?> September 2012 - Kişisel Gelişim
Sep 302012
 
15,361 views


Gamet Gelişim Akademisi çalışmalarını özetleyen, çarpıcı taraflarını ön plana çıkaran bir çalışma başlattık. Gamet Gelişim Bülteni başlıklı bu çalışmamızda, web sitelerimizde yayınlamakta olduğumuz bazı yazı ve görselleri PDF formatında bir araya getirdik.

Böylece kişisel gelişim ve farkındalık konulu bir çok belge  görsel bir çerçevede bir araya geldi.

Şimdilik bu bültenin yayın tarihlerini ve sayfa sayısını serbest tutuyoruz. Böylelikle yeri geldiğinde çok daha sık aralıklarla ve daha yoğun bir içerikle sizlerle buluşmamız mümkün olacak.

Bültenimiz, aslında hepimizin bildiği, ama farkındalık sınırlarımızın dışında kalmış küçük ayrıntıları dile getirecek.

Bu çalışmada yeni şeyler keşfetmeye çalışmıyoruz. Yapmak istediğimiz şey, yaşamımızın içinden küçük kesitler, küçük enstanteneler yakalayıp beğeninize sunmaktır.

Sizlere bir nebze de olsa bir şeyler anımsatabilir, bazı duygu ve düşüncelerin fitilini ateşleyebilirsek ne mutlu bize…

Bilginin ve duyguların paylaşıldıkça büyüdüğüne inanıyoruz. Eğer siz de bu inancımızı paylaşıyorsanız, birlikte çok güzek şeyler yapma şansını yakaladık demektir.

Önerilerinizi, eleştirilerinizi, bilgi ve düşüncelerinizi bizimle paylaşın.

Bültenimize http://bulten.gamet.com.tr/bultenbasvur adresinden üye olabilirsiniz.

Bültenleri http://bulten.gamet.com.tr adresinden indirebilirsiniz.

Bize eposta ile ulaşmak isterseniz, gelisim@gamet.com.tr  veya ahmetaksoy@gamet.com.tr adreslerini kullanabilirsiniz.

İlk bültenimizi indirmek için burayı tıklayın: http://bulten.gamet.com.tr/bultenler/gametbulten-01.pdf

Katılımınızı ve katkılarınızı bekliyoruz.

Gamet Gelişim

 

Sep 272012
 
1,440 views

Çöp Kutusu

Çöp görelidir. Mutlak değildir. Kişiye, duruma, biçime ve zamana göre değişir.

Örneğin sabah kahvaltınızı yaptığınız sıcacık ekmek, birkaç gün açıkta kaldığında sizin için çöpe dönüşebilir. Oysa aynı bayat ekmek parçası bir başkası için köfte harcına katılacak veya tirit yapılacak mükemmel bir malzeme olabilir. Ya da kuşlar veya sokak hayvanları için bir ziyafete dönüşebilir.

Tekrar anımsayalım: çöp, yeri, zamanı ve biçimi uygun olmayan herşeyi kapsar.

Şimdi sizinle birkaç küçük deney yapalım!

Elinize bir bardak temiz, içilebilir su alın. Hatta birazını için. Kalanını da buzdolabının dondurucu bölümüne koyup yarım saat kadar bekleyin ve bardağı tekrar çıkarın.

Bardak aynı bardak; su, yarım saat önce tadına baktığınız suyun aynısı. Ancak bu kez katı halde. Eğer hala susuzluğunuzu gidermek istiyorsanız, artık işinize yaramayacak. Bu özel koşullarda bardağın içindeki su –yani buz- sizin için bir çöpe dönüşmüştür. Eğer çok zor koşullar altında değilseniz, o buzu erittiğinizde elde ettiğiniz suyun görüntüsünü ve tadını beğenmeyip içmeyi tercih etmeyebilirsiniz.

Bardağınıza yeniden temiz su doldurun. Sonra o bardağın içine bir tel saçınızı, ya da ağzınıza sokmayı tercih etmeyeceğiniz herhangi bir maddeyi atın. Şimdi aynı suyu gönül rahatlığıyla içer misiniz? (Bu davranış sadece insanlara özgü değil. Örneğin bizim kedimiz, su kabına yabancı bir madde düştüğünde, bu madde kendi tüyü bile olsa oradan su içmeyi reddediyor.)

Fırından yeni çıkmış, mis gibi kokan taze buğday ekmeği, gluten alerjisi olan biri için zehirli bir çöptür.

Defter arasında kurutulmuş küçücük bir yaprak sizin için çocukluğunuzdan esintiler taşıyan değerli bir anı olabilir. Oysa sizin dışınızdaki hemen herkes için tamamiyle anlamsız, değersiz bir çöptür o.

Ama yine de unutmayın ki, sizin çöpünüz, bir başkasının hazinesi olabilir!

Ahmet Aksoy

 

Sep 202012
 
2,386 views

Çakıl Taşları

Kişisel Gelişim öğretmeni, “Yaşamdaki Öncelikler” konulu derse elinde birkaç torbayla gelir. Önce torbalardan birini açıp içinden büyük cam bir kavanoz çıkarır. Sonra da diğer bir torbadan birkaç tane iri çakıl taşını alıp dikkatle kavanozun içine yerleştirir. İşini bitirince öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar.

Öğrenciler hep bir ağızdan kavanozun dolduğunu söyler.

Bunun üzerine öğretmen bir başka torbayı açar ve içindeki küçük çakıl taşlarını dikkatle kavanoza döker. Arada bir kavanozu sallar. Böylece küçük çakıl taşları kayarak, büyük taşların aralarındaki boşlukları iyice doldurur.

Öğretmen, öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da ‘evet’ doldu derler.
Öğretmen bu kez masanın üzerindeki diğer torbayı eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Öğretmen sorusunu yinerler ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar.

Bu kez öğrenciler beklenen yanıtı tahmin edip koro halinde ‘hayır dolmadı’ derler.

“Aferin, öğreniyorsunuz!..” diyen öğretmen, son torbadan bir su şişesi çıkarıp kavanozu suyla doldurur.

Sonra öğrencilere döner:

“Bu gördüklerinizden nasıl bir yaşam dersi çıkarırsınız?”

Öğrencilerden biri hemen atılır: “Günlük iş programımız ne kadar dolu görünse de, yeni işler için her zaman yer bulmak mümkündür.”
“Fena değil…” der öğretmen. “Başka?…”

Merakla dolu sessizlik iyice uzayınca öğretmen sözüne devam eder:
“Arkadaşlar” der, “yaşamınızdaki öncelikleri iyi belirlemelisiniz. Kavanoza önce büyük parçaları koymazsanız, sonradan onları koyacak yer bulamazsınız. Büyük parçalar yaşamınızdaki önemli şeylerdir. Örneğin aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, yakın arkadaşlarınız… Küçük çakıllar, sizin için önemi daha az olan şeylerdir; yani eviniz, işiniz, arabanız, vs. Kumlar ise çok daha önemsiz konulara karşılık gelir. Bu küçük çakıl ve kumları kaybetmek yaşamınızın asıl önemli kısmını etkilemez.

Oysa yaşamınızdaki önceliği büyük parçalara vermez, kavanozunuzu daha az öneme sahip kum ve küçük çakıllarla doldurursanız, sonradan asıl önemli parçalar için kavanozda koyacak yer kalmadığını görürsünüz!

Zaman ve enerjinizi ufak tefek şeyler için harcar, gereksiz yere tüketirseniz, önemli şeyler için ayıracak zamanınız kalmayacaktır…verin.Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle, dostlarınızla yemeğe çıkın.  Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Yani kavanoza öncelikle büyük sonra da küçük çakıl taşlarını  yerleştirin. Öncelikleri sıralamayı iyi bilin. Gerisi zaten kumdur!”

Sep 182012
 
1,617 views

Tuvalet Temizleyicisi

Bir adam büyük bir şirkete iş başvurusu için gidiyor. Girmek istediği iş tuvalet temizleyiciliği.

İnsan Kaynakları Yetkilisi ile görüşüyor ve tıkanmış bir lavaboyu temizleyip ön eleme testinden başarıyla geçiyor.

İnsan Kaynakları Yetkilisi adama testi geçtiğini ve hangi gün saat kaçta iş başı yapması gerektiğinin kendisine eposta yoluyla haber verileceğini söylüyor.

Adam, bilgisayarı olmadığını, bu yüzden eposta kullanmadığını açıklıyor.

Bunun üzerine İnsan Kaynakları Yetkilisi : “Üzgünüm ama epostanız yoksa bizim çalışma düzenimize göre siz var sayılamazsınız. Bu yüzden sizi işe alamayız.” diyor.

Adam çaresizce dışarıya çıkıyor ve “Ne yapsam, ne etsem!” diye düşünürken cebindeki 10 dolar ile 20 kilo kiraz almaya karar veriyor. Kapı kapı gezerek kirazları satıyor ve 2 saat içinde sermayesini 2 katına çıkarıyor. “Bu şekilde ekmek paramı çıkarabilirim.” diyerek her gün sabah erkenden kalkıyor ve kapı kapı dolaşarak kiraz satıyor. Her gün sermayesi büyüyor. Derken küçük bir kamyonet alıyor ve satışa devam ediyor. Kısa bir zaman sonra büyük bir kamyon ve birkaç küçük kamyonet alıyor.

Aradan 5 sene geçiyor…

Aynı adam şu anda Amerika’nın en büyükleri arasında yer alan bir nakliyat şirketinin sahibidir.

Bir gün, ailesinin geleceğini düşünerek yaşam sigortası yaptırmak istiyor. Sigorta şirketi kendisinden bir eposta adresi istiyor. Eposta kullanmadığını söylediğinde sigortacı: “İlginç, epostanız olmadan büyük bir holding kurmuşsunuz. Bir de epostanız olsaydı kimbilir neler yapardınız!” diyor.

Adam gülümsüyor: “Epostam olsaydı, şu anda bir şirketin tuvalet temizleyicisi idim.”

(İnternet)

Olumsuz bir durumla karşılaştığında hemen karamsarlığa kapılma. Önemli olan pes etmemektir. Yaşadığımız sorunlar, çeliğe suyun verilmesi gibi, aslında bizim dayanma gücümüzü pekiştirir. Başarı, olumsuz koşulları fırsata dönüştürme becerimize bağlıdır. Bir kapı yüzümüze kapanmış olabilir… Ama açılabilecek daha pek çok kapı var.

Sep 172012
 
1,307 views

Haftanın Ödevi – Hızlı Okuma

Haftanın Ödevi - Hızlı Okuma
Ortalama okuma hızınızı biliyor musunuz?

Ortalama okuma hızı, bir dakika içinde ortalama olarak kaç kelime okuduğumuzu gösterir. Buradaki ortalama sözcüğü önemlidir. Çünkü okuma hızımız, ortam koşulları, yazı konusunun ağırlığı, doküman karakteristikleri gibi pek çok parametreden etkilenir. Bu nedenle de elde edilen değerler yaklaşık değerlerdir.

Okuma hızınızı ölçmek için http://hizliokuma.gamet.com.tr/ adresine gidip, sayfanın sol üst köşesindeki “Okuma Hızınızı Ölçün” menü seçeneğini kullanabilirsiniz.

Ya da kronometreli bir saat kullanarak veya bir arkadaşınızdan süre tutmasını rica ederek içeriği çok zor veya çok basit olmayan bir yazının bir kısmını tam bir dakika boyunca okuyun. Daha sonra okuduğunuz bölümdeki kelimeleri sayın. Bulduğunuz sayı, ortalama okuma hızınızdır.

Ödev: Bu hafta, okuma hızınızı kolayca arttırabileceğiniz çok basit bir çalışma önereceğim.
İlk başta okuma hızınızı ölçüp bir kenara yazın. Yanına da tarihini düşün.

Çalışma için basit bir öykü kitabı kullanabilirsiniz. Bir çalar saati 5 dakika sonraya kurun ve okumaya başlayın.

Anlayarak okuyun. Gereksiz acelecilik ve atlamalardan kaçının. Rekor kırmanız gerekmiyor ama, normal okuma temponuzun birazcık üzerine çıkmayı hedefleyin. Beş dakika dolduğunda hangi sayfanın hangi sözcüğünde kaldıysanız, orayı işaretleyin ve yanına o günün tarihini ve saatini yazın.

Bu çalışmayı hafta boyunca her gün en az bir kez tekrarlayın.

Her seferinde, kitaba en başından başlayın.

Yaptığınız okumalarda, bir önce okumuş olduğunuzdan daha fazla yer okumanız beklenir. Kendinizi aşırı zorlamaksızın, kendinizle yarışma atmosferinden yararlanabilirsiniz.
Bir hafta tamamlandığında, kendinize hız testini tekrar uygulayın.
Bakalım ortalama okuma hızınız nereden, nereye geliyor!..

Not: Bu şekilde elde edilen okuma hızındaki artış ne yazık ki kalıcı bir özelliğe sahip değildir. Kalıcı şekilde elde edilecek okuma hızı artışları için en az bir ay süreyle bilinçli ve disiplinli bir çalışma yapılması gerekir. Bu çalışmalarda kas eğitimleri, çevresel farkındalık, görüş alanının geliştirilmesi, okuma engellerinin temizlenmesi gibi önemli konular ele alınır.  Hızlı Okuma hem ortalama okuma hızının üzerine çıkış, hem de algılama hızının artışı ile  gerçekleşir.

Sep 172012
 
1,275 views

Burnumuz ve Kulaklarımız

  • Vücudumuzdaki en kısa kaslar ve en küçük kemikler kulaklarımızda bulunur.
  • Her bir kulağımızda 3 kemik vardır.
  • İç kulaklarımızda yer alan 15 bin kadar minik kıl, fısıltıları bile işitebilmemizi sağlar.
  • Orta kulak, östaki borusu aracılığıyla dış dünyaya bağlanır. Böylelikle kulak zarına yapılan atmosferik basınç kolayca dengelenir.
  • Kulaklarımızın ve burnumuzun büyümesi tüm yaşamımız boyunca devam eder.
  • Bir deniz kabuğunu kulağımıza tuttuğumuzda duyduğumuz ses, denizin sesi değil, kulaklarımızdaki damarlarda dolaşan kanın çıkardığı sestir.
  • Ses şiddeti 130 desibelin üzerine çıktığında kulaklarımız acı duymaya başlar.
  • Bir saat boyunca taktığımız kulaklıklar, -ne yazık ki- kulaklarımızdaki bakterilerin sayısını 700 kat arttırır.
  • Korktuğumuzda daha fazla kulak kiri salgılarız.
  • Kedilerin her bir kulağında 32 kas bulunur.
  • Burnumuzun uzunluğu ile başparmağımızın uzunluğu aşağı-yukarı aynıdır.
  • Burnumuz yaklaşık 10 bin farklı kokuyu alabilir.
  • Burnumuzu tıkadığımızda “hımmm” sesi çıkaramayız.
  • İnsanlarda 14 civarında burun tipi vardır.
  • 2008 yılında Avrupalı şarap tadımcısı Ilja Gort burnunu 5 milyon euroya sigorta ettirdi.
  • Kadınların koku alma duyusu erkeklere oranla daha gelişmiştir.
Sep 162012
 
1,167 views

Ödev: Karanlıkta Banyo. Bu hafta duşumuzu karanlıkta alalım.

Pek çok banyo zaten gün ışığını doğrudan almıyor. Bu nedenle bu mekanlar oldukça karanlık oluyorlar ve biz banyoya girdiğimizde hemen elektrik düğmesine basıveriyoruz.

Bu hafta banyoya girdiğimizde bilinçli olarak elektrik lambasını veya başka bir aydınlatıcı kullanmayalım. Eğer banyomuz ek aydınlatmaya ihtiyaç duymayacak kadar aydınlıksa, bu durumda gözlerimizi kapatalım ve duştan çıkana kadar hiç açmayalım.

Sabunun veya şampuanın yerini, ya da havlunun kaçıncı askıda olduğunu kopya çekmeyelim. Gözlerimiz yerine sadece ellerimizi, dokunma duyumuzu kullanalım. Burnumuzu kullanmak ta serbest!

(Bu konuda da kendine güvenenler çıkabilir ama, karanlıkta sakal traşı yapmanızı önermiyorum. Aslına bakarsanız hiç te zor değil. Hatta, sonuç umduğunuzdan çok daha iyi bile olabiliyor. Yine de risk almanızı önermiyorum.)

Belki de yüzlerce, hatta binlerce kez kullandığımız banyo eşya ve araçlarımızın yerlerini bulmak için ilk başta ne kadar bocaladığımızı; ama aslında bu kadar zorlanmaya hiç te gerek olmadığını farkedelim. Gözlerimiz kapalıyken, ya da etrafımızı aydınlatacak kadar ışık yokken nerelerde sıkıntı çektiğimizin, diğer duyularımızdan nasıl yararlanabildiğimizin ayırdına varalım.

Işığı hiç görememiş olanların, ya da ışığını sonradan yitirenlerin neler hissettiklerini ve neler yaşadıklarını biraz olsun kavramaya çalışalım.

(Bu yazı Haftalık Kitap Postası Dergisinin 6. sayısında yayınlanmıştır.)

Sep 162012
 
2,160 views

Çevre terimleri sözlüğüne göre, çöp, evlerden ya da ticari amaçla gıda hazırlanması ve kullanılmasından kaynaklanan hayvan, sebze ve meyve atığına; genelde tüm atık ürünlere denir.

Türkçe sözlükte ise “saman inceliğinde herhangi bir sap, dal veya tahta parçası; yararsız, pis veya zararlı olduğu için atılan ufak tefek şeylerin hepsi” olarak açıklanıyor.

Biz daha genel bir tanım yapalım:

Doğru yerde, doğru zamanda, doğru biçimde bulunmayan herşeye çöp denir.

Diyelim ki bir deniz kazası sonrası ıssız bir adaya düştünüz. Ada kayalık. Günlerce ağzınıza bir lokma bir şey koyamadan etrafı dolaştınız. Her yer ıssız. Sadece dalgaların ve deniz kuşlarının sesi var. Bu sırada bir define sandığı buldunuz. Ne dersiniz? Zengin mi oldunuz birdenbire? Yoksa karnınız guruldamaya devam mı ediyor? Bu koşullarda o define sandığı sizin için moral bozucu bir çöptür.

Oysa bazı çöpler, başkaları için bir hazine veya mükellef bir ziyafet anlamı taşır.

Doğadaki beslenme zincirinde bu konuda çok çarpıcı bir sürü örnek vardır.

Bok Böceği

Çocukluğumda yaz tatilinde köye gittiğimizde hayvan dışkılarının, bok böcekleri (kın kanatlılar -Coleoptera- takımında sınıflanan Scarabaeidae) tarafından beceriyle nasıl küçük yuvarlaklar haline getirilip aceleyle taşındıklarını uzun uzun inceleme fırsatım olmuştu. Öküzlerin, ineklerin dışkısı, çoğumuzun iğrenç bulduğımuz bu nesneler, o böcekler için bir yaşam hazinesidir. Yaşam çevrimlerinde bu şekilde sayısız örnekler bulabilirsiniz.

Bir çöp yığınının içinden aradığınızı bulmak zordur. Bu nedenle önce çöplerinizi temizleyin. Aradığınız şey elinizin altında olacaktır.

Gürültünün ortasında dinlediğiniz melodiyi duymakta zorlanırsınız. Bu kakafonik kargaşaya bir son verin. Gereksiz sesleri kapatın. Uzaklaştırın. Geriye zaten istediğiniz melodi kalacaktır.

Konfüçyus, “Evinizin eşiğini temizlemeden komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz.” demiş asırlar öncesinden.

Çöplerinizi temizleyin.

Çöplerinizden kurtulun!

Yaklaşık 40 yıl önce beynime kazınan bir gözlemim var.

O zamanlar Ankara Fen Lisesinde öğrenciydim. Biyoloji laboratuvarında Petri kaplarına yerleştirilmiş agar-agar jölelerine bakteri aşılıyor ve oluşan kolonilerin gelişmelerini izliyorduk.

Bakteri kolonileri belli bir süre genişleyen daireler şeklinde gelişip büyüyor ve sonra ölüyorlardı. Bu sürecin aynı şekilde tekrarlanmasının tek bir nedeni vardı: bir yandan var olan tüm kaynakları tüketmek; diğer yandan kendi atıklarıyla, yani kendi çöpleriyle zehirlenmek.

Ahmet Aksoy

Not: Topyekun Arınma konusuna bir yazı dizisi olarak devam edeceğim. Neyin çöp olup olmadığını ayırt edebilmek te aslında bir farkındalık konusudur. İzleyin!

 

Sep 152012
 
1,466 views

(Aşağıdaki yazının orijinal haline  http://eft-tepeleme.gamet.com.tr/cilt-lekeleri-ve-tepeleme/ adresinden ulaşabilirsiniz.)

Bulaşıcı olmayan ama ömür boyu süren bir cilt hastalığı var: Sedef (Psoriasis). Bu hastalığın en belirgin özelliğini deri üzerindeki çeşitli boyutlarda kırmızı veya gümüş rengi cilt lekeleri oluşturuyor. Sedefe benzer ve deri üzerinde lekeler şeklinde ortaya çıkan başka hastalıklar da var.

İlaçlar bu tür hastalıkların fiziksel tarafını kolayca çözümlese de, duygusal tarafına hiç bir şey yapamıyor.

Hastaların pek çoğu şu duygusal sorunlardan bir veya bir kaçının etkisi altındadır: kızgınlık, endişe, sıkıntı, üzüntü, hayal kırıklığı, suçluluk, yetersizlik, keder, kendini dinleme, stres ve değersizlik…

Tepeleme – EFT yöntemi ilaçlar sayesinde elde ettiğiniz kimyasal çözümlerin, sorunun duygusal taraflarını da çözerek kalıcı hale gelmesini sağlar.

Bu amaçla:

1- Yaşadığınız olumsuz duyguların bir listesini yapın ve her satıra niçin böyle hissettiğinizi açıklayan 3 neden ekleyin. Daha sonra bu listeyi sıkıntı yoğunluğuna göre yeniden sıralayın. En yoğun duygular, sıranın en başında olsun.
Örnek: Kızgınım çünkü bu lekeler bir türlü geçmiyor.
Üzüntülüyüm, çünkü plaja gidemiyorum.
2- Listedeki her duyguya 1 ila 10 arasında bir değer verin.
3- Olumlama ve hatırlatıcı cümleleri oluşturun.
Örnek: Bu lekeler geçmediği için kızgın olsam da, kendimi seviyor…
Kızgın olsam da…
4- Kurgu cümlesini 3 kez tekrarlarken, karate noktasına sürekli vur.
5- Vuruşları yap ve hatırlatıcıyı söyle:
KB – Kaş başlangıcı : Kızgın olsam da…
GU – Göz ucu : Kızgın olsam da…
GA – Göz altı : Kızgın olsam da…
BR – Burun : Kızgın olsam da…
ÇN – Çene : Kızgın olsam da…
KK – Köprücük kemiği : Kızgın olsam da…
KA – Koltuk altı : Kızgın olsam da…
GN – Göğüs noktası : Kızgın olsam da…
BL – Bilekler: Kızgın olsam da…
TN – Tepe noktası : Kızgın olsam da…
6- Derin bir nefes al.
7- Sıkıntıyı tekrar derecelendir.
8- 3’ün altına düşmediyse vuruşları tekrarla.
9- 2 veya altına düştüğünde, listede yer alan bir sonraki soruna geç.

Bu uygulamayı yaparken araya dinlenme zamanları koy. Vücuduna su desteği yapmayı unutma.

Tüm listeyi tamamlayana kadar devam et.

Ahmet Aksoy