusların önüne konan suni engellerle, yunusların kendi aralarındaki iletişimini tespit etmek için deneyler tasarlanmıştır.

Bu deneylerin sonucunda yunusların kendi aralarında konuşup, iletişim kurduğu belirlenmiştir, fakat yunusların çıkardığı seslerin tam olarak neye karşılık geldiğinin tespiti mümkün olamamıştır. (Dr. Dreher’in, Dr. Evans’ın ve Dr. John C.Lilly’in deneyleri bunlara örnektir.)

Dr. John C. Lilly
-Kâinatı dinliyordu

Türler arası iletişim ve insan bilincinin doğası hakkında öncü çalışmalar yapan Amerikalı John C. Lilly, insan zihninin sınırını arıyordu.

Deli mi dâhi mi olduğu hep tartışılan Dr. John C. Lilly Türler arası iletişimi araştırıyor ve yunusları ‘duyduğunu’ iddia ediyordu

Dr. John Cunningham Lilly, 86 yaşında öldü. Yazar, araştırmacı ve mucit Lilly, evini sık sık ziyaret eden Ram Daas, Werner Erdhard ve Timothy Leary gibi isimlerle birlikte türler arası iletişimi bilimsel araştırma konusu olarak ele almıştı.

-İzolasyon tankları

Uzun yıllar boyunca Lilly ile birlikte çalışan Jennifer Yankee Caulfield, “Bazıları onun çok parlak olduğuna inanıyordu, bazılarıysa tümden çıldırmış olduğuna. Bence her iki görüş de doğruydu” diyor. Caulfield ve Lilly, 1980’li yılların başında yunuslara bilgisayarda üretilen yapay bir dili öğretmeye çalışmıştı. Ama Lilly’ye asıl ün kazandıran 1950 yılında geliştirdiği ‘izolasyon tankı’ oldu. Lilly, ‘insan bilinci’nin gerçek yapısını çözmek için izolasyon tankı içinde dışarıdan gelen tek bir uyaran bile olmadan oturmayı gerektiren birtakım deneyler yapmıştı. Bu deneyler hakkındaki notlarından birinde şöyle yazmış:

“Yunuslarla dolu havuzun üzerinde, buraya yerleştirilmiş bir izolasyon tankının içinde oturuyordum. Birdenbire yunusların konuşmasına katıldım. Çıldıracak gibi oldum, çok şey söylüyorlardı ve çok hızlı anlaşıyorlardı…”

Dr. John C. Lilly, yunuslarla ilgili deneyimlerini, ‘İnsan ve Yunus’, ‘Yunus’un Zihni’ de dahil 19 kitapta topladı.

Kızı Cynthia Lilly Cantwell, babasının çalışmaları hakkında “Araştırmaları sadece insanlardan ibaret olmayan bir evrenin varlığını gösterdi” diyor.

-Algının Kapıları

LSD gibi halüsinasyon yaratan ilaçlara ilgi duyan Lilly’nin çalışmaları elbette Hollywood’a esin kaynağı oldu: Teorileri iki filmde kullanıldı: Mike Nichols’un yönettiği ve başrolünü George C. Scott’un üstlendiği 1973 yapımı ‘The Day of the Dolphin’ (Yunusun Günü). Ken Russell’ın yönettiği ve başrolünü William Hurt’un üstlendiği 1980 yapımı ‘Altered States’ (Algının Kapıları).

6 Ocak 1915’te, ABD’nin Minnesota eyaletindeki St. Paul kentinde doğan Lilly, Kaliforniya Teknik Enstitüsü’nden mezun oldu. Daha sonra Dartmouth Tıp Okulu ve Pennsylvania Üniversitesi’ne devam etti ve doktor oldu.

İkinci Dünya Savaşı sırasında bir yandan yüksek irtifanın insan üzerindeki etkileriyle ilgili araştırmalar yaparken bir yandan da psikanaliz üzerine çalıştı.

1950’li yıllarda şişeburunlu yunusların ‘dil’lerini araştırmak için Virgin Adası’nda ve San Francisco’da merkezler açtı. 10 yıl sonra, yine insan bilincinin yapısıyla ilgili araştırmalar doğrultusunda, LSD dahil, halüsinasyon yaratan ilaçlar üzerinde çalışmaya başladı.

Son olarak ‘Simulations of God/Science of Belief’ (Tanrı’nın Simulasyonu/ İnancın Bilimi) adlı bir kitap hazırlayan Lilly çalışmalarını www.johnclilly.com adresinde tanıtıyordu.

Derlenmiştir
Kaynak: http://lovepeaceandharmony.org/profiles/blogs/yunuslar?xg_source=msg_mes_network

http://universumcorpusnostrum.blogspot.com/2012/10/yunuslar.html?ut…

Nov 072012
 
3,195 views

(Aşağıdaki yazı Gamet Gelişim Bülteni Sayı-3‘te yayınlanmıştır.)

Soichiro Honda

Soichiro Honda

Birçok ülke gibi Japonya da 1930 Büyük Krizine kötü yakalandı. Soichiro Honda, 1938 yılında piston segmanı geliştirmeyi planlayan küçük atölyesini kurduğunda hala bir öğrenciydi.

Asıl planı, bu fikri Toyoto’ya pazarlamaktı. Bunun için gecesini gündüzüne katarak çalıştı. Bazan atölyede sabahladı. Ürününü geliştirip, tüm bu uğraşa değecek bir başarı elde edeceğine inanıyordu. O arada evlendi ve eşinin takılarını da işyerine sermaye olarak kullandı.
Sonunda piston segmanını tamamladı. Artık elinde Toyota’ya sunabilecek bir ürün örneği vardı ama, onların beklediği standartlara sahip değildi. Bunun üzerine Soichiro okula geri döndü ve mühendislerin projesiyle alay etmelerini sineye çekti.
Pes etmeyi asla düşünmedi. Tam tersine, hatalarına odaklandı ve hedefine doğru yürüyüşünü sürdürdü. İki yıl süren çaba ve yeniden projelendirmelerden sonra Toyota ile bir anlaşmasını yaptı.
Bu arada Japon hükümeti savaşa hazırlanıyordu. Elindeki kontratla Toyota’ya ürün sağlamak için Soichiro Honda yeni bir fabrika inşa etmeliydi ama, elinde yeterli malzeme yoktu. Yine de vazgeçmedi. Yeni bir beton hazırlama sistemi geliştirdi ve fabrikayı tamamladı.
Fabrika üretime hazırdı ama, iki kez bombalandı ve elindeki tüm çelikler kullanılmaz hala geldi. Artık yolun sonuna gelmiş gibi görünen Honda, yine pes etmedi!
Bu kez Amerikan ordusu tarafından terkedilen artık benzin bidonlarını toplamaya başladı. “Truman’ın Hediyesi” olarak adlandırdığı bu malzemeyi hammadde olarak olarak kullanan yeni bir üretim süreci oluşturdu. Bu kez de bir deprem fabrikasını yerle bir etti.
Savaştan sonra yaşanan benzin kıtlığı insanları yürümeye veya bisiklet kullanmaya zorladı. Honda, küçük bir motor geliştirdi ve bunu kendi bisikletine monte etti. Onu gören komşuları da aynı şeyi istediler ama elinde yeterli malzeme yoktu.
Soichiro Honda vazgeçmek yerine, 18 bin bisiklet sahibine mektup gönderdi ve Japonya’yı yeniden ayağa kaldırmak için kendisine yardımcı olmalarını istedi. Bunlardan 5 bin kadarı olumlu yanıt verdi ve onu bisiklet motorları üretebilmesi için desteklediler. İlk denemeler pek başarılı olmasa da, sonunda istediği motoru üretti. Japonya’da elde ettiği başarıdan sonra Honda, ürettiği bisiklet motorlarını Amerika ve Avrupa’ya ihraç etmeye başladı.
Öykü burada da bitmedi. 1970’lerde yaşanan yakıt sıkıntısı Amerikan otomotiv sektörünü küçük arabalar üretmeye zorladı. Honda bu eğilimi çabuk farketti. Bu kez küçük araba motorları tasarlamaya yöneldi ve daha önce hiç kimsenin görmediği kadar küçük arabalar üretmeye başladı. Böylece yeni bir başarı dalgasını yakalamış oldu.
Bugün Honda Firması Amerika ve Japonya’da 100 binden fazla insan çalıştırıyor ve dünyanın en büyük otomobil üreticileri arasında yer alıyor. Bu başarının temelinde kararlılık, başarıya inanarak ve sürekli düzeltmeler yaparak çalışmak yatıyor.
Soichiro Honda, başarısızlığı asla bir olasılık olarak dikkate almadı.

Ahmet Aksoy

Nov 072012
 
1,041 views

18 ve 24 Kasım tarihlerinde iki aşamalı bir atölye çalışması ile size Tepeleme (EFT)yöntemiyle hayatınızı kolaylaştırmanızı sağlayacak araçlar sunacağız.

İlk gün yapacağımız başlangıç düzeyi çalışmamızda Tepelemenin nasıl bir araç olduğunu, tarihçesini ve uygulama türlerini inceleyeceğiz. Böylece Tepelemeyi ne zaman, nerede, hangi sıklıkta ve nasıl uygulayacağınızı öğreneceksiniz.

İlk günün ikinci bölümünde ise örnek uygulamalarla deneyimlerimizi pekiştirme fırsatımız olacak ve uzun, kısa, temporal, suret, uzaktan, toplu Tepeleme uygulamalarını deneyimleyeceğiz.
Dileyenler ikinci gün yapacağımız ikinci düzey çalışmalarına da katılabilecek.

24 Kasımdaki çalışmalarımız daha çok EFT konusunda uzmanlaşmış veya uzmanlaşmayı planlayan katılımcılara yönelik olacak. Bu çalışmanın başında vuruş noktalarının Enerji Meridyenleriyle ilişkisini ele alacağız. Temporal Tepeleme, Bilinçaltı Sorgulama, Standart ve diğer Tepeleme yöntemleriyle birebir ve gruplar halinde uygulamalar yapacağız. Bu çalışmalar, bir profesyonel veya profesyonel adayı olarak aklınızın takıldığı tüm soruların yanıtlanmasını sağlayacak.

Atölye Programı

I – İlk Gün – Başlangıç Düzeyi (18 Kasım 2012 Pazar Saat: 10.00 – 17.00)
EFT nedir?
EFT’nin tarihçesi
Enerji Meridyenleri
Vuruş Noktaları
Standart Tepeleme
Kısaltılmış Tepeleme
Sanal Tepeleme

II – İkinci Gün – Uzmanlık Düzeyi ( 24 Kasım 2012 Cumartesi Saat: 09.00 – 18.00)
Enerji Meridyenleri ile vuruş noktalarının ilişkisi
Temporal Tepeleme
Bilinçaltı Sorgulama
Standart Tepeleme
Kısaltılmış Tepeleme
Suret Tepelemesi
Sanal Tepeleme
Nefes Tepelemesi

Yerimiz kısıtlıdır. Lütfen yerinizi ayırtmak ve diğer ayrıntılar için  bizi hemen arayın.

Başvuru telefonlarımız: 0216 450 5784 – 0533 472 7723 – 0533 339 0959
Atölye danışmanları: Ahmet Aksoy – Nilüfer Aksoy
Atölye adresimiz: Çeltikçi Sk No: 3 Yalı Ap Zemin kat Kadıköy (Deniz Otelin arkasındaki sokak)

Not: Çalışmalara rahat giysilerle katılmanızı öneriyoruz.
İkinci seviye uzmanlık çalışmalarına katılmak isteyenler mümkünse yanlarında bir sarkaç bulundursunlar. Bu sarkacın dengeli olması (her yöne doğru rahatça salınabilmesi) önemlidir.
Atölye öncesinde bünyenizin susuz kalmadığından emin olun. Bol su tüketin.
Çalışmalar sırasında bünyenizde alkol bulunmamalıdır.
Eğer ağır yatıştırıcı ilaçlar kullanıyorsanız, bu tür ilaçlar kullanmadığınız daha sonraki bir dönemde düzenleyeceğimiz çalışmalara katılabilirsiniz.
Enerji çalışmalarına katılmanızı engelleyecek fiziksel veya zihinsel rahatsızlıklarınız varsa, lütfen doktorunuzun onayını alın.

Nov 042012
 
1,962 views

(Aşağıdaki yazı Gamet Gelişim Bülteni Sayı-3‘te yayınlanmıştır.)

Amfiteatr

Hooponopono, Huna isimli eski bir Hawai uygulamasından günümüz şartlarına uyarlanmıştır.

Dr Ihaleakala Hew Len’in düşüncesine göre  (http://hooponopono.org/index.htm)
Ben yaşantımı ve ilişkilerimi aşağıdaki anlayışa göre oluştururum:
1- Fiziksel evren, düşüncelerimin gerçekleşmesidir (actualization).

2- Eğer düşüncelerim kanserli ise, bunlar kanserli bir fiziksel gerçeklik yaratacaktır.

3- Eğer düşüncelerim olgunlaşmış ve kusursuzsa, onlar SEVGİ ile ışıldayan bir gerçeklik yaratır.

4- Ben, yaratmış olduğum fiziksel evrenden %100 sorumluyum.

5- Ben hastalıklı bir gerçeklikteki kanserli düşüncelerin iyileştirilmesinden %100 sorumluyum.

6- Dışarıda herhangi bir şey yoktur. Her şey benim zihnimdeki düşünceler halinde var olur.

Konuyla ilgili diğer ayrıntıları yukarıdaki siteden veya başka kaynaklardan edinebilirsiniz.

Ben, hooponopononun ayrıntılarına girmek yerine, pratik bir uygulama aracını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu yöntemi, EFT-Tepeleme uygulamalarınızın yanısıra kullanabilirsiniz.

Önemli olan nokta şudur: Biz, sadece kendimizi değiştirme gücüne sahibiz. Kendimizi değiştirdiğimizde, çevremiz de bundan etkilenir. Biz kenimizi iyi hissediyorsak, çevremize de bu duyguyu aktarırız. Bu nedenle değişimin odağına “başkalarını” değil, “kendimizi” koyalım!

Amfiteatr Yöntemi ile Hooponopono

1. Gözlerini kapat. Gevşe ve rahatla. Gözlerinin önünde büyük bir amfiteatr canlandır. Öylesine büyük olsun ki, seninle bağlantılı olan tanıdığın ve tanımadığın, yaşayan ve ölmüş herkesi içine alabilsin. Etraf biraz karanlık olsun. Sen, aşağıdaki aydınlatılmış sahnenin ortasında dur. Herkes seni görebilsin ve söylediğin her şeyi duyabilsin.
Amfiteatrdaki herkesin alnındaki üçüncü gözün altın rengi bir ışıkla parladığını imgele. Sana en yakın olanların ışığı daha parlak olsun. Aşağıdan yukarıya doğru baktığında bu ışıkları karanlığın içinde ışıldayan yıldızlar olarak gör.

2. Kendiliğinden senin yanına gelen olmazsa, ışığı en fazla parlayan kişiyi sahneye çağır.

3. Karşındaki kişiye şunu sor: “Olabileceğim en mükemmel kişi haline dönüşebilmem için bana yardımcı olur musun?” Eğer olumsuz veya belirsiz bir yanıt alırsan, o kişinin tekrar eski yerine dönmesini rica et ve ikinci aşamaya geri dön. Net olarak “Evet” yanıtı alırsan, bir sonraki aşamaya geç.

4. Karşındaki kişiyle göz göze gelin ve birbirinize şu cümleleri içtenlikle söyleyin:

1. Seni seviyorum
2. Senden özür diliyorum
3. Seni affediyorum
4. Seni özgür bırakıyorum

5. Karşındaki kişinin üçüncü gözündeki ışığın yavaşça zümrüt yeşiline döndüğünü gör. Birbirinize gülümseyin. Sonra o yavaşça yerden yükselsin ve bir ışık bulutunun içinde kaybolsun. Ama onun hep orada olduğunu ve herhangi bir nedenle gereksinim duyarsan, hemen yanında olacağını bil ve bunu hisset!

6. Tekrar 2 nolu aşamaya dön ve tribünlerde bulunan herkes için aynı işlemi yap.

Herkesi aynı çalışma sırasında mutlaka çağırmak zorunda değilsin.
Yorulduğunda ya da “bu kadarı yeter” diye düşündüğünde, çalışmayı bırakabilirsin.

Kendini ve koşulları gereksiz yere zorlama. Herşeyin doğal bir akış içinde gerçekleşmesine izin ver. Sana ne kadar zarar vermiş olursa olsun, karşındakini affetmenin büyüklüğünü ve yüreğindeki ferahlamayı yaşa! Buna izin ver!

İhtiyaç duyduğunda kendini de çağır! En başta kendini affetmen ve kendini olduğun gibi kabullenmen gerektiğini asla unutma!

Ahmet Aksoy

Nov 042012
 
2,024 views

Başarı Sabır Ve Emek İster – 3

(Aşağıdaki yazı Gamet Gelişim Bülteni Sayı-3‘te yayınlanmıştır.)

  • charlie-chaplinCharlie Chaplin’in oyunları ilk başlarda Holywood ileri gelenleri tarafından, aşırı duygusuz oldukları için satışa uygun olmadığı gerekçesiyle reddedilmişti.
  • Ünlü basketbolcu Michael Jordan lisedeki basketbol takımından “yeteneksiz olduğu” gerekçesiyle çıkarılmıştı. Ama o vazgeçmedi. Kendi ifadesiyle, meşhur olduktan sonra bile 9 binden fazla atış kaçırdı, 300’den fazla oyun kaybetti ve 26 kez oyun sayısını atamadı.
  • Milton Hershey’in çikolata şirketi ancak üçüncü denemesinde başarıya ulaştı. İlk iki şirketi battı.
  • Müzik öğretmeni Ludwig von Bethooven için “besteci olarak ümitsiz” demişti. Üstelik daha sonra işitme yeteneğini tamamiyle kaybettiği halde ölümsüz bestelerini yaratmaya devam etti.
  • Ray Kroc, McDonald firmasını ilk kurucularından satın almak için gereken tüm parayı borç olarak bulduğunda, 57 yaşındaydı ve süt mayalama makinaları pazarlamaya çalışan bir satıcıydı.
  • Akio Morita’nın adını duymamış olabilirsiniz. Onun ilk ürünü, bir pirinç pişiriciydi ve genellikle pirinçleri pişirmekten daha çok yakıyordu. Bu üründen ancak 100 tane satabildi. Bu durum Morita ve iş ortaklarına engel olamadı ve milyarlarca dolar değerinde bir kurum yarattılar. Bu firma şimdi Sony olarak tanınıyor.
  • Abraham Lincoln, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı seçilmeden önce iş hayatında 3 kez başarısız olmuş, seçim kampanyalarının da yedi tanesini kaybetmişti.
  • Microsoft’un kurucusu Bill Gates Harvard Üniversitesini yarıda bırakmıştı. Paul Allen ile birlikte kurdukları ilk iş Traf-O-Data ise tam bir felaketti.
  • Orville ve Wilbur Wright kardeşler: Wright kardeşler, bir bisiklet firması kurmadan önce uzun süre ailevi sorunlarla uğraşmak zorunda kalmışlardı. Ama yılmadan çalıştılar. Sayısız başarısız deneme ve yıllarca süren ağır çalışmaların sonunda havaya yükselen ve orada kalmayı başarabilen ilk uçak prototipini geliştiren kişiler olarak tarihe geçtiler.
  • Vincent Van Gogh: Yaşamı boyunca sadece tek bir tablo satabildi. Alan da çok küçük bir ödeme yapan yakın bir arkadaşıydı. Açlıkla mücadele ederek yarattığı 800 civarındaki bilinen eseri şimdi yüzlerce milyon dolarlık bir değere sahip.

 

Nov 042012
 
1,538 views

Göz Yanılmaları – Stereogram

(Aşağıdaki yazı Gamet Gelişim Bülteni Sayı-3‘te yayınlanmıştır.)

Göz Yanılmaları - Stereogram

Yukarıdaki görüntüyü farklı uzalıklara odaklanarak incelediğiniz zaman, farklı imgelere ulaşırsınız.

Önceki yıllarda benzer görüntüler 90’lı yıllarda “Şaşı Bak Şaşır” sloganıyla gündelik basınımızın sayfalarında yer almıştı. Farklı görüntülerin üst üste bindirilerek özel yöntemlerle  işlenmesi ile elde edilen bu görüntüler, stereogram olarak adlandırılmaktadır. Göz yanılmaları kavramını kullanan bu teknikle hazırlanmış farklı örneklere internet üzerinden kolayca ulaşabilirsiniz.

Eğer yukarıdaki resme gözlerinizi şaşılaştırarak   baktığınız halde farklı bir şeyler göremiyorsanız, bir kalemden yararlanabilirsiniz.

Elinize bir kale alın ve uç tarafı yukarıya bakacak şekilde resme paralel olarak tutun. Kalemin ucu göz hizanızda olsun.

Şimdi kalemi burnunuza doğru yaklaştırın ve ucuna odaklanın. Aynı zamanda fondaki resmi de görün.

Kalemi yavaş yavaş resme doğru yaklaştırın. Kalemin ucu resim ile gözlerinizin arasındaki mesafenin ortasına geldiğinde kalemi çekin. Ama, kalem varmış gibi bakmaya devam edin. Bu durumda resmi incelediğinizde, farklı ayrıntıların görülür hale geldiğini farkedeceksiniz.
Birazcık çalışmayla bakışlarınızı resim düzleminin ön veya arkasına odakladığınızda ilginç görüntüler yakalayabilirsiniz. Bunu yaparken gözlerinizi fazla yormayın.

Ahmet Aksoy